ATATÜRK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ATATÜRK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2023 Pazar

1923 Kemalist Türk Devrimi, sadece Türkiye için değil, dünya için de tarihi bir dönüm noktasıdır..

 Toplum 24 İnternet haber sitesinde  yayınlanan MAVİ YOL Girişimi'nin sözcülerinden olan ve TBMM eski Başkan vekillerinden Uluç Gürkan: Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanının yüzüncü yılıyla birlikte, 1923 Kemalist Türk Devrimi'nin de 100. Yıldönümünün kutlandığını hatırlatan yazısı ile CHP ye ve Türk toplumuna güzel bir mesaj vermiş.

1 Ekim 2023 de Mavi Yol Girişiminden Kamuoyu'na duyuru başlığı altında yayınlanan yazıda "Hepimiz İkinci bir Mustafa Kemal Olmalıyız" denmektedir.

Uluç Gürkan yazısına şöyle devam etmektedir: Türk ulusuna Mustafa Kemal Atatürk'ün kutsal emaneti olan laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. Yıldönümü'ne sayılı günler kaldı.

"..1923 Kemalist Türk Devrimi, sadece Türkiye için değil, dünya için de tarihi bir dönüm noktasıdır..." diyen Uluç Gürkan, Cumhuriyet türkiye'sinin dünya tarihinin yazılmasında önemli bir işlevi olduğuna da vurgu yapıyor. 

Gürkan görüşlerine şöyle devam ediyor: "... İngiliz tarihçi Eric Hobsbawm'ın İmparatorluklar Çağı adlı eserindeki anlatımıyla, "Türk Devrimi'nin tarihsel sonuçları büyüktür. Ama dünya tarihçileri katastrofik ve kaotik dünya koşullarında bunu yeterince anlayamamış ya da fark edememiştir. Oysa Cumhuriyet türkiye'si dünya tarihi yazımında gölgede kalmayı hak etmemektedir. 1923 Kemalist Türk Devrimi, tarihsel sonuçları bağlamında, 1789 Fransız ve 1917 Sovyet Devrimi ile birlikte, dünyayı etkileyen üç büyük devrimden biridir. Hem kurtuluş hem de kuruluş boyutlarıyla dünya için ilham kaynağı olmuştur. Kemalist Devrim Kurtuluş boyutuyla, Hindistan'ın efsanevi lideri Gandi'nin sözleriyle, "Türk orduları sömürgecilik devrini kapatırken Mustafa Kemal'in tam bağımsızlık utkusu mazlum tutsak ulusların özgürlük sancağı olmuştur..."

Kemalist Devrimi, kuruluş boyutuyla da insanlığın kendilerine daha güzel bir gelecek kurma yolunda yapabileceklerini ortaya koyduğuna işaret eden Uluç Gürkan, Büyük Önder'in, dünya tarihçilerinin tanımıyla, az zamanda büyük işleri başarmış bir dahi olarak görüldüğünü söylüyor ve konuya ilişkin görüşlerini anlatmaya devam ediyor. 

"...İngiliz tarihçi Arnold Toynbee'ye göre Atatürk, "Batı dünyasındaki rönesans reformasyon, bilim ve düşünce ihtilali, Fransız inkılabı ve sanayi devrimini bir insan ömrüne sığdırmıştır. Fransız akademisyen Gerard Tongas, Atatürk and the True Nature of Modern Turkey' adlı çalışmasında bu gerçekleşmeyi, "Kemalism hızlı gelişmenin yolunu keşfetmiştir. Disiplinli eğitim yoluyla büyük bir halkçı uygarlığın bir kuşak tarafından geliştirilebileceğini kanıtlamıştır. Şimdi bunu deneyle sınanmış bir felsefe modeli olarak insanlığa sunabilirsiniz" diye tanımlamıştır. Fransız siyaset bilimci Maurice Duverger, bir felsefe modeli olarak Kemalizm'i şöyle tanımlamıştır. "Kemalism, Kuzey Amerika ve Batı Avrupa rejimlerinde bulunmayan nitelikleri ile Marksizmin gerçek alternatifidir. Maksizm uygulamasına girmek istemeyen ülkeler, Batı demokrasisi karşısında saptadıkları yetersizliklere çözüm getiren Kemalist Modeli tercih edebilirler. ."

1923 Kemalist Türk Devrimi, kimi sığ çevrelerin iddia ettiği gibi, asla geçmişte kalmadığının da altını çizen Mavu Yol sözcülerinden Gürkan: ".. Mustafa Kemal Atatürk ve devrimleri, tarihte asla bir parantes olmamıştır. Hala günceldir. O, bir kutup yıldızı gibi, çağdaş uygarlık, yolunu kaybedenlerin takibini beklemektedir." diyor. 

