AKP VE MHP İSTİYOR DİYE: "31 ilde sistem değişiyor!.."
AKP ile MHP arasında kurulan ‘Seçim ittifakı’ komisyonunda yapılan son toplantıda masaya sürpriz bir model getirildi. Yeni dillendirilen bu model benimsenirse 2019 seçimlerinde 31 ilde seçim bölgeleri oluşturulacak ve yeni bir harita ortaya çıkmış olacak.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "MHP, Adalet ve Kalkınma Partisi ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet etme sistemini 2019'da tam manasıyla tesis etme maksadıyla sonuna kadar birlikte ve yan yana mücadelesini sürdürecektir" sözleriyle gündeme getirdiği seçim ittifakı çalışmalarında sıcak anlar yaşanıyor. Yeni Şafak'tan Emrah Yeşilduman'ın haberine göre Bahçeli'nin açıklamalarıyla başlayan seçim ittifakı görüşmelerinde AK Parti ve MHP arasında yeni bir formül masaya yatırıldı. Daha önce seçim barajının aynen korunmasının yanında daraltılmış bölge üzerinde çalışma yapılması planlanıyordu. Ancak son görüşmede yeni bir formül dile getirildi. Buna göre; 6 ya da 8'den fazla vekil çıkaran iller birden fazla seçim bölgesine bölünecek. Bu şekilde hangi parti o bölgede etkinse onun adayı öne çıkartılacak. 6 vekil üzerinden bu sistem uygulanırsa Türkiye’de 31 il, birden fazla seçim bölgesine bölünecek.
31'E YÜKSELECEK
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından 16 Nisan 2017 anayasa referandumun ardından kabul edilen milletvekili sayısının 600’e çıkarılmasının ardından illerin milletvekili sayısı yeniden belirlenmişti. YSK’nın belirlediği yeni listeye göre 31 ilin vekil sayısı 6’nın üzerinde. Daha önce İstanbul, Ankara, İzmir ve son olarak da Bursa seçim bölgelerine ayrılmıştı. Yeni sistemde 6 vekil üzerinde çıkaran iller seçim bölgelerine ayrılırsa 31 ilde yeni seçim bölgeleri oluşacak. İşte bölünmesi muhtemel o iller;
Seçim ittifakından illerin seçim bölgelerine bölünmesi kararı çıkarsa 31 ilde muhtemel tablo böyle olacak. YSK’nın anayasa referandumundan sonra 600 vekil üzerinden belirlediği illerin milletvekili sayısı listesi ise şöyle; Adana 15, Adıyaman 5, Afyonkarahisar 6, Ağrı 5, Amasya 3, Ankara 36, Antalya 16, Artvin 2, Aydın 8, Balıkesir 9, Bilecik 2, Bingöl 3, Bitlis 3, Bolu 3, Burdur 3, Bursa 20, Çanakkale 4, Çankırı 2, Çorum 4, Denizli 8, Diyarbakır 12, Edirne 4, Elazığ 5, Erzincan 2, Erzurum 6, Eskişehir 6, Gaziantep 14, Giresun 4, Gümüşhane 2, Hakkari 3, Hatay 11, Isparta 4, Mersin 13, İstanbul 97, İzmir 28, Kars 3, Kastamonu 3, Kayseri 10, Kırklareli 3, Kırşehir 2, Kocaeli 13, Konya 15, Kütahya 5, Malatya 6, Manisa 10, Kahramanmaraş 8, Mardin 6, Muğla 7, Muş 4, Nevşehir 3, Niğde 3, Ordu 6, Rize 3, Sakarya 7, Samsun 9, Siirt 3, Sinop 2, Sivas 5, Tekirdağ 7, Tokat 5, Trabzon 6, Tunceli 2, Şanlıurfa 14, Uşak 3, Van 8, Yozgat 4, Zonguldak 5, Aksaray 4, Bayburt 2, Karaman 3, Kırıkkale 3, Batman 5, Şırnak 4, Bartın 2, Ardahan 2, Iğdır 2, Yalova 3, Karabük 3, Kilis 2, Osmaniye 4, Düzce 3. (26.01.2018-Cuma, 15:16)
Ulusal Haber & Ulusal Ajans: Son Dakika, Güncel Haber, Havadis, Araştırma, İnceleme, Yorum, Analiz,
Ulusal-Haber-Ulusal-Ajans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ulusal-Haber-Ulusal-Ajans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Ocak 2018 Cuma
AKP ile MHP arasında kurulan ‘Seçim ittifakı’ komisyonunda yapılan son toplantıda masaya sürpriz bir model getirildi: 31 İL'DE SİSTEM DEĞİŞİYOR"
16 Ocak 2018 Salı
ASLA GİREMEYECEĞİNİZ TÜRKİYE'DEKİ 5 YASAK ALAN (AMERİKAN ASKERİ ÜSSÜ)
Daha fazla içeriğe ulaşabilmek için Abone olabilirsiniz..
Yine beğenerek ve merakla hazırladığım bir video oldu. Girilemeyen yerler hakkında bunları bilmiyordum. Sizinde hem bilgi edinip hemde beğenerek izleyeceğinizi düşünüyorum.
Türkiye'de Giremeyeceğiniz Girseniz de Çıkamayacağınız O (AMERİKAN ÜSLERİ) Yerler
Daha fazla içeriğe ulaşabilmek için Abone olabilirsiniz..
Yine beğenerek ve merakla hazırladığım bir video oldu. Girilemeyen yerler hakkında bunları bilmiyordum. Sizinde hem bilgi edinip hemde beğenerek izleyeceğinizi düşünüyorum.
13 Ocak 2018 Cumartesi
Son dakika! YÖK yardımcı doçentlik yerine gelecek yeni sistemi açıkladı
Son dakika!
YÖK yardımcı doçentlik yerine gelecek yeni sistemi açıkladı
YÖK yardımcı doçentlik yerine gelecek yeni sistemi açıkladı
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıkladığı yardımcı doçentliğin kaldırılmasıyla ilgili düzenlemeyle akademide de köklü değişiklikler yapılacak. Yardımcı Doçentlik kalkarken yerine Doktor Öğretim Görevlisi kadrosu gelecek. Doçentliğe geçişte ise sözlü sınav kalkacak, asgari dil şartında seviye düşürülecek, üniversitelere yetki devri sağlanacak. Akademik personelin verimli kullanılması için platform kurulacak. İşte Meclis'e sevk edilmesi beklenen yeni düzenlemenin ayrıntılar.
YÖK. geçen hafta MEB'e gönderdiği düzenlemeyi paylaştı. Meclis'e yasa tasarısı olarak sunulacak değişiklikle üniversitelerin akademik yapılanmasında köklü değişikliklere gidilecek.
AKADEMİK KARİYER PLATFORMU GELİYOR
Düzenlemeyle Akademik Kariyer Platformu oluşturulacak. Bu platform vasıtasıyla, doktorasını tamamlayan mezunlar kendilerine doğru ve hızlı bir şekilde üniversite pozisyonu bulabilecek. Düzenlemyele özellikle yeni kurulan ve gelişmekte olan üniversiteler ile misyon farklılaşması ve ihtisaslaşma programları kapsamındaki üniversitelerin amaçlarına yönelik doktoralı insan kaynağı ihtiyacının karşılanması hedefleniyor. Bu şekilde öğretim üyeliği istihdamı sürecinin daha şeffaf ve performans odaklı olarak yürütülmesi sağlanacak. Doktorasını bitirenler ile akademisyen ihtiyacı içinde olan üniversiteler şeffaf bir yöntemle bu platformda buluşturulacak. Doktorasını bitirenler daha hızlı bir şekilde üniversitelerde kadroya geçeceklerdir.
ÜAK DEĞİŞECEK
Son yıllarda üniversite sayısının hızla artması karşısında işlevselliği azalan Üniversitelerarası Kurul teşkilat şemasında ÜAK’ın hiçbir yetkisini daraltmadan, daha verimli ve hızlı çalışabilmesi Yönetim Kurulu oluşturulması, ÜAK’ın doçentlik süreçlerini daha hızlandırabilmek için bazı değişikliklere gidilecek. YÖK'ün açıkladığı sisteme göre,
- Doktor unvanına sahip Araştırma Görevlisi ve Uzmanların da ders verebilmesi,
- Yükseköğretim kurumlarından ayrılan öğretim üyelerinin yükseköğretim kurumlarına geri dönebilmesi sürecinin Yükseköğretim Kurulundan uygunluk alınmadan doğrudan üniversitelerimiz tarafından yürütülmesi,
- Tezsiz yüksek lisans ücretlerinin belirlenmesi yetkisinin Yükseköğretim Kurulundan uygunluk alınmadan doğrudan üniversitelerimiz tarafından yürütülmesi,
- Yükseköğretim kurumlarında çalışmasına ihtiyaç duyulan sözleşmeli sanatçı öğretim elemanlarının ilgili mevzuat dahilinde çalıştırılabilmesi sürecinin Yükseköğretim Kurulu'ndan uygunluk alınmadan doğrudan üniversiteler tarafından yürütülebilmesi, sağlanacak.
