Ulusal Haber & Ulusal Ajans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ulusal Haber & Ulusal Ajans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Kasım 2017 Perşembe

HERŞEY ANKARA İÇİN: "ATO HEYETİ DİREKT UÇUŞLARA DESTEK İÇİN FRANKFURT’TA "

ATO HEYETİ DİREKT UÇUŞLARA DESTEK İÇİN FRANKFURT’TA  
-ATO BAŞKANI BARAN, “ANKARA, 3-4 SAATLİK UÇUŞLA ULAŞILABİLECEK 34 ÜLKE VE 23 TRİLYON DOLARLIK BİR PAZARIN ORTASINDA.”
-“FRANKFURT GİBİ ANKARA’NIN DA GELECEĞİNİ KONGRE VE FUAR TURİZMİNDE GÖRÜYORUZ.”
-TOBB BAŞKANI RİFAT HİSARCIKLIOĞLU: “DİREKT UÇUŞLAR YATIRIMA GELENE AVANTAJ OLACAK.”  

Ankara Ticaret Odası (ATO) Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran başkanlığındaki 170 kişilik heyet, ATO’nun ısrarlı girişimleri sonucu Türk Hava Yolları’nın (THY) Ankara’dan direkt uçuş başlattığı Frankfurt’a gitti. ATO’nun direkt uçuşlara destek vermek amacıyla gerçekleştirdiği Frankfurt ziyaretinde kongre ve fuar turizmi konusunda da görüşmeler gerçekleştirildi. ATO heyetinin ziyareti sırasında Frankfurt Marriot Otel’de “Ankara Uçuyor” konulu bir toplantı gerçekleştirildi. Toplantıya TBMM Eski Başkanı ve AK Parti Ankara Milletvekili Cemil Çiçek, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ve Avrupa Komisyonu Eski Başkan Yardımcısı Günter Verheugen’in da katıldı.
Toplantının açılış konuşmasını yapan 
ATO Başkanı Baran, “Frankfurt’a gelişimizin nedenlerinden biri, direkt uçuşlara destek vermek. Bu vesileyle bize destek veren Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Başbakanımız Binali Yıldırım’a, Bakanlarımıza, ülkemizin bayrağını göklerde dalgalandıran gurur duyduğumuz markamız Türk Hava Yolları’nın yönetimine ve sivil toplum kuruluşlarımıza çok teşekkür ediyorum” dedi. Ankara’dan yurtdışına direkt uçuşların artmasının sadece ulaşım kolaylığı açısından değerlendirilmemesi gerektiğine vurgu yapan Baran, direkt uçuşların, Ankara’nın kongre, fuar ve sağlık turizmi alanında gelişmesine yönelik çalışmaların bir parçası olduğunu kaydetti.
-“23 TRİLYON DOLARLIK PAZARIN ORTASINDAYIZ”-
Ankara’dan Frankfurt’a uçakla yaklaşık 3,5 saatte geldiklerine dikkati çeken 
Baran, “Coğrafi olarak Türkiye’nin ortasında yer alan Ankara’dan 3-4 saatlik uçuşla varılabilecek Almanya, Lüksemburg, Avusturya, Irak, Ürdün, Kıbrıs, Romanya, İngiltere, Özbekistan, Libya gibi 34 ülke mevcut. Bu ülkelerin toplam gayrisafi milli hasılası yaklaşık 23 trilyon dolar. Yani 34 ülkeyi kapsayan 23 trilyon dolarlık bir pazarın ortasındayız. Bu pazarı değerlendirecek üretim yapısına sahip bir şehrimiz var” dedi.
-“ANKARA FRANKFURT’LA BENZEŞİYOR”-
Avrupa’nın kavşak noktasında bulunan Frankfurt’un, Ankara ile pek çok ortak özelliğe sahip olduğunu kaydeden
 Baran, şunları söyledi: “800 yılı aşkın bir süredir ticaret fuarlarına ev sahipliği yapan Frankfurt, tıpkı New York, Roma, Londra, Moskova, Tokyo veya İstanbul gibi, uluslararası ticaretin en önemli merkezlerinden biri... Her yıl ortalama 3 milyon ziyaretçi Frankfurt’ta gerçekleşen 60 bin kongre ve etkinlik için şehre akın ediyor. Yıllık ortalama 51 uluslararası büyüklükte fuar gerçekleşiyor. Dünyanın en büyük ve kapsamlı kitap fuarı Frankfurt’ta düzenleniyor. Ekim ayında 69’uncusu düzenlenen fuara 100’ü aşkın ülkeden yaklaşık 7 bin yayın kuruluşu katılmış. Fuar geçen yıl yaklaşık 278 bin ziyaretçiyi ağırlamıştı. Bugün tüketici ürünleri, tekstil, otomotiv teknolojisi, mimarlık ve teknoloji alanındaki lider fuarların evi durumunda… Frankfurt Belediye Başkanı’nın tabiriyle Messe Frankfurt ‘şehrin beyni.’ Ankara Ticaret Odası olarak biz de şehrimizin geleceğini kongre ve fuar turizminde görüyoruz.” 
-“ALMANYA EN ÖNEMLİ PARTNERİMİZ”-
Almanya-Türkiye ilişkilerinin çok eskilere dayandığını anlatan
 Baran, “3 milyon vatandaşımızın ikinci vatanı olan bu ülke ile ekonomik, sosyal, kültürel bağlarımız mevcut. Bugün Almanya’da ekonomiden spora kadar birçok alanda vatandaşlarımız var ve kendilerinden söz ettiriyorlar. Halen 85 bin Türk girişimci yılda 45 milyar Euro’luk bir ciro ile iş yerlerinde 80 bini Alman olmak üzere 400 bin kişiye istihdam sağlıyor” dedi.
-“ALMANYA ANKARA İÇİN DE ÖNEMLİ”-
ATO olarak Almanya ile bağları daha da güçlendirmek arzusunda olduklarını dile getiren
Baran, ticaretin, ülkeler arasındaki en sağlam köprü olduğunu söyledi. Hem ithalatta hem de ihracatta Türkiye’nin en önemli dış ticaret partnerinin Almanya olduğunu da hatırlatan Baran, “Ankara için de Almanya’nın ayrı bir önemi var. 2016 yılında gerçekleştirdiğimiz toplam 10,8 milyar dolarlık ithalatımızın 1,8 milyar dolarlık kısmı yani yüzde 17’si Almanya’dan gerçekleşmiş. İhracatımızda da payı yüzde 8. Toplam 6,4 milyar dolarlık ihracatın 565 milyon doları Almanya’ya yapılmış” diye konuştu.
-TOBB BAŞKANI: “YATIRIMA GELENE AVANTAJ OLACAK”-
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da yaptığı konuşmada, Ankara’dan direkt uçuş bulunmamasının aktarmalı gidişler nedeniyle 4-5 saatlik kayba yol açtığını dile getirdi.“Bugün en kıymetli şey paradan sonra zamandır” diyen Hisarcıklıoğlu, “Ankaralılar olarak biz değil, Çorum’dan, Eskişehir’den gelen vatandaşlarımız için de geçerli. ATO’nun bu girişimi İç Anadolu’nun tamamına bir avantaj sağladı. Biz İstanbul üzerinden giderken, gelen için bu daha büyük bir sorundu. Ama asıl gelen yatırımcının işi kolaylaştı. Çünkü yatırımcı kolay ulaştığı yere yatırım yapıyor. Bu seferlerin artık Ankara üzerinden yapılması karşılıklı olarak sadece bize değil, bizim şehrimize yapılan yatırımdan yararlananlara da faydalı olacak. Büyük bir problem çözüldü, ATO ile birlikte bunu sağladık” diye konuştu.
-“DÜSSELDORF VE AMSTERDAM SIRADA”-
THY Yönetim ve İcra Kurulu Başkanı İlker Aycı’nın ATO Başkanı Gürsel Baran’ın Ankara’dan direkt uçuş konusunu ısrarla takip ettiğini kendisine söylediğini anlatan Hisarcıklıoğlu, Baran’ın vizyon sahibi bir Oda başkanı olarak görevini yaptığını söyledi. Hisarcıklıoğlu, “Yakında Düsseldorf ve Amsterdam gibi başka şehirlere de direkt gidip gelebileceğiz” dedi.
-“FUAR ALANI 1 YILDA BİTECEK”-
Ankara’nın bir fuar alanının olmadığını da belirten Hisarcıklıoğlu, “Bir başkentin fuar alanı olmaz mı? Bu bizim büyük bir ayıbımızdı. Bu kapsamda en büyük sermayedarlardan olan ATO, elini taşını altına koydu, ihalesi 1 ay içerisinde yapılacak ve 1 yıl içinde de tamamlanarak Ankara’nın da bir fuar alanına kavuşması sağlanacak. Bu fuar alanından Ankara ve İç Anadolu tüccarı faydalanacak” diye konuştu.
-“AB İLİŞKİLERİNDE KIŞ HAVASI YAŞIYORUZ”-
Toplantıda Türkiye-AB ilişkileri de ele alındı. Toplantıda konuşan
 TBMM Eski Başkanı ve AK Parti Ankara Milletvekili Cemil Çiçek, Türkiye ile AB ilişkilerinde Verheugen’in katkılarının büyük olduğunu belirterek, bugün de bu ilişkileri sürdürecek bir Verheugen’in olması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin bu ilişkilerden yana olduğunu belirten Çiçek, “Türkiye hiçbir zaman AB üyeliğinden vazgeçmedi. 2000’li yılların başında Türkiye Kopenhag kriterleri sürecini yaşadı ve bunu başardı. AB ile ilgili 58 yasa çıkardık. Hak ve özgürlükleri doğrudan ilgilendiren zor yasaları çıkardık. AB ilişkilerinin geliştirilmesi için müstakil bir bakanlık dahi kuruldu” dedi. Çiçek, Türkiye’nin AB’ye ihtiyacı olduğu gibi AB’nin de Türkiye’ye ihtiyacı olduğunu vurguladı. AB’ye üyelik için Kopenhag kriterleri dışında şart olmadığını ancak Kıbrıs konusunun Türkiye’nin önüne konduğunu hatırlatan Çiçek, terörle mücadele konusunda AB’nin tutumunun güven vermediğini söyledi. Çiçek, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından AB’nin tutumunu da eleştirerek “AB demokrasi değerlerini savunduğunu söylüyor. Söylem olarak bunun doğru olduğuna inanıyoruz. En son 15 Temmuz’da yaşadığımız alçaklık karşısında demokrasi değerlerini savunanların (yanınızdayız) demesi gerekmez miydi? Kurumsal olarak böyle bir söz duymadık. Duymadığımız gibi Türkiye’de hukuku ihlal eden adamlar burada” diye konuştu.
-VERHEUGEN: “EKONOMİDEN DAHA ÖNEMLİ BİR SİMGEDİR”-
AB’nin Gelişmeden Sorumlu Eski Komiseri Günter Verheugen de konuşmasında Türkiye’ye her gelişinde ciddi sıkıntılar yaşadığını belirterek, “Doğrudan bir uçuş bağlantısı gerçekten büyük bir kazanım ve başarıdır. Çok önceden de söylerdim, meşakkatli yollardan geçip Ankara’ya geliyordum. Şimdi Berlin işe yarar bir havalimanına sahip olursa artık daha kolay ulaşım sağlanacak. Ama Berlin yeni havalimanı beklerken, Ankara yepyeni bir havalimanına sahip oluyor. Yeni doğrudan bağlantılar benim açımdan bir simgedir. Ekonomiden önce bir bağlantının oluşturulması açısından önemserim. Bu nedenle benim için sevindiricidir. Bunda güçlü bir siyasi karar vardır. ‘Avrupa ile doğrudan bağlantı kurmak istiyoruz’ demektir” değerlendirmesini yaptı. Verheugen Ankara ile Düsseldorf ve kendi memleketi Köln’e doğrudan uçuş başlatılmasından da memnuniyet duyacağını söyledi.
Türkiye-AB ilişkilerinin geçmişine değinen
 Verheugen, Türkiye’nin tam üyelik müzakerelerine başladığında üyeliğin 1 Ocak 2013 olarak hedeflendiğini anlattı. Bu süreçte 15 fasıl açıldığını, birinin de kapandığını hatırlatan Verheugen, “Müzakereler başarılı olmasa da her iki tarafta da tam üyelikle ilgili halen bir irade bulunuyor. Bu bağ koparılmasın. Türk hükümeti Brüksel’in Türkiye’ye bu kapıyı kapamasını isteyen çevrelere prim vermesin” dedi.
Konuşmasında 15 Temmuz darbe girişimine de yer veren
 Verheugen “Bizde bir darbe girişimi olmuş olsaydı, hayal bile edemiyorum ne gibi sorunlar doğuracağını” dedi. Toplantıda daha sonra Frankfurt Başkonsolosu Burak Karartı bir konuşma yaparak Almanya hakkında bilgi verdi. Frankfurt Ekonomi Kalkınma Kurumu CEO’su Oliver Schwebel’in konuşmasının ardından Messe Frankfurt Yönetim Kurulu Üyesi Stephan Kurzaski bir sunum yaptı. Toplantı Türk Alman Ticaret ve Sanayi Odası Genel Sekreteri Okan Özoğlu’nun konuşmasıyla sona erdi.
Toplantıya, 
İstanbul Ticaret Odası Başkanı İbrahim Çağlar, Nevşehir Ticaret Odası Başkanı Arif Parmaksız, Çorum Ticaret Borsası Başkanı Ali Bektaş, Eskişehir Ticaret Borsası Başkanı Ömer Zeydan, Çubuk Ticaret Borsası Başkanı Veli Demir, Haymana Ticaret Odası Başkanı Ercan Özkan, Şereflikoçhisar Ticaret Odası Başkanı Yasin Tekin, TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve Polatlı Ticaret Borsası Başkanı Yahya Toplu, Türk Alman Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu üyeleri, Orta Anadolu İhracatçılar Birliği Başkanı Ahmet Kahraman, Ankara Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Arif Şayık, Türk Hava Yolları Ankara Satış Müdürü Emrullah Kirişçi, ATO Yönetim Kurulu ve Meclis üyeleri katıldı.