Uluç Gürkan, 100 yıldır adeta uyutulan 1923 ruhunu, yeni yüzyılda Türkiye için bir çıkış yolu olarak gördüklerini ve MAVİ Yol Hareketi’nin temel ilkelerinden birinin de bu ruh olduğunu sözlerine ekleyerek, görüşlerini şöyle sürdürüyor:

„…Önceki ABD Başkanlarından Bill Clinton, bu kutup yıldızını 1999’da TBMM’nde yaptığı konuşmada nasıl tanımlamıştı, kulak verelim:

- Türkiye'nin bu yüzyılda yarattıkları, insanların kendilerine daha güzel bir gelecek hazırlama yolunda yapabileceklerinin canlı bir örneğidir… Türkiye Cumhuriyeti’nin laik ve demokratik yapısıyla İslami köktendincilik tehdidine karşı başarılı bir alternatif model teşkil etmesi; uluslararası barış ve güvenlik açısından son derece hayatidir… Bölgede ve dünyada milyarlarca insanın geleceği Türkiye kendisini nasıl tanımlayacağına bağlıdır… Türkiye kendisini laik ve demokratik bir ülke olarak tanımladığı sürece kendi vatandaşlarına iyi hizmet etmekten daha da fazlasını yapabilir…, Türkiye, dünyanın ilham kaynağı olabilir…” Evet… Türkiye dünyanın ilhamı olabilir… Hep birlikte tahayyül edelim…

1789 Fransız Devrimi’nin dünyanın demokratikleşme sürecindeki anlamı, önemi, etkisi her ne olduysa, 1923 Kemalist Türk Devrim’inin İslam coğrafyasındaki etkisi de aynı doğrultuda olsa… Nasıl bir dünya doğacaktır…

ABD’nin BOP ile İslam coğrafyasını sürüklediği etnik ve dini cemaat temelli kanlı çatışmalar sonlanacaktır… Ortaçağ çöl diktatörlükleri çağdaş demokrasilere dönüşecektir… Saltanat düzenlerinin kulları özgürleşecektir… Kadın-erkek eşitliği sağlanacaktır… Hiçbir kadın saçının teli göründü diye katledilmeyecektir… Kısacası İslam dünyası da çağdaş uygarlık hedefinde buluşacaktır…
Türkiye Cumhuriyeti, laik ve demokratik yapısıyla vazgeçilmez bir felsefi çağdaşlık tasarımıdır. Ancak, Cumhuriyetimizi bir felsefe modeli olarak insanlığın hizmetine sunma konusunda, Atatürk’ün Nutuk’un başlangıçtaki deyişiyle, “vaziyet ve manzara-i umumiye ” fevkalade karanlıktır…” Cumhuriyet modelimizi, bırakın insanlığa sunmayı, kendi içimizde tasfiye etmekle uğraşıyoruz…
Türk Devleti’nin niteliği değişmiştir. Laik ve demokratik parlamenter düzen terk edilmiş, yerine teokratik yapıda partili bir tek adam düzeni kurulmuştur. Bu düzende ülkemiz T.C. “çoğunluk yönetimi” olma özelliğini yitirmiştir… Partili bir Cumhurbaşkanı seçiliyor. yürütmeyi tek başına oluşturuyor. Yasamaya ortak, yargıya egemen oluyor… Tek adam rejiminde adım adım Atatürk’ün mirası reddedilmektedir. Çağdaş uygarlık hedefinin yerine daha İslami denilen Arabımsı bir Ortaçağ yaşam biçimi dayatılmaktadır…“

Türkiye’nin son yıllarda yaşadıklarının emperyalist bir senaryo olduğunu belirten ve bunu da „Neoliberal kapitalist dünya, moda küresel- sisteminin “yeşil kuşak” senaryosu…“ olarak tanımlayan Uluç Gürkan, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu görüşleri de önemle öne çıkartıyor:

„…Bu senaryoyu artık değiştirmeliyiz. Ama bunun için de ikinci bir Atatürk beklememeliyiz. Hepimiz bir seferberlik halinde “İkinci Mustafa Kemal” olmalıyız…
Cumhuriyetimizin 100. Yılı bu “İkinci Mustafa Kemal Seferberliği” için büyük bir fırsattır… Bu doğrultuda, Anadolu ve Rumeli Müdafaa Hukuk Cemiyetleri ruhunu, tarihin ilk anti-emperyalist savaşının heyecanını taşıyan “herkes iş başına” çağrılmalıdır… Bu ruh ve heyecanla Cumhuriyet’in bütün tortuların, aydınlanma değerleri yeniden gündeme getirmelidir. Geniş halk kitlelerine, “Gelin koyun yüreğinizi Türkiye’yi birlikte yönetelim…” denilebilmelidir. Bunun için çok zor” denilebilir… İmkânsız olduğu da düşünülebilir. Ama başarılabileceği unutulmamalıdır… Bizim 68 kuşağının ünlü bir sloganı vardı: “Zoru başarabiliriz… İmkânsız zaman alır…”

…

MAVİ YOL KİMDİR?

MAVİ YOL, T.C. Anayasası’nın temel ilkelerine bağlı, ülke gündemindeki genel sorunlara, 1923 kuruluş ruhunun güncel boyutuyla çözüm odaklı eğilmeyi ilke edinmiş, özgür düşünceyi savunan, yurttaş haklarını insanlık hakkı olarak gören, sadece siyaset yapan değil, siyaseti üreten çizgisiyle, bağımsız, kamu yararını gözeten toplumcu bir politik düşünce girişimidir. (Ankara - 1 Ekim 2023)

İrtibat Bilgisi:

Mecit Şekercioğlu - 0533 762 14 15

e-posta: maviyol1923@gmail.com

Mavi Yol ile irtibata geçmek isteyenler yukarıdaki mail ve telefonla ilgililere ulaşabilirler. 

18 Mayıs 2022 Çarşamba

19 Mayıs Bayramı ile ilgili Yılmaz Gülümser'in Basın açıklaması


VATAN SEVERLER PARTİSİ KURUCU LİDERİ 

            GENEL BAŞKANI 

     YILMAZ GÜLÜMSER’İN 

19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI

İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI:

Sayın Türk Basını ve Çok kıymetli Türk gençliği

Bugün 19 Mayıs 1922 gününü idrak ediyoruz. 