İşte YÖK'ün açıkladığı yeni sistemin soru ve cevaplarla detayları:
1. Yasa değişikliği önerisinde Yardımcı Doçentlik kadrosunun kaldırılması mı önerilmektedir?
Evet.
2. Doktorasını bitirenler doğrudan doçentliğe başvurabilecekler midir?
Evet, aslında yasal zorunluluk bulunmasa da ve aykırı örnekleri olsa da uygulamada “doktoradan sonra doçentlikten önce zorunlu bir kademe olarak kabul edilmekte olan” yardımcı doçentlik kaldırılacak ve doktorasını bitirenlerin doğrudan doçentliğe geçişi aşağıdaki düzenlemelerle kolaylaştırılacaktır.
3. Mevcut durumda Yardımcı Doçent kadrosunda bulunan öğretim üyelerinin durumu ne olacaktır?
Mevcut durumda “Yardımcı Doçent” kadrosunda bulunan öğretim üyelerine hak kaybı olmadan ihdas edilen “Doktor Öğretim Görevlisi” kadrosuna herhangi bir işlem ve şarta gerek duymaksızın geçirilecektir.
Ayrıca ihdas edilen bu kadronun aylık ücretleri, yardımcı doçent kadrosuna göre daha iyi olacaktır.
4. “Doktor Öğretim Görevlisi” kadrolarına doktor veya eşdeğer unvana sahip tüm adaylar da başvurabilecek midir?
Evet.
5. “Doktor Öğretim Görevlisi”’nin sistemdeki mevcut öğretim görevlisi kadrosundan farkı nedir?
Mevcut öğretim görevlileri öğretim üyesi statüsünde değildir. “Doktor Öğretim Görevlisi” ise öğretim üyesi statüsünde olacaktır. Dolayısıyla iki kadro birbirinden farklıdır.
6. “Yardımcı Doçent” kadrosunun kaldırılmasında ve “Doktor Öğretim Görevlisi” kadrosunun oluşturulmasındaki gerekçe nedir?
Bilindiği gibi yardımcı doçentlik kadrosu 2547 sayılı kanun ile sisteme girmiştir. Akademinin kendi tabii ihtiyacı ve doğası sonucu değil, o günkü sorunlara pratik çözüm üretmeye yönelik olmak üzere icat edilmiştir. Yükseköğretim Kanunu’ndaki “yardımcı doçentlik” kadrosu “doçentin yardımcısı” şeklindeki bir yanlış algı oluşturmaktadır. Bu gerçek ve dünyadaki gelişmiş yükseköğretim sistemlerinde aynı pozisyon için kullanılan ibarelerin anlamları dikkate alınarak, “Doktor Öğretim Görevlisi” kadrosu ihdas edilmiştir.
Bu düzenlemeyle doktora sonrasında öğretim üyeliğine geçiş sürecinin daha hızlı bir şekilde gerçekleşmesi mümkün olabilecektir.
Doçentlik sürecinde aşağıdaki iyileşmelerde dikkate alındığında “Doktor Öğretim Görevlisi” kadrosunun geçici bir öğretim üyeliği kadrosu olması beklenmektedir.
7. Konu Doçentlik ile de doğrudan ilişkili olduğundan doçentlik başvurularında ve doçentlik kadro atamalarında mevcut sistemde değişiklikler olacak mıdır?
Evet olacaktır. Yardımcı doçentliğin kaldırılması; doktor öğretim görevlisi kadrosunun getirilmesi düzenlemesinin doçentlik sürecindeki köklü değişiklikler ile birlikte hayata geçirilmesi planlanmaktadır.
Mevcut sistemde doçentlik başvuruları (a) yabancı dil barajı, (b) eser inceleme ve (c) sözlü sınav olarak üç aşamada gerçekleştirilmektedir. Doçent unvanına sahip kişilerin doçentlik kadrolarına atanma süreci ise üniversitelerin kendi senatolarınca belirlenen atama kriterlerince gerçekleştirilmektedir.
Dünyadaki gelişmiş yükseköğretim sistemlerinde bu süreç üniversiteler tarafından yürütülmektedir. Bu dikkate alınan birinci husustur. Diğer taraftan ilk defa yardımcı doçentlik ve doçentlik konusuyla ilgili çok geniş bir görüş alma süreci gerçekleştirilmiştir. Gelen görüşler doçentlik konusunda iki konuda sorun olduğunu ortaya koymuştur. Büyük çoğunluk merkezi sözlü sınavının kaldırılmasını talep etmektedir. Belli bir nispette de dil barajının merkezi olarak belirlenmesinin yanlış olduğu dile getirilmektedir. Yeni düzenlemeler bu iki sorunlu alanı ortadan kaldıracaktır. Yani kanunda yer alan yabancı dilde asgari 65 puan ön şartı ve sözlü sınav zorunluluğu kaldırılacaktır.
Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) tarafından sadece eser incelemesi süreci gerçekleştirilecek ve başarılı olan adaylara “Doçentlik Yeterlik Belgesi” verilecektir. Bu, eser/yayın inceleme esaslı yeterlik belgesi olacaktır. Doçentlik yeterlik belgesine sahip adayların doçent kadrosuna atanması süreçleri ise üniversiteler tarafından yönetilecektir.
Bu aşamada ise üniversitelerimiz mevcut sistemdeki atama süreçlerinde olduğu gibi Yükseköğretim Kurulundan uygunluk alınmak üzere senatolarınca ilave kriterler belirleyebileceklerdir.
Bu husus tek tip akademi ve akademisyen oluşturmaktan uzaklaşmayı ifade etmekte olup YÖK tarihindeki üniversitelere en büyük yetki devridir.
8. ÜAK’dan doçentlik yeterlilik belgesi alan bir öğretim elemanının doçentlik kadrosuna atanabilmesi için istenen asgari yabancı dil puanı barajı ne olacaktır?
Mevcut sistemde asgari 65 olan yabancı dil puan şartı, doktora için gerekli olan asgari 55 puandan aşağı olmamak kaydıyla ilgili üniversite tarafından belirlenebilecektir. Üniversitelerimizin bir kısmı mevcut uygulamada doçentlik kadrosuna atanma için bunun üzerinde puan aramakta idiler, bu devam edebilecektir. Bununla birlikte üniversitelerimiz 55 puan ile de yetinebilirler. Bu konuda yetki üniversitelerin yetkili kurullarında olacaktır.
9. Yükseköğretim kurumları dışından doçentlik başvurusunda bulunma devam edecek midir? Edecek ise sistem bunlar için sistem nasıl işleyecektir?
Evet, bu uygulama devam edecektir. Yükseköğretim kurumları dışından Doçentlik başvurusunda bulunanlar için doçentlik unvanının verilmesi ÜAK tarafından gerçekleştirilecektir.
10. Doçentlik süreçlerinin bir aşamasında bulunanlar için ne düşünülmektedir?
Bu durumda olanlar için hak kaybı oluşturmayacak, kendilerinin seçimine bırakılacak seçenekler oluşturulacaktır.
11. Mevcut sistemde eser inceleme aşamasında başarılı olup sözlü sınav aşamasında başarısız olan doçent adaylarının durumu nasıl olacak?
Bu adaylar eser inceleme aşamasından başarılı olduğundan Doçentlik Yeterlik Belgesi alabilecek ve doğrudan üniversitelere başvuruda bulunabileceklerdir.
12. Bu adayların isterlerse sözlü sınav aşamasına girmesi ve başarılı olması durumunda ÜAK tarafından verilecek doçent unvanı alması mümkün olabilecek midir?
Evet. Mümkün olabilecektir.
13. YÖK’ün doktoralı insan kaynaklarının akademi de daha şeffaf ve performans odaklı istihdamına yönelik bir çalışması olacak mı?
YÖK bu konuda akademi ve toplumdaki hassasiyetleri de dikkate alarak bir çalışma başlatmıştır. Konuyla ilgili olarak paydaşların da görüşlerini almaktadır. Bu çalışma kapsamında Akademik Kariyer Platformu oluşturulmaktadır. Bu platform vasıtasıyla, doktorasını tamamlayan mezunlar kendilerine doğru ve hızlı bir şekilde üniversite pozisyonu bulabileceklerdir. Ayrıca bu proje özellikle yeni kurulan ve gelişmekte olan üniversiteler ile misyon farklılaşması ve ihtisaslaşma programları kapsamındaki üniversitelerin amaçlarına yönelik doktoralı insan kaynağı ihtiyacının karşılanması sürecine katkıda bulunacak ve bu şekilde öğretim üyeliği istihdamı sürecinin daha şeffaf ve performans odaklı olarak yürütülmesi mümkün olabilecektir. Kısacası doktorasını bitirenler ile akademisyen ihtiyacı içinde olan üniversiteler şeffaf bir yöntemle bu platformda buluşturulacaklar, doktorasını bitirenler daha hızlı bir şekilde üniversitelerde kadroya geçeceklerdir.