7 Ekim 2017 Cumartesi

SON DAKİKA: “ÜMİT YALIM SONUNDA ÇİLEDEN ÇIKTI...” İŞGAL VAR İŞGAL!..

HABER MAKALE: AHMET TAKAN: "YUNAN'IN HEDEFİNDE İZMİR VAR”
Yeniçağ Gazetesi yazarı Ahmet Takan, bugünkü köşesinde kamuoyuna çok çarpıcı bir duyuruda bulundu. Ümit Yalım'ın ortaya koyduğu belgeleri yayımlayan Takan 'Yunan hedefinde İzmir var" dedi.
İŞTE O AÇIKLAMA:
"18 TÜRK ADASI VE 1 KAYALIK İŞGALDE"
"Bu kadarı da pes doğrusu" diye hayıflanmayın!.. Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan belliydi. Yunan'ın küstahlıklarını yıllardır belgeleriyle yazıp çiziyoruz, AKP iktidarının vurdumduymazlıkları ile birlikte. Ege'de 18 ada ve 1 kayalığımızı göz göre göre işgal etmekle yetinmediler... "
"KAÇ KERE UYARDIK"
"Kaç kere belgelerini ortaya koyduk Türk topraklarında nasıl askeri üsler kurduklarını, gerçek mermilerle tatbikatlar yaptıklarını, deniz sularımızı ve hava sahamızı nasıl delik deşik ettiklerini, Türkiye'ye en yetkili ağızlardan savurdukları tehdit ve hakaretleri..."
"FENER RUM PATRİKHANESİ İŞİN İÇİNDE"
"İşgal ettikleri Türk topraklarına, kiliseler açtılar. İstanbul Fener Rum Patrikhanesi Papazlar tayin etti. Bizans bayrakları çektikleri Türk topraklarından biri olan Aydın Eşek Adası'na modern bir ilkokul ve lise yapıp  bu yıl eğitim öğretim yılını papaz efendinin ayini ile başlattılar. Türkiye'de sahnelenen kayıkçı kavgalarından istifade ederek bugünlerde çizmeyi iyice aştılar. Düşmanlıklarını had safhada sergilediler. "
"BUNLARIN HEDEFİ İZMİR"
"İşgal ettikleri Türk topraklarında bu sefer Aydın'ın Hurşit Adası'nda bir yenisini açarak lise sayısını 2'ye çıkardılar. Bitmedi!.. Bu lisede öyle bir tiyatro oyunu sahneye koydular ki İzmir'i hedef gösterdiler. "
"OYUNUN ADI: İZMİR RÜYALARI"
"Yunan Savunma Bakan Yardımcısı Dimitris Vitsas ve beraberindeki heyetin Türk topraklarında ayakta alkışladığı tiyatro oyunun adı neydi?.."Yanmış ve yanmamış Smyrni (İzmir) rüyaları. İşimiz burada" Evet aynen böyle!.. Her zaman olduğu gibi bu küstahlıklarını da fotoğraflarıyla birlikte Yunan Savunma Bakanlığı resmi internet sitesinden tüm dünyaya ilan ettiler...Yunan'ın bu düşmanlık hamlesini de belgeleriyle ortaya çıkaran eski Millî Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, YENİÇAĞ'a şu açıklamalarda bulundu;
"YUNANIN İZMİR HAYALİ DURMAK BİLMİYOR"
"Yunan'ın İzmir rüyası durmak bilmiyor. 9 Eylül 1922'de denize dökülen Yunan'ın gözü halâ İzmir'de. İzmir Koyun Adası'nı tek kurşun atmadan işgal eden Yunanistan, şimdi de gözünü İzmir'e dikti. Selanik'in güneybatısında Veria bölgesinde konuşlu olan Piyade Tümeni'ne Smyrni (İzmir) adını veren Yunanistan açık bir şekilde İzmir'i hedef olarak göstermiş. 
"İZMİR'İN GÖBEĞİNDE YUNANA OFİS VERDİLER"
Yunanistan, Erdoğan ve AKP Hükümetleri sayesinde İzmir'e parsel parsel yerleşiyor. İzmir Koyun Adası'na yerleşen Yunanistan, İzmir Konak Meydanı'na kadar geldi. Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu döneminde Yunan Başbakanı Çipras'a İzmir'de ofis tahsis edildi. Yunan Başbakanlık Ofisi, İzmir Konak Meydanı'ndaki T.C. Başbakanlık Binasında bulunuyor. "Ümit Yalım, Yunanistan'ın 6-13 Eylül  tarihlerinde düzenlediği "2'nci Ege Kültür Turu"nda "İzmir" mesajını nasıl verdiğini anlattı; 
"İŞGAL ETTİKLERİ YERLERE YERLEŞİYORLAR"
"Sisam, Hurşit, Ahikerya, Herke ve Kerpe adalarında icra edilen kültür turu sırasında tiyatro oyunları sergilendi, bando konserleri verildi ve halk oyunları gösterileri yapıldı. Kültür turunun ikinci durağı 2004'ten beri Yunan işgali altında olan Aydın Hurşit Adası idi. Hurşit Adası'nda, 7 Eylül'de tiyatro oyunu sergilendi, 9 Eylül'de de bando konserleri verildi ve halk oyunları gösterileri yapıldı. 
"İŞGAL EDİLEN ADALARA RESMİ HEYET"
Aydın Hurşit Adası'ndaki etkinliklere Yunan Savunma Bakanı Yardımcısı Dimitris Vitsas ve beraberindeki heyet katıldı. Vitsas, Sisam Milletvekili Dimitris Sevastakis, Tuğgeneral Antonios Kostakis ve Hurşit Adası Belediye Başkanı Yardımcısı Antonis Voulgaris ile birlikte 7 Eylül 'de adada konuşlu Yunan askeri üslerindeki askerleri denetledi ve adada icra edilen 'Ege Kültür Turu'na katıldı.
"BOY BOY RESİM ÇEKTİRİP YAYINLIYORLAR"
"Yunan Savunma Bakanı Yardımcısı Dimitris Vitsas, Yunan askeri üssünde görevli işgalci Yunan askerleri ile birlikte hatıra fotoğrafı da çektirdi. Yunan kara üssündeki denetlemelerini tamamlayan Vitsas, tiyatro oyununu izlemek üzere adada inşa edilen Yunan Lisesi'ne geçti.Tayyip Erdoğan, Binali Yıldırım ve İsmet Yılmaz'ın himayelerinde inşa edilen Yunan Lisesi'ne bir de tiyatro salonu yapılmış."
"İŞGAL OYUNLARI SAHNELİYORLAR"
"Yunan Tiyatro Sanatçıları Anna Vagena ve Katerina Theohari, Lambros Liavas'ın müziği eşliğinde 'Yanmış ve yanmamış Smyrni (İzmir) rüyaları. İşimiz burada' adlı oyunu sergilediler. Yunan Savunma Bakanı Yardımcısı Dimitris Vitsas ve beraberindeki heyet, oyunun bitiminde tiyatro sanatçılarını ayakta alkışladı.
"KARASULARIMIZI İHLAL EDİYORLAR"
"Tiyatro oyununu izleyen Vitsas daha sonra Aydın Hurşit Adası'nda konuşlu Yunan deniz üssünü ziyaret etti.Türk karasularını 6 mil ihlal eden P-267 Borda numaralı NİKOFOROS Deniz Karakol Gemisi'nde denetleme yapan Vitsas gemideki Yunan askerlerine plaket verdi.
"BİR MÜZİK NOTASI DAHİ VERİLMİYOR"
"Sisam, Ahikerya, Herke ve Kerpe adaları ile işgal altındaki Aydın Hurşit Adası'nda İzmir'i hedef gösteren tiyatro oyunu sergilenirken, AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümeti Yunanistan'a müzik notası bile vermedi. "
"TOPRAKLARIMIZI KİM KORUYACAK"
"Savunma Bakanı Nurettin Canikli ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Adnan Özbal, Ege'deki Türk deniz yetki alanlarını korumaktan sorumlu. Canikli ve Özbal, Türk deniz yetki alanları ile birlikte Türk karasularını 6 mil ihlal eden ve Aydın Hurşit Adası'na demirleyen Yunan Savaş gemisini nasıl izah edecekler?" Kaynak: Ahmet TAKAN/yeniçağ