Bugün büyük milli bayramımızı kutlamamız gerek.

Bu milli Bayram her yıl 19 Mayıs tarihinde kutlanan resmi bayramdır. 

Bugün 1919 tarihinde Mustafa Kemal Bandırma Vapuru ile Samsun’a çıkmıştır. 

Bugün son derece önemli bir gündür.

Neden mi?

İtilaf devletlerinin işgaline karşı Türk Kurtuluş Savaşı’nın başladığı gün kabul edilir bugün. 

Atatürk bu bayramı Türk Gençliğine armağan etmiştir. 

Uzun yıllar “Gençlik ve Spor Bayramı” adıyla kutlanan bu bayram, ilk defa 1926 yılında Gazi Günü adı altında Samsun’da kutlanmıştır. 

24 Mayıs 1935’te Atatürk günü adı altında resmiyet kazanmıştır. 

19 Mayıs, 20 Haziran 1938 tarihinde “Gençlik ve Spor Bayramı”adını almıştır. 

12 Eylül Darbesi ile yönetime gelen Kenan Evren zamanında 1981 yılında “Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” olarak değiştirildi. 

Sevgili Gençler, bugün Atatürk’ü anmak ve onun sizlere emanet ettiği Gençlik ve Spor Bayramını bütün milli benliğimiz, milli duygularımız, milli hislerimiz ve tüm kalbimizle, beynimizle milli şuurumuzla kutlamamız gerekmektedir. 

Ancak, ne yazıktır ki, milli bayramlarımızı yıllardır istediğimiz gibi kutlama yapamamaktayız. 

Milli Bayramlar, toplumun milli duygularının dile getirildiği, toplumu milli duygu ve düşüncede birleştirdiği bayramlardır. 

Milli benliğini kaybeden, milli duyguları yok olan milletler başkalarının avı olmaya mahkumdurlar. 

Bu nedenle Milli Bayramlar çok önemlidir.

Bizim gençliğimizde Liseli Gençler, Polis Akademisi öğrencileri, Harp Okulu talebeleri başta olmak üzere tüm gençlerimizin Spor Gösterileri ile birleştirerek kutladıkları bayramlar çok muhteşem bir şölen olarak kutlanırdı.

Ey Türk Gençliği Vatansever olmak demek Atatürk'ü sevmek demektir. 

Biz Vatanseverler PARTİSİ olarak vatanımızı da, Mustafa Kemal Atatürk'ümüzü de canı gönülden sevmekte ve onun yolunda, onun bizlere tuttuğu ışığı söndürmeden, bizlere emanet ettiği Türkiye Cumhuriyeti Devletini sonsuza kadar yaşatabilmek amaç ve gayesi ile yola çıkmış bulunmaktayız. 

Sevgili Türk Gençliği, sözlerimi Mustafa Kemal Atatürk’ün sizlere söylediği bir söz ile bitirmek istiyorum. 

“Sayın Gençler, hayat mücadeleden ibarettir. Bundan dolayı hayatta yalnız iki şey vardır: Galip olmak, mağlup olmak. 

Size, Türk gençliğine terk edip bıraktığımız vicdani emanet, yalnız ve daima galip olmaktır ve eminim daima galip olacaksınız. 

Milletin yükselme gerek ve şartları için yapılacak şeylerde, atılacak adımlarda asla tereddüt etmeyin,.

Milleti o yükselme aşamasına götürmek için dikilecek engellere hep birlikte mani olacağız. 

Bunun için dimağlarınıza, irfanlarınıza, bilginize icab ederse bileklerinize, pazularınıza, bacaklarınıza müracaat edecek, fakat neticede mutlaka ve mutlaka o gayeye varacağız. 

Bu millet, sizin gibi evlatları ile layık olduğu olgunluk derecesini bulacaktır. “ demiş ve en sonunda da şunu söylemiştir. 

“Ey Türk gençliği! Birinci vazifen Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.” Diyerek son sözünü “MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET, DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR”. DEMİŞTİR. 

TÜM GENÇLERİMİZİN 19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA  GENÇLİK VE SPOR BAYRAMINI KUTLAR, GELECEK GÜNLERİMİZİN HAYIRLARA VESİLE OLMASINI DİLERİM. 


İMZA

VATAN SEVERLER PARTİSİ KURUCU LİDERİ

GENEL BAŞKANI 

YILMAZ GÜLÜMSER


12 Temmuz 2017 Çarşamba

(15 TEMMUZ VAKIASI VE!...) DESTAN!... Eğitimci, Araştırmacı, Şair ve Yazar: Arzu KÖK

