TBMM eski Başkanı ve hukukçu Hüsamettin Cindoruk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TBMM eski Başkanı ve hukukçu Hüsamettin Cindoruk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2016 Cumartesi

TBMM (eski) Başkanı, Hüsamettin Cindoruk: "Partili Cumhurbaşkanı Seçilir, Partisi 2. Olursa Cumhurbaşkanı “ANA MUHALEFETİN BAŞI” Durumuna Düşer

PARTİLİ CUMHURBAŞKANI SEÇİLİR, PARTİSİ SANDIKTAN 2.ÇIKARSA CUMHURBAŞKANI “ANA MUHALEFET LİDERİ” SIFATINI TAŞIYACAK.

(PHA-Hüseyin Hakkı KAHVECİ-Özel)
Yeni anayasa paketine göre; partili aday cumhurbaşkanı seçilir, partisi ise sandıktan ikinci çıkarsa cumhurbaşkanı “ana muhalefet lideri” sıfatını taşıyacak. Cindoruk"'Böyle garabet olmaz' dedi.
PARLAMENTO HABER, (H. Hüseyin KAHVECİ) Anayasa paketinde yer alan ve cumhurbaşkanının partili olabilmesine olanak tanıyan düzenleme, önceki gece Meclis Anayasa Komisyonu'ndan geçti. Ancak bu maddeyle büyük bir çelişki de ortaya çıktı. Cumhurbaşkanının aynı zamanda “muhalefet lideri” olma ihtimali doğdu.
İLK KONGREDE ADAY OLACAK: Değişikliğe göre; cumhurbaşkanı, mevcut sistemde olduğu gibi tarafsız konumda bulunmayacak ve partisiyle ilişkisi kesilmeyecek. Partisinin genel başkanlık görevini de üstlenebilecek. 2019 seçimlerinden önce yürürlüğe girmesi öngörülen bu düzenlemeyle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın da AKP'ye yeniden üye olması ve ilk kongrede genel başkan seçilmesi bekleniyor. 2019 yılında hem Cumhurbaşkanlığı hem de genel seçim aynı gün yapılacak.
Partili aday cumhurbaşkanı seçilir, partisi ise Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde çoğunluğu elde edemezse, ilginç bir durum ortaya çıkacak. Partisi seçimlerden ikinci parti olarak çıkarsa cumhurbaşkanı bu kez “Ana muhalefet lideri” sıfatını taşıyacak.
“PAKETİN TÜMÜ PROBLEMLİ”: Bu çelişkiye dikkat çeken TBMM eski Başkanı Hüsamettin Cindoruk yaptığı açıklamada, “Böyle garabet olmaz, partili cumhurbaşkanı ya da başkan sistemi, beraberinde ihtilafı da getirir” dedi. Cindoruk şunları söyledi:
BU sistemin tutar tarafı yok. Paketin tümü problemli… Bu madde ise beraberinde birçok sakıncayı getiriyor. İki seçim bir arada yapıldı, Cumhurbaşkanı seçildi ama genel başkanı olduğu parti TBMM'de çoğunluğu sağlayamadı. Bu durumda başkan ya da cumhurbaşkanı, aynı zamanda ana muhalefet partisinin de lideri olacak.
SABAH BAŞKA, ÖĞLE BAŞKA: Sabah cumhurbaşkanlığı, öğleden sonra muhalefet liderliği mi yapacak? Bakanları kendisi atayacak ve kabineyi kuracak ama parlamentoda en çok sandalyeye sahip partinin genel başkanı başkası olacak. Böyle bir durumda en mantıklısı cumhurbaşkanının genel başkanlık görevinden ayrılması olur.
‘BAŞKANIN HANGİ SIFATIYLA HAREKET ETTİĞİNİ NEREDEN BİLECEĞİZ?': CHP eski Milletvekili ve AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) eski Yargıcı Rıza Türmen, anayasa değişikliği teklifinin toplumu büsbütün kutuplaştıracağını belirtti. Türmen, Cumhuriyet gazetesinde dün “Başkanınız neyi temsil edecek?” başlıklı bir yazı kaleme aldı. İşte o yazı: “Seçilecek başkan Türkiye'deki istikrarsızlığı ortadan kaldırmak için şimdi alamadığı hangi önlemi alacak?
Bugünkü istikrarsızlığın en büyük nedeni hükümet politikaları sonucu yaratılan kutuplaşma. Başkanlık sistemi ise kutuplaşmayı artırıcı bir etken... (…) AKP önerisinde, bütün güç tek bir kişinin elinde toplanacak. Oysa başkanlık sistemi sert bir güçler ayrılığına dayanır. (…) Siyasi Partiler Yasası'na göre, partiyi temsil yetkisi genel başkana ait. Oysa anayasa, cumhurbaşkanının Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil ettiğini belirtiyor. Bir kişi hem partiyi, hem devleti nasıl temsil eder?
Başkanın hangi sıfatıyla hareket ettiğini nereden bileceğiz? Özetle, başkanın partisiyle ilişkisinin kesilmemesi, başkanlık ve milletvekilliği seçimlerinin aynı zamanda yapılması, başkana tabi bir Meclis'in meydana gelmesi sonucunu doğuracak. (…) Başkanlık sisteminin bu sakıncasını önlemenin yolu, bütün iktidarı tek bir elde toplayarak diktatoryal bir rejim mi kurmaktır?”

