14 Ocak 2017 Cumartesi

"MİLİ DAVA KIBRIS" - SON DURUM: "KIBRIS GÖRÜŞMELERİNDE TÜRKİYE 3 ŞARTINI MASAYA KOYDU"

KIBRIS GÖRÜŞMELERİNDE TÜRKİYE 3 ŞARTINI MASAYA KOYDU
Dr. Rauf DENKTAŞ
O'nun yolunu izlemeyenler;
Türk Düşmanı ve Vatan Hainidir.
[Ulusal Ajans & Ulusal Haber, 14.01.2017 – Ankara]
Kıbrıs görüşmelerinde Türkiye, "Garantörlük korunsun. Çözüm anlaşması AB hukuku olsun. Türkiye vatandaşları, yeni Kıbrıs'ta AB vatandaşı haklarına sahip olsun." şartlarını masaya koydu.
İsviçre'nin Cenevre kentinde garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin de katılımıyla toplanan Kıbrıs zirvesinde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 3 şart masaya koydu ve Türkiye'nin garantörlüğün devamını istedi. Rum ve Yunanlılar, tam aksi yönde taleplerde bulunurken, Yunan Dışişleri Bakanı Nikos Kocas, müsteşarlar seviyesinde çalışma grubu kurulacağını ve 23 Ocak'ta Cenevre'de bakanların yeniden biraraya geleceğini bildirdi. Ancak, Yunanistan'ın bu teklifi, diğer taraflar tarafından kabul görmedi.
TÜRKİYE VE YUNANİSTAN TALEPLERİNİ NET BİR ŞEKİLDE BELİRTTİ. PALİKARYA MEMNUN DEĞİL!.
BM'nin yeni Genel Sekreteri Antonio Guterres'in ev sahipliğinde Cenevre'deki BM binasında yapılan konferansa, garantör ülkeler dışişleri bakanları seviyesinde, kalabalık heyetlerle katıldı. Kıbrıslı Türk ve Rum liderlerin de hazır olduğu konferansta Türkiye ve Yunanistan, garantörlük sistemi konusundaki taleplerini net bir şekilde masaya koydu.

13 Ocak 2017 Cuma

Parlamento Çalışamaz Hale Getirilirse ERKEN SEÇİM Düşünülebilir!..

ERKEN SEÇİM YAPILACAK MI?
CUMHURBAŞKANI Recep Tayip ERDOĞAN'DAN "KONUYA İLİŞKİN" AÇIKLAMA
Erken Seçim tartışmalarına yanıt, Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan'dan geldi. Erdoğan, "Erken seçimin hiçbir zaman uygun olacağını düşünmedik. Parlamentoyu çalışamaz hale getirirlerse bunlar da düşünülmeyecek şey değil" diye konuştu. Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan, öğle saatlerinde Üsküdar Kısıklı'daki konutundan Hz. Ali Camisi'ne geçti. Burada cuma namazını kılan Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan, çıkışta basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Erken Seçim konusuna da değinen Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan'ın sözlerinin satır başları şöyle: "Gönlümüzden geçen dün Ankara’da yaptığım konuşmada söylediğim gibi, kürsü adabına uygun bir şekilde herkesin demokratik hakkını kürsüde kullanması, partilerinin düşüncesini orada ortaya koymalarıydı. Ne yazık ki başından itibaren öyle gerçekleşmedi. Öyle ya da böyle 8 madde geçmiş bulunuyor. Bundan sonra temenni ederiz ki çok daha sakin bir havada ve demokrasinin adabına uygun bir şekilde devam etsin. Bazı milletvekili arkadaşlarımızın, bir milletvekili arkadaşımızın burnunun kırılması. Bir diğerinin ayağının dişlenmesi gibi çok çirkin olayların olması hiçbir milletvekiline yakışır şeyler değil. Ben öyle ya da böyle bu işin biteceğine inanıyorum."
ONDAN SONRA İŞİN ASIL SAHİBİNE GİDİLER
Bu hafta bu iş biter. Ondan sonra işin asıl sahibine gidilir. Millet kararını verir. Öyleyse bu telaş niye? Kürsüyü kırmak dökmek, çiçeklikleri filan devirmek… Eninde sonunda buradaki arkadaşlar milletin vekilleridir. Asıl değil. Asıl millettir. Millet bekliyor. Bu iş bana gelsin, bu işin asıl sahibi benim diyor. Yeni bir anayasa dendiğine göre burada asıl telaşa kapılanlar farklı. İkide bir tek adamcılık gibi laflar ediliyor. Bir defa Türkiy’de tek adamcılık konuşulacaksa, tek adamcılığın Türkiye’de tek uygulamasını yapan parti CHP’dir. Daha da ileri gittiler. İl başkanlarının bu ülkede valilik, belediye başkanlığını yaptıklarını biliriz. Kimi nereden dolanıp da aldatmaya kalkacaksınız.
Şu anda dünyada uygulaması olan ve gelişmiş ülkelerde başkanlık veyahut yarı başkanlık, bu tür sistemlerin oturduğunu görüyoruz. Eninde sonunda işin gelip dayanacağı yer başarılı yöneticilerdir, siyasetçilerdir. Yönetici, siyasetçi başarılıysa netice almak mümkündür. Değilse mümkün değildir. Biz zaten parlamenter demokrasiyi uyguluyoruz. İş sonunda nereye geliyor, siyasetçilere. Bu kadar koalisyonlar yaşandı, başarılı oldular mı? 15-16 ay ortalamayla hükümetler gördük. Böyle bir durumda istikrar olabilir mi? Son 14 senede partimizi kurduğumuz zaman benim bir sözüm vardı, artık koalisyonlar zamanı artık olmayacak. İlk önce 5 yılla başladık. Daha sonra 4 yıl talebi geldi parlamentodan, ona da uyduk.
PARLAMENTOYU ÇALIŞAMAZ HALE GETİRİRLERSE...
Erken seçimin hiçbir zaman uygun olacağını düşünmedik. Parlamentoyu çalışamaz hale getirirlerse bunlar da düşünülmeyecek şey değil. Bu şekilde kavga gürültüye gerek yok. Gelin düşüncelerinizi söyleyin. Bu hafta içinde kalan maddeler müzakere edildikten sonra işin ikinci turu var. Parlamento aynı istikrarı ortaya koyarsa milletimizin önüne gidecektir. Milletimizin kararı ne olursa biz evet diyeceğiz. Olay bu.

9 Ocak 2017 Pazartesi

Birlikte Türk Milletiyiz (BTM) Hareketi Milli Dava Kıbrıs konulu BASIN TOPLANTISI: "KUZEY KIBRIS TÜRK (KKTC) CUMHURİYETİ İLELEBET YAŞAYACAKTIR"

KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ YAŞAYACAKTIR
AŞAĞIDA İMZALARI BULUNAN BİZLER; HASSAS DÖNEMEÇTE BULUNDUĞUMUZ BİR SIRADA, MİLLÎ DAVAMIZ KKTC’NİN BEKASI KONUSUNDA, TÜRK MİLLETİNİN AKLISELİMİNE SESLENİYOR, TÜRK MİLLETİ VE DEVLETİ ADINA HAREKET EDENLERİ UYARIYORUZ!
Kıbrıs’ta; 352 yıl Türkler, 37 yıl İngilizler ve 3 yıl 4 ay Türk - Rum ortak Kıbrıs Cumhuriyeti egemen olmuştur. 1960’da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Rumlar 1963’de kanlı Noel Darbesiyle yıkmış; 1974’de Yunan Cuntasının ikinci bir darbe ile Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak amacıyla başlattığı katliamlar üzerine, Türkiye Barış Harekatı ile bu girişimi önleyerek bugünlere gelinmiştir.
KIBRIS’TA, “FEDERAL BİR DEVLET KURMA” MÜZAKERELERİNDE, VAZGEÇİLMEZLERİMİZ: (*)
Kıbrıs Türk Halkını yeni bir Rum darbe ve katliamından koruyacak, Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlük hakkından ve Kıbrıs’taki Türk askeri varlığından asla taviz verilemez.
Zürih – Londra uluslararası antlaşmalarıyla iki halkın eşit kurucu (co-founder) ortaklığı temelinde kurulan 1960 “Kıbrıs Cumhuriyeti”’ni kanlı bir darbe ile yıkan, katliamcı ve ırkçı Güney Kıbrıs Rum Yönetimi meşru; Türk halkının uluslararası hukuka göre self determinasyon hakkını kullanarak kurduğu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gayrimeşru sayılamaz; hukuka aykırı çifte standart üzerine devlet kurulamaz.
Eşit egemenliğe dayanmayan federasyon; veto yetkisi tanınmayan siyasi eşitlik olamaz.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bölgesine 90-100 bin Rum’un  yerleşmesi; ayrıca Rumlara serbest yerleşim, serbest mülk edinme, serbest iş kurma haklarının tanınması suretiyle iki kesimlilik yok edilemez; Rumlarla iç içe yaşamayı dayatarak yeniden çatışma ortamını hazırlayıp, 1963 – 1974 şartlarına dönülemez.
Kuzey Kıbrıs topraklarında, Türklerin sahibi olduğu Güzelyurt, Karpaz ve Maraş gibi şehit kanıyla sulanmış, Türk varlığı açısından hayati ve stratejik bölgeler, hiçbir şekilde Rumlara verilemez; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sınırları değiştirilemez. Mülkiyet sorunu, tüm dünyada olduğu gibi, ancak toplu/global takasla çözülebilir; Türk vakıf mülkleri Rumlara, hukuken de verilemez.
Kurucu devletin kendi bölgesinde kalıcı nüfus ve mülkiyet çoğunluğuna sahip olması şarttır. Kıbrıs Türk halkı; yeterli toprak, yeterli ekonomi, yeterli hukuk ve yeterli güvenlikten mahrum bırakılamaz; hiçbir şekilde yeniden göçe zorlanamaz. 
Kıbrıs Türk halkının nüfusu, Rum nüfusuna oranlanıp, sabit tutulamaz.
Kıbrıs Türk halkı, Rum azınlığı yapılamaz; 
Kıbrıs, Girit gibi Helen adası yapılamaz.
Tarihte 352 yıl Türk yurdu olan ve 1974’den beri gelişen bir demokrasi, barış ve huzur içinde yaşayan meşru Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yok sayılamaz. Kıbrıs’ta, “Federal Cumhuriyet”i kuracak antlaşmanın, AB müktesebatı kullanılarak değiştirilmesini önlemek üzere, yine AB’nin birincil hukuku olarak tescili şarttır, bundan asla vazgeçilemez.
KKTC yok edilerek, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de kuşatılmasına izin verilemez. “Türklerin can-mal güvenliğinin garantisi olacağız” vaadiyle askerlerimizin çekilmesini sağlayarak, yaygın katliam ve kitle göçüyle Türkleri Girit’ten çıkarıp, adanın Yunanistan’a teslim edilmesinde olduğu gibi, Kıbrıs’ta da bir defa daha Haçlı tuzağına düşülemez.
Türk’ün Türk kimliğiyle hür ve egemen olarak yaşamasını garanti altına almayan hiçbir antlaşma kabul edilemez. Türk kamuoyuna saygıyla duyurulur.              
Birlikte Türk Milletiyiz Hareketi ve Milli Düşünce Merkezi
 (*) Türk ve Rum liderlerinin görüşmeleri, 9-10 ve 11 Ocak’ta Cenevre’de sürdüreceklerdir. Arkasından 12 Ocak’ta, Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılacağı 5’li veya muhtemelen, asla kabul edilemez bulduğumuz çoklu (BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri ve AB) zirve konferansı toplanacaktır. Ancak, Türkiye’yi baskı altına alıp, Güvenlik ve Garanti haklarımızı etkisiz hale getirerek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini yok etmek amacını güttüğünü bildiğimiz çoklu konferansı şiddetle reddediyoruz.
İnanıyoruz ki; uluslararası Zürih ve Londra antlaşmalarıyla kazandığımız etkin ve fiili garantörlük haklarımızdan asla taviz verilmeyecektir. Haklı olduğumuz millî davamızda dik durduğumuz sürece, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilelebet yaşayacak; Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal güvenliği ile bölgedeki hak ve çıkarlarının gereği yapılarak teminata bağlanacaktır.
Bu ümidimize rağmen,  iktidar, muhalefet partileri ve medyadaki sessizlik bizi derinden endişelendirmektedir. Özellikle de, Cenevre’ye Cumhurbaşkanı yerine Başbakanın gideceği haberlerini düşündürücü bulmaktayız. 
Bilindiği gibi, ada üzerindeki  Zürih ve Londra Antlaşmalarıyla kazandığımız “Garanti ve Güvenlik” haklarımızın sulandırılıp etkisiz hale getirileceği beklenen  tarihi Cenevre konferansı hayati önemi haizdir. Bu bakımdan Milli Davamız dediğimiz Kıbrıs meselesi acilen TBMM gündemine getirilmeli ve bütün dünyaya güçlü bir kararlılık mesajı verilmelidir. “Tam bağımsızlık politikası yürütüyoruz, kararlar artık Ankara’dan verilecektir” söyleminin gereği yapılmalıdır. 08 Ocak 2017"
***                                                                                                                               
Birlikte Türk  Milletiyiz (572 bilim adamı, sivil-asker bürokrat, kanaat önderi ve uzman Türkiye Sivil Toplum Birliği (şubeleriyle birlikte 1445 STK).

4 Ocak 2017 Çarşamba

İNGİLİZ TİMES GAZETESİ'NİN, DİKKAT ÇEKEN 'DEAŞ' VE 'TÜRKİYE' YORUMU

TİMES'TAN DİKKAT ÇEKEN 'DEAŞ' VE 'TÜRKİYE' YORUMU
İngiliz Times gazetesi Reina'da 39 kişinin hayatını kaybettiği katliamın ardından teröristin Orta Asya kökenli olabileceği şüphesi üzerine bu ülkelerden DEAŞ'a katılımı ele alan bir analiz yayımladı. Analizde DEAŞ'ın Orta Asya konusunda ciddi bir stratejisi olduğu, "Türkiye'deki istikrarsızlığı artırıp Orta Asya'da daha fazla destek çekmeye, daha fazla terörist devşirmeye çalıştıkları" yorumuna yer verildi. Analizde Orta Asyalıların terör örgütü DEAŞ içinde 'en özel birlikler' olarak görüldüğü belirtildi. Times'ın yayımladığı analizde Reina'yı kana bulayan teröristin Uygur Türk’ü olabileceği iddiasına yer verildi.
BBC Türkçe'nin aktardığı haberde şu ifadeler yer aldı:
'KOMİK BİR HABER OLARAK ALGILANMIŞTI AMA...'
"2015'te DEAŞ'en yaşlı savaşçısı' olarak tanıttığı 80 yaşındaki Muhammed Amin adlı beyaz sakallı militanın videosunu internete koyduğunda, 'komik bir haber' olarak algılanmıştı. Ama Amin'in hikayesi aslında bir uyarıydı. Çin'in Uygur Türklerine baskısından usandığını, Suriye'de DEAŞ saflarında savaşırken oğlunun izinden giderek örgüte katıldığını anlatıyordu. Eski bir imam olan Amin, savaşmak için geldiği Suriye'ye eşini, kızını ve dört torununu da getirmişti. Aynı Türk basınında çıkan haberlere göre Reina saldırganının yaptığı gibi." "Çin 2015 yılında 300 vatandaşının Suriye'de savaşmaya gitmiş olabileceğini açıkladı. Büyük kısmı Nusra Cephesi'yle birlikte hareket eden 'Türkistan İslami Partisi' adlı örgüte katılmışlardı. "Bu örgütün bugün binlerce olmasa bile yüzlerce militanı var. "Geçen yıl internete sızan DEAŞ belgelerindeyse 114 Çin vatandaşının DEAŞ'a katılmış olduğu görülüyordu." Terör örgütü DEAŞ 2015'te internete koyduğu videoda 80 yaşındaki Çin vatandaşı Muhammed Amin için en yaşlı üyeleri olduğunu söylemişti.
"Pek çoğu aynı Muhammed Amin gibi ailelerini de yanlarında getirmişlerdi. Kısa vadede ülkelerine dönmek gibi bir niyetleri yoktu."
"DEAŞ UYGUR, KIRGIZ, KAZAK ÇOCUKLARI EĞİTTİ"
"Uygur Türkü çocuklar, Kırgız ve Kazak çocuklarla birlikte DEAŞ tarafından eğitildi." "Kazak çocuklar, DEAŞ'ın propaganda videolarında yakalanan 'casusları' öldürürken görülüyordu."
'TÜRKİYE'DE KOLAYCA KALABALIĞA KARIŞIYORLAR'
"Bugüne kadar 2000 ila 4000 Orta Asyalının DEAŞ'a katıldığı sanılıyor. Bunların arasında Uygurlar da var, Kazaklar da Kırgızlar, Özbekler, Türkmenler ve Tacikler de. "Kırgızistan bir nebze dışarıda tutulursa, bu ülkelerin tümünde baskıcı rejimler var. Hepsi fakir ülkeler ve kırsal bölgelerde derin bir muhafazakarlık hakim. "Artık militanların ülkelerine dönmeleri son derece zor. Ülkeleri sınırları kapatmış durumda. "Ancak Türkiye'ye kolayca kalabalığa karışabiliyorlar. Tacikler hariç hepsinin dili Türkçe'ye yakın.
"EN ÖZEL DEAŞ BİRLİKLERİ"
Analizde İngiltere'deki King College Üniversitesi'nden Charlie Winter'ın görüşlerine de yer verildi. Winter, Orta Asyalıların terör örgütü DEAŞ içerisinde en özel birlikler olarak görüldüğünü, intihar saldırılarını da çoğunlukla bu ülkelerden gelenlerin düzenlediğini belirtiliyor. Analizde "1991'de Sovyetler Birliği'nin çöküşüyle bağımsızlığını ilan eden Orta Asya ülkelerinde bölgede yeniden etki kurmak isteyen Rusya ile baskıcı rejimlere üçüncü bir alternatif olarak İslam yükselişe geçmişti" denildi. Gulf State Analytics araştırma şirketinden Theodore Karashik ise terör örgütü DEAŞ'ın Orta Asya konusunda ciddi bir stratejisi olduğunu düşünüyor ve "Türkiye'deki istikrarsızlığı artırıp Orta Asya'da daha fazla destek çekmeye çalışıyorlar. Bu bir militan devşirme girişimi" diyor."

31 Aralık 2016 Cumartesi

İktidardaki Adalet (!) ve Kalkınma (?) Partisi Hükümeti “Otoyol’a Yüzde 15, Boğaz Köprüleri’ne Yüzde 48 Zam” Yaptı!..

ADALET (!) VE KALKINMA (?) PARTİSİ HÜKÜMETİ 
“OTOYOL’A YÜZDE 15, BOĞAZ KÖPRÜLERİ’NE YÜZDE 48 ZAM” YAPTI!..
Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre, “ASGARİ ÜCRETE  SADECE % 8 ZAM YAPAN HÜKÜMET” 1 Ocak 2017’den itibaren otoyolları geçişleri yüzde 15, Boğaz köprüleri geçişlere ise yüzde 48 oranında ZAM YAPTI. Osmangazi Köprüsü’nde ise geçiş ücretlerinde yüzde 26 oranında indirime gidildi.
Karayolları Genel Müdürlüğü yaptığı yazılı açıklamada, yeni yılda otoyollar ve köprü ücretlerinde yapılan düzenlemeyi kamuoyuyla paylaştı. Yapılan açıklama şöyle: " Daha ekonomik, güvenli ve daha kısa sürede ulaşım imkanı sağlayan erişime kontrollü otoyolların; yapım, bakım ve işletme maliyetleri diğer karayolu ulaşım sistemlerine göre daha yüksektir. Boğaz köprülerine büyük bakım onarımın yapılması, işçilik ve malzeme fiyatlarındaki artışlar ve bakım-işletme maliyetindeki yükselmeler ve 2017’deki tahmini ÜFE oranı da göz önüne alınarak, duyulan gereklilik üzerine ücretli hizmet veren otoyollarda 3 Ocak 2016’dan beri uygulanmakta olan geçiş ücretlerinde yeni bir düzenleme yapılmış, otoyol ücretleri ortalama yüzde 15, Boğaz köprüleri geçiş oranı ise ortalama yüzde 48 oranında arttırılmıştır. Motosikletler 6. Sınıf HGS abonesi olmak şartıyla 1. Sınıf ücretin yarısı ile otoyol ve Boğaz Köprüsü ücret toplama istasyonlarından geçiş yapmaya devam edecektir. Buna göre otoyollarda en yakın mesafe geçiş ücreti 2.25 TL, en uzak mesafe ücreti 20 TL, Boğaz Köprüleri otomobil geçiş ücretleri ise 7 TL olarak belirlenmiştir" denildi.
Açıklamada Boğaz köprülerinde araç sınıfına göre geçiş ücretlerinin Karayolları Genel Müdürlüğü’nün internet sitesi www.kgm.gov.tr adresinden ayrıntılı bir şekilde yer aldığı da belirtildi.
KUZEY ÇEVRE OTOYOLU VE YAVUZ SULTAN SELİM KÖPRÜSÜ YÜZDE 20
Yine Karayolları Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre, Yap-işlet-devret sözleşmesi gereği İstanbul Kuzey Çevre Otoyolu ve Yavuz Sultan Selim Köprü ücretlerinin yüzde 20 oranında arttırıldığı belirtildi. Buna göre, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde otomobil geçiş ücretleri 11.95 TL oldu.
Tarife şöyle: Birinci sınıf araçlar 11.95 TL, ikinci sınıf araçlar 15.90 TL, üçüncü sınıf araçlar 29.50 TL, dördüncü sınıf araçlar 74.95 TL, beşinci sınıf araçlar 93.20 TL, altıncı sınıf araçlar 8.35 TL
Karayolları Genel Müdürlüğü’nden İstanbul-Bursa-İzmir Otoyolu’nun Gebze-Orhangazi kesimi ve Osmangazi Köprüsü ile ilgili yaptığı açıklama ise şöyle: "Yap-işlet-devret uygulama sözleşmesi gereği uygulanmakta olan geçiş ücretlerinde yeni bir düzenleme yapılmış, otoyol ve otoyol geçiş ücretleri ortalama yüzde 20 oranında arttırılmış, Osmangazi Köprüsü geçiş ücreti yüzde 26 oranında indirilmiştir. Buna göre Osmangazi Köprüsü geçiş ücreti 65.65 TL olarak belirlenmiştir.ö
Açıklamada, araç sınıfına göre Osmangazi Köprüsü geçiş ücretlerinin ve otoyol ücret tarifelerinin Karayolları Genel Müdürlüğü’nün internet sitesi www.kgm.gov.tr adresinde ayrıntılı şekilde yer aldığı belirtildi.

TBMM (eski) Başkanı, Hüsamettin Cindoruk: "Partili Cumhurbaşkanı Seçilir, Partisi 2. Olursa Cumhurbaşkanı “ANA MUHALEFETİN BAŞI” Durumuna Düşer

PARTİLİ CUMHURBAŞKANI SEÇİLİR, PARTİSİ SANDIKTAN 2.ÇIKARSA CUMHURBAŞKANI “ANA MUHALEFET LİDERİ” SIFATINI TAŞIYACAK.

(PHA-Hüseyin Hakkı KAHVECİ-Özel)
Yeni anayasa paketine göre; partili aday cumhurbaşkanı seçilir, partisi ise sandıktan ikinci çıkarsa cumhurbaşkanı “ana muhalefet lideri” sıfatını taşıyacak. Cindoruk"'Böyle garabet olmaz' dedi.
PARLAMENTO HABER, (H. Hüseyin KAHVECİ) Anayasa paketinde yer alan ve cumhurbaşkanının partili olabilmesine olanak tanıyan düzenleme, önceki gece Meclis Anayasa Komisyonu'ndan geçti. Ancak bu maddeyle büyük bir çelişki de ortaya çıktı. Cumhurbaşkanının aynı zamanda “muhalefet lideri” olma ihtimali doğdu.
İLK KONGREDE ADAY OLACAK: Değişikliğe göre; cumhurbaşkanı, mevcut sistemde olduğu gibi tarafsız konumda bulunmayacak ve partisiyle ilişkisi kesilmeyecek. Partisinin genel başkanlık görevini de üstlenebilecek. 2019 seçimlerinden önce yürürlüğe girmesi öngörülen bu düzenlemeyle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın da AKP'ye yeniden üye olması ve ilk kongrede genel başkan seçilmesi bekleniyor. 2019 yılında hem Cumhurbaşkanlığı hem de genel seçim aynı gün yapılacak.
Partili aday cumhurbaşkanı seçilir, partisi ise Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde çoğunluğu elde edemezse, ilginç bir durum ortaya çıkacak. Partisi seçimlerden ikinci parti olarak çıkarsa cumhurbaşkanı bu kez “Ana muhalefet lideri” sıfatını taşıyacak.
“PAKETİN TÜMÜ PROBLEMLİ”: Bu çelişkiye dikkat çeken TBMM eski Başkanı Hüsamettin Cindoruk yaptığı açıklamada, “Böyle garabet olmaz, partili cumhurbaşkanı ya da başkan sistemi, beraberinde ihtilafı da getirir” dedi. Cindoruk şunları söyledi:
BU sistemin tutar tarafı yok. Paketin tümü problemli… Bu madde ise beraberinde birçok sakıncayı getiriyor. İki seçim bir arada yapıldı, Cumhurbaşkanı seçildi ama genel başkanı olduğu parti TBMM'de çoğunluğu sağlayamadı. Bu durumda başkan ya da cumhurbaşkanı, aynı zamanda ana muhalefet partisinin de lideri olacak.
SABAH BAŞKA, ÖĞLE BAŞKA: Sabah cumhurbaşkanlığı, öğleden sonra muhalefet liderliği mi yapacak? Bakanları kendisi atayacak ve kabineyi kuracak ama parlamentoda en çok sandalyeye sahip partinin genel başkanı başkası olacak. Böyle bir durumda en mantıklısı cumhurbaşkanının genel başkanlık görevinden ayrılması olur.
‘BAŞKANIN HANGİ SIFATIYLA HAREKET ETTİĞİNİ NEREDEN BİLECEĞİZ?': CHP eski Milletvekili ve AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) eski Yargıcı Rıza Türmen, anayasa değişikliği teklifinin toplumu büsbütün kutuplaştıracağını belirtti. Türmen, Cumhuriyet gazetesinde dün “Başkanınız neyi temsil edecek?” başlıklı bir yazı kaleme aldı. İşte o yazı: “Seçilecek başkan Türkiye'deki istikrarsızlığı ortadan kaldırmak için şimdi alamadığı hangi önlemi alacak?
Bugünkü istikrarsızlığın en büyük nedeni hükümet politikaları sonucu yaratılan kutuplaşma. Başkanlık sistemi ise kutuplaşmayı artırıcı bir etken... (…) AKP önerisinde, bütün güç tek bir kişinin elinde toplanacak. Oysa başkanlık sistemi sert bir güçler ayrılığına dayanır. (…) Siyasi Partiler Yasası'na göre, partiyi temsil yetkisi genel başkana ait. Oysa anayasa, cumhurbaşkanının Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil ettiğini belirtiyor. Bir kişi hem partiyi, hem devleti nasıl temsil eder?
Başkanın hangi sıfatıyla hareket ettiğini nereden bileceğiz? Özetle, başkanın partisiyle ilişkisinin kesilmemesi, başkanlık ve milletvekilliği seçimlerinin aynı zamanda yapılması, başkana tabi bir Meclis'in meydana gelmesi sonucunu doğuracak. (…) Başkanlık sisteminin bu sakıncasını önlemenin yolu, bütün iktidarı tek bir elde toplayarak diktatoryal bir rejim mi kurmaktır?”