HABER MAKALE: (15 TEMMUZ) DESTAN!...
Arzu KÖK
Cumhurbaşkanlığı bir hafta sürecek 15 Temmuz etkinlikleri için çeşitli afişler hazırlatmış. Ancak o resimleri gördüğümde kanım dondu adeta. Afişlerde Türk askeri küçük düşürülüyordu. Destan diye nitelenen 15 Temmuz afişlerinde milleti yüceltelim derken askerlerimiz rezil ediliyordu. Oysa destanlar vatan borcunu ödeyen askerlere karşı yazılmaz. Eğer yazılıyorsa da bir yanlışlık var demektir bu işte.
Sormak gerekiyor: 
“O resimlerdeki askerler Türk askeri ise sizler kimsiniz?” 
Onlar emir kulu birer erdi ve 15 Temmuz sonrası onlar Suriye cehennemine yollandılar, şehit oldular oralarda. Doğuda bu vatanın bütünlüğü için mücadele verip bedenlerinin parçalarını, canlarını yitirdiler. Bugün bu yapılan afişler ile orada yiten tüm canların hatırasını çiğnenmiyor mu? Bugüne kadar canını bu topraklar için ortaya koymuş tüm askerlerimiz ayaklar altına alınıyor.
Ne acı…
Eğer amaç bu darbe girişimini halka anımsatmak ise neden darbeci komutanlar değil de masum erler konuldu o afişlere? Bu darbeyi önleyenler de yine askerler değil miydi? Neden unutuluyor bunlar da halk ile asker düşman gibi gösteriliyor?
Neden tüm afişlerde askerlerin dövülme ve çaresiz görüntüleri kullanılıyor?
Neden?
Vatan aşkı ile çarpışan askerlerin moralini bozmayacak mı bu afişler? Ordu içindeki küçük bir cuntanın yaptığı bir hareket neden tüm askerlere mal ediliyor? Emir kulu askerlerimizin boğazının kesildiği, cenaze namazlarının bile kılınmadığı neden hiç söz konusu edilmiyor. Oysa tek suçu üslerinin emirlerine uymaktı. Yazık değil miydi o askere?
Türk halkı yıllardır ‘Peygamber ocağı’ bildi orasını. Evladını oraya gönderirken onurla, şevkle gönderdi. Çünkü biliyordu ki "Askerlik üniforma değil yürek işiydi." Atatürk’ün ordusunun bir parçası olacaklardı, onurla gidiyorlardı, aileler gururla gönderiyordu evlatlarını. Ancak Atatürk'ün ordusu hiç bu kadar çaresiz durumda bırakılmamıştı.
Yazıklar olsun!
Bir asker görevini şöyle tanımlıyor: “ Suyun kıymetini, insanların kıymetini bilmektir askerlik... Öyle her şeye kapılamamaktır... Her yerde konuşamamaktır... Her engeli aşmaktır ve her yerde var olabilmektir... Doğuda terörle boğuşmak, batıda vatandaşla sarmaşmak demektir... Ve kutsal bir gül olan bayrağımıza sarılmaktır... Unutulmaktır ölmek... Bağışlanmaktır şehit tahtında... Gözleri açık gitmek ama yüzü güleç ölmektir... Koşuşturmaca yaşamak ve uyurken bile uyanık kalmaktır... Git gide elleri nasır tutmak, yüreği aydınlanmaktır... Gözleri kararmak alnı parlamaktır... Askerlik bütün sefalardan feragat etmektir… Bütün cefalara abone olmaktır… Ve askerlik ulular gibi yaşatmak ve kahramanlar gibi ölebilmektir...”
Türk halkı her zaman askerine sahip çıkmıştır ve çıkacaktır. Kim ne derse desin bu halk bilir ki o askerler gariban halkın, yani onların evladıdır. Ne olursa olsun askere güveni tamdır ve öyle olmaya devam edecektir. Kimsenin gücü asker ile halkın arasını açmaya yetmez, unutmayın… Ve yine unutmayın ki eğer ortada bir destan varsa o destan yine o askerler tarafından yazıldı… Askerlerimize bunu yapmayın...
Arzu KÖK
ELEŞTİRİ, YORUM, TENKİD VE KATKILAR:
1 yorum:
NURAY SOMER BOZBEY 12 Temmuz 2017 03:57
Gözlerim dolarak okudum, isyan dolu bir yürekle.. Kaleminize, yüreğinize sağlık.
2 yorum
alto <huguzman@gmail.com>
Sayın Arzu hanım, yazınızın arasında paylaştığınız afiş resmi bile çalınarak hazırlanmıştır. En başarılı yaptıkları şeylerden biridir çalmak çünkü... Türk askerini aşağılayan bu posterleri görünce bir kusma geldi içimden.
Sonra birindeki askerin ifadesine gözüm takıldı. 
Bunu bir yerden hatırlıyorum dedim.
Yıllar içinde milyonlarca fotoğraf tarayan gözlerim beni yanıltmadı.
Küçük bir araştırmada hemen buldum.
1991'deki Körfez savaşının ikonlaşmış fotoğrafını kullanmışlar.
David Turnley'in Detroit Free Press'de yayınlanan Black Star fotoğrafı.
Yuh dedim! Milyonlarca yuh! İllüstrasyonları bile çalarak yapıyorlar.
Gözlerime teşekkür ettim, hırsızı yine yakaladığı için.
ek not: Sanırım gözlerime "gördüğü için" teşekkür etmem daha doğru olacak.
Yanıtla

28 Aralık 2016 Çarşamba

Atatürk'e Koştular! Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin 97. yıl dönümü coşkuyla kutlandı