14. Bu düzenleme paketinde başka yasa teklifi bulunulan konular var mıdır?
Evet, başkaca konularda da değişiklik teklifleri vardır. Bunlar;
Son yıllarda üniversite sayısının hızla artması karşısında işlevselliği azalan Üniversitelerarası Kurul teşkilat şemasında ÜAK’ın hiçbir yetkisini daraltmadan, daha verimli ve hızlı çalışabilmesi için ÜAK Yönetim Kurulu oluşturulması, ÜAK’ın doçentlik süreçlerini daha hızlandırabilmek için bazı değişiklikler,
Doktor unvanına sahip Araştırma Görevlisi ve Uzmanların da ders verebilmesi,
Yükseköğretim kurumlarından ayrılan öğretim üyelerinin yükseköğretim kurumlarına geri dönebilmesi sürecinin Yükseköğretim Kurulundan uygunluk alınmadan doğrudan üniversitelerimiz tarafından yürütülmesi,
Tezsiz yüksek lisans ücretlerinin belirlenmesi yetkisinin Yükseköğretim Kurulundan uygunluk alınmadan doğrudan üniversitelerimiz tarafından yürütülmesi,
Yükseköğretim kurumlarında çalışmasına ihtiyaç duyulan sözleşmeli sanatçı öğretim elemanlarının ilgili mevzuat dahilinde çalıştırılabilmesi sürecinin Yükseköğretim Kurulundan uygunluk alınmadan doğrudan üniversitelerimiz tarafından yürütülmesi.
Dolayısıyla bütün bu değişiklik önerileri, akademik yükseltilmelerde daha şeffaf ve sorunları giderici, merkeziyetçilikten daha uzak bir YÖK yönetimi, üniversiteleri karar alma süreçlerinde daha öne çıkaran ve onların kendi markalarını oluşturmaya ve sistemde çeşitliliğe imkan tanıyan düzenlemelerdir.
10 Ocak 2018 Çarşamba
Yeni "Hayvan Hakları" kanun tasarısına göre sahipli veya sahipsiz hayvanlara işkence edip öldürenler 4.5 yıl, nesli yok olma tehlikesi olan hayvanları öldürenler 7 yıla kadar hapse mahkum edilecek
Sayın: ULUSAL HABER GAZETESİ
Bana aşağıdaki mesajınız ulaştı. Konuya yabancı olduğunuz Tasarıya koşulsuz verdiğiniz destekten belli. Bizler, ki yıllardır hayvan hakları için savaş veren kişileriz, bu Tasarının birçok noktasına karşıyız. Tasarıdaki eksiklikleri, boşlukları ve en fazla hayvan öldüren belediyelerin bu Tasarının dışında bırakılmasını defalarca gündeme getirdik. Siz bu noktaları incelemeden nasıl böyle yanlış yönlendirmelere destek veriyorsunuz ?
Prof. Dr. Mirat Gürol
Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu
(HayKonfed)
MÜJDELİ BİR HABER: YENİ HAYVANLARI KORUMA KANUN TASARISINDA "SOKAK HAYVANLARINA İŞKENCE EDEN VANDALLARA 4.5 YIL HAPİS"
Adalet Bakanlığı’nca, son dönemde hayvanlara yapılan işkenceyi önlemek amacıyla hazırlanan kanun tasarısı taslağının torba taslağa dönüştürüldüğü, taslakta TCK, CMK, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ve Kabahatler Kanunu’ndaki çok sayıda maddede de değişiklik yapıldığı ortaya çıktı. Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürlüğü’nce Türkiye genelindeki adalet komisyonu başkanlıklarına görüşe gönderilen 27 maddelik 48 sayfalık taslağa Milliyet ulaştı. 4 Ocak tarihli yazıda, kanun tasarısı taslağıyla ilgili 30 gün içinde görüş bildirilmesi istendi.
ALT SINIR 4 AY HAPİS
Taslağa göre Hayvanları Koruma Kanunu’nda yapılan değişiklikler şöyle: Sahipli veya sahipsiz hayvana acımasız ve zalimce muamelede bulunan veya eziyet eden ya da haklı bir neden olmaksızın öldüren 4 aydan 3 yıla kadar hapis. Birden çok hayvana karşı bu suçu işleyenin cezası yarı oranında artırılarak 6 aydan 4.5 yıla çıkacak. Nesli yok olma tehlikesi altında olan bir hayvanı öldüren 3 yıldan 7 yıla kadar hapis. Birden çok hayvana karşı bu suçu işleyenin cezası yarı oranında artırılarak 4.5 yıldan 10.5 yıla kadar hapis olacak. Hayvanları birbirlerine zarar verecek şekilde dövüştürenler 2 aydan 2 yıla kadar hapisle cezalandırılacak.
BAKANLIK BAŞVURUSU
Sahipli hayvana karşı işlenen suçlar sahibinin şikâyetine, sahipsiz hayvanlara işlenen suçlar ise Orman ve Köyişleri Bakanlığı tarafından Cumhuriyet başsavcılığına yazılı başvurusuna bağlandı. Bakanlık bu görevi bölge müdürlükleri ile il ve ilçelerdeki taşra teşkilatları aracılığıyla yerine getirecek.
İNANÇ VE DÜŞÜNCE HÜRRİYETİ ENGELİ SUÇUNDA CEZA ARTTI
TCK 115: İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleyene verilen 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasının sınırları 2 yıldan 5 yıla şeklinde artacak.
TCK 123: Kişilerin huzur ve sükununu bozanlara verilen 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası da 6 aydan 3 yıla şeklinde yükselecek.
TCK 142: Nitelikli hırsızlık suçunun cezası 3 yıldan 7 yıla kadarken, 4 yıldan 8 yıla kadar olacak. Suçun nitelikli halinde ceza en az 6 yıl olacak.
AKIL HASTASINA RAPORLU TAHLİYE VERİLMEYECEK
TCK 57: Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerinin düzenlendiği maddede yapılacak değişiklikle, ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet hapis cezasını gerektiren bir suç işleyen akıl hastası en az üç yıl, 10 yıl ve daha uzun süreli hapis cezası gerektiren bir suç işleyen akıl hastası ise bir yıldan az olmamak üzere yüksek güvenlikli sağlık kurumunda tedavi görmek zorunda olacak. Mevcut düzenlemede, akıl hastalarının tedavi süreleri belirsiz. Ayrıca sağlık kurumunun raporu veya mahkeme kararıyla akıl hastası serbest kalabiliyor.
TCK 52: Günlük adli para cezası miktarının alt sınırı 20 liradan 50 liraya yükseltildi.
TCK 75: Ön ödemeli suçlarda da hapis cezasının günlük maddi karşılığı en az 50 liraya yükseltildi.
TCK 86: Basit tıbbi müdahale gerektiren kasten yaralama suçlarında cezanın alt sınırı 4 aydan 6 aya çıktı.
TCK 87: Ağır yaralama suçlarında cezanın alt sınırı 3 yıldan 4 yıla çıkacak. Kemik kırılması varsa alt sınır 5 yıl yerine 6 yıl olacak. Hamile kadının çocuğunun düşmesine yol açanlar en az 5 yıl yerine 6 yıl ceza alacak. Kasten yaralayarak ölüme yol açanların cezası 8 yıldan 12 yıla kadar hapis. Bu ceza 10 yıldan 14 yıla kadar hapis olarak değişecek. Suçun nitelikli halinde de 12 yıldan 16 yıla kadar olan hapis cezası 14 yıldan 18 yıla kadar hapis şeklinde yükseltilecek.
SES VEYA GAZ FİŞEĞİ ATMAK
TCK 170: 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası gerektiren genel güvenliği kasten tehlikeye sokma suçunun cezası 2 yıldan 5 yıla kadar hapis şeklinde yükseltildi. Ses ve gaz fişeği atanlar da aynı suçtan cezalandırılacak. Suçun, kamu hizmetine tahsisli bina veya eklentilerinde ya da kişilerin toplu bulundukları yerlerde işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılarak, 6 yıldan 15 yıla çıkacak.
TCK 179: Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçları tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare edenler 1 yıldan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılacak. Mevcut halde bu ceza 3 aydan 2 yıla kadar hapis gerektiriyor.
Dolandırıcılığa ağır hapis
TCK 148: 6 yıldan 10 yıla kadar hapis gerektiren yağma suçunun cezası 7 yıldan 12 yıla kadar hapis olacak.
TCK 149: 10 yıldan 15 yıla kadar olan nitelikli yağma suçunun cezası da 12 yıldan 16 yıla kadar hapis şeklinde belirlendi.
TCK 157: Dolandırıcılık suçunun cezasının alt sınırı 1 yıldan 2 yıla çıkarıldı.
TCK 158: Dolandırıcılık suçunun nitelikli hallerinden suçlananlara verilen cezanın alt sınırı da 3 yıldan 4 yıla çıkarıldı.
Silahlı çetelerin cezası artırılacak
TCK 220: Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek suçunun cezası 2 yıldan 6 yıla kadar hapis gerektiriyor.
Ceza
5 yıldan 10 yıla kadar şeklinde değişecek. Bu örgüte üye olanların cezası 1 yıldan 3 yıla kadar hapis gerektirirken, bu ceza da 2 yıldan 5 yıla kadar şeklinde yükselecek. Örgütün silahlı olması halinde verilecek cezalar artık yarı oranında artırılacak. Taslak yasalaşırsa silahlı örgüt kuran ve yönetenler 7,5 yıldan 15 yıla, bu örgüte üye olanlar 3 yıldan 7,5 yıla kadar hapisle cezalandırılacak. Ceza ve Güvenlik Tedbirleri Hakkında Kanun’un 105/A maddesine eklenecek madde ile TCK 220. maddesindeki suçlardan mahkum olanlar denetimli serbestlikle tahliye olamayacak.