9 Ocak 2015 Cuma

TBMM eski Başkanı ve hukukçu Hüsamettin Cindoruk, SÖZCÜ’ye konuştu: Nil SOYSAL / SÖZCÜ & GRUP: [dp2010yeniden]

TBMM eski Başkanı ve hukukçu Hüsamettin Cindoruk, SÖZCÜ’ye konuştu:
Cindoruk, adı yolsuzluğa karışan 4 eski bakanı aklayan komisyon kararını değerlendirdi.
“Aklama eylemi dört bakan, artı bir başbakan için yapılmıştır. Dosyanın kapatılması nafile bir çalışmadır. Komisyondan çıkan karar nafile bir karardır” dedi. Cindoruk’a göre, Erdoğan AKP’lilerin ‘hayır’ oyuyla şaibeden kurtulma fırsatını da kaçırdı, onun için hâlâ tehlike var…
Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’den sonra yaşayan en kıdemli siyasetçi ve uzman hukukçu Hüsamettin Cindoruk ile Galatasaray’daki bürosunda bir araya geldik. Soruşturma Komisyonu’ndan çıkan kararı, hukuki boyutunu ve bundan sonrası için öngörülerini konuştuk.
İşte o röportaj:
ZATEN YAPILAN HER ŞEY YANLIŞ
- Komisyonunun 4 eski bakanı Yüce Divan’a göndermeme kararını nasıl yorumluyorsunuz?
Parlamentonun soruşturma komisyonları bir yasama faaliyeti yaparlar. Ancak başlangıcından itibaren bu komisyonun bir adli soruşturma yaptığı izlenimi verilmek istendi. Değildir. Nitekim hem iç tüzükte, hem de Anayasa’da soruşturma komisyonları Meclis’in denetim faaliyetleri sayılmaktadır. Bu nedenle Komisyon Başkanı’nın bir mahkemeden yayın yasağı kararı alması da hem kuvvetler ayrılığı prensibine, hem de Meclis’in iç tüzüğüne ve Anayasa’ya aykırıdır. Yani yanlışlar en başından itibaren başlamış ve sürüp gitmiştir. Meclis’e gelen soruşturma evrakı, aslında parlamentonun evrakına kaydedildiği andan itibaren alenileşir. Bunda hiçbir şüphe ve kuşku olamaz. Yapılan iş bütünüyle yanlıştır. Meclis’e gelen dosya da çok önemli bir siyasi evraktır. Sadece dört eski bakan hakkında soruşturma yapılmamıştır. Soruşturma devlet bürokrasisi içindeki çeşitli kişiler hakkında yapılmıştır. Görünen de bir İran vatandaşının etrafında toplanan bir suç örgütünün ortaya çıkarıldığı şeklindedir.
DARBE BİR ÜLKENİN İŞGALİDİR
-Tayyip Erdoğan; “17-25 Aralık darbe girişimidir” diyor.
Buna darbe denmesi hem hukuken, hem de fiili durum itibarıyla yanlıştır. Bunun darbeyle ilgisi yoktur. Çünkü bunu söyleyenler hiç darbe görmemişlerdir. Darbe; bir ülkenin işgalidir. Bir dosya ile darbe olmaz. Üstelik devletin savcısının, kolluk güçlerinin yapmış oldukları soruşturma ve kovuşturmalar darbenin konusu olmaz. Eğer olursa; o zaman her gün bir darbe yapılmış olur. Her hadise ve her dosya bir darbeyi temsil eder. Bu nedenle önce bir düzeltme yapmak istiyorum, Soruşturma Komisyonu çalışmaları başından itibaren yanlış götürülmüş, evrak saklanmıştır. Bu evrak vekillerden saklandığı için, soruşturmanın sonuçları kuşkulu gözükmektedir.
- İç tüzükte yazılı ‘gizlilik’ ibaresinden yararlanıldığı söyleniyor…
İç tüzükte yazılı olan gizlilik, sadece müzakerelerle ilgilidir. Yoksa oraya gelmiş olan evraklardan örnek almak, onları tartışmak, onları alenileştirmek hiçbir zaman bir mahkeme kararıyla yasaklanamaz. Eğer bu yasaklama fiili olarak devam ederse, yargı Meclis faaliyetlerini yasaklayan bir organ haline gelir. Bu da parlamentoyu itibarsızlaştırır, adaleti bir vesayet organı haline getirir.
TOPLANAN DELİLLER ÇOK AÇIK
- Peki Soruşturma Komisyonu’ndan çıkan karar ile dört eski bakan aklanmış mıdır?
Bu karar sadece dört eski bakan hakkında alınmış bir karar değil. Dört bakan ve bir başbakan için alınmış karardır. O evrakı hem eski bir Meclis Başkanı, hem de bir avukat olarak dikkatle inceledim. Toplanan deliller ve maddi vaka çok açık. Bu suçun işlendiği yer olarak da gösterilen mekan bir başbakan evi. Bu başbakanın çocuklarıyla konuşmaları var. Bu konuşmaların ışığında tahkikatın ucu açık olarak Erdoğan’a ve çocuklarına yöneliktir. O nedenle diyorum ki; aklama eylemi sadece dört eski bakan için değil, dört bakan ve artı bir başbakan için yapılmıştır. Bunu da çok tehlikeli buluyorum. İleri günlerde bu dosya kapatılamaz. Bu dosyanın kapatılması nafile bir çalışmadır. Dolayısıyla komisyondan çıkan karar da nafile bir karardır.
Kapatsanız bile o dosya başka bir yerde hortlar
- Tapelerin imha edilmesi yasal mıdır? Soruşturma Komisyonu’nun bu tapelerin imhasına yönelik bir karar alma yetkisi var mıdır?
Alenileşmiştir bir kere. Bugün dağdaki çobanda bile Tayyip Erdoğan’ın oğluna soruları ve oğlunun verdiği cevaplar var. Çağımızın teknolojisi ve sosyal medyası bunları tamamen boşa çıkarmıştır. Orijinalini iptal etseniz dahi, yapılan işlem bütünüyle nafile bir işlemdir. Ancak asıl önemlisi, demin de söylediğim gibi bunun sadece bir adli belge değil, aynı zamanda siyasi belge olmasıdır. Bu da o dört bakanı ve o partiyi takip edecektir. Bunu tecrübelerime dayanarak söylüyorum; Bunu burada kapatırsanız, bu dosya başka bir yerde hortlar! Ama burada ana muhalefet partisine de bir şey hatırlatmak istiyorum. Eğer ana muhalefet partisi Anayasa Mahkemesi’ne götürürse, bu karar iptal edilir.
- Akla şöyle bir soru da geliyor; böylesi bir iddia ve böylesi delillere rağmen dört eski bakan Yüce Divan’a gitmiyorsa, Yüce Divan’a kim gidecek?
Yüce Divan siyaset için ve siyasetçiler için bir güvencedir. Şaibeden kurtulmak için Yüce Divan yolunu açık tutmak gerekir. Bundan kurtulmak için siyasetçiler Yüce Divan’a gönderilmeyi kendileri talep eder. Geçmişte bunun örnekleri vardır. 1991-1995 yılları arasında Doğru Yol Partisi, Anavatan Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi arasında önemli bir siyasi hesaplaşma yapılmıştı. O zaman bakanlar; “Bizi Yüce Divan’a sevk edin” diyerek cesaret göstermişlerdi. O Yüce Divan’a giden bakanlar beraat ettiler ve daha sonra siyasette yine önemli mevkilere geldiler. Mesela Tayyip Erdoğan o ses kayıtlarının taklit olduğunu söylüyor. Ama şaibe devam ediyor. Şimdi o da bu fırsatı kaçırdı. Yüce Divan’a gitseydi, ileri teknoloji sayesinde Anayasa Mahkemesi o ses kayıtlarının orijinal olup olmadığını tahkik edecek ve dönemin başbakanı da iddiasında haklıysa bu da ortaya çıkacaktı. Böylece kendisini de, iktidar partisini de, o bakanları da tehlikeden kurtarmış olacaktı.
Kolu kesecekti ama kol saatini bile alamadı
“Bu karar seçimi etkiler ve etkileyecektir de. Dönemin başbakanı, bugün cumhurbaşkanı oldu ve bir sorumsuzluk şemsiyesinin altına girdi. Sayın Davutoğlu da, ‘Yolsuzluk yapan kolum olsa, o kolu keserim’ demiştir. Şimdi ortaya şu çıktı: Davutoğlu kolu kesecekti. Ama kol saatini bile alamadı (!). Artık onu Kiziroğlu Mustafa da kurtaramaz.” (Nil SOYSAL / SÖZCÜ)