154897

 Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin 97. yıldönümü etkinlikleri coşkuyla kutlandı. "Atatürk Garnizon Koşusu"na Kara, Hava ve Deniz Harp Okulu personeli katıldı.
1415_2
Kara Harp Okulu’ndan başlayan koşu, Kara Kuvvetleri Kavşağı-Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi-Akdeniz Caddesi-Gençlik Caddesi-Anıtkabir Tandoğan Girişi güzergahında yapıldı. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin 97. yıl dönümü Anıtkabir’de düzenlenen törenle kutlandı
1415_3
Anıtkabir’de tören Tören, devlet erkanının Aslanlı Yol’da yürüyüşü ile başladı. Korteje, Ankara Valisi Ercan Topaca ve beraberindeki heyet ile seğmenler ve diğer yetkililer katıldı. Topaca tarafından Atatürk’ün kabrine çelenk konulmasının ardından saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu.
1415_4
Heyet daha sonra Misakı Milli Kulesi’ne geçti. Topaca burada Anıtkabir Özel Defteri’ne şunları yazdı: "Büyük Atatürk, Türk İstiklal Harbi’nin merkezi olarak seçtiğiniz Ankara’ya gelişinizin 97. yıl dönümünde Ankara il yöneticileri olarak huzurunuzdayız.
1415_5
Tarih sahnesinden silinmek istenen bir milletin küllerinden doğuşu için yaktığınız bağımsızlık meşalesi, Ankara’ya gelişinizle destansı bir mücadeleye dönüşmüş ve dünyada eşine rastlanmayan bir zaferle taçlanmıştır. Ruhunuz şad olsun." Bayram günümüz Daha sonra, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelişinde halk ve seğmenlerce karşılandığı ilk yer olan Dikmen Keklikpınarı’nda anma töreni gerçekleştirildi. Ankara Vali Yardımcısı Ahmet Sait Kurnaz, yaptığı konuşmada, Ankara’nın, Kurtuluş Savaşı’nın yönetildiği önemli bir merkez olduğunu belirterek, "Hürriyet ve istiklali yüreklerinde hisseden Ankaralıların, 97 yıl önce Dikmen sırtlarında Mustafa Kemal Atatürk ile yaktıkları özgürlük ve bağımsızlık meşalesinin Türkiye semalarını sonsuza dek aydınlatacağına yürekten inanıyorum.
1415_8
Her 27 Aralık, bizler için bayram günüdür" dedi. Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Ali Gökşin, 27 Aralık’tan bugüne milli mücadele ruhunun asla terk edilmediğini ifade etti. Bunun en canlı örneğinin de 15 Temmuz demokrasi mücadelesi olduğunu dile getiren Gökşin, "Bugün bu topraklarda huzur içinde yaşıyor ve ayakta duruyorsak, vatan için canını feda eden şehitlerimiz sayesindedir. Ülkemiz inşallah bugünlerin de üstesinden gelecek ve terör belasının kökünü kazıyana kadar mücadelesine devam edecektir" dedi.
1415_10
1415_11

4 Nisan 2015 Cumartesi

Milli Savunma Bakanı'nın 16 Ada İtirafı MHP'li Vekilleri Ayağa Kaldırdı TBMM'de MHP'li vekiller, 16 adanın Yunanistan tarafından işgaline seyirci kalındığını savunarak Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ı ağır sözlerle eleştirdi.