Ceza
5 yıldan 10 yıla kadar şeklinde değişecek. Bu örgüte üye olanların cezası 1 yıldan 3 yıla kadar hapis gerektirirken, bu ceza da 2 yıldan 5 yıla kadar şeklinde yükselecek. Örgütün silahlı olması halinde verilecek cezalar artık yarı oranında artırılacak. Taslak yasalaşırsa silahlı örgüt kuran ve yönetenler 7,5 yıldan 15 yıla, bu örgüte üye olanlar 3 yıldan 7,5 yıla kadar hapisle cezalandırılacak. Ceza ve Güvenlik Tedbirleri Hakkında Kanun’un 105/A maddesine eklenecek madde ile TCK 220. maddesindeki suçlardan mahkum olanlar denetimli serbestlikle tahliye olamayacak.
KAMU DÜZENİNİ BOZANA TUTUKLAMA
CMK 100: Tutuklama nedenlerinin arasına, “aynı veya daha ağır bir suçu yeniden işleme” ve “Suçun işlendiği hal ve koşullar veya meydana gelen zararın ağırlığı dolayısıyla fiilin kamu düzenini önemli ölçüde bozması” bentleri eklenecek. Madde gerekçesinde, Kıt’a Avrupası hukuk sistemi içinde yer alan Almanya, Fransa, Belçika, Avusturya, İsviçre ve Hollanda gibi ülkelerde yeniden suç işleme tehlikesinin bir tutuklama nedeni olarak kabul edildiği, keza işlenen suç nedeniyle kamu düzeninin bozulması durumunda da Almanya, Fransa ve Hollanda gibi ülkelerin hukuk sistemlerinde şüphelinin tutuklanabilmesinin mümkün olduğu belirtiliyor.
20 Aralık 2017 Çarşamba
ELEKTRİK FATURALARI 2019’DA ABONELERİN TELEFONLARDAN TAKİP EDİLECEK
ELEKTRİK FATURALARI 2019’DA ABONELERİN TELEFONLARDAN TAKİP EDİLECEK
ELDER Başkanı Serhat Çeçen, 2019’da tamamlanması planlanan 2 milyon Euro bütçeli Peakapp Projesi’yle abonelerin telefonlarından elektrik tüketim değerlerini görüp, diğer tüketicilerle kıyas yapabileceğini söyledi.
TEKNOLOJİ İÇİN 2 MİLYAR AYIRDIK
Aboneler 2019 yılından itibaren elektrik tüketimini akıllı telefonlarından takip edebilecek. Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği (ELDER) Yönetim Kurulu Başkanı Serhat Çeçen, 2019 yılında tamamlanması planlanan 2 milyon Euro bütçeli Peakapp Projesi’yle abonelerin telefonlarından elektrik tüketim değerlerini görüp diğer tüketicilerle kıyaslayabileceğini ve tasarruf fırsatlarını yakalayabileceğini söyledi.
Enerji sektörü, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) koordinatörlüğünde ELDER ve Türkiye doğalgaz Dağıtıcıları Birliği Derneği (GAZBİR) tarafından düzenlenen 3. Enerjide Ar-Ge Çalıştayı’nda bir araya geldi.
Habertürk'ten Esra Nehir'in haberine göre EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz, elektrik dağıtım şirketlerine Ar- Ge çalışmalarını kayıp kaçağın önlenmesine yoğunlaştır-malarını istedi. ELDER Yönetim Kurulu Başkanı Serhat Çeçen de elektrik dağıtım sektöründeki teknoloji yatırımlarına 2 milyar lira kaynak ayırdıklarını vurguladı. Avrupa Birliği’nden (AB) hibe almaya hak kazanan ELDER projelerine ilişkin de bilgi veren Çeçen, yenilenebilir enerji kaynaklarının mevcut elektrik şebekesine daha verimli ve doğru entegrasyonunu sağlayacak olan 4 milyon Euro bütçeli Smarter Emc2 Projesi’nin bu yıl sonunda tamamlanacağını söyledi.
SOSYAL MEDYAYLA UYUMLU OLACAK
2 milyon Euro bütçeli Peakapp Projesi’yle enerji altyapısının daha iyi kullanılması, tüketicilerin tasarruf ve enerji verimliliğine teşvik edilmesini amaçladıklarını belirten Çeçen, şunları kaydetti: “Bunu sosyal medya ve online Oyun platformuna uyumlu akıllı telefon uygulaması ile gerçekleştireceğiz. 2019 yılında tamamlanacağını öngördüğümüz proje ile kullanıcılarımız telefonlarından elektrik tüketim değerlerini görüp diğer tüketiciler ile kıyaslayabilecek, tasarruf fırsatlarını görecekler.”
‘203 MİLYON TL’LİK AR-GE YATIRIMI YAPIYORUZ’
2016-2020 arasında 20 milyar liralık yatırım planladıklarını kaydeden ELDER Başkanı Çeçen, “Bunun 203 milyon lirası Ar-Ge yatırımı. Bu yatırımların yüzde 50’sini gerçekleştirdik” dedi.
‘KAYIP KAÇAĞI AZALTMAYA YOĞUNLAŞIN’
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Başkanı Mustafa Yılmaz, elektrikte kayıp kaçağı önlemek için dağıtım şirketlerine büyük görev düştüğünü belirterek, “Dağıtım şirketlerinin bu konudaki Ar-Ge projelerine daha fazla ağırlık vermesini bekliyoruz” dedi. Mustafa Yılmaz, 2014 yılından bu yana Kurum olarak elektrik ve doğalgaz dağıtım şirketlerinin sunduğu 369 Ar-Ge projesinden 137’sini kabul ettiklerini, bunlardan 32’sinin sonuçlandığını belirtti. Yılmaz, 2014 yılından bugüne kadar kabul edilen tüm projelerin yaklaşık maliyetinin 111 milyon liraya ulaştığını ifade etti.
TEKNOLOJİ İÇİN 2 MİLYAR AYIRDIK
Aboneler 2019 yılından itibaren elektrik tüketimini akıllı telefonlarından takip edebilecek. Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği (ELDER) Yönetim Kurulu Başkanı Serhat Çeçen, 2019 yılında tamamlanması planlanan 2 milyon Euro bütçeli Peakapp Projesi’yle abonelerin telefonlarından elektrik tüketim değerlerini görüp diğer tüketicilerle kıyaslayabileceğini ve tasarruf fırsatlarını yakalayabileceğini söyledi.
Enerji sektörü, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) koordinatörlüğünde ELDER ve Türkiye doğalgaz Dağıtıcıları Birliği Derneği (GAZBİR) tarafından düzenlenen 3. Enerjide Ar-Ge Çalıştayı’nda bir araya geldi.
Habertürk'ten Esra Nehir'in haberine göre EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz, elektrik dağıtım şirketlerine Ar- Ge çalışmalarını kayıp kaçağın önlenmesine yoğunlaştır-malarını istedi. ELDER Yönetim Kurulu Başkanı Serhat Çeçen de elektrik dağıtım sektöründeki teknoloji yatırımlarına 2 milyar lira kaynak ayırdıklarını vurguladı. Avrupa Birliği’nden (AB) hibe almaya hak kazanan ELDER projelerine ilişkin de bilgi veren Çeçen, yenilenebilir enerji kaynaklarının mevcut elektrik şebekesine daha verimli ve doğru entegrasyonunu sağlayacak olan 4 milyon Euro bütçeli Smarter Emc2 Projesi’nin bu yıl sonunda tamamlanacağını söyledi.
SOSYAL MEDYAYLA UYUMLU OLACAK
2 milyon Euro bütçeli Peakapp Projesi’yle enerji altyapısının daha iyi kullanılması, tüketicilerin tasarruf ve enerji verimliliğine teşvik edilmesini amaçladıklarını belirten Çeçen, şunları kaydetti: “Bunu sosyal medya ve online Oyun platformuna uyumlu akıllı telefon uygulaması ile gerçekleştireceğiz. 2019 yılında tamamlanacağını öngördüğümüz proje ile kullanıcılarımız telefonlarından elektrik tüketim değerlerini görüp diğer tüketiciler ile kıyaslayabilecek, tasarruf fırsatlarını görecekler.”
‘203 MİLYON TL’LİK AR-GE YATIRIMI YAPIYORUZ’
2016-2020 arasında 20 milyar liralık yatırım planladıklarını kaydeden ELDER Başkanı Çeçen, “Bunun 203 milyon lirası Ar-Ge yatırımı. Bu yatırımların yüzde 50’sini gerçekleştirdik” dedi.
