ulusal ajans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ulusal ajans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ekim 2017 Çarşamba

Dost ve Kardeş AZERBAYCAN Türklerinin "BAĞIMSIZLIK GÜNÜ" Hayırlı ve Kutlu Olsun.

Dileriz ki; Dost ve Kardeş Azerbaycan gerçek anlamda Özgür, Hakim, Hükümran; Laik ve Demokrat bir Hukuk Devleti olsun. Adalet Ahlâkı, Eşitlik ve Hukuk çerçevesinde Ebed-Müddet yaşasın.  

3 Ekim 2017 Salı

Uzun süredir tedavi gören Irak'ın eski cumhurbaşkanı Celal Talabani, 84 yaşında vefat etti.

SON DAKİKA... 
ESKİ IRAK CUMHURBAŞKANI "CELAL TALABANİ" HAYATINI KAYBETTİ!
Uzun süredir tedavi gören Irak'ın eski cumhurbaşkanı Celal Talabani, 84 yaşında vefat etti. Bölgenin önemli figürlerinden 'Amca' lakaplı Talabani'nin siyasi kariyeri, ABD'nin Irak'ı işgali sonrası zirveye ulaşmıştı.
Irak Devlet Televizyonu, Irak'ın eski cumhurbaşkanı ve KYB Genel Sekreteri Celal Talabani’nin yaşamını yitirdiğini duyurdu.
Celal Talabani 2012 sonunda geçirdiği beyin kanaması nedeniyle kısmen felç olmuştu. Bir buçuk yıl Almanya’da tedavi gördükten sonra, 2014 Temmuz’unda IKBY'ye dönmüştü. Talabani, geçtiğimiz ay tedavi olmak üzere tekrar Almanya'ya gitmişti. Kürt siyasi hareketinin önemli figürlerinden 'Amca' lakaplı Talabani'nin ABD'nın Irak'ı işgali sonrası zirveye ulaşan siyasi kariyeri, rahatsızlığı nedeniyle sona ermişti.
CELAL TALABANİ KİMDİR?
Irak siyasi tarihinin ve bölgede yaşayan Kürtlerin en önemli siyasi figürlerinden biri olan Celal Talabani 1933 yılında Kuzey Irak’ın Kelkan şehrinde doğdu. Lise eğitimini Erbil ve Kerkük’te tamamlayan Talabani’nin siyasete katılışı 1950’li yılların başlarında gerçekleşti. Talabani bu dönemde, Kürdistan Demokrasi Partisi’ne (KDP) bağlı Öğrenci Birliği’nin kurucusu üyesi ve başkanı oldu. 1950’li yılların sonlarına doğru, Kürt hareketinin önemli isimlerinden Mustafa Barzani tarafından hukuk öğrenimi görmesi için Suriye’ye gönderildi. 1961 yılında Irak’ta Abdülkerim Kasım hükümetine karşı gerçekleşen Kürt isyanına katılan Talabani, Şubat 1963'te Kasım’ın darbeyle devrilmesinin ardından ülkenin yeni lideri olan Abdüsselam Arif’le müzakereleri yönetecek Kürt delegasyonunun başına getirildi.
KDP İLE FİKİR AYRILIKLARI
Talabani ile KDP’nin başkanı olan Mustafa Barzani arasındaki fikir ayrılıkları 1975 yılına gelindiğinde en üst seviyeye ulaştı. Bunun üzerine Talabani, ilerleyen dönemde kayınpederi olacak İbrahim Ahmed’in önderliğinde kurulan bir gruba katıldı. Aynı yıl kendisi gibi düşünenlerle birlikte Kürdistan Yurtseverler Birliği’ni (KYB) kurdu. Talabani, KYB’nin sosyalist bir parti olacağını, KDP’nin yürüdüğü aşiret çizgisinden uzak olacağını söyledi. KYB, 1976 yılında Bağdat hükümetine karşı silahlı mücadeleye başladı. 