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın "16 Ege Adası İtirafı" MHP'li Vekilleri Ayağa Kaldırdı
TBMM'de MHP'li vekiller, 16 adanın Yunanistan tarafından işgaline seyirci kalındığını savunarak Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ı ağır sözlerle eleştirdi.
TBMM Genel Kurulu'nda Ege kıyılarında yer alan 16 Egemenliği Andlaşmalarla Devredilmemiş Ada, Kaya ve Kayacıkların (EGAYDAAK) fiilen Yunanistan tarafından, "işgal edilmesi" kavgası yaşandı.
KONUŞMALAR MECLİS TUTANAKLARINDA
Milliyet'ten Önder Yılmaz'ın haberine göre İsmet Yılmaz'ın 16 adaya ilişkin fiili işgalden bahsetmesi MHP'lilerin ayaklanmasına yol açarken tartışma TBMM tutanaklarına şöyle yansıdı:
- Ahmet Duran Bulut (MHP/Balıkesir): Sayın Bakan, Ege'de 16 Türk adasında Yunanlıların hâkim olduğu, bayraklarını astıkları; İzmir'in karşısındaki kayalıklara yine bayraklarını diktikleri, Türk hava sahasını ihlal eden Yunan askerî helikopterine karşı müdahale etmeme emrinin verildiğini basından okumaktayız, Genelkurmay'ın internet sitesinde görmekteyiz. "Dışişleri Bakanlığı'nın talimatıyla, bizim bilgimiz dâhilinde o Adalar onlara verildi' ifadesi neticesinde bu hava ihlalinin Genelkurmay'ın internet sitesinden kaldırılması resmî olarak talep edilmiştir. Bu konuyu açıklar mısınız Genel Kurul'a?
"ÇİLLER KADAR OLAMADINIZ"
- Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz: Ege adalarıyla ilgili, Lozan Barış Antlaşması 12'nci maddesi ve Paris Barış Antlaşması madde 14 hükümleriyle egemenliği devredilenler dışında hiçbir adanın egemenliği antlaşmalarla Yunanistan'a devredilmemiştir. Bu ada, adacık ve kayalıkların egemenliği Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne halefiyet yoluyla intikal etmiştir. Hukuken, EGAYDAAK Türkiye Cumhuriyeti'nin hâkimiyetindedir. Antlaşmalarla gerçekleştirilen bu düzenlemeye karşılık EGAYDAAK'ların bir kısmı üzerinde, başından beri ama ta Osmanlı'dan bugüne gelinceye kadar bir Yunanistan'ın fiilî uygulamaları vardır. Ancak fiilî devlet uygulamaları onların yasal, hukuki statülerini değiştirmez. Bu, uluslararası mahkemelerin de vermiş olduğu karardır. Dolayısıyla, bu durumda EGAYDAAK'lar hukuken Türkiye Cumhuriyeti egemenliğindedir. EGAYDAAK'ların üzerindeki mevcut olan fiilî Yunan uygulamaları hukuki statüyü değiştirmez.
- Özcan Yeniçeri (MHP/Ankara): Tansu Çiller kadar olamadınız.
- Yılmaz: Yine, Dışişleri Bakanlığı'nın bahse konu araştırmasının 1997 yılında... (MHP sıralarından gürültüler) Dolayısıyla, aramızdaki fark şu: Siz, 'Burayı Yunanistan'a verdi' diyerek Yunanistanlehine görüş bildiriyorsunuz. Çok şükür ki siz iktidarda değilsiniz.
- Oktay Vural (MHP/İzmir): Yuh lan sana be!
- Bülent Belen (MHP/Tekirdağ): Yazıklar olsun sana, sıvışma bakanı!
- Yılmaz: Eğer iktidarda olsaydınız sizin bu sözlerinizi alarak Yunanistan uluslararası mahkemelerde kullanırdı.
"DAHA NE İSTİYORSUNUZ"
- Yılmaz: Hayır, çok net şekilde siz diyorsunuz ki: 'Buralar Yunan toprağı oldu' Ne diyorsunuz? E, Yunan toprağı değilse? Tamam, biz de diyoruz ki: 'Fiilî uygulamalar egemenlik durumunu değiştirmez'. Uluslararası antlaşmalar bunu söylüyor, hakem kararları bunu söylüyor. Daha ne istiyorsunuz? Daha ne istiyorsunuz? (MHP sıralarından gürültüler)
- Mehmet Günal (MHP/Antalya): Ama adamlar çıktı adaya, orayı işgal ediyor.
- Bulut: Bakın, ben o adaların kenarından geçiyorum, Yunan hücum botları teknemin önünü kesiyor, yanaştırmıyor adaya.
- Erkan Akçay (MHP/Manisa): Sen Millî Savunma Bakanı olarak o adalara girebilir misin şimdi?
"SIVIŞMA BAKANI"
Gerginliğin doruğa çıkması üzerine TBMM Başkanvekili Sadık Yakut birleşime ara vermek zorunda kaldı. Verilen arada tutanaklar devre dışı kalırken, Bakan Yılmaz'ın komisyon sıralarından ayrılmasına MHP'liler, "Kaç kaç, işin gücün kaçmak zaten. Adı sıvışma bakanı" diye laf attı. MHPsıralarından Yılmaz'a, "Vatan toprağı işgal edilmiş, sen bu durumu kabul ediyorsun. Sesin çıkmaz. Şaka gibi, toprağım işgal edildi diyor, 'fiili işgal var' diyor, hukuken bir şey ifade etmiyor diyor' diye bağırdı.