‘KAYIP KAÇAĞI AZALTMAYA YOĞUNLAŞIN’
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Başkanı Mustafa Yılmaz, elektrikte kayıp kaçağı önlemek için dağıtım şirketlerine büyük görev düştüğünü belirterek, “Dağıtım şirketlerinin bu konudaki Ar-Ge projelerine daha fazla ağırlık vermesini bekliyoruz” dedi. Mustafa Yılmaz, 2014 yılından bu yana Kurum olarak elektrik ve doğalgaz dağıtım şirketlerinin sunduğu 369 Ar-Ge projesinden 137’sini kabul ettiklerini, bunlardan 32’sinin sonuçlandığını belirtti. Yılmaz, 2014 yılından bugüne kadar kabul edilen tüm projelerin yaklaşık maliyetinin 111 milyon liraya ulaştığını ifade etti.
16 Aralık 2017 Cumartesi
AMAN DİKKAT!.. SIFIR KM. KÜRESEL SALDIRI BAŞLIYOR, SIKI DURUN, SIKI TUTUNUN Yeni Küresel saldırıda TÜSEV Koordinatör rolde. Haber: NEVAL KAVCAR
AMAN DİKKAT!..
SIFIR KM. KÜRESEL SALDIRI BAŞLIYOR, SIKI
DURUN, SIKI TUTUNUN!..
Yeni Küresel saldırıda TÜSEV Koordinatör rolde. Gezi
olayları, İktidara yol çizmek, STK adıyla baskılamak için yapılan Abant
Toplantıları, TESEV başta olmak üzere tüm STK, görüntüde yasal fakat kökeninde
küresel şebekenin elmanı olan hukuk kararları, kaset, medya ayağı ile siyasete
yön verme gibi bu yüzyılın “ulus devletleri çökertme” projesi hız kesmiyor.
Oysaki AB tek devlet projesi çökmüş, BOP projesi ise ölümcül
yara almış durumda. Türkiye kontrolden nçıkmış, Ortadoğu'da yeni dengeler
için savaş veriyor. Dünya’nın merkezini dini, siyasi ve ekonomik olarak
Anadolu kabul eden yedi düvelin Türkiye’yi Sevr’e döndürme planının siyasi
ayağına gönüllü katılan siyaset erbabı dün TÜSES’in (TESEV öldü
yaşasın TÜSES) toplantısında bir araya geldi.
“İyi Parti GİK Üyesi Nuri Okutan, CHP lideri Kemal
Kılıçdaroğlu ile HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen ve Saadet Partisi Genel Başkanı Temel
Karamollaoğlu'nun da katıldığı toplantıda, 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimine
ilişkin ikinci turda ittifak önerisi getirdi.”
“Ne var bunda?” meselesi değil. Bu toplantının önemi
yedi düvelin “CHP-HDP-SP-İP”ye “birlikte hareket edeceksiniz” mesajını vermesi,
onların rıza göstermesidir. Toplantıda 2 genel başkan vardı, Demirtaş
cezaevinde, Akşener ise MHP tabanını ürkütmemek için orada değildi.
Hesap sıradan şekilde, iç siyasilerimizin kendi kontrolünde
yürüse amenna. Kılıçdaroğlu İngiltere’ye gitmeden önce CHP’li Öztürk
Yılmaz ABD’de idi. Londra’da huzura çıkıldı ve 2019’daki adayın altına 2. Mühür
vuruldu. “Toplumun sevip saydığı aday” açıklamasını yapan Kemal-Meral hepsi o
adayı biliyor. Onları parti genel başkanlığına kim-ler tayin etti ise onların
memuru bunlar. 1. aşamada herkes kendi adyını destekleyecek, gaza gelen kitle
sonra hep birlikte yanında kim var bakmaksızın BOP eş başkanı olacak adaya
yüklenecek.
Proje İyi partiyi ayakta tutmak için aday “Akşener”
deniliyor ama zerre şansı-alakası yok. Kılıçdaroğlu deseniz Man adasını eline
yüzüne bulaştırdı. CHP’lilere de sanki “Kılıçdaroğlu aday olabilir”
izlenimi veriliyor.
TÜSEV’de yapılan toplantının başlığı “Bir Arada Yaşamanın ve
Barışın İmkanlarını Aramak Ortadoğu Konferansı”
Tercümesi: “Kürt özerkliği ile ülkeye, BOP’un ihyası ile
Ortadoğu’ya barış gelmesi. Bunun içinde yeni BOP eş başkanının seçiminde
birlikte hareket edeceksiniz.”
Son anda “asıl adayı” destekleyecek olan bu cenah o vakte
kadar, dirsek temasında olacak. Oy kotarmak istedikleri farklı kesimlere ters
gelecek tek bir hareket yapmayacaklar. Oluşumun hedefi, Halaçoğlu’na göre
“Kızıl Elma-parlamenter sistem.” Bu haliyle yedi düvel, gerektiğince nüfuz
edemiyor. Kimleri ne sanmışız meğerse.
İstanbul işgal edildiğinde “Barış nihayet geldi” başlığına
benziyor bu iş.
3 gün sürecek konferansın sonuç bildirgesini bekleyelim
bakalım. CHP'li Şişli Belediyesinin organizatörlüğünde yapıldığını da dip not
olarak vereyim. (neval kavcar)
12 Aralık 2017 Salı
DİKKAT!.. ÇOCUĞU OLANLAR BU ÜRÜNLERE DİKKAT! 23 ARALIKTAN SONRA HEPSİ YASAK
23 ARALIKTAN SONRA HEPSİ YASAK
[HABER: Aysel ALP]
Ayakkabıdan çantaya, tekstilden takı ve saatlere, bebek
bezlerinden deterjan ve oda spreylerine, çocuk bakımından temizliğe kadar
yüzlerce üründe kanserojen ve alerjen yasağı 23 Aralık’ta başlıyor. Evlerde
bebeklerin ağzının değme ihtimali olan masa, sandalye dahil hiç bir üründe
artık kanser yapıcı ürün kullanılamayacak. Çocuk parklarının zeminlerinde dahi
kanserojen madde aranacak. Yeni kurallara uymayan ürünler piyasadan toplanacak.
Üretici ve ithalatçılara para cezası yağacak.
23 Haziran’da Resmi Gazete’de yayımlanan Kimyasalların
Kaydı, Değerlendirilmesi, İzni ve Kısıtlanması Yönetmeliğinin bazı kritik
hükümleri 23 Aralık’ta yürürlüğe giriyor.
TUVALET KOKULARINDAN DETERJANA
TUVALET KOKULARINDAN DETERJANA
Deri ve tekstil ürünlerinde, düğme, fermuar gibi
aksesuarlarda kansere veya alerjiye neden olan kurşun, krom VI, DMF ve PAH
maddeleri kısıtlanacak. Oyuncak ve kırtasiye ürünlerinde benzen ve PAH; tüm oda
spreyleri ve koku gidericilerde 1.4 diklorobenzen; takı, saat ve aksesuarlarda
nikel, kadmiyum, Krom VI, PAH ve kurşun kısıtlaması olacak. Deterjanlarda nonil
fenolün yanı sıra benzen olmayacak.
ÖRÜMCEK ADAMA, KARLAR
KRALİÇESİNE KURŞUN YASAĞI
Tüketicinin kullandığı bu nihai ürünlerdeki denetimi Gümrük
ve Ticaret Bakanlığı yapacak. Bakanlık yetkilileri, yeni yönetmelikle
kanserojen ve alerjen birçok kimyasalın nihai ürünlerde kullanımının AB
seviyesinde olacağına dikkat çektiler. Ocak ayından itibaren piyasada yoğun
denetime başlayacaklarını anlatan yetkililer, hangi kimyasalların, neden
yasaklandığını ise şöyle anlattılar:
“Düğmelerde, fermuarlarda kurşun var mı diye bakamıyorduk.
Şimdi bakacağız. Oda spreylerinde, tuvaletlerde, lavobalarda koku giderici
ürünlerde diklorobenzeni denetleyeceğiz.
Bebeklerin ağzının değme olasılığı olan her şeyde
kurşun yasaklanacak. Bu ev içinde kullanılan masa, sandalyeleri dahi kapsıyor.
Kurşun, baskılı hemen her üründe var. Boyalı bir yatak çarşafında, bebeğin
ayakkabısında, oyuncağında, özellikle imitasyon takılarda, kalemlerde kurşun denetimi
yapacağız. Ayakkabı, çanta gibi deri ürünlerde krom VI’yı; spor aletleri, tenis
raketleri, bisiklet direksiyonunda, yaşlı yürüteçlerinde, çocuk parklarındaki
zemin kaplamalarında kanserojen olan PAH’ın denetimini yapacağız.
Yine suni deriden yapılan ayakkabı, çanta başta olmak üzere
mobilyalar dahil DMF kimyasalını denetleyeceğiz. Böylece kanserojen ve alerjen
tüm kimyasallar ülkemizde de AB seviyesinde kısıtlanmış olacak.”
KULLANAN YANACAK
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, yoğun denetimin ardından yönetmeliklere
aykırı üretilen veya ithal edilen tüm ürünler hakkında cezai işlem başlatacak.
Buna göre mevzuata aykırı ürünler üretici veya ithalatçı firma tarafından
piyasadan toplatılacak, imha edilecek ve bu firmalara 19 bin liradan başlayan
para cezaları kesilecek. İhlallerin tekrarı halinde bu cezalar katlanacak.