1988 yılında Irak hükümetinin Kürtlere karşı kimyasal silah kullanmasıyla KYB ağır bir yenilgi aldı. Barzani ve KDP’ye Türkiye sahip çıkarken, Talabani İran’a sığınmak durumunda kaldı. Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi ve bunun üzerine Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak’a müdahelesi ile başlayan Körfez Savaşı’nın 1991 yılında patlak vermesiyle, Talabani’nin siyasi kariyeri farklı bir boyuta taşındı. Irak’a müdahale eden Batılı kuvvetlerin kuzeyde güvenli bölgeler kurmasıyla KDP ve KYB arasındaki buzlar kısmen eridi ve 1992 yılında Irak Kürt Özerk Bölgesi kuruldu. Ancak taraflar arasındaki uzlaşma ortamı fazla uzun sürmedi ve 1994 yılında iki ayrı güç arasında çatışmalar başladı. ABD’nin yoğun girişimleriyle Talabani ve Mesut Barzani 1998 yılında Washington’da bir barış anlaşması imzaladı. Talabani, ABD ve İngiltere önderliğinde oluşturulmuş Çokuluslu Koalisyon Kuvvetlerinin bir askeri harekâtla Irak'a girmesiyle başlayan süreçte ABD’ye en yoğun desteği veren Kürt politikacılardan biri oldu.
ABD İŞGALİNE DESTEK
ABD’nin, 2003 yılında bir kez daha Irak'a müdahalesinde ve idam edilen eski Irak lideri Saddam Hüseyin’i devirmesinde Talabani ve diğer tüm Kürt unsurların büyük katkısı oldu. Talabani, 2003 yılında yakalanan Saddam’ın yargılandığı süreçte, Irak’ın yeni anayasası ve yapılanma sürecini hazırlayan Irak Yönetim Konseyi’nin üyelerinden biri oldu. Söz konusu konsey yeni anayasa çalışmalarını 2004 yılına kadar yürüttü. Talabani, 6 Nisan 2005 tarihinde Irak Ulusal Meclisi tarafından cumhurbaşkanı seçildi. 22 Nisan 2006 tarihinde ise, yeni anayasa altında oluşturulan Irak meclisinin seçtiği ilk cumhurbaşkanı oldu ve görevinin ikinci dönemi başladı. 11 Kasım 2010’da Irak meclisi tarafından yeniden cumhurbaşkanı seçilen Talabani, bu görevini halen sürdürüyor.
BEYİN KANAMASI VE ALMANYA'DA TEDAVİ
Mart 2012’de Amerika’dayken beyin kanaması teşhisiyle hastaneye kaldırılan Talabani, oradan Almanya’daki bir hastaneye sevk edilmiş, iyileşmesinin ardından Süleymaniye’ye geri dönmüştü. Irak’ta 2012 yılı sonlarında Kürt Özerk Bölgesi ve Bağdat’taki merkezi yönetim arasında çıkan sorunları çözmek için yoğun çaba gösteren Cumhurbaşkanı Talabani, 18 Aralık 2012’de IKBY Lideri Mesud Barzani ile görüşmek üzere Bağdat’tayken bir beyin kanaması daha geçirdi. Talabani’nin, Irak Kürt Özel Bölgesi Washington’daki temsilcisi olan oğlu Kubat Talabani, beyin kanamasının ardından babasının hasta yatağından kalkarak Bağdat’a gittiğini, son gelişmelerin kendisini çok yorduğunu söyledi. 20 Aralık 2012’de Almanya’nın başkenti Berlin’de bir hastaneye sevkedilen Talabani, yoğun bir vizyoterapi tedavisinden geçti. 