Vural, Yılmaz'ın derhal açıklama yapması gerektiğini belirtirken, "derhal bu bakan azledilmeli" dedi. CHP'liler de Yılmaz'ın skandal bir açıklama yaptığını ve bunun kabul edilemeyeceğini dile getirdi.
MHP Manisa Milletvekili Ekran Akçay, "Sen niye fiilî uygulama yapamıyorsun da Yunanistanyapıyor fiilî uygulamayı? Yeni Yunan hükümeti kuruldu, Millî Savunma Bakanı'nın ilk ziyareti o Türk adalarına, Eşek, Bulamaç adalarına oldu. Senin Millî Savunma Bakanı olarak o adayı ziyaret etmen gerekir, Yunan askeri var orada. Bu fiilî uygulamaya, bu oldu bittiye niye izin verdiniz, siz iktidardınız o zaman?" diye konuştu.
16 ADACIK
Yunanistan'ın işgal ettiği öne sürülen 16 ada ve 1 kayalığın isimleri şöyle: "Koyun, Hurşit, Fornoz, Eşek, Nergizcik, Bulamaç, Kalolimnoz, Keçi, Sakarcılar, Koçbaba, Ardacık, Gavdos, Dhia, Dionisades, Gaidhouronisi, Koufonisi ve Venedik kayalıkları."
Atatürk'ün müthiş planı!
Hatay davasında Fransız büyükelçisine gözdağı vermek isteyen Atatürk, öyle bir oyun oynadı ki.
Hatay için gözdağı vermek isteyen Atatürk'ten ilginç taktik. Fransız Elçi'yle buluşmasında kadın pilot Sabiha Gökçen'e havaya üç el ateş ettirdi.
Restaurantın silahlı basılması planını Atatürk ve ilk kadın pilot Gökçen'den başkası bilmiyordu.
Belki birçoğumuzun haberinin olmadığı bu ilginç tarihi olayı Can Dündar, "Mustafa" belgeselinin konu edildiği Kanaltürk'te yayınlanan Kırmızı Halı programında anlattı:
OLAY SONRASI BÜYÜKELÇİYE SÖYLEDİĞİ O CÜMLE
"Sabiha Gökçen'den böyle bir şey beklemiyorlar. Korumalar atlıyor polisler tutuklayıp karakola götürüyor. Atatürk yanındaki Fransız büyükelçisine dönüp "görüyorsunuz bu millet beni affetmez" diyor. Müthiş bir sahne bu. Dramatize etmeye müsait sahne değil. Silah çekçeksiniz. Ankara Palas vesaire. Yapamadık, anlatamadık. Ama sahne olarak benim içimde çok yer etti. Çünkü Atatürk'ün iletişim dehası aslında. Hem onun yarattığı etkiyi büyükelçi üzerinde tahmin edersiniz."
Peki Dündar'ın anlattığı tarihi olayın ayrıntıları nasıl? Çok az insanın bildiği çarpıcı olayın detayları ise şöyle:
TABANCANI BELİNE TAK VE BURAYA GEL
1937'de Fransa'nın, Hatay'ı Suriye'ye devretmeye hazırlandığı yolundaki haberler, Ankara'da sert tepkiyle karşılandı. Atatürk, hemen Gökçen'i de bir parçası yapacağı gözdağı planını uygulamaya koydu. Atatürk, bir akşam Gökçen'e, 'Üniformanı giy. Tabancanı beline tak ve buraya gel. Bu akşam çok önemli bir görev daha vereceğim. Tarihi ilginç bir görev' dedi. Ata, bunu söylerken, Gökçen'e, 'Hatay konusundaki fikrin nedir?' diye de sordu. Gökçen de, 'Eskiden Girit için söylenirdi. Annemden dinlemiştim. 'Girit bizim canımız, feda olsun kanımız!' Aynı şeyi Hatay için düşünüyorum' dedi.
GÖKÇEN SALONU SİLAHLA BASTI
Atatürk ve beraberindekiler, akşam Ankara'nın ünlü restoranı Karpiç'e gitti. Fransız Büyükelçisi M. Ponceau ile elçilik erkanı da oradaydı. Fransızlar'a hitaben bir konuşma yapan General Kasım Sevüktekin, sonunda Fransızlar'ın Hatay'ın Türkiye'nin olduğuna karar vereceklerine inandığını ifade etti. Fransa Büyükelçisi, Sevüktekin'i ayakta alkışladı. Generalden sonra ortaya fırlayan Gökçen, şunları söyledi:
GEREKİRSE CANIMIZI VERİRİZ
'Generalim, Fransız dostlarımızın bu konuşmanızı değerlendirebileceklerini sanmıyorum. Fransa bir oyun içine girmiştir. Oyunun sonunda bizim olan toprakları Suriye'ye vermeyi planlamıştır. Fransa'nın oyununa gelerek Hatay topraklarını başkalarına bırakmayacağız. Biz gençler gerekirse bu işi silahlarımızla da halledebiliriz. Hatay bizim canımız feda olsun kanımız.'
1 GÜN HAPİS YATTI
Gökçen, sözlerini tamamlar tamamlamaz, silahını çekip, üç el ateş etti. Bu olayın ardından Atatürk'ün emriyle Gökçen tutuklandı. Hakim karşısına çıkan Gökçen, milli hislerinin galeyana geldiğini ve bunun için kimseden emir almadığını söyledi.
Sorgu sırasında, Atatürk'ün kız kardeşleri Makbule Hanım ile Semiha İnanç da silahlarını havaya boşalttıkları için adliyeye gelmişlerdi. Yasa gereğince, üç kadın 24 saat hapis cezasına çarptırıldı. Mesaj yerine ulaşmış ve Fransa, Türkiye'nin kararlılığını görmüştü.