ÖNCE
BİLGİLENDİRECEKLER
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, 15 Aralık’ta İstanbul Tekstil
İhracatçıları Birliği ev sahipliğinde üretici ve ithalatçı birlikleriyle bir
çalıştay yapacak. Burada hem yeni yönetmelik kuralları hem de bakanlığın diğer
gözetim ve denetim faaliyetleri hakkında sektör temsilcilerine bilgi verilecek.
Toplantıya üreticileri temsilen İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı
Birlikleri, Tüm Kırtasiyeciler Derneği, Saraciye Sanayicileri Derneği ve Bebek
Araç Gereçleri Üretici, İthalatçı ve Perakendeciler Derneği katılacak.
Bakanlık, toplantıda 2018 yılında temizlik, havuz
kimyasalları, hava aromatize edici ürünler ve çocuk bezlerinde firmalar
tarafından bakanlığa yapılan tüm bildirimlerin de kaldırılacağını duyuracak.
Gözetim ve denetimin ise artacağı uyarısı yapacak.
4 Aralık 2017 Pazartesi
“KADININ SİYASETTE EKSİK TEMSİLİ BİR DEMOKRASİ MESELESİ”
KADINLARA, MİLLETVEKİLİ SEÇME SEÇİLME VE "DOĞRUDAN SİYASETE KATILMA HAKKI" TANINMASININ 83. YIL DÖNÜMÜ!..
“KADININ SİYASETTE EKSİK TEMSİLİ BİR DEMOKRASİ MESELESİ”
5 Aralık 1934 tarihi, Türkiye’de 1924 Anayasası ile sadece erkeklere tanınmış olan milletvekili seçme ve seçilme hakkının Anayasada değişiklik yapılarak kadınlara da tanındığı gündür.
Anayasanın 10. ve 11. maddelerinde yapılan değişiklik çerçevesinde İntibah-ı Mebusan Kanunu (Milletvekili Seçimi Kanunu)’nda da aynı tarihte değişiklik yapılmış ve kadınların seçme seçilme hakkı uygulamaya geçirilmiştir.
1935 yılında yapılan genel seçimde 18 kadın milletvekili seçilmiş ve Türkiye “kadın milletvekili ile” Dünya’da ikinci sırada yer almıştır.
Ancak ne yazık ki, bu doğru başlangıç sürdürülmemiş, 83 yıl içinde bir arpa boyu yol alınamamış, 2015 seçimlerinde kadın milletvekili oranı %14,7’de kalmıştır. Türkiye, 2017 yılında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinde 144 ülke arasında 131. sıraya gerilemiştir.
Nüfusun yarısını oluşturan kadınların karar alma süreçlerine katılamaması, siyasette eşit oranda temsil edilememesi, her şeyden önce bir demokrasi meselesidir.
Ülkemizde 2 milyon 61 bin kadın okuma yazma bilmiyor, kadın istihdamı giderek azalıyor; her üç kadından biri ailede, sokakta veya iş yerinde şiddete uğruyor, son 11 ayda 349 kadın cinayeti işlenmiştir.
Kadınların karar verici konumlarda ve siyasette yeterli sayıda temsil edilmemesi, yaşamın her alanında cinsiyet ayrımcılığının giderek kökleşmesine, kısır döngü halinde devam etmesine ve gerçek demokrasinin yaşama geçirilememesine yol açmaktadır. Türkiye eğitimli, donanımlı ve konularında yetkin kadın potansiyelinden yararlanmamaktadır.
İKKB olarak, çocukların cinsel istismarına göz yuman siyasetçileri kınıyoruz.
Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi olan “kadın erkek eşitliğinin” başta siyasette olmak üzere yaşamın her alanında yer almasını istiyoruz.
Gerçek demokrasiye ulaşana dek mücadeleye devam diyoruz.
Nazan Moroğlu, İKKB Koordinatörü
Yazı gönderi: Prof. Dr. Tülay ÖZÜERMAN
Anayasanın 10. ve 11. maddelerinde yapılan değişiklik çerçevesinde İntibah-ı Mebusan Kanunu (Milletvekili Seçimi Kanunu)’nda da aynı tarihte değişiklik yapılmış ve kadınların seçme seçilme hakkı uygulamaya geçirilmiştir.
1935 yılında yapılan genel seçimde 18 kadın milletvekili seçilmiş ve Türkiye “kadın milletvekili ile” Dünya’da ikinci sırada yer almıştır.
Ancak ne yazık ki, bu doğru başlangıç sürdürülmemiş, 83 yıl içinde bir arpa boyu yol alınamamış, 2015 seçimlerinde kadın milletvekili oranı %14,7’de kalmıştır. Türkiye, 2017 yılında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinde 144 ülke arasında 131. sıraya gerilemiştir.
Nüfusun yarısını oluşturan kadınların karar alma süreçlerine katılamaması, siyasette eşit oranda temsil edilememesi, her şeyden önce bir demokrasi meselesidir.
Ülkemizde 2 milyon 61 bin kadın okuma yazma bilmiyor, kadın istihdamı giderek azalıyor; her üç kadından biri ailede, sokakta veya iş yerinde şiddete uğruyor, son 11 ayda 349 kadın cinayeti işlenmiştir.
Kadınların karar verici konumlarda ve siyasette yeterli sayıda temsil edilmemesi, yaşamın her alanında cinsiyet ayrımcılığının giderek kökleşmesine, kısır döngü halinde devam etmesine ve gerçek demokrasinin yaşama geçirilememesine yol açmaktadır. Türkiye eğitimli, donanımlı ve konularında yetkin kadın potansiyelinden yararlanmamaktadır.
İKKB olarak, çocukların cinsel istismarına göz yuman siyasetçileri kınıyoruz.
Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi olan “kadın erkek eşitliğinin” başta siyasette olmak üzere yaşamın her alanında yer almasını istiyoruz.
Gerçek demokrasiye ulaşana dek mücadeleye devam diyoruz.
Nazan Moroğlu, İKKB Koordinatörü
Yazı gönderi: Prof. Dr. Tülay ÖZÜERMAN
24 Kasım 2017 Cuma
7 Kasım 2017 Salı
Atatürkçü Tarihçi, Araştırmacı-Yazar Cengiz Önal Tarakçıoğlu; 8 Kasım 2017 Çarşamba Günü “Tema Vakfı Ankara Temsilciliğinde” ve 11 Kasım 2017 Cumartesi Günü de: “Ankara Fatsalılar Yardımlaşma Kültür ve Dayanışma Dermeği'nde” İki Ayrı Konferans Verecek
DOSTLARIM,
TEMA VAKFI ANKARA TEMSİLCİLİĞİ TARAFINDAN DÜZENLENEN VE KONUŞMACI OLARAK
KATILACAĞIM "ATATÜRK VE ÇEVRE" KONULU KONFERANS, AFİŞTE BELİRTİLEN
TARİH, SAAT VE YERDE YAPILACAKTIR. ANKARA'DAKİ ARKADAŞLARI, ATATÜRK'ÜN DOĞA AŞKI
VE ÇEVRE DUYARLILIĞI KONULARINDAKİ GÖRÜŞ, DÜŞÜNCE VE YAKLAŞIMLARIYLA İLGİLİ BİLGİ
ALIŞ-VERİŞİNDE BULUNMAK ÜZERE ORADA GÖRMEKTEN MUTLU OLACAĞIMI BELİRTMEK İSTERİM. ESENLİKLE KALIN. SAYGILARIMLA... 

DOSTLARIM,
FATSA'LI HEMŞEHRİLERİM BÖYLESİ BİR ÖNERİYLE GELİNCE, AİLE VE TOPLUM TERBİYEM
GEREĞİ GERİ ÇEVİREMEYECEĞİM GİBİ DOĞDUĞUM VE YETİŞTİĞİM TOPRAKLARA DA BÖYLESİ BİR
HİZMETİ SUNMAKTAN GERİ DURAMAZDIM. BUNUNLA BİRLİKTE UZUN YILLARDIR CUMHURİYET'İN BAŞKENTİNDE YAŞIYOR OLMAM
MÜNASEBETİYLE ANKARA'LI HEMŞEHRİLERİMİ DE ORADA GÖRMEKTEN MUTLU OLACAĞIMI BELİRTMEK
İSTERİM. 11 KASIM 2017 CUMARTESİ GÜNÜ GÖRÜŞMEK ÜZERE ŞİMDİLİK SAĞLIK, ESENLİK VE
MUTLULUKLA KALIN. SAYGILARIMLA…
6 Kasım 2017 Pazartesi
İTHAL ET REZİLLİĞİ "Türkiye 2002 yılında Gıda-Tarım ve Ziraat Ürünleri Yönünden Kendi Kendine Yeten "100'e Yakın" Ülkeden Bir Ülke İdi, ya şimdi!.. " VE İKİ ÖNEMLİ BELGE - (YORUMSUZ)
30 Ekim 2017 Pazartesi
SON DAKİKA: "İRAN (IRNA) RUHANİ, TRUMP'IN GÖRÜŞME TALEBİNİ REDDETTİ"
İran Dışişleri Bakanlığı, İran Cumhurbaşkanı Hasan
Ruhani'nin, ABD Başkanı Donald Trump'ın görüşme talebini reddettiğini açıkladı.