8 Eylül 2017 Cuma

SON DAKİKA: İNGİLİZ JOSEPH ROBİNSON “ÖĞRENİNCE YPG’DEN AYRILDIM”

İNGİLİZ JOSEPH ROBİNSON: “ÖĞRENİNCE YPG’DEN AYRILDIM”
Aydın'da terör örgütü PKK/PYD soruşturması kapsamında tutuklanan İngiliz Joseph Robinson hakkında "Silahlı terör örgütüne üye olmak", adli kontrol şartıyla serbest bırakılan kız arkadaşı Mira hakkında ise "Silahlı terör örgütü propagandası yapmak" suçlarından dava açıldı. [Aydın (AA) - Ferdi Uzun]
Aydın'ın Didim ilçesinde terör örgütü PKK/PYD'ye yönelik 27 Temmuz'da  düzenlenen operasyon kapsamında tutuklanan İngiliz Robinson ile kız arkadaşlı  Mira hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı.
Cumhuriyet savcısı, hazırladığı iddianamede, İngiliz vatandaşı Joseph  Robinson hakkında "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan 5 yıldan 10 yıla,  Mira A. hakkında da "terör örgütü propagandası yapmak" suçlamasıyla 3 yıldan 5  yıla kadar hapis cezası talep etti.
Aydın 3. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen 7 sayfalık iddianamede,  sanıkların, sosyal medya hesaplarından KCK/PKK/PYD/YPG silahlı terör örgütünün  propagandasını yaptıklarının tespit edildiği belirtildi. İddianamede, tutuklu sanık Robinson'un, cep telefonundaki tespitler,  sosyal medya paylaşımları ile savunmasında YPG terör örgütüne katıldığına,  silahlı eğitim aldığına yönelik beyanları değerlendirildiğinde PKK'nın parçası  olan YPG adlı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinin anlaşıldığı  aktarıldı.
Mira A'nın sosyal medya hesaplarında da terör örgütü PKK/KCK'nın  parçası YPG'nin propagandasını içerir fotoğraf ve paylaşımlarda bulunduğu  belirtilen iddianamede, sanığın, terör örgütü propagandasını yapma suçunu  işlediği kaydedildi. İddianamede, tutuklu sanık Robinson ve kız arkadaşı Mira A'nın  polisteki savunmasına da yer verildi.
YÜZÜK GÖSTERİP OTELE GİRMİŞ
Polisteki ifadesinde, Türkiye'ye kız arkadaşının ailesini görmek ve  tatil amacıyla geldiğini belirten sanık Robinson, şunları kaydetti: "İngiliz ordusundan 2014'te ayrıldım. Sosyal medya üzerinden YPG üyesi  Hozan K. adlı şahısla tanıştım. 7 Temmuz 2015'te yalnız başıma uçakla  Süleymaniye'ye gittim. Hozan K'nin tarifi üzerine taksiye bindim ve bir yüzük  göstererek otele girtim. Burada Hozan K. ile buluştum. Yaklaşık 3 hafta kadar YPG  saflarında Sarin, Ayn el Arap bölgelerinde bulundum.
KALAŞNİKOF, BİKSİ SİLAHLARININ EĞİTİMİNİ ALDIM.
YPG'nin de tıpkı PKK gibi aynı amaca hizmet ettiğini öğrenince YPG'den  ayrıldım. YPG'nin de PKK gibi terör örgütü olduğunu Suriye'de bulunduğum süre  zarfında anladım. Daha sonra YPG'den ayrılıp Irak bölgesine geçerek peşmergeye  katıldım." Robinson, sosyal medya hesabından paylaştığı fotoğrafların ise Batılı  ülkelerden YPG içerisinde faaliyet gösterirken ölen ya da kaybolan örgüt  mensuplarına ait olduğunu öne sürdü. Robinson'un kız arkadaşı Mira ise Robinson ile 20 ay önce sosyal  medya üzerinden tanıştığını, terör örgütü propagandası yaptığı yönündeki suçlamaları kabul etmediğini söyledi.

18 Ağustos 2017 Cuma

ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘küre’ ve ‘kılıç danslı’ fotoğraflarıyla hafızalara kazınan Suudi Arabistan ziyaretinin ayrıntıları ortaya çıkmaya devam ediyor.

ŞOK HABER: MÜTHİŞ İDDİA!...
ABD'DEN SUUDİLERE TEKLİF: TÜRKİYE'Yİ DENKLEMDEN ÇIKARALIM
ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘küre’ ve ‘kılıç danslı’ fotoğraflarıyla hafızalara kazınan Suudi Arabistan ziyaretinin ayrıntıları ortaya çıkmaya devam ediyor. Yeni Şafak Gazetesi'nden Yılmaz Bilgen'in haberine göre Riyad’daki masada, Türkiye’nin Suriye denkleminden tamamen çıkarılması gerektiği konuşuldu.
ABD heyetinin “Suriyeli muhaliflerle Türkiye’nin tüm ilişkileri kesilmeli. Bu konuda insiyatif yeniden şekillenmeli” dediği ileri sürüldü. Ayrıca merkezi İstanbul’da bulunan Suriye Muhalif Devrimciler Güçler Koalisyonu (SMDK) ile Gaziantep’te faaliyet yürüten Suriye Geçici Hükümeti’nin Türkiye dışına çıkarılmasının da aynı görüşmelerde konuşulan konular arasında yeraldığı iddia edildi.
İddiaya göre, yeni karar ve yönetim merkezinin Riyad olmasının kararlaştırıldığı toplantıda, silah ve lojistik destek konusunda Ürdün ve Mısır’ın daha etkin kullanımı da karara bağlandı. Trump yönetiminin Suudi Arabistan’ın yeni süreçte ‘lider’ rolü üstlenmesini istediği, Suudi yetkililerin ise ABD’den İran’ın Tahran-Bağdat-Şam-Beyrut Şii koridorunun engellenmesi konusunda desteğini istediği öne sürüldü. Riyad yönetiminin ayrıca İran’ın Yemen ve Bahreyn konusunda devam eden tutumu karşısında ABD’den daha etkin destek istediği de iddialar arasında yer aldı.

3 Ağustos 2017 Perşembe

Çapulcu Barzani'ye: "STATÜKO ANTE" mutlaka dayatılmalı; İki Yüzlü Kalleş ve Küstah ABD'ye: "Küre, DİYARBAKIR Kaçak Üssü ve İNCİRLİK'e ACİLEN VE DERHAL KAPATMA" Yaptırımı uygulanması Şarttır.