4 Aralık 2014 Perşembe

Son Kale'nin Komutanı; Cumhuriyet Muhafızı, Atatürkçü, Milliyetçi Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN konuştu: "Milli bir programa ihtiyaç var."

Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN konuştu: "Milli bir programa ihtiyaç var."

Demokratik Değerler Hareketi’nin toplantısında konuşan Prof. Dr. Anıl Çeçen “Hükümeti kuran parti de muhalefet partileri de maalesef baskı altındadır” dedi. Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN devamla:  “ Devleti kuran Atatürk’ün partisini kullanmak, iktidar partisini ise merkez sağda kurumsallaştırmak, geleceğe dönük yapılandırmak ve bu noktada geçmişten gelen merkez sağın meclise girmesini önlemek istiyorlar” dedi ve konuşmasını şöyle sürdürdü:
ADIM ADIM İZLİYORUZ
 “Demokratik Değerler Hareketi bir ihtiyacı karşılamak için ortaya çıktı. Bunu adım adım izliyoruz. Görüyoruz her gün bir parti kuruluyor. 101. Parti kuruldu; Elektronik Parti. Elektronik Parti’yi hafife almamak lazım. İtalya’da Twitter ve sosyal medyayı kullanarak 165 kişiyi bir parti meclisine soktu. Korsanlar Partisi  Almanya’da %13 oranında oy aldılar. İspanya’da da %10 civarında oy aldılar. Sanırım Emrehan Halıcı bu işleri bilen birisi olarak Türkiye’de böyle bir denemeye kalkışacak. Çünkü görüyorsunuz  Türkiye nüfusu 80 milyon. Basılan kitaplar 1000 tane zor basılıyor. Çünkü kimse kitap okumuyor. Gazete satışları düştü. Kimse gazete okumuyor.  Ama internet ve televizyon ön planda. Gelecek seçimlerde kamuoyu televizyon ve internet üzerinden oluşturulacak ve partiler böyle bir rekabet içerisinde sonuç almaya çalışacaklar.
Elektronik Parti deneyiminin ne anlama geldiğini merak ediyorsanız İtalya’ya bakın. Ben kurulan yeni partiler içerisinde Elektronik Parti’yi özellikle sosyal medyayı, özellikle Gezi Olayları’ndan başlayan hareketi kullanma noktasında ikinci bir Gezi Olayı yaratarak bir tırmanmayı kamuoyuna sergilemek ve o noktada da ceplerde hareket ederek büyük bir çoğunluğa erişmek gibi planları olduğu kanaatindeyim. Demek ki önümüzdeki seçimlerde Avrupa ülkelerinde sonuç alan Elektronik Parti hareketi Türkiye’de de denenmek isteniyor ve dengeleri bu noktada zorlayacaklar. Değerli siyasetçilerimiz Türkiye’nin birikimini burada temsil ediyorlar. Geçmişin birikimini bugüne taşıyacağız ama geleceğin dünyasının oluşumunda da teknolojiyi izleyeceğiz. Sosyal medyada mutlaka internet medyasında bizim de olmamız lazım.
Böylesine bir rekabet içerisinde sonuç almamız gerekiyor.
Siyaset sahnesinde bir boşluk var. Mevcut iktidar partisi yıpranmıştır ve küresel politikaların baskısı altındadır. O nedenle Türkiye’nin inisiyatifini kamuoyuna yansıtamamaktadır. Devleti kuran parti ve milliyetçi parti maalesef baskı altındadır. Türkiye’nin ihtiyacı olan bir çıkışı sergileyememektedirler.  Ben bu coğrafyada Amerika’nın önümüzdeki dönemde iki partili sistemi zorlayacağı kanaatindeyim. Sayın Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır’daki konuşması sanırım yine Alevi tabanı ve Kürt tabanı CHP üzerinden meclise taşıma planı var ki bunu Erdal İnönü zamanında SHP’ye yaptırtmışlardı. Aynı oyun gündeme geliyor. Böylece Güneydoğu halkı içerisinde bir bölücü partinin siyaset sahnesinde tırmanmasını önleme noktasında devleti kuran Atatürk’ün partisini kullanmak istiyorlar. İktidar partisini ise merkez sağda kurumsallaştırmak, geleceğe dönük yapılandırmak ve bu noktada geçmişten gelen merkez sağın meclise girmesini önlemek istiyorlar. Bu noktada da dine ağırlık veren bir merkez sağ politikayla Türkiye üzerinden İslam dünyasına yönelik plan ve projeleri zorluyorlar.
PAPA'NIN GELİŞİ VE CUMHUR BAŞKANINDAN MESAJLAR!..
Papa’nın gelişi, İslam dünyasıyla ilgili toplantıların yapılışı ve bu noktada Sayın Cumhurbaşkanı’nın İslam dünyasına mesaj vermesi ki biliyorsunuz Cumhurbaşkanı seçildiği gün Edirne’den Kars’a değil Bosna’dan Filistin’e selam verdi. Şimdi demek ki yeni bir dönem var. Bu yeni süreç içerisinde Türkiye ağırlıklı politika üretilecektir. Ama bölgesel süreç içerisinde de çok ciddi boyutlarda yeni bir durumda merkezler rekabet içerisindedir. Bir taraftan Türkiye İslam coğrafyasına dönük plan ve projelere zorlanırken, bir taraftan da Türk Dünyası’na yönelik plan ve projelere zorlanıyor. Öbür taraftan emperyal güçlerin merkezi alanda enerji hattını kontrol etmek istediklerini görüyoruz. Bütün bu gelişmeler bizi maalesef iniş çıkışlara sürüklemektedir.  Türkiye bu noktada kuruluş felsefesinden hareket ederek toparlanmalı ve bölgesel planlara karşı kendi planıyla hareket etmelidir. Ancak bu şekilde Türkiye bu coğrafyada varlığını koruyabilir. Yoksa önümüzdeki dönemde bu rekabetin Türkiye’yi zorlayacağı kanaatindeyim.
BATI ÜÇGENİNDE SİYASET
Önümüzdeki seçimlerde artık siyaset eskisi gibi bir batı üçgeninde değil ki siyaset şimdiye kadar Türkiye’de Avrupa, Amerika, İsrail üçgeni arasında yürütüldü. İsrail’i vurguluyorum. İsrail vurgulanmazsa giderek din ağırlıklı kavgaya doğru Türkiye sürüklenmektedir. Bu çerçevede önümüzdeki dönemde bir üçgenle değil ama bir dörtgenle karşı karşıyayız. Artık kuzeyde Rusya doğuda Çin devrededir. O zaman Türkiye önümüzdeki dönemde bir batı üçgeninde değil ama bir dünya dörtgeninde politikaya sürüklenecektir. Artık doğunun ve kuzeyinde ağırlığı olacaktır. Onlarda Türkiye’deki politikada etkin olma noktasında bazı partileri, bazı siyasi oluşumları destekleyeceklerdir. Siyasetin kuralı budur.  Şimdiye kadar emperyal müdahaleler batıdan geliyordu. Ama önümüzdeki dönemde kuzeyden doğudan ve güneyden de gelecektir. Bütün bu gelişmelere karşı bunları iyi değerlendiren, bir milli program şarttır. Türkiye’nin devleti güçlendirecek bir milli programa ihtiyaç vardır. Onu işte burada beraber düşüneceğiz. Mutlaka Türkiye’nin bölgesel bir plana ihtiyacı vardır. Emperyal plan ve projelere karşı B planımızı ortaya koyacağız ve dünyada gelecekte etkin mücadele alanı olan Avrasya’nın geleceğinde Türkiye’nin stratejisi yine kendi devlet ve siyasi birikimimiz doğrultusunda gündeme getirilecek ve bu çizgide bir siyasi iktidarın oluşturulmasıyla sonuç alınabilecektir. Demokratik Değerler Hareketi’nin bu doğrultuda bir ihtiyacı karşılayacağı ve Türkiye’nin ihtiyacı olan bir milli programı, milli siyaseti, milli merkez yapılanması içerisinde ortaya koyacağı inancıyla buradayım.” 
[Ankara, 04 Aralık 2014, Ulusal Haber & Ulusal Ajans]