İran devlet haber ajansı IRNA'nın aktardığına göre İran
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Behram Kasımi, medyada çıkan iddiaları doğrulayarak
Ruhani'nin Eylül ayında düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu sırasında
Trump'ın görüşme talebini geri çevirdiğini söyledi. BM Genel Kurulu sırasında iki lider de konuşmalarında
birbirilerine karşı sert ifadeler kullanmıştı. İran medyasında yer alan
haberlerde aynı zamanda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un bu görüşmeyi
organize etmek için aracı olduğu öne sürülmüştü. Ancak Kasımi bu iddiayı reddetti.
'FÜZE ÜRETMEYE DEVAM EDECEĞİZ'
Ruhani aynı zamanda dün mecliste yaptığı konuşmada,
ülkesinin güvenliği için füze üretmeye devam edeceklerini söyledi. Ruhani'nin
bu sözleri, ABD'nin Temsilciler Meclisi'nde İran'a füze programı yüzünden yeni
yaptırım kararları alınmasının ardından geldi. Trump, İran ile 2015 yılında
yapılan nükleer anlaşmaya karşı çıkarak İran'ı bu anlaşmaya uymamakla suçluyor.
23 Ekim 2017 Pazartesi
Bizimkilerden 1000 kat dürüst Japon Hükümeti: "PKK/YPG örgütüne katılan Japon vatandaşlarını vatandaşlıktan çıkardı" Aynı şeyi yapmayan Türkiye Cumhuriyeti yetkili ve sorumluları kahrolsun!..
21 Ekim 2017 Cumartesi
VİZE KRİZİ SORUMLUSU METİN TOPUZ OLAYINDA "ABD'NİN NEDEN AYAĞA KALKTIĞI ORTAYA ÇIKTI"
Türkiye Cumhuriyeti ile ABD arasında vize krizinin sorumlusu
olan, başkonsolosluk görevlisi Metin Topuz’un tutuklanmasından sonra Türkiye’ye
nota verdiği ve Topuz’un el konulan cep telefonunun iadesini istediği ortaya
çıktı. Notada ayrıca telefonun ve SIM kartın içindeki verilerin de Viyana
Sözleşmesi gereği dokunulmazlık kapsamı içinde olduğu ifade edildi.
ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu’nda irtibat görevlisi
olarak çalışan Metin Topuz, 25 Eylül’de gözaltına alındı, 4 Ekim’de
‘casusluk’ iddiasıyla tutuklandı. ABD ile Türkiye arasında vize krizine neden
olan süreç, bu tutuklamayla başladı. Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri
Genel Müdürlüğü tarafından Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel
Müdürlüğü ve Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel
Müdürlüğü’ne gönderilen 10 Ekim 2017 tarihli bir yazıyla ABD’nin Türkiye’ye
‘cep telefonu’ için nota verdiği ortaya çıktı.
‘BELGELER DOKUNULMAZ’
Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Genel Müdürü Mehmet Samsar imzası taşıyan yazıya göre, ABD’nin verdiği notada Metin Topuz’un kullandığı cep telefonunun ABD devletine ait olduğu, ABD’nin Topuz’un tutuklanmasının ardından savcılık kararı ile el konulan cep telefonunun en kısa sürede iadesini istediği ifade edildi. Yazıda, notada yer alan şu sözlere de dikkat çekildi: “Notada devamla Metin Topuz’a ait ... ... .. .. numaralı cep telefonu veya ........... seri numaralı SIM kart ile bağlantılı her türlü bilgi ve verinin Konsolosluk İlişkileri hakkında Viyana Sözleşmesi’nin 33’üncü maddesi uyarınca, Konsolosluk arşiv ve belgelerinin dokunulmazlığı kapsamında olduğu kaydedilmektedir.”
İDDİA: 17 ARALIK RAPORUNU ABD'YE GÖTÜRDÜ
ABD ile vize krizine neden olan ABD Başkonsolosluğu irtibat görevlisi Metin Topuz’un firari FETÖ şüphelisi Bankalar Yeminli Murakıbı Osman Zeki Canıtez tarafından 17 Aralık 2013’teki operasyonlarından sonra savcılığın talebi üzerine hazırlanan raporu ABD’ye götürdüğü iddia edildi. Savcılığın iddiasına göre, 17 Aralık soruşturmasının FETÖ şüphelisi eski savcısı Celal Kara, 25 Aralık’ta Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’ndan (BDDK) bilirkişi ataması yaptırdı. Bu atamadan diğer soruşturma savcılarını haberdar etmedi. BDDK Denetim 1. Daire Başkanlığı’ndan soruşturma dosyası için bilirkişi olarak atanan Bankalar Yeminli Murakıbı Osman Zeki Canıtez, 28 Ocak 2014’te 95 sayfalık rapor düzenledi. Rapor aynı gün dosyaya girdi. Raporun tesliminden 1 gün sonra 29 Ocak 2014’te Celal Kara soruşturmadan alındı, infaz savcılığında görevlendirildi.
İKİSİ DE FETÖ ŞÜPHELİSİ
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Metin Topuz ile ilgili yürüttüğü soruşturma dosyasında, FETÖ şüphelisi Celal Kara’nın görevden alınacağını öğrendiği ve önceden soruşturmaya atanan diğer savcıların bilgisi dışında atanmasını sağladığı Bankalar Yeminli Murakıbı Osman Zeki Canıtez’e rapor hazırlattığı belirtildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddiasına göre, eski savcı Kara tarafından Canıtez’e hazırlatılan o rapor, FETÖ’cü polis müdürleri aracılığı ile ABD irtibat görevlisi Metin Topuz’a teslim edildi. Bu rapor, Topuz tarafından da ABD’ye ulaştırıldı. Söz konusu rapor, görevden alınan New York Savcısı Preet Bharara tarafından Rıza Sarraf’a, sonrasında ise Bharara’nın yerine gelen Joon H.Kim tarafından Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’ya yöneltilen suçlamaların da dayanağını oluşturuyor. Ağustos 2016’da FETÖ’nün BDDK içindeki elemanlarına yönelik olarak yapılan operasyonda Canıtez’in yurtdışına kaçtığı anlaşılmıştı. (REF: Toygun ATİLLA/İstanbul)
‘BELGELER DOKUNULMAZ’
Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Genel Müdürü Mehmet Samsar imzası taşıyan yazıya göre, ABD’nin verdiği notada Metin Topuz’un kullandığı cep telefonunun ABD devletine ait olduğu, ABD’nin Topuz’un tutuklanmasının ardından savcılık kararı ile el konulan cep telefonunun en kısa sürede iadesini istediği ifade edildi. Yazıda, notada yer alan şu sözlere de dikkat çekildi: “Notada devamla Metin Topuz’a ait ... ... .. .. numaralı cep telefonu veya ........... seri numaralı SIM kart ile bağlantılı her türlü bilgi ve verinin Konsolosluk İlişkileri hakkında Viyana Sözleşmesi’nin 33’üncü maddesi uyarınca, Konsolosluk arşiv ve belgelerinin dokunulmazlığı kapsamında olduğu kaydedilmektedir.”
İDDİA: 17 ARALIK RAPORUNU ABD'YE GÖTÜRDÜ
ABD ile vize krizine neden olan ABD Başkonsolosluğu irtibat görevlisi Metin Topuz’un firari FETÖ şüphelisi Bankalar Yeminli Murakıbı Osman Zeki Canıtez tarafından 17 Aralık 2013’teki operasyonlarından sonra savcılığın talebi üzerine hazırlanan raporu ABD’ye götürdüğü iddia edildi. Savcılığın iddiasına göre, 17 Aralık soruşturmasının FETÖ şüphelisi eski savcısı Celal Kara, 25 Aralık’ta Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’ndan (BDDK) bilirkişi ataması yaptırdı. Bu atamadan diğer soruşturma savcılarını haberdar etmedi. BDDK Denetim 1. Daire Başkanlığı’ndan soruşturma dosyası için bilirkişi olarak atanan Bankalar Yeminli Murakıbı Osman Zeki Canıtez, 28 Ocak 2014’te 95 sayfalık rapor düzenledi. Rapor aynı gün dosyaya girdi. Raporun tesliminden 1 gün sonra 29 Ocak 2014’te Celal Kara soruşturmadan alındı, infaz savcılığında görevlendirildi.