29 Ağustos 2017 Salı

GÜNÜN HABERİ "ARAKAN’DA KATLİAM NASIL BAŞLADI?" (Araştırma, Haber.Makale)

ARAKAN’DA KATLİAM NASIL BAŞLADI?
Araştırma, Haber Makale
Bütün dünya ve özellikle Müslümanlık iddiasında olan (sözde) İslâm ülkelerinin ve Müslüman halkın gözü önünde; Uzun yıllardır devam eden Arakan’daki Müslüman soykırım ve katliamı ile ilgili bilinmeyen bir çok yönü aydınlatacak olan bir makaleyi siz okuyucularımızla paylaşıyoruz.  Echo Of Jihad dergisi kaynaklı makalede Budist rahiplerin ve Burma hükümetinin zulmünü bir kez daha gözler önüne seriliyor. İşte o makale; 
Arakan’da Katliam Nasıl Başladı?
Rohingya’da müslüman azınlığa karşı başlatılan soykırım, Budist Rahiplerin 3 müslüman gencin üzerine attıkları iftiranın alevlenmesi ile başladı. 
Öncelikle 3 kişilik bir Budist Rahip grubu, 26 yaşındaki Burmalı bir kadına tecavüz edip ardından onu öldürdüler. Kadına tecavüz eden 3 kişiden birisi, kendisinin erkek arkadaşıydı ve kısa süre önce kadın tarafından terkedilmişti. Fakat aynı kadına tekrar geri dönmek istemesine rağmen, kadın tarafından reddedildi. Bunun ardından aynı kadın kendisine farklı bir erkek arkadaşı buldu. Bu durumu kaldıramayan eski erkek arkadaşı, yanına 2 kişiyi de alarak önce kadına tecavüz etti ve daha sonra da onu öldürdüler.
Katil Budist Rahipler, öldürdükleri kadının cesedini, bölgede bulunan bir müslüman köyünün yakınlarına bırakıp kaçtılar. Cesedin bulunmasının ardından yetkili Budist Rahipleri ve Burma Hükümet yetkilileri kadının başına gelen hadiselerden ötürü müslümanları sorumlu tuttular. Neticede 3 tane masum müslüman genç tutuklandılar. Tutuklanan gençlerden bir tanesi dövülerek öldürüldü. Diğer ikisi de mahkeme tarafından ölüm cezasına çarptırıldı. Böylece hükümet, bir iftira vasıtası ile tüm dünyanın gözü önünde müslümanlara karşı bir soykırımın ilk tohumlarını atmış oldu...
Bu hadiseyi takip eden aylarda, bir çok radikal rahip, Burma içerisinde ve dışarısında Rohingyalılara karşı bir anti-propoganda başlattılar. Burmalılara karşı kullandı slogan şöyleydi ; “Rohingya Burmanın bir vilayeti değildir. Onlar Bangladeşten gelen illegal göçmenlerdir”...
Anti-Rohingya Propogandalarından bir kare...
Daha sonra bu gösteriler, bir takım hükümet yetkililerinin katılımı ve desteği ile amacından saptırılarak çizgiden çıkmıştır. 
Soykırım nasıl başladı ?
3 Haziran 2012 – Arakan şehri güneyinde bulunan Toungup şehir merkezinde, 8 Müslüman hacı ve yanlarında bulunan 2 otobüs muavini ve bir kadın, Budist Rahipler tarafından alçakça, hunharca ve öldürüldüler. 5 kişi ise tesadüfen kaçarak, zorlukla canlarını kurtarabildi. Hadise olduğu sırada öldürülen hacılar Thandwe’deki Thetsa mescidindeki bir dini merasimden ( islami/ilmi bir toplantı ya da münazara ) dönüyorlardı. 
Öldürülen müslüman hacıların cesetleri...
Hacıları taşıyan otobüs, dönüş yolundayken terörist Budist rahipler tarafından durduruldu. Durdurulan otobüsün plakası 7(Ga)7868’dir. Rahiplerden birisi kapıya gelerek “Hepiniz inin aşağıya” diye seslendi. Otobüs şöförü ve muavin müdahale etmek istediler, otobüste herhangi yabancı birisinin olmadığını söylediler. Buna rağmen budist rahipler ilk olarak onları dövmeye başladılar. Daha sonra otobüsün içine dalan Budistler müslüman hacıları hunharca döverek zorla, cebir ve şiddetle otobüsten dışarı çıkardılar. Sayıları 300’ü bulan cinnet getirmiş cani Budistler, Müslüman hacıları yolun ortasına alarak ölünceye kadar vahşice, kancıkça ve kalleşçe dövdüler. Buna rağmen ne bir polis, ne bir asker, ne de bir hükümet yetkilisi olaya müdahale etmedi. Ne olay sırasında ne de olay bittikten sonra...
Otobüs baskını sonrasında hunharca dövülerek alçakça öldürülen,  canice katledilen Müslüman hacılar...
Dövülerek hayatlarını kaybeden 8 hacının kimlikleri şu şekildedir;
Muhammed Sharif - Taung Twin Gyi şehrinden
Muhammed Hanif - Taung Twin Gyi şehrinden
Shafield Bai - Taung Twin Gyi şehrinden
Aslam Bai - Taung Twin Gyi şehrinden
Balai Bai - Taung Twin Gyi şehrinden
Shuaib - Taung Twin Gyi şehrinden
Salim Bai – Myaung Mya şehrinden
Lukman Bai – Myaung Mya şehrinden
Ve bunlarla birlikte otobüste görevli olan bir karı-koca çift dövülerek öldürüldüler.
Diğer 5 müslüman hacı bu katliamdan kaçarak kurtulmayı başardılar. Rahipler kazandıkları bu zaferi ( ?) yola attıkları cesetlerin üzerlerine tuvaletlerini yaparak ve içtikleri şaraplarından dökerek kutladılar. Buna rağmen hiçkimse tutuklanmadı ve bu katillere karşı herhangi resmi bir soruşturma dahi açılmadı. Cesetler aynı günün akşamında Thandwe de toprağa verildiler.
Hacıların cesetleri cenaze için götürülürken...
Bu elim hadisenin ardından ise, Burma hükümetinin verdiği destekle ve iç güvenliği tehdit ettikleri gerekçesi ile rahipler tarafından müslümanların köyleri baskına uğramaya ve yakılmaya başlandı...
Budist rahipler Burma güvenlik güçleri ile beraber gece vakti bir müslüman köyü yakıyorlar...
Rahipler müslümanların evlerini yakarken, güvenlik güçleri rahiplerin emniyetini sağlamakla görevlendirilmişlerdi.
Bir Burmalı güvenlik görevlisi gündüz vakti müslüman köyü yaktıktan sonra böyle resmedildi.
Bir güvenlik görevlisi alevlerden kaçan müslümanlara ateş ederken...
Çıkan bu hadiselerde güvenlik güçleri ve Rahipler güruhu, Razak, Lalu ve Syed Ahmet köylerindeki evleri yaktılar. Müslümanların ticarethaneleri ve 150,000,000 Kyatlık ticari malları yakıldı. Sawmawna köyündeki bir cami ateşe verildi. 200 Rohingyalı evsiz kaldı.
Tarihler 9 haziranı gösterdiğinde 100’ün üzerinde Rohingyalı müslüman hayatını kaybetmiş, 500ün üzerinde müslüman ise evsiz kalmışlardı.
Bunca zulümün ardından Müslüman halk, Bangladeş devletinin kendilerine bu zor zamanda yardım edeceğini düşünerek onların kapısını çalmak istediler. Zira halk, polis, güvenlik güçleri ve rahipler tarafından her gün katliama uğratılıyordu.
Müslümanlar kaçarak geldikleri Bangladeş ülkesinden barınak talep ederken...
Bangladeşte karaya çıkmak isteyen müslümanların kayıkları tekrar zorla denize itiliyor...
Lakin bunca beklentiye rağmen Tağut Bangladeş hükümeti Arakanlı müslümanların ülkelerine girmelerine izin vermediler. Şayet halk içinden herhangi bir kişi Arakanlılara ensarlık yapıp ev verirse, derhal tutuklamaya ve muhacirleri de sınır dışı etmeye başladılar.
Bangladeş askerleri ülkeye girmek için Burmadan kaçan müslümanların kayıklarını ararken...
Bangladeş askerleri karaya çıkmak isteyen müslümanların kayıklarını tekrar denize itiyor...
Arakanda tutuklanan bir müslümanın akibetinden, herhangi bir akrabasının haber alması mümkün değildir. 
Yukarıda anlattığımız hadiselerin yaşandığı 8 haziran ve 19 haziran tarihleri arasında 60 müslüman kadın Hükümet güvenlik güçleri, polisler ve Budist rahipler tarafından tecavüze uğradılar. Paungzarr köyünden bir kişinin anlattıkları şu şekilde: “Köylere giren güvenlik yetkilileri, köyün erkekleri tek bir meydana toplayarak onlarla gelecekteki durumları hakkında bir toplantı yapacaklarını söylediler. Evlerden çıkıp köyün dışında bir meydanda toplanan erkekler, orada bir grup tarafından oyalanırken diğer bir grup polis ve rahip köye girerek onlarca kadına tecavüz ettiler."
Günümüzde Arakanlı müslümanları koruyan hiç bir kuvvet yoktur. Maruz kaldıkları onca zulüm, tecavüz ve evlerinden çıkarılmaya karşı hiç bir koruyucuları bulunmamaktadır. Buna rağmen Burma hükümeti tarafından, Rahiplerin ölcülük ettiği bu katliamı meşrulaştıran bir çok kanun tasarısı devamlı olarak kabul edilip yürütmeye konmaktadır. Hükümet destekli bu sistematik soykırım faaliyeti günden güne hıncını ve hırsını arttırarak devam etmektedir. 
***
(Murad Gündoğan/@mur_gundogan tarafından 2016 yılında ISLAH HABER için tercüme edilmiştir. Kaynak : Echo of Jihad Magazine & ISLAHHABER  HABER MERKEZİ) 

15 Ağustos 2017 Salı

DARISI "ÖNCE BİZİM" SONRA DA "BÜTÜN İNSANLIK ÂLEMİ VE MEDENİ MİLLETLERİN" BAŞINA OLSUN

MUNDAR PİSLİK, İĞRENÇ TECAVÜZCÜNÜN SONU!
ELLERİNİ ARKADAN BAĞLAYIP “LÂNETLER OKUYARAK” İDAM ETTİLER
Yemen'in başkenti Sana'da 5 yaşındaki bir kız çocuğuna hiç acımadan, kudurmuş köpek domuzları gibi hayvan altı bir mahluk şeameti ile alçakça ve kancıkça tecavüz eden kâfirden bir melanet yakalanarak Tahrir Meydanı'nın ortasında “tam da olması gerektiği gibi” lâyık olduğu şekilde asılarak idam ve infaz edildi.. Melânet mahlûkun infazı ve yeryüzünün iğrenç bir pislikten temizlenmesi işi bir vinçle gerçekleştirildi.
Yemen'de 22 yaşındaki Hüseyin El-Sakit 5 yaşındaki masum ve müsemma bir kız çocuğuna alçakça tecavüz edip, öldürmek suçundan “hakiki bir mahkeme, geçek bir yargıç ve evrensel hukukun insani yasaları tarafından öngörüldüğü biçimde” idama mahkûm edildi.
Kâfirin infazı başkent Sana'nın en kalabalık noktası olan Tahrir Meydanı'nda “halka ve bütün dünyaya ibret olsun diye” bir vincin ucuna asılarak gerçekleşti. Pis, necis ve iğrenç tecavüzcü vincin ucuna elleri arkadan bağlı bir şekilde asılarak yavaş yavaş yerle bağlantısı kesildi. 
Lânetli yarattık acı çeke çeke can verdi. Reuters haber ajansı tarafında  paylaşılan infaz anlarında pislik domuzunun önce yaralı hali, ardından infaz sonrası cansız kirli ve irinli bedeni görüntülendi. (Kaynak: Reuters Haber Ajansı)

11 Ağustos 2017 Cuma

ENTERESAN!.. "VERGİ REKORTMENLERİ LİSTESİNDEKİ GİZLİ LİDER" (DOĞALGAZ'CI) BOTAŞ ÇIKTI!.."

‘GİZLENEN’ VERGİ REKORTMENİ BELLİ OLDU
GELİR VERGİSİ REKORTMENLERİ AÇIKLANDI. 2016 YILINA İLİŞKİN GELİR VERGİSİ GİZLİ REKORTMENİNİN BOTAŞ OLDUĞU ORTAYA ÇIKTI.
2016 yılına ilişkin kurumlar vergisi rekortmenler listesinin ilk sırasında isminin açıklanmasını istemeyen bir kurum yer aldı. Kurumun bu tavrı ise merak konusu oldu. Hürriyet yazarı Sefer Levent gizlenen rekortmenin BOTAŞ olduğunu yazdı. BOTAŞ’ın sitesinde yer alan 2016 bilançosunu inceleyen Levent “BOTAŞ kurumlar vergisine konu olan 2016 bilançosunu zaten kendi internet sitesinden duyurmuştu. BOTAŞ’ın resmi internet sitesindeki bilanço incelendiğinde mahçup ya da gizli şampiyonun BOTAŞ olduğu net bir şekilde görülüyor. 2015 yılında 541 milyon lira kar elde eden BOTAŞ geçtiğimiz yılı 8.9 milyar liralık kar ile kapatmış” diye yazdı.
VERGİ REKORTMENLERİ LİSTESİNDEKİ GİZLİ LİDER BOTAŞ ÇIKTI
Maliye Bakanlığı'nın yayınladığı vergi rekortmenleri listesindeki gizli lider BOTAŞ çıktı. 2016'da 1.9 milyar TL vergi ödeyen BOTAŞ, şampiyon oldu.
Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı bu yıl 2016'da vergi şampiyonu olan kurumları kimseye haber vermeden internet sitesine koydu. En ilginç rakam ise bu yıl vergi şampiyonu olan kurumun adının açıklanmamasıydı. En çok vergi ödeyen ikinci kurum ise geçen yılların şampiyonu Ziraat Bankası1 milyar 863 milyon lira vergi ödedi. Şampiyon kurumun ise doğal olarak vergisinin bu rakamın üstünde olması yani en az 1.9 milyar lira civarında olması gerekiyor. Bu vergi ise en az 8 milyar liralık bir kâr rakamının olması gerektiği anlamına geliyor. Gazete Habertürk'ten Rahim AK'ın haberine göre, Türkiye'de bu büyüklükte kâr eden tek kurum ise Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ yani kısa adı ile BOTAŞ'tan başkası değil. BOTAŞ, 2015'te 2.4 milyar lira kâr ederken bu tutar 2016'da 8.1 milyar liraya çıktı.
REKOR KÂR FİYAT VE KURDAN
BOTAŞ'ın rekor kârının nedeni ise 2016'da dünya doğalgaz fiyatlarının (MMBTU) 3 bin dolardan bin 639 dolara inmesi ve bunun yanı sıra dolar kurunun da 3 liranın üstünden 2.79'a kadar gerilmesi. Böylece hem kurdan hem satış maliyetinden avantajlı hale gelen BOTAŞ'ın kâr rakamı 3.5 kat artmış oldu. Kurumun satışları 2015'te 37 milyar liraydı. Bu rakam fiyatın düşmesiyle 29 milyar liraya indi. Doğalgazın BOTAŞ'a maliyeti ise 34 milyar liradan 21 milyar liraya geriledi. Böylece vergi öncesi faaliyet kârı rakamı 2 milyar 357 milyondan 7 milyar 996 milyona tırmandı. 2015'te karşılık ve önceki dönem giderleri nedeniyle vergi ödenecek bir tutar oluşmayan kurumun 2016 vergisi 1 milyar 998 milyon lira oldu. Net kâr rakamı ise 6 milyar 935 milyon TL olarak gerçekleşti. Bu kârda Merkez Bankası'nın da rolü oldu. Merkez'in BOTAŞ için yaptığı döviz alımları şirketin gaz satın alma maliyetlerine avantaj sağladı. Türkiye'nin ithal ettiği doğalgazı, Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ (BOTAŞ) dağıtım şirketlerine belirli bir bedel üzerinden satıyor. Dağıtıcılar da aldıkları doğalgazı üzerine kârlarını koyarak hanelere ve işyerlerine ulaştırıyor.
VERGİYİ YÜZDE 26 TIRMANDIRDI
BOTAŞ'ın da etkisiyle 2016'da kurumlar vergisi tutarı % 26 artarak 37 milyar liradan 46.9 milyar liraya tırmandı. Kurumlar vergisi 2015'te yüzde 5 ve 2014'te yüzde 11 artabilmişti.
İSTE BOTAŞ'IN 2016 YILI BİLANÇOSU








Kurum 2016'da safi kârını 3.5 kat artırarak 8.6 milyar liraya çıkardı ve 1.9 milyar lira vergi ödedi. BOTAŞ'ın 8.1 milyarlık rekor kârı ile Maliye Bakanlığı, Kurumlar Vergisi'nde önemli bir gelir elde etti. Maliye Bakanı Naci Ağbal, Türkiye'de yüzde 20 olan Kurumlar Vergisi oranının tahsilatı ve yatırımları artırmak için ileride indirilebileceğini açıklamıştı.

DOĞALGAZ FATURASI 1 YILDA YAKLAŞIK YÜZDE 27 GERİLEDİ
BOTAŞ, 2010'da doğalgazın standart metreküpünü (Sm3) dağıtıcılara 0.4713 TL'den verdi. Aradan geçen süre içerisinde BOTAŞ'ın doğalgaz fiyatları 0.8484 TL'ye kadar çıksa da 2016'da bu fiyat 0.7041 TL oldu. 2016'nın başından itibaren petrol ve doğalgaz fiyatlarının da etkisiyle Türkiye'nin doğalgaz faturası azaldı. 2012'de 42.3 milyar dolarlık doğalgaz ithalatı yapan Türkiye, doğalgaza 2015'te 24.8 milyar dolar, 2016'da ise yaklaşık 16 milyar dolar ödedi. BOTAŞ'ın faturası ise dolar bazında yüzde 27 gerileme ile 2015'te ortalama 230 dolardan 180 dolara kadar inen doğalgaz fiyatı ile birlikte yaklaşık 7.5 (21 milyar TL) milyar dolara indi. Dolar kuru da gerileyince Türk Lirası bazında geliri önemli oranda arttı.
ZİRAAT BANKASI 1.8 MİLYAR TL İLE İKİNCİ

İLK 10 REKORTMENİN 8'İ BANKALARDAN
2015'te listenin zirvesinde Merkez Bankası, 2014'te Ziraat Bankası yer almıştı. İkinci Ziraat Bankası'na 1 milyar 863 milyon 822 bin 27 lira vergi tahakkuk ettirildi. 2015 yılında listenin ilk sırasındaki Merkez Bankası, tahakkuk ettirilen 1 milyar 625 milyon 60 bin 930 lira ile 3. sırada yer aldı. Kurumlar Vergisi rekortmenlerini, sırasıyla Garanti Bankası, Akbank, Türkiye İş Bankası, Vakıflar Bankası, Yapı ve Kredi Bankası, Türkiye Halk Bankası, Elektrik Üretim AŞ izledi. Türkiye Halk Bankası'nın katılımıyla listenin ilk 10 sırasındaki banka sayısı 8'e çıktı. Listede bankacılığın yanı sıra telekomünikasyon, enerji, inşaat, çimento, şirketleri ön plana çıktı. İlk 100'e giren kurum ve şirketlerden 27'si ise isminin açıklanmasını istemedi.
ÇOK ÖNEMLİ BİR ANALİZ, YORUM VE KATKI
EY OLİGARŞİK TEKELCİ!
NECATİ DOĞRU
15 yıllık yönetim mayasının içinden bir de “tekelci…” çıktı! Bekledim. Normal olarak “Ey oligarşik tekelci… Sen benim başı örtülü bacıma, camiye giden inanmışıma, Anadolu Kaplanı işadamıma bunu nasıl yaparsın…” diye kızacak.
Haddini bildirecek.
Boşa bekledim.
Bir haykırış olmadı.
Kabullendiler.
“Oligarşik tekelci büyük sermaye, Batı'yla bir oldu bizi devirmeye, iktidarımızı bitirmeye çalışıyor, bunu başarabilmek için de ekonomimizle oynuyor, bizi halkın gözünde başarısız göstermeye çalışıyor…”  iddiası yere düşmüş taze yumurta gibi oldu. 15 yıllık Tayyip Erdoğan yönetimi içinden “oligarşik tekelcilik” de çıktı.
Sessiz kabullendiler.
Gördünüz değil mi!
Özel ve devlet bütün şirketler; ilk 10, ilk 20, ilk 50, ilk 100 diye sıralandı, liste yayınlandı. Bu listenin en başındaki ilk 10'unun birincisi yani en yüksek kurumlar vergisini ödeyen şirket, ismini gizledi.
İsim yeri boş bırakıldı.
Şerefli bir iş yapmış.
Kazanmış.
Vergisini de ödüyor.
Bunu niçin gizliyor?
Tuhaf!
Çok tuhaf kaçtı!
*  *  *
O, devlet şirketiydi.
Devlet tekeli.
Tek el.
Tek yetkili.
Tek alıcı.
Tek satıcı.
Tek fiyat koyucu.
Oligarşik gücü var.
Herkes ona mahkum.
Ülkenin ihtiyacı olan doğal gazı Rusya'dan o alıyor. Alış fiyatının üstüne boru hattı işletme giderlerini koyuyor.  Kârını da koyuyor. Belediyelere (evlere, dükkanlara, işyerlerine) fabrikalara, doğal gazdan elektrik üreten santrallere o satıyor. Vatandaşın, fabrika sahibinin gidip doğal gaz alabileceği bir başka el yok.
Doğal olarak.
Normal olarak.
Küresel ilke olarak.
Akılcı ekonomik davranış olarak.  Petrol fiyatları ve ona bağlı olarak doğal gaz fiyatları dünyada düştüğü zaman onun da düşürmesi, arttığı zaman da haklı olarak yükseltmesi gerekir.
Fakat o ne yaptı?
Doğal gaz fiyatı arttığı zaman yükü kullanan halka, fabrikaya, santrale yükledi. Fakat dünyada doğal gaz fiyatı indiğinde  ise indirmedi, yine yüksek fiyata sattı.
*  *  *
Petrol dünyada düştü.
Doğal gaz da ona bağlı düştü
2013: doğal gaza ödenen:
35 milyar dolardı.
2016 doğal gaza ödenen:
15 milyar dolara kadar indi.
Bu 3 yıl içinde Türkiye'nin Rusya'dan aldığı doğal gaz birim fiyatı dolar bazında yüzde 60.7 ve Türk Lirası bazında da yüzde 33.4 ucuzladı. Ama bu ucuzlama evlerdeki doğal gaz faturalarına, fabrikalara, işyerlerine yansıtılmadı.
Halk yine pahalı doğal gaz ile ısındı, sanayici pahalı doğalgazla üretim yaptı.  Böylece BOTAŞ, kâr rekortmeni olduğu için vergi rekortmeni de oldu.
Türkiye'nin yıldızı oldu.
En kârlı şirket o oldu.
Listenin başına o oturdu.
Yaman avcı oldu.
Adam demiş ki:
Ben yaman avcıyım.
Attığım kuşu vururum.
Nasıl diye sormuşlar.
Kuşu ağaca bağlarım.
Ateş ederim.
Kuş benden kurtulamaz.
Ben yaman avcıyım!

31 Temmuz 2017 Pazartesi

Dünya Petrol Konseyi tarafından düzenlenen petrol ve doğal gaz endüstrisinin olimpiyatları olarak adlandırılan 22. Dünya Petrol Kongresi (WPC) sona erdi.

22. "DÜNYA PETROL KONGRESİ (!!!)" SONA ERDİ...
Dünya Petrol Konseyi tarafından düzenlenen petrol ve doğal gaz endüstrisinin olimpiyatları olarak adlandırılan 22. Dünya Petrol Kongresi (WPC) sona erdi.
9-13 Temmuz’da