BARZANİ’YE KARŞI ELİMİZDEKİ BÜYÜK KOZ: "STATÜKO ANTE"
AHMET TAKAN
Çapulcu başı Barzani, ateşe odun taşımakta ısrarcı… Küstahça meydan okumaya devam ediyor. 25 Eylül’de Kuzey Irak’ta bağımsızlık konusunda referandum düzenleyeceğini her gün papağan gibi tekrarlıyor. Dış destekçileri hepinizin bildiği gibi. Sırtını sıvazlayıp duruyor!.. İran referanduma şiddetle karşı çıkıyor. Peşmerge paçavrasını Türkiye’de göndere çeken AKP iktidarı sessiz kalarak çapulcu başına ve sözde Kürt devletine desteğini sürdürüyor. Peki, bu duruma karşı, Türkiye çaresiz mi?.. Eli kolu bağlı mı?.. Uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan hakları yok mu?.. Tabii ki var. Hem de kapı gibi!.. Ama bunların gündeme getirilmesi ve harekete geçilmesi için önce millî bir Hükümet gerekli.
Adam yerine koyanların Allah bin türlü belasını versin.
Bu kirli oyunun perde arkasını daha da netleştirmek için yıllar öncesine dönelim;
Sene 2002… ABD’nin Bahreyn Manama’da konuşlu 5’inci Deniz Kuvvetleri Filosu’nun Komutanı Koramiral Timoty Keatings, Ürdün Amman’da katıldığı bir resepsiyonda Türk Askeri Ataşesi’ne önemli açıklamalarda bulunur… Koramiral Keatings, "ABD’nin, İngiltere ve Türkiye ile birlikte Irak’ta savaşa girmek istediğini ve Saddam yönetiminin devrilmesi sonrasında Irak’ı üçe bölerek kuzeyde Kürt Devleti orta bölgede Sünni Devleti ve güneyde Şii Devleti kuracaklarını" söyler.
Türk Askeri Ataşesi’nin, "Kuzey Irak’ta 3,5 milyon Türk var, onlar ne olacak?" sorusuna verilen cevap daha da ilginçtir. Keatings, "Kuzey Irak’taki Türkler, kurulacak Kürt Devletinin egemenliği altında yaşarlar, beğenmezlerse Türkiye’ye giderler" der. Bunun üzerine Türk Askeri Ataşesi, şiddetli bir tepki gösterir, "Irak’ın üçe bölünmesi halinde 5 Haziran 1926 Antlaşması’nın geçerliliğini yitireceği ve ‘statüko ante’ye dönülerek Musul ve Kerkük petrol alanları dahil olmak üzere Kuzey Irak bölgesinin Türk toprağı olacağını" ABD’li generalin suratına haykırır. Türk Askeri Ataşesi’nin, "ABD’nin kurmak istediği devlet Kürt Devleti mi yoksa İkinci İsrail Devleti mi" sorusuna karşılık olarak Koramiral Keatings, "yorum yok" demekle yetinir, pabucun pahalı olduğunu görünce hemen oracıktan sıvışır!..
Merak ettiniz değil mi bu Türk Askeri Ataşesi’nin kimliğini?.. YENİÇAĞ okurları çok yakından tanır. Yıllardır Ege’deki adalarımızın Yunanistan tarafından nasıl işgal edildiğini belgeleriyle ortaya çıkaran ve yılmadan mücadelesini sürdüren, Millî Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli Kurmay AlbayÜmit Yalım.
Yıllar önce, bizzat kendisinden dinlediğim bu olayı yazmak için müsaadesini aldığım Ümit Yalım ile, "Barzani’nin karşısında Türkiye çaresiz mi?"yi konuştuk. Yalım, tarihi gelişimi sıraladıktan sonra"Bağımsız Kürt Devleti" ifadesinin tamamen paravan olup Kuzey Irak’ta kurulacak olan İkinci İsrail Devleti‘ni gizlemek için kullanıldığının altını çizdi, "referandumun gerçekleşmesi ve bağımsız devlet kurulmasına karar verilmesi halinde Türkiye ve İran, İkinci İsrail Devleti ile komşu olacak"dedi. AKP iktidarının da Barzani’ye zemin hazırladığını örnekleriyle anlatan Ümit Yalım şunları söyledi:
"Amerika, Irak Savaşı sonrasında Saddam yönetimini devirdikten sonra, Kerkük-Ürdün-Hayfa/İsrail Petrol Boru Hattını açmak istedi. Ancak Ürdün Hükümeti boru hattını açmayı kabul etmedi. Amerika, Ürdün’ün açmadığı petrol boru hattı yerine daha kolay bir yol seçti ve petrolün Türkiye üzerinden Akdeniz’e çıkarılmasını sağladı. Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümeti, boru hattını işletmeye açarak Barzani yönetimine hayat öpücüğü verdi ve İsrail’in petrol maliyetlerini düşürdü. Barzani, PKK terör örgütüne silah, mühimmat, yiyecek ve giyecek desteği sağlıyor. Yani Türkiye üzerinden Akdeniz’e çıkarılan petrol, Mehmetçiğe kurşun olarak geri dönüyor."
"Kuzey Irak’ta İkinci İsrail Devletinin kurulması halinde Irak’ın güney bölgesinde bulunan Şiilerin de İran ile birleşmesi kaçınılmaz bir durumdur. Böyle bir birleşme bölgedeki gerilimi iyice artıracaktır" diyen Ümit Yalım, Türkiye’nin haklarını nasıl savunabileceğini tane tane anlattı:
"Türkiye ile Irak arasındaki sınırı belirleyen ve komşuluk ilişkilerini düzenleyen Ankara Antlaşması, 5 Haziran 1926 tarihinde, Türkiye, Irak ve İngiltere arasında imzalanmıştır. Antlaşmanın1’inci maddesi ile Türk-Irak hududu, Milletler Cemiyeti’nin 29 Ekim 1924 tarihinde kararlaştırıldığı şekilde (Brüksel Sınır Çizgisi) kesinleşmiştir. Kuzey Irak’ta bağımsız bir devlet kurulması halinde1926 Ankara Antlaşması ile Milletler Cemiyeti’nin 29 Ekim 1924 tarihli kararı ortadan kalkmış olacaktır. Böyle bir durumda ‘statüko ante’ye dönülerek Musul ve Kerkük petrol alanları dahil olmak üzere Kuzey Irak bölgesi yeniden Türk toprağı olacaktır.
Türkiye ne yapmalı ?
Türkiye, 1926 Ankara Antlaşması’nın tarafları olan İngiltere ve Irak nezdinde diplomatik girişimlerde bulunmalı, tarafları referandumun neden olacağı vahim sonuçlar konusunda uyarmalı ve referandumun yapılmasına kesinlikle engel olmalıdır.
Türkiye, İngiltere ve Irak’ın yeterli tepki vermemesi halinde 29 Mart 1946 Türkiye-Irak Dostluk ve iyi Komşuluk Antlaşması’nın 11’inci maddesinden kaynaklanan hakkını kullanarak uygun tedbirlerle referanduma engel olmalıdır. Anılan madde Türkiye’ye, Irak’ın ülke bütünlüğüne yönelik hareketlere karşı engel olma yetkisi vermektedir.
Kuzey Irak-Ceyhan boru hattı derhal kapatılmalı; Barzani’nin Türkiye’de bulunan paravan şirketlerine el konulmalıdır.
1926 Ankara Antlaşması’nın taraflarına, ABD ve Birleşmiş Milletler’e, Kuzey Irak’ta referandum yapılması halinde Türkiye’nin "statüko ante"den kaynaklanan hakkını kullanacağı diplomatik nota ile duyurulmalıdır." 
Lozan’ı beğenmeyenler!.. Her şey ortada… Haydi bakalım görelim sizi!..

1 Ağustos 2017 Salı

DES “TOPLU GÖRÜŞMELERDE ZAM ORANI YILLIK EN AZ YÜZDE 30 OLMALI”

DES “2018 VE 2019 DÖNEMİ TOPLU GÖRÜŞMELERDE ZAM ORANI YILLIK EN AZ YÜZDE 30 OLMALI”
2018 ve 2019 yıllarını kapsayan ve ağustos ayında başlayacak olan 4.toplu sözleşme pazarlığının geçen yıllarda olduğu gibi bu yılda hezimet ile sonuçlanmaması gerektiğini söyleyen Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES) Genel Başkanı İshak ÇELEBİ, “Toplu Sözleşme masasına oturacak sendika temsilcilerini dikkatli, memurun ve emeklisinin hakkını korumaya hükümeti de insaflı olmaya davet ediyorum” dedi.
ÇELEBİ, “Dört kişilik bir memur ailesi kira, gıda, giyecek, yakacak, eğitim, sağlık, haberleşme, ulaşım ve temizlik gibi zorunlu ihtiyaçlarını yüzde 5-6 lık zamlarla karşılaması mümkün değildir. Memur maaşlarına düşük zam verme yoluyla tasarruf yapmak hükümetin sürdürdüğü yanlış bir politikadır. Bu durum Türkiye’ye ve kamu çalışanlarına büyük zararlar vermektedir. Bu tür politikaların sonucudur ki memurlar sosyal hastalıklara karşı adeta itilmiş, ikinci üçüncü ek iş arayışına girmiş ve akabinde kamudan hizmet alan vatandaşın da memnuniyetsizliğini her geçen gün artmıştır. Hükümet gerçekleşen reel enflasyon üzerine milli gelirdeki büyümenin maaşlara yansıtılmasıyla maaşlara yılın 1. Dönemi için % 15,  2. Dönemi için %15  zam yapılmalı ve ikinci yıl içinde  aynı oranlar uygulanmalıdır.  Hükümet memurların bu makul talebini dikkate almalıdır.”
TÜİK’İN İNSAFINA KALDIK, HÜKÜMETİN VE MEMURUN ENFLASYONU FARKLI !
Ülke gündemimizin içerde ve dışarıda meydana gelen gelişmelerle meşgul olduğunu söyleyen DES Genel Başkanı İshak ÇELEBİ, “Yanlış ithalat-ihracat politikaları ve ücret ve zam uygulamaları başta olmak üzere, tarım politikalarının çarpıklığı ve siyasi krizler yüzünden vatandaşın mutfağında yangın çıkmıştır. Vatandaşın mutfak savaşı unutuldu, memurun sofrası kurudu. Türkiye’nin enflasyon oranı yüzde 11 deniliyor ama memurun enflasyonu yüzde 40- 50 olduğunu belirtti. Memurun sofrasındaki enflasyonun TÜİK enflasyonunu üçe dörde katladığını ve memurların ve emeklilerinin geçinmek için ikinci üçüncü işlerde çalışmak zorunda kaldığını da ifade eden DES Genel Başkanı İshak ÇELEBİ, “Hükümetin yüzde 5-6'lık zamlara mahkûm ettiği öğretmenler, memur ve emeklilerinin ücret, maaşları reel olarak erimeye ve gerçek enflasyon karşısında aşınmaya devam ediyor. Tüketici Fiyat Endeksi'nde (TÜFE) gıdanın ağırlığı, yüzde 24 düzeyinde bulunuyor. Öte yandan TÜİK’in enflasyon hesaplamalarında cips, badem gibi fantezi ürünler dışarıda tutulup, memurun en fazla tükettiği temel gıda ürünleri baz alınırsa enflasyon artışının daha fazla olduğu ortaya çıkacaktır. TÜİK veri tabanında yer alan TÜFE madde sepeti ve ortalama fiyatlarına göre bazı ürünlerdeki yıllık fiyat artışı yüzde 100'e yaklaştı.” diye konuştu.
Memur ve emeklilerinin uğradığı bu zararın telafisi için toplu sözleşme süreci önemli bir fırsattır.
Memur ve emeklilerinin uğradığı bu zararın telafisi için toplu sözleşme süreci önemli bir fırsattır. Bu fırsatı hem yetkili sendikaların hem de hükümetin insaf ve vicdan ile hareket edip çok iyi değerlendirmesi gerekiyor.

20 Temmuz 2017 Perşembe

SU UYUR DÜŞMAN UYUMAZ; "ALMAN BASININDAN ŞOK GİZLİ ÜS' İDDİASI"

ALMAN BASININDAN ŞOK GİZLİ ÜS' İDDİASI
Alman Bild gazetesinin haberine göre ABD, Suriye iç savaşına daha büyük bir müdahale için yoğun hazırlık yapıyor. Gazete uydu görüntülerinde ABD'nin Suriye'nin kuzeyindeki Kobani yakınlarında gizli bir hava üssünü ortaya çıkardı. Askeri havaalanı 235 futbol sahası büyüklüğünde, toplamda ise 1.9 kilometre kare. Terör örgütü PKK'nın Suriye kolu YPG'nin çoğunluğunu oluşturduğu SDG'nin DEAŞ karşıtı koalisyon sözcüsü gazeteye gizli askeri havaalanıyla ilgili açıklamalarda bulundu.
Bu üssün koalisyonu desteklemek amacıyla lojistik merkezi olarak planlandığını belirten sözcü aynı zamanda bu havaalanına C-130 ve C-17 tipi taşıma uçaklarının, C-17 “Globemaster”  jet uçaklarının da iniş yapabileceğini söyledi. Adı açıklanmayan sözcü gazeteye ABD'nin Kürtleri Esad ve Türkiye'ye karşı uzun süre müdafaa etmek için hazırlık yaptığını savundu. Bild Gazetesi bu gizli askeri havaalanının bulunduğu bölgenin çok gizli tutulduğunu, online haritalarda görünmediğini belirtti ve bu fotoğrafları uydu fotoğrafları pazarlayan TerraServer şirketinden satın aldıklarını yazdı. (KAYNAK: BİLD + Celal ÖZCAN / BERLİN, 19 Temmuz 2017 - 12:35)
ORAJ POYRAZ “BU HABERİ” YORUMLADI
Amerika daha da ileri gitmekte kararlı gözüküyor. O halde bizim de daha da güçlü savunma yapmakta kararlı olmamız şart.
Ülkemizin milli!!!! savunmasının Amerikan ve Avrupa bağımlılığının azaltılmasına daha çok gayret edilmesine çalışmamız lazım. Bu anlamda ülkemizin hava savunmasına Rus S400 çeşitlemesinin yapılması faydalı olmuştur.
Şimdi elimizde olan Hisar O ve A füzelerinin menzillerinin, hızlarının, etkinliklerinin artırılmasına çalışmak gerekmektedir. Bir kere füze teknolojisine sahip olduktan sonra bunları menzil, hız, etkinlik açısından geliştirmek çok daha kolay olacaktır. Ve bu güne kadar bu işlere katkı sağlayanlara büyük takdir ve teşekkürler sunuyorum elimizde hassa güdüm imkanı sağlayan teknolojiler, füze gövdesi üretme teknolojileri, füze motoru üretme teknolojileri mevcuttur. Şimdi yapılması gereken deniz, hava, kara ve uzay hedefleri için elimizde olanları geliştirmek, çeşitlendirmek, değişik şekillerde kombin etmekten ibarettir.
Uçak gemisi tartışmalarına bir ara saptama yapmak isterim.
Bizim uçak gemisinden çok uçak gemisi katili füzelere yatırım yapmamızı önerim. Çin, Rusya, Hindistan bunu yapmaktadır. Bunlar stratosferik, süper değil hipersonik, balistik değil güdümlü akıllı füzelerdir. Bu kategorideki füzelerin önlenmesi imkansız derecede zordur. Bunlar stratosferik seyirlidir, bunların uzay dışında önlenmesi için ancak uzayda çalışan uydu silahlara ihtiyaç vardır. Bunlar pasif balistik bir rota takip etmez, değişken rotalar izlerler, bu nedenle önleme rotası hesaplamak imkansızdır.
Bunlar hedef üzerine geldiklerinde hızlı ve kısa bir atmosferik dalış rotası çizerler bu rota içerisinde ulaştıkları hız hipersoniktir bu nedenle bu mesafe içerisinde bunları eldeki geleneksel hava önleme füzeleriyle önlemek imkansızdır. Bu kategori yenidir. Amerikanın da bu kategoride yeni tasarımları vardır. Bunu bizdeki SOM füzesinin hipersonik hızda ve uzayda uçanı gibi düşünmek mümkündür.
Burada söz konusu olan mach 5 ve üstü süratler, aracın çoğu yüzeyinde birkaç yüz, hatta bazı yüzeylerde bin dereceye varan sıcaklıklardan bahsediyoruz elbette.
Özel titanyum, seramik, karbon, kompozit gövde elemanları ve yüzey kaplamaları gerekiyor.
Motor olarak geleneksel roketler dışında ram jetler, screem jetler... Zaman artık böyle bir zaman. Daha hızlı, daha akıllı, daha yoğun, daha keskin, daha eşgüdümlü bir ateş gücünü toplamak. Savaşın endüstrisi, otomasyonu. Tıpkı tam otomasyon fabrikalar, bankalar gibi. Bu sefer daha az maliyetle, daha hızlı, daha entegre, daha az can kaybıyla ölüm üretme endüstrisinden bahsetmek lazım.
Hitleri bitiren büyük oranda rantabl ve fizibl olmayan mega projeler olmuştur.
Sürekli olarak büyüyen en sonunda 1000 tonluk mega tank projesine dayanan tanklar, Büyük Atlantik duvarında olduğu gibi milli kaynakları sömüren anormal hatta mega tahkimat projeleri, sürekli olarak Hitlerin beyinden fırlayıp duran mega silah projeleri. Oysa gerek İngilizler, gerek Amerikalılar savaşın her aşamasında savaşın finansmanı ve ekonomisi üzerine çok fazla kafa yormuştur. Örneğin, Amerikan tankları fabrikasyonken, Alman tankları el işçiliğine dayalıdır.
Bu nedenle Amerikan tankları zayıf ama kolay üretmekteyken, Alman tankları mükemmel ama üretimi zor olmuştur. Ruslar da silah üretimlerinde rantabilite, fizibilite, ekonomi ilkelerin büyük değer vermiştir. Bir savaş milli kaynakların verimli kullanılmasının en önemli olduğu dönemdir. Savaş sırasında milli kaynakların çarçur edilmesi tek başına savaşın kaybının sebebi olabilir.
Elbette Hitlerin generallerini bir kenara iterek kendi beyninden fışkırttığı mega stratejilerinin de askeri kaynakların tüketilmesinde büyük katkısı olmuştur. Bunu da not almak gerekir.
Benzeri megalomanik hataları Stalin de tekrar tekrar yapmıştır. Demek ki, iki cambaz aynı ipte oynayınca Rus ve Alman milleti tarihin gördüğü en ağır kayıplı topyekün savaşı yaşamıştır. Umarım Recep Tayyip ERDOĞAN(RTE) diğer aklı evvel devlet adamlarını bir kenara itterek bizi tıpkı Hitler, Stalin gibi kendi beyninden fışkırttığı böyle mega stratejlerin, mega projelerin ürünü kıyıcı, tüketici, büyük savaşlara sürüklemez.
Doğrusu bundan yana çok ama çok büyük endişem var. Ve Hitlerin her şey bittiği anda onlar bizi seçti, bedelini ödemek zorundalar dediği o acıklı sahneyi hatırlıyorum.
***
Oraj POYRAZ ( 0raj.p0yraz@neomailbox.net / [oraj.poyraz@openmail.cc]oraj.poyraz@openmail.cc / [oraj_poyraz@alpinaasia.com]oraj_poyraz@alpinaasia.com )

18 Temmuz 2017 Salı

Dışişleri Bakanı, Kıbrıs'ta var olan durumun ömür boyu süremeyeceğini belirterek "Artık bundan sonra başka süreçler olacak" dedi.

SON DAKİKA: Dışişleri Bakanı İlân Etti: "KIBRIS'TA ARTIK HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK!.."
Dışişleri Bakanı, Kıbrıs'ta var olan durumun ömür boyu süremeyeceğini belirterek "Artık bundan sonra başka süreçler olacak" dedi.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, iki kez başarısız olan Kıbrıs müzakerelerinin ardından başka süreçlerin hayata geçeceğini söyledi. Bakan Çavuşoğlu, Ankara'da ağırladığı Estonyalı mevkidaşı Sven Mikser'le birlikte gazetecilerin karşısına çıktı.
Güney Kıbrıs'ın Doğu Akdeniz’de tek taraflı olarak sürdürdüğü hidrokarbon faaliyetlerine ilişkin bir soruyu Çavuşoğlu, "Kıbrıs Rum yönetiminin tek taraflı olarak burada adım atması doğru değildir. Çünkü Kıbrıs adası etrafındaki rezervlerde Kıbrıs Türk halkının da hakkı vardır" sözleriyle yanıtladı. İsviçre'deki Kıbrıs zirvesinin perde arkasını aktaran Çavuşoğlu, "Onların planı şuydu, bu süreci 12'sine kadar uzatmak ve ertelemek. 12'sinde tek taraflı attıkları adım karşısında Türkiye ve KKTC birlikte tabii ki duyarsız kalmayacak, adım atacaktı.  Bunu bahane göstererek masadan kaçacaklardı. Bu planı biz gördük. Ama istedikleri gibi olmadı ve Crans-Montana'da süreç onların yüzünden tıkandı" diye konuştu.
DIŞİŞLERİ BAKANI ŞÖYLE DEVAM ETTİ:
"Yani burada iyi niyet yok. Şimdi madem Türk tarafının hakkı var, bunu da kendileri söylüyor, o zaman niye çözüme odaklanmıyorsun da tek taraflı faaliyette bulunuyorsun? Ama alıştılar. 2004'te referandumda Annan Planı'nı reddettiler, ağabeyleri onları ödüllendirdi, hemen AB'ye aldılar. Şımarttılar tabii. Ne yapsalar destek buluyorlar. Şimdi orada da küçücük bir taraf üye ve Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği değil birçok süreci de tıkıyorlar. Yani esasen AB de buna çanak tutuyor işin doğrusu. Kimler, AB içinde hangi ülkeler Kıbrıs sorununun arkasına saklanıyordu, onların gerçek yüzünü de görmeyi çok istiyordum işin doğrusu. Ama artık bundan sonra başka süreçler olacak Kıbrıs'ta. Ömür boyu bu şekilde bu süreç gidemez. Bunu da söylemek durumundayım. Biz iktidara geldiğimiz günden bu yana herkesten bir adım önde olduk çözüm için ve hiç tereddüt etmedik, siyasi riskler de aldık. Ama bir tarafta istemiyorsan o zaman çaresine de bakmak lazım. İnşallah bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne gideceğim ve burada da istişareler yapacağız yetkililerle, Sayın Cumhurbaşkanı'yla, Meclis Başkanı'yla ve siyasi partilerle birlikte ve gelecekle ilgili nasıl bir yol haritası belirleyeceğiz, bunları da istişare edip, görüşeceğiz ve kararlaştıracağız.
'AMBARGO KALKMALI'
Kıbrıs sorunu her zaman önümüzde bir  engeldi. Fakat Crans-Montana'da Kıbrıs sorununun çözümünü kimin istediği, kimin  istemediği net bir şekilde ortaya çıktı. BM Genel Sekreteri de AB de bunu net bir  şekilde gördü. AB ülkelerinin de artık Kıbrıs sorununun arkasına sığınmaması gerekiyor. 2004 yılında referandumdan sonra AB sözünü tutmadı. Şimdi KKTC üzerindeki ambargo ve kısıtlamaların bir an önce kalkması lazım. Bu bir kere insani değil. Bu çağda bir tarafı haketmediği şekilde üye yapıyorsunuz, diğer tarafı baskı altında tutuyorsunuz. İnsani olmayan yaptırımlar uyguluyorsunuz. Bu doğru bir şey değil ama önümüzdeki süreçte biz sadece Kıbrıs konusu değil, diğer konularda da AB ile ilişkilerimizi sürdürmek isteriz. Burada da AB'den samimiyet bekliyoruz."

12 Haziran 2017 Pazartesi

Çanakkale, Gelibolu "ÇİMPE KALESİ" RESTORE EDİLMELİ (HABER: Fethi Murat Doğan, E. Öğretim Gör.)

ÇİMPE KALESİ RESTORE EDİLMELİ
Gelibolu sınırları içinde yer alan ve Türklerin Trakya ve Rumeli’deki ilerlemesinde köprübaşı niteliğindeki Çimpe Kalesinin hali, tarihimizle ilgili duyarlılığı olan herkesi derinden üzüyor. Orhan Gazinin oğlu Süleyman Paşanın Rumeli’ye geçtiği yerin yakınındaki kale, çeşitli dönemlerde kısmi bakım görmüş; ancak pey zamandır kaderine terk edilmiş halde bulunan kalede, defineciler rahatlıkla hazine aramışlar!
Tarihimiz bakımından çok önemli olan Çimpe Kalesinin ihmal edilmiş hali, yakındaki Keşan Belediye Başkanı Mehmet Özcan’ı derinden yaralamış; toplum olarak bu konularda çok daha bilinçli olmamız gerektiğini belirtiyor. Tarihimize hepimizin saygı göstermesini ve bunun partilerüstü yaklaşımla ele alınmasını vurgulayan Başkan Özcan, Çimpe Kalesinin restore edilmesine gönül vermiş, bunun için gerçekten didiniyor.
Oyuncu ve sunucu Mimoza Elezi vasıtasıyla bizi de Çimpe Kalesini görmeye davet eden Keşan Belediye Başkanı Mehmet Özcan ve aynı duyarlılıktaki eşi mimar Şengül Özcan’ın bu örnek davranışını görünce yerel yönetimlerin tarihi eserlere ilgi gösterilmesi konusunda ne kadar önemli olduğunu fark ettik. Bu öncü ve duyarlı davranışın diğer belediye başkanlarımızca da örnek alınmasını dileriz.

Kültür Bakanlığı ile diğer yetkililerin ve tarih dergilerinin, üniversiteler ve aydınlarımızın, Çimpe Kalesinin restore edilmesi için gereken ilgiyi göstermeye davet ediyorum. Mutlaka içinde Rumeli Fatihi Gazi Süleyman Paşanın büstü de yer alsın. (HABER: Fethi Murat Doğan, E. Öğretim Gör.)

31 Mart 2017 Cuma

KERKÜK KAN AĞLIYOR. "ANKARA MÜTEREDDİT VE KARARSIZ" ATI ALAN ÜSKÜDARI GEÇERKEN TÜRKMENELİ DRAMI… Haber.Makale: Dr. Noyan UMRUK

KERKÜK KAN AĞLIYOR. 
ATI ALAN ÜSKÜDARI GEÇERKEN TÜRKMENELİ DRAMI…
Haber.Makale: Dr. Noyan UMRUK
Önce yakın geçmişten bazı başlıklar: “Şeriatçı vahşi katiller Suriye'de Türkmenlere de saldırıyor. AKP Hükümetinin ise katilleri besleyip, bakıp silahlandırmaya devam ettiği söyleniyor. Türk halkından toplanan vergiler Türkmenleri öldürenlere gidiyor. Irak'ta da aynısı oluyor. Barzani peşmergeleri ABD ordusu eşliğinde Türkmen yerleşim bölgelerine saldırırken Abdullah Gül "Onlar Şii" diyor. Türkmenler öldürülüyor, çöllere sürülüyor. Kerkük'te nüfus kayıtları yakılmış, Kürtlerin çoğunlukta olduğunu göstermek için dışarıdan Kürt nüfus yığılmış. Halen de saldırılar devam etmekte. Bu katliamların sorumlularından Barzani, Ankara'da AKP Kongresi'ne şeref konuğu ve konuşmacı olarak çağırılıyor, beyinsiz yandaşlar "Türkiye seninle gurur duyuyor" diye tezahürat yapıyor.” “Benzer olay 2013'te Diyarbakır'da tekrarlanıyor.Dönemin başbakanı, Barzani ve Şivan Perver eller havada, alkışlanıyor, Emine Hanımefendi ağlıyor. “
Dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala: "Hatay'daki TIR’lar Türkmenlere gidiyordu." Diyor…
Buna karşılık; Suriye Türkmen Meclisi Başkan Yardımcısı Hüseyin el-Abdullah: "Ankara'dan (AKP Hükümeti'ni kastediyor) ne başka bir yardım, ne de silah yardımı alabiliyoruz. " diyor.
 Diğer bir Suriye Türkmen Meclisi Başkan Yardımcısı Abdurrahman Mustafa: "Bakan Ala'nın demecini gazetelerden gördüm. Benim böyle bir yardımla ilgili bilgim yok."diyor.
Suriye Türkmen Hareketi Sekreteri Rami Karaali: "Böyle bir yardımla ilgili bilgim yok."diyor. Bir başka Türkmen lideri Ali Mehdi “Biz artık alıştık sıkıntıya, göçe, ölüme.. Biz ölüp gidek, ama bunları Türkiye görmesin, Azerbaycan görmesin inşallah, Türkiye galmalı, Azerbaycan galmalı..." diyor. Gelelim yaşadığımız günlere… Barzani alayişle Ankara’ya geliyor… Damat Bey dahil malum zevatla görüşüyor…  Kuzey Irak bölgesel yönetimi flaması hava alanında bağımsız devlet bayrağı gibi göndere çekiliyor… Aynı flama T.C. cumhurbaşkanı ve başbakanı ile tarafların büyük memnuniyetini ifade eden görüşme fotoğraflarında yer alıyor…
Binali Bey de "Ne var bunda, ben Irak anayasasına da baktım, kendi parlamentoları falan var, devlet gibi" mealinde bir şeyler söylüyor… Barzani  Erbil’e dönüyor… Kerkük valisi, Irak anayasasına aykırı olarak, 'Kürdistan bayrağı” asılması talimatı veriyor; yetmiyor " Ankara'da, İstanbul'da asılan bayrak, Kerkük'te niçin asılmasın ki?" deyiveriyor … Sözde Kürdistan bayrağı sözde Kerkük Meclisi kararıyla tüm kamu binalarına asılıyor. Kerkük’te her taraf  aynı flamalar ile donatılıyor…
Bu sırada T.C. Dış İşleri Bakanı saf saf  “Nezircan Barzani  bize böyle dememişti…” diyebiliyor… Yoksa yine mi kandırıldınız be birader…
Barzani, düşük maliyetli, kar marjı yüksek Irak Petrolünün üçte birini oluşturan Kerkük petrol yataklarının tamamen üzerine oturma çabasında bir hayli mesafe almış oluyor…
Türkiye’yi yönetenlerin, bu gelişmelere göz yummakla ne gibi beklentiler içinde olduğunun düşünülmesi gerekiyor… Öte yandan Rojava'yı ilan eden PYD/YPG de ABD desteği ile Münbiç'ten sonra Rakka'ya girmek üzere..PKK uzunca bir süredir, Musul'dan Rakka'ya giden yol üzerindeki Sincar'da hakimiyetini pekiştirdi. Fırat Kalkanı operasyonu, ABD Dışişleri Bakanının Türkiye ziyaretinin ariefesinde  aniden bitiriliveriyor…  ABD yetkilileri    "Merak etmeyin biz söyleriz, sonra hem Kerkük'ten, hem Rakka'dan, hem Musul'dan çıkar giderler, şimdi IŞİD'e odaklanalım" falan diyor… Ve de ABD Dışişleri bakanı bu kadar hassas bir dönemde, muhalefetle görüşme gerği görmüyor!.. Atı alan Üsküdar'ı geçerken, Türkiye, muhteremi abad edecek ucube rejimle yatıp kalkıyor… Manzara bu… Şimdi gelelim ibret-âlem bir mektuba: Türkmenler o bölgenin en aydın, en aklı başında, en onurlu topluluğudur…  İşte onlardan bir aydının, pırıl  pırıl bir aydının, sayın Mahir NAKİP’in bir mektubu ulaştı bana, aynen aktarıyorum:
“IMPR tarafından Ankara’da düzenlenen ‘’Kürtler, Barış, Demokrasi ve Çözüm Modellerini Tartışıyor’’ toplantısına katıldım. Burada Irak’tan KDP, KYB, Goran ve İslami Kürt Partisi’nin temsilcilerinin yanında, Suriye’den ve İran’dan Kürt siyasetçiler bulundu. Türkiye’den BDP’den de katılım oldu. Bu masum başlık altında her ne hikmetse bütün katılımcılar Türkiye’deki Kürt açılımına hararetle temas etti. KDP adına konuşan Hemin Havramani, Türkiye’nin Kürtler konusunda daha güçlü ve sürdürülebilir adımlar atmasını, demokratikleşme paketi çerçevesinde yasal ve anayasal değişikliklere daha emin ve hızlı adımlarla ilerlemesi icap ettiğini ve Öcalan’ın basınla daha rahat ilişki kurmasının sağlanması gerektiğini vurguladı. İbretle dinledim. Doğrusu aklımdan, ‘Türkiye’den AKP, CHP ve MHP’nin temsilcileri Erbil’e gidip orada Irak Türkmenlerinin sorunları konusunda bir toplantı düzenleyerek Kürtlere bazı tavsiyelerde bulunsalar, Erbil Yönetimi acaba bunu nasıl karşılar’ sorusu aklımdan geçmedi değil. Neyse geçelim... 
Derken gündemimize tarihi! Diyarbakır buluşması düştü. Diyarbakır’da büyük  buluşma... Gün boyu süren töreni adım adım televizyondan izledim. Yetmedi, günlerdir medyada tartışılan bu konuyu takip ettim. Durumdan vazife çıkaranların, kelime ve ifadelerden mana bulanların ve dillerinin altından baklayı çıkaranların haddi hesabı yoktu. Erdoğan’ın Kuzey Irak Kürdistan Yönetimi demesi, var olan bir realiteyi ifade etmektedir. TBMM’nin ilk tutanaklarında da bu kelime var. Bunda bir beis görmeyebiliriz. Ama Diyarbakır Belediye Başkanı’na göre bu ifade Türkiye Kürdistan’ını da gündeme getirmiştir, yıllardır Kuzey Irak’ta yaşayan! Arzu Yılmaz’a göre de bu, Rojava’nın da batı Kürdistan olduğunun kabulü demektir. Nitekim PYD iki gün sonra Türkiye sınır kapısına yakın bir binanın üstüne yine kendi bayraklarını astılar. Daha neler ve neler...
Tabi ki bu gelişmeler Irak Türkmenlerini doğrudan ilgilendiren bir konu olmayabilir. Türkmenler elbette her şeyden önce Anavatanları Türkiye’nin huzur ve sükûnete kavuşmasını can-u gönülden arzular. Ama herkes emin olsun ki bu gelişmeler Irak ve Suriye Türkmenlerini ciddi şekilde endişe ve kaygıya sürüklemektedir. Sanki bir yağma var; bölge, kapanın elinde kalacak gibi görünüyor. Sanki bir dağılma olacak, Türkiye’nin gözü önünde ve biraz da hoşgörüsü ile Irak, Türkiye ve Suriye topraklarından doğacak büyük Kürdistan kurulacak ve bölgede yaşayan Türkmenler bu hengame içinde unutulup ya da eriyip gidecektir. Diyarbakır buluşmasından  bu anlamın çıkarılmasına izin verilmemelidir… 
Gelelim madalyonun diğer yüzüne… Erdoğan’ın konuşmasını dinlerken, satır aralarında Irak ve Suriye Türkmenlerini aradım; bulamadım. Kerkük, öyle bir şekilde telaffuz edildi ki Türkmen unsuru sanki yokmuş intibaını verdi. Herkes barıştan bol bol dem vuruyor. Her yere barışın gelmesi için herkes uğraşırken niye kimse aylardır patlamalarla sarsılan Tuzhurmatu’ya, Kerkük’e ve Telafer’e barışın gelmesini istemiyor? Habur’un yanında beş sınır kapısı daha açılacaksa, acaba bir tanesi bile olsa Telafer’e açılacak mı, yoksa hepsi ‘‘Kürdistan’a’’ mı bağlanacak? Bir zamanlar Türkmen temsilcisi Rahmetli Özal’ın sağında, Barzani ve Talabani ise solunda otururken, bugün Irak Türkmenlerini temsil eden ITC Başkanının esamisi bile zikredilmiyor. Yıllarca Başbakanımız tarafından kabul edilen Iraklı Kürt yetkililerin sayısını bilmiyorum ama neden 2006 yılından beri Türkmen lideri Sayın Başbakanımızın huzuruna kabul edilmemiştir?
UNPO’nun Genel Sekreteri Marino Busdachin Avrupa Parlamentosu’na gönderdiği şikayet mektubunda Türkmenlerin genel olarak Irak’ta ve özel olarak da Kerkük’te kaçırılmaktan korunmadıklarını, Tuzhurmatu’nun hedef olduğunu, arazilerinin Kerkük (Kürt) Valiliği tarafından gasp edildiğini ve bilumum Türkmenlerin asimile olmakla karşı karşıya kaldıklarını vurgulamaktadır. UNPO için önemli olan Türkmenler, Türkiye için önemli değil midir? Bu sorular, daha doğrusu buruk kaygılar sanırım bütün Türkmen aydınlarının içinden geçiyor. Bugün Tuzhurmatu iki yıldır süren patlamalar neticesinde bir hayalet şehre dönüşmüş; böylece Kerkük etrafındaki son Türkmen kalesi de düşmüştür. Bütün bu sitemleri dile getirirken Türkiye’nin güçlü bir ülke olduğundan da emin olduğumuzu unutmamaktayız. Eğer Başbakanımız, ağırladığı Barzani’den Türkmenlerin Kerkük ve Tuzhurmatu’da korunmalarını istese, ya da açılacak beş sınır kapısından birisinin Telafer’den geçmesini talep etse, Barzani’nin hayır demesi mümkün değildir.
Türkiye önemli bir sorununu çözmeye çalışırken bir başka sorunun doğmasına sebep olmamalıdır. ‘’Dimyat’ın pirincine giderken, evdeki bulgurdan olmamalıyız’’. Her ne kadar nüfusları ve nüfuzları azsa da Irak’ta ve Suriye’de Türkiye’ye gönülden ve samimiyetle bağlı tek topluluk Türkmenlerdir. Diğerleri hep geçici çıkarları için bugün Türkiye’den yana görünüyorlar. Türkiye Demokratikleşme Paketini açarken ve açmaya devam ederken; Kuzey Irak Kürt Yönetimi ile her türlü siyasi ve iktisadi ilişkiyi kurarken, Türkiye içinde yaşayan Kürtlere barışı sağlayacak bazı haklar verebilir. Ama bu haklar ne Türkmenlerin Türkiye tarafından unutulması pahasına, ne de Barzani’nin de içinde parmağının olduğu, yok olmalarına sebep olmalıdır. Türkiye, ister Bağdat yönetimiyle ister Kürt yönetimi ile ilişkilerini düzenlerken Türkmenleri kaale almak zorundadır.
Türkmenlerin vebali 
Türkiye’nin boynundadır... 
Türkiye, Irak ve Suriye’de yaşayan Türkmenlere önem ve rol verdiği ölçüde, merkez ve yerel yönetimler tarafından önemseneceklerdir. Türkiye’de kim iktidarda olursa olsun bu tarihi realite akılda tutulmalıdır… Mahir NAKİP"
Sonuç: Gelin de Yüce önderin Sadabat Paktı ve Balkan Antantı gibi bölgesel politikalarını hatırlamayın… Adalar, Süleyman Şah ve nihayet Kerkük… Dileriz bu dalga Kıbrıs’a da vurmaz…Türkiye tek tek nüfus alanlarını kaybediyor… Görülüyor ki; ısrarla izlenen yanlış politikaların tam tersine, bölgede Türkmeneli dramı dahil her alanda daha etkin olabilmek için Irak ve Suriye yönetimleri ile yeniden sağlıklı ve tutarlı ilişkiler kurmak gerekiyor. 
İşte böyle… Takdir sizin sevgili okurlarım…
Dr. Noyan UMRUK noyanumruk@hotmail.com

Alçakça, kalleşçe bir saldırı, vahşi kıyım "BAKÜ ermeni soykırımının" ıstıraplı yıl dönümü (31 Mart 1918-31 Mart 2017) Türker ERTÜRK & Ulusal Haber.Ulusal Ajans


























31 MART 1918 BAKÜ KATLİAMI'NDA
 KATLEDİLEN SOYDAŞLARIMIZI RAHMET İLE ANIYORUZ.
1918 yılının Mart olayları, tarihimizin en kanlı sayfalarındandır.
Bolşevik- komünist bayrağı altında birleşmiş Ermeni çeteleri, Bakü’de, Nahcivan’da, Kuba’da, Kusar’da, Şamahı’da, Lenkeran’da halkımıza çok büyük zulümler yapmışlardır. Tarih araştırmacılarının değerlendirmelerine göre sadece 29-31 Mart günleri arasında Bakü’de 20 binden fazla vatandaşımız katledilmiştir. Kıyımın yapılmasının başlıca sebebi Azerbaycan’ın bağımsızlığının karşısının alınması, Bakı’nın mühim iktisadi ve siyasi önemi ile bağlıydı. Rusya için Bakı mühim ehemmiyet taşırdı. Bu, V.İ.Lenin’in “Bakı petrol, ışık ve enerjidir” sözlerinden de aydın görünür.
Amma ermenilerin de kendi amaçları olmamış değildi. Stepan Şaumyan’ın aşağıdakı fikirleri Mart kıyımının yapılmasının iç yüzünü açıyor: “Bizim süvari desteye ilk silahlı hücum cehtinden bahane gibi istifade edip, bütün cephe boyu hücuma geçtik. Bizim 6 bin nefere kadar silahlı kuvvemiz vardı. Aynı zamanda Daşnaksütyun’un da 3-4 bine yakın milli desteleri vardı. Onların iştiraki iç savaşa milli kıyım karakteri verdi ve bundan kaçınmak mümkün değildi.
Biz buna şuurlu olarak gittik.
Eğer onlar Bakü’de zafer kazansaydılar, şehir Azerbaycan’ın başkenti ilan edilirdi”.
Martın 30-da akşam saat 5-de Bakü’de ilk ateşler açıldı. Şehir Daşnaksütyun ve Ermeni Milli Şurası ve ermeni kilisesi Bakı Sovyeti’ni savundu. Ermeni askerleri gibi Bakü’deki Ermeni aydınları da Bakü Sovyeti tarafından dövüşe katıldılar. Kitlesel kıyımlar süresinde Azerbaycan Türklerine ait sosyal binalar, milli simgeler ve kültür ocakları dağıtıldı. “Açık söz”, “Kaspi” gazetelerinin binaları, kendi faaliyetini bütün Güney Kafkas’a yayan, Azerbaycan Türklerinin sosyal hayatında mühim rol oynayan, maddi ve manevi yardımlarıyla meşhur olan Müslüman Hayriye Cemiyeti’nin yerleştiği “İsmailiyye” binası yakıldı, mescitler bombalandı.
Meşhur Tazepir mescidinin minareleri tahrip oldu.
Tazepir mescidine sığınarak, buraya penah getirmiş 500 neferin cesedi bu ibadetgahdan bulundu. Nisan’ın 2-de gece yarıya kadar devam eden Müslüman soykırımında binlerle Azerbaycanlı Türk öldürüldü. Ermeni – Bolşevik cellatları çocuklara, ihtiyarlara bile aman vermiyordular.
Saç-saça bağlanan Türk kadınları çıplak şekilde caddelerde gezdirilirdi. Böyle alçaklığı yalnız menfur Ermenilerden beklenirdi. Bakü kıyımında helak olanların sayı hakkında çeşitli fikirler mevcuttur.
Fakat getirilen bütün rakamlar Mart kıyımının ne kadar dehşetli katliam olduğunu bir daha tasdik ediyor. Mesela, İngiliz arşivlerini öğrenen Türk tarihçisi Salahi Sonyel bu neticeye gelmiş ki, 1918 yılının Mart ayında 8-12 bin Azerbaycan Türkü katledilip. ABŞ tarihçileri C. ve K. Mackartiler de 1918 yılında Martın 30′undan Nisanın 1′inedek Bakü’de Ermenilerin 8 binden 12 bine kadar Müslüman öldürdüğünü ve kentin Türk ahalisinin yarısının kaçtığını yazıyorlar.
ABŞ istihbarat kaynaklarına göre, o zaman 60 bin Azerbaycan Türkü kaçkına çevrilmişti.
İngiliz yazar Peter Hopkirk “Bitmeyen Oyun” adlı kitabında yazıyor ki, İngilizler Almanların ve Türklerin Hindistan’a geden yolunu mutlak kesmek, Ermeniler Doğuda ve Batıda zengin Azerbaycan topraklarına sahip olmak, Ruslar ise zengin Bakü petrolüne sahip çıkmak istiyordular.
Mart hadiselerinin tahlili gösteriyor ki, Müslümanlara karşı mücadelede siyasi mensubiyet gözetmeksizin tüm Ermeniler birleşmişti.
Şöyle ki, Mart kıyımı dini ve etnik mensubiyete göre bir halkın kitlesel soykırıma maruz kalması idi. 1918 yılının Mart ayında Bakü’de yapılanlar Azerbaycan halkının tarihinde en büyük soykırım oldu.
Bu kırgın ve sürgün politikası, Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunun, “Kafkas İslam Ordusu” adıyla, 1918 Mayıs’ında Azerbaycan’a gelmesiyle durduruldu.
Yaklaşık dört ay süren bir askeri harekâtla tedhiş sona erdirildi. Sahip olduğu zengin petrol yatakları sebebiyle Rusların göz koyduğu Bakü, Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin başkenti ilan edildi.
Bugünkü Azerbaycan’ın siyasi sınırları da o tarihte çizildi.
Ancak, 1920 yılında tüm Kafkas bölgesi, Sovyetler Birliği’nin yönetimi altına girdi.
Ermeniler bu dönemde de etkin konumlarını sürdürdüler. Ermenistan’ın sınırlarının asıl genişlemesi de bu dönemde gerçekleşti. Öyle ki, 1920′lerde başlayıp 1980′lere kadar geçen süre içerisinde Ermenistan, Azerbaycan toprakları aleyhine üç kattan fazla genişleyerek, ilk kurulduğu yıllardaki 9,000 kilometrekareden bugünkü 29,000 kilometrekarelik alana ulaştı.
Zaten, daha ilk fırsatta, 1920-21 yıllarındaki yeni sınır düzenlemelerinden yararlanarak, Nahçıvan ile Azerbaycan arasındaki Zengezur ve Göyçe bölgelerini topraklarına kattı.
Böylece, Azerbaycan’ın Nahçıvan, dolayısıyla Türkiye ile olan coğrafi bütünlüğü ortadan kalktı, ülke bugünkü parçalı halini aldı. Sovyet hâkimiyeti kurulduktan sonra üç yıl sonra, Dağlık Karabağ’ın Ermenistan sınırlarına katılmasına karar verildi.
Bu karar, uyandırdığı hoşnutsuzluk nedeniyle, ertesi gün Stalin’in de katıldığı bir toplantıda iptal edildi. Ancak aynı gün, yani 5 Temmuz 1923 tarihinde, Dağlık Karabağ’ın statüsü değiştirilerek, Azerbaycan sınırları içerisinde kalmak kaydıyla, özerk bölge haline getirildi. Ermenistan, elde ettiği toprakları teknik bakımdan arındırma fırsatını II. Dünya Savaşı’ndan sonra yakaladı.
Diaspora’nın da desteğiyle, 23 Aralık 1947 tarihinde SSCB Bakanlar Kurulu’ndan “Ermenistan SSC’den Kolhozcuların ve Başka Azerbaycanlı Ahalinin Azerbaycan SSC’nin Kür-Araz Ovalığına Göç Ettirilmesi Hakkında” bir karar çıkartıldı. Azerbaycan’da Atatürk Merkezi Başkanı ve Azerbaycan Milli Meclisi Kültür Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Nizami Caferov, bu dönemde Türklerin Ermenistan’dan Azerbaycan topraklarına zorunlu göç ettirilmelerinin Moskova’nın talimatı ile olduğunu belirtiyor. Göyçe, Ağababa, Zengezur, Makalı gibi bölgelerde Türkler nüfusun %90′ını teşkil ediyorlardı. Bu ise, dönemin Sovyet politikası açısından riskli bir durumdu.
Moskova, bunun için Ermenilerin isteklerine sıcak baktı, hatta destekledi. Diğer yandan Ermeniler, 1948′den 1953 yılına kadar geçen sürede yüzlerce insanı Azerbaycan’a göndererek, Azerbaycan Türklerinin “Batı Azerbaycan” olarak adlandırdığı bugünkü Ermenistan’ı Türklerin azınlık olarak yaşadıkları bir bölge haline getirdiler. Bu arada Ermenistan’ın, SSCB merkez yönetiminin verdiği bu karardan özellikle stratejik bölgelerdeki Azerbaycan Türklerini boşaltmak biçiminde yararlandığı dikkat çekmektedir.
Bu bağlamda, özellikle Türklerin ekonomik, sosyal ve kültürel yönden güçlü oldukları yerler boşaltıldı. Bunun en somut olanı da başkent Erivan’dan Türklerin sürgün edilmesiydi. Türklerin boşalttığı yerlerin adları da hemen değiştirilmeye başlandı. Ermenistan’ın Türklerden tamamıyla temizlenme süreci ise Mihail Gorbaçov’un SSCB Komünist Partisi Genel Sekreterliğine gelmesi ile tamamlandı. Ermenistan’ın 170 ayrı yerleşim yerinde yaşayan 250,000 civarında Türk, 1988 Kasım ayının 20’sinden itibaren 15 gün içerisinde yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan, planlı bir şekilde ve zorla sürgün edildiler. Bu son olay, bugünkü Dağlık Karabağ ve “Kaçkın-Mecburi Göçkün” olgusunun ana sebeplerinden biriydi. Çünkü bugünün ilk “kaçkınları”, Ermenistan’dan sürgün edilenlerdi.
Diğer yandan, bu etnik temizlik ve Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’la birleştirilme çabalarına, her geçen gün kitleler halinde Azerbaycan’a gelen insanların çok zor şartlar altında çadırlarda, tren vagonlarında yaşama görüntüleri eklenince, Azerbaycan kamuoyunda, Ermenilere ve önlem almayan Sovyet yönetimine çok ciddi bir tepki oluşmaya başladı. Nihayet 17 Kasım 1988′de Azatlık Meydanı gösterileri başladı.Yüz binlerce insanın katılımıyla gerçekleşen bu gösteriler, kısa zamanda organize bir halk hareketine dönüştü. Gösterilerin önünü alamayan Sovyet yönetimi ise çareyi askeri müdahalede buldu ve 20 Ocak 1990 gecesinin o meşum olayları meydana geldi. Çeşitli istikametlerden giren Sovyet tankları, kurulan barikatlar önündeki insanları ezerek, çevreye ağır silahlarla ateş yağdırarak Bakü’ye girdi.
Olaylar sırasında onlarca sivil hayatını kaybetti. Bütün bunlara rağmen, Azerbaycan’daki protesto hareketleri güçlenmesini sürdürdü ve Sovyetler Birliği’nin çözülmesi yolunda en önemli etkenlerden biri oldu. Öte yandan Ermeniler Dağlık Karabağ’ı Türklerden boşaltma faaliyetlerini hızlandırdılar. Buna direnen halkla, Ermeni silahlı birlikleri arasında sıcak çatışmalar başladı. Sovyetler Birliği’nin 1991 yılı sonlarında dağılması ile çatışmalar iyice alevlendi. Karabağ savaşlarının en dramatik sahneleri, Dağlık Karabağ’ın Hocalı şehrinde yaşandı. 1992 yılının Şubat ayının 25′ini 26’sına bağlayan gece, Ermenistan Silahlı Kuvvetleri ile Dağlık Karabağ’daki Ermeni milisleri, SSCB’nin Hankendi’nde yerleşen 366. Motorize Alayı’nın da katılım ve desteğiyle Hocalı şehrinde büyük bir saldırı başlattılar.
Bir gece içerisinde 613 sivil öldürüldü, 1200′den fazla insan da esir alındı. Öldürülenler ve esir götürülenler arasında, 1989 yılında Fergana olaylarından kaçarak, Hocalı’ya gelip yerleşen Ahıskalı Türkler de bulunuyordu. Bu rakamların birkaç bin kişinin kaldığı düşünülürse, trajedinin boyutları daha iyi anlaşılır. Karabağ savaşları süresince 20,000′den fazla Azerbaycanlı hayatını kaybetti, 4866 insan esir ya da kayıp düştü, 100000′den fazla insan yaralandı ve yaralıların yarısından fazlası sakat kaldı.
Bu sırada, Azerbaycan’ın %20’sine denk gelen 17,000 kilometrekarelik toprağı işgal edilmiş; 900 yerleşim yeri, 131,000 civarında ev, 1025 okul, 798 sağlık merkezi, 1,500 kültürel mekân, 12 müze, 9 saray tahrip edilmiş ya da yakılmış, müzelerdeki 40000 civarında tarihi eser talan edilmişti. Bu arada, 927 kütüphanede bulunan on binlerce kitap ve el yazması eser de yok edilmişti.
Ermeniler, ateşkesin ilan edildiği 1994′ün 12 Mayıs’ına kadar Dağlık Karabağ’ın tamamını ve etraftaki yedi şehri ele geçirmişlerdi (Rusların yardımıyla). Buralarda yaşayan 700,000′i aşkın Azerbaycan Türk’ü, yerlerini değiştirmek terk ederek, iç bölgelere göç etmek zorunda kalmıştı.Böylece bugüne kadar sürecek “kaçkınlar ve mecburi göçkünler” sorununun iki ayağı da ortaya çıkmıştı. Ermeni şoven milliyetçilerinin halkımıza karşı tecavüzü halen devam etmektedir. Siyasi-ideolojik tahribat ve dezenformasyon alanında zengin tecrübeye sahip Ermeni milliyetçi ideologları ve yurt dışındaki Ermeni lobisi ülkemize ve halkımıza karşı garezli ve hileli yöntemleri kullanarak uyduruk savlarla dünya halklarını şaşırmağa, XX. yüzyılda yaptıkları katil ve işgalleri unutturmağa çalışıyorlar. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev “31 Mart -Soykırım Kurbanlarını Anma Günü” münasebetiyle Azerbaycan Halkına müracaatında şöyle diyor: “Ermenistan’ın ve onun havadarlarının saldırgan siyaseti iflasa mahkumdur, çünkü bu hat şimdiki dünya siyasetinin öncü eğilimleri ile keskin çelişki teşkil etmektedir.
Bu siyasete karşı geniş potansiyele sahip Azerbaycan devleti, onun git gide artan iktisadi kudreti, siyasi nüfuzu, dünya Azerbaycanlılarının günden-güne pekişen dayanışması, nihayet, kuvvetli ve çağdaş Azerbaycan ordusu dayanır. Azerbaycan hazırda iqtisadi artım göstericilerine göre dünyada lider mevkilere sahiptir. Tahliller gösteriyor ki, ülkemizin inkişaf dinamiği yakın yıllarda daha da yükselecektir. Azerbaycan bölgede en mühim küresel enerji ve nakliyat-ulaşım projelerinin iştirakçisi ve teşebbüsçüsüdür. 2006 yılında Bakü-Tiflis-Ceyhan esas ihraç petrol boru hattının ve Bakü-Tiflis-Erzurum gaz boru hattının işletmeye verilmesi, Kars-Tiflis-Bakü demir yolunun çekilişinin başlanması ülkemizin imkanlarını daha da genişlendirecek ve daha büyük proje ve programların gerçekleştirilmesine şerait yaratacaktır. Azerbaycan yönetimi dünya siyasetini belirleyen büyük devletlerle, uluslararası teşkilatlarla sürekli ve muntazam iş yapıyor, on yıllar boyu biçimlenmiş stereotipleri ve yanlış siyasi yanaşmaları değiştirmeğe çalışıyor. Artık bu istikamette belirli uğurlardan da konuşmak mümkündür. Dost topluluklarla, özellikle kardeş Türk diasporu ile işbirliği şaraitinde yurt dışında yaşayan soydaşlarımızın sosyal-siyasi etkinliği yükselmektedir.
Bakü’de düzenlenen Dünya Azerbaycanlılarının İkinci Kurultayı’nda nümayiş ettirilmiş birlik ve dayanışma azmi bunun göstergesi oldu. Bizim siyasi-diplomatik ve enformasyon-propaganda mücadelesi alanında yapmamız gereken işler çoktur. Bu yolda imkanlarımızı seferber etmeli, daha semereli çalışmalıyız.” 31 Mart – Soykırım Kurbanlarını Anma Günü’de Azerbaycan’da soykırım kurbanlarının hatırasını ihtiramla yad ederken, 31 Mart gününün Türkiye’de de resmi olarak Soykırım Günü ilan edileceğine inandığımı belirtmek isterim. Soykırım Kurbanlarını Anma Günü’de 1918 yılında halkımızı faciadan, mahvolmaktan kurtarmış Nuri Paşa timsalinde tüm Anadolu Türk halkına minnettarlığımı bildiriyor, Azerbaycan topraklarında canlarını feda etmiş Mehmetçiklere Yüce Tanrıdan rahmet diliyorum.
[status draft] [nogallery] [geotag on] [publicize off|twitter|facebook] [category duyuru]
[tags ANMA MESAJI, 31 Mart 1918, Bakü Katliamı, soydaşlar]
http://www.ozelburoistihbarat.com, http://www.ozel-buro-istihbarat.com