İKİSİ DE FETÖ ŞÜPHELİSİ
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Metin Topuz ile ilgili yürüttüğü soruşturma dosyasında, FETÖ şüphelisi Celal Kara’nın görevden alınacağını öğrendiği ve önceden soruşturmaya atanan diğer savcıların bilgisi dışında atanmasını sağladığı Bankalar Yeminli Murakıbı Osman Zeki Canıtez’e rapor hazırlattığı belirtildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddiasına göre, eski savcı Kara tarafından Canıtez’e hazırlatılan o rapor, FETÖ’cü polis müdürleri aracılığı ile ABD irtibat görevlisi Metin Topuz’a teslim edildi. Bu rapor, Topuz tarafından da ABD’ye ulaştırıldı. Söz konusu rapor, görevden alınan New York Savcısı Preet Bharara tarafından Rıza Sarraf’a, sonrasında ise Bharara’nın yerine gelen Joon H.Kim tarafından Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’ya yöneltilen suçlamaların da dayanağını oluşturuyor. Ağustos 2016’da FETÖ’nün BDDK içindeki elemanlarına yönelik olarak yapılan operasyonda Canıtez’in yurtdışına kaçtığı anlaşılmıştı. (REF: Toygun ATİLLA/İstanbul)
14 Ekim 2017 Cumartesi
ÇOK ÖNEMLİ İKİ MESELE: 1. SOYKIRIMCI SIRPLARDAN "HELÂL ET ALMAK" GAFLET, DALALET VE İNSANLIĞA İHANETTİR.. 2. SURİYELİ SIĞINMACILAR NEDEN KENDİ VATANLARINI SAVUNMAKTAN ACİZ, KORKAK VE ZAVALLI?.. 3. VE MÜTHİŞ BİR İRONİ "ÖC ALAN VE BÜLENT ARINÇ"
SURİYELİ SIĞINMACILAR ASLINDA NE İŞE YARAR?..
Türkiye'de 3.5
milyon Suriyeli sığınmacı arasında en az 500 bin savaşacak yaşta genç erkek
var. Bunlarla pek alâ düzenli bir ordu kurulabilir ve kendi anavatanlarında
cepheye sürülebilir. Zira “Onlar Türkiye'de yan gelip yatarken Türk askeri
Suriye'de neden savaşıyor?” diye soranlara hak vermemek mümkün değil.
Ben, kendi ülkelerine faydası olmayan bu insanların Türkiye'ye hiçbir yararı olmayacağını, hatta büyük zararları olacağını düşünenlerdenim. Bu durum işin bir yanı…
Ben, kendi ülkelerine faydası olmayan bu insanların Türkiye'ye hiçbir yararı olmayacağını, hatta büyük zararları olacağını düşünenlerdenim. Bu durum işin bir yanı…
TÜRK ORDUSU ASTANA ANLAŞMASI GEREĞİ KORUMA, ADALET VE BARIŞ İÇİN SURİYE'DE
Diğer yanı ise Türk askerinin önceki gün zırhlı araçlarla Suriye'nin
İdlib kentine girmesi…
Mehmetçik, İdlib'e işgalci olarak girmedi. Türkiye, Rusya ve İran arasında Astana'da varılan üçlü anlaşmanın öngördüğü “Bölgedeki çatışmasızlık” durumunu kontrol göreviyle girdi. İdlib'de, Esad'ın ordusu ile başta El Nusra olmak üzere çeşitli gruplar ve terör örgütleri var. Türkiye'nin hedefi, Kürt YPG/PKK güçlerini kontrol altına alıp bölgede “Kürt koridoru” kurulmasına engel olmak!
Bu durum Amerika'nın hiç hoşuna gitmiyor ama Türkiye bir Kürt koridoru kurulmasını önlemeye mecbur. Türk askerinin İdlib'de tehlikeli bir görev üslendiği kesin. Dualarımız onlarla. Posted by: Tamer Olgun <htamerolgun@gmail.com>
Mehmetçik, İdlib'e işgalci olarak girmedi. Türkiye, Rusya ve İran arasında Astana'da varılan üçlü anlaşmanın öngördüğü “Bölgedeki çatışmasızlık” durumunu kontrol göreviyle girdi. İdlib'de, Esad'ın ordusu ile başta El Nusra olmak üzere çeşitli gruplar ve terör örgütleri var. Türkiye'nin hedefi, Kürt YPG/PKK güçlerini kontrol altına alıp bölgede “Kürt koridoru” kurulmasına engel olmak!
Bu durum Amerika'nın hiç hoşuna gitmiyor ama Türkiye bir Kürt koridoru kurulmasını önlemeye mecbur. Türk askerinin İdlib'de tehlikeli bir görev üslendiği kesin. Dualarımız onlarla. Posted by: Tamer Olgun <htamerolgun@gmail.com>
BU HABERE (HATIRLATMAYA) DİKKAT!..
NİSYAN İLE MALÛL OLMAMALI “HAFIZA-İ BEŞER”
BÜLENT ARINÇ: YENİ
SÜREÇTE ÖCALAN OLACAKTIR, OLMALIDIR
BAŞBAKAN eski Yardımcısı Bülent Arınç, kamu güvenliği tesis
edildikten sonra yeni şartlar ile isminden başlayarak belki pek çok şeyi de
değiştirmek suretiyle yeni bir çözüm sürecine ihtiyaç olduğunu söyledi. Arınç,
“Şimdi şüphesiz yeni süreçte Öcalan ve İmralı olacaktır ve olmalıdır” dedi.
Kuzey Irak’ın Erbil kentinden yayın yapan Kürdistan 24
TV’nin dün akşamki yayınında Bülent Arınç’la yapılan röportaj yer aldı. Çözüm
sürecinin 2009’dan bu yana seyrini anlatan Arınç, yeni bir çözüm süreci
gerektiğini söyledi. Yeni bir çözüm sürecinde Abdullah Öcalan’ın önemli
olacağını belirten Arınç, şunları söyledi: “Yani hem örgüt, hem Kürt halkı
üzerinde Öcalan’ın olumlu bir etkisi olacağını ben şahsen düşünüyorum. Ancak
siyasi temsil konusunda HDP olmalı mıdır, buna bir karar vermek lazım. Benim
kanaatim HDP bir siyasi aktör olarak kalabilir de ama bugünü kadar yaptığı
işlerden hiç bir fayda olmadığına göre onun yerine Öcalan’ın da onay vereceği
başka siyasetçiler de olabilir. Çünkü bir temsil ve bir araya gelme söz konusu
olduğunda bunu Öcalan’ın itibar ettiği siyasetçileri koymak lazım.” (DHA, 20 Ocak 2016 16:26)
13 Ekim 2017 Cuma
SON DAKİKA "MTV'de yüzde 40 olarak öngörülen zam oranı yüzde 25'e çekildi. Yeni oranlar 1300 CC altı için yüzde 15, üstü için yüzde 25 oldu."
MTV'DE ZAM ORANI
YENİDEN BELİRLENDİ
(Ankara, 13 Ekim
2017-17.45//AA)
TBMM Plan ve
Bütçe Komisyonunda, bazı vergi kanunlarında değişiklik yapılmasına dair kanun
tasarısının görüşmeleri devam ederken verilen bir önerge ile MTV'deki artış
oranı düşürüldü. Tasarı, yeni
yıldan itibaren tüm araçların MTV oranlarında yüzde 40'lık bir artış
öngörüyordu. Ancak tasarıya gelen itirazlar, oranının düşürüleceği beklentisini
de beraberinde getirmişti. Verilen önerge
ile MTV artışı 1300 cc altındaki araçlarda yüzde 15, daha yüksek motor hacimli
araçlarda ise yüzde 25 olarak uygulanacak. Tasarıdan önce motor hacmi 1300 cc
ve altındaki 1-3 yaş araçlardan 646 TL, 1300 cc-1600 cc arası araçlardan 1035
TL, 1601 cc-1800 cc arası araçlardan 1827 TL, 1801-2000 cc arası araçlardan da
2878 TL yıllık MTV alınıyordu. Yüzde 40
oranının yüzde 15 ve 25 olarak güncellendiği yeni torba yasaya göre ise 1300 cc
ve altındaki 1-3 yaş araçların vergisi 743 liraya, 1300 cc-1600 cc arası
1293.75 liraya, 1601 cc-1800 cc arası 2283.75 liraya, 1801-2000 cc arası 3 bin
597 liraya çıkacak.
GELİR VERGİSİ
DÜZENLEMESİNDEN VAZGEÇİLDİ
Gelir Vergisi
Kanunu'nun üçüncü dilimindeki ücretler için yapılacak vergi kesintisi oranının
yüzde 27 yerine yüzde 30 olarak uygulanmasına" ilişkin madde, Ak
Parti'nin verdiği önergeyle, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülen
"torba tasarı"dan çıkarıldı. Üçüncü dilimdeki
vergi kesintisi oranı, mevcut durumdaki gibi yüzde 27 olarak uygulanmaya devam
edilecek. Gelir vergisi
tarifesinin üçüncü dilimindeki oranın yüzde 27’den yüzde 30’a çıkartılması,
ücretlilerin büyük kısmını etkileyecek, işverenle net ücret üzerinden anlaşmayanların
ücreti azalacaktı. Eğer tasarı yasalaşsaydı aylık brüt 2 bin 875 TL ve üzerinde
ücret alanlar, gelecek yıl 39 ile 2 bin 500 TL arasında ilave vergi
ödeyeceklerdi. Bu arada torba
tasarının görüşmeleri sırasında Maliye Bakanı Ağbal, 2018 Bütçesinin 16 Ekim
Pazartesi günü Bakanlar Kurulu'na sunulacağını belirterek 24 Ekim'de de Meclis
Plan Bütçe Komisyonu'nda sunum gerçekleştireceklerini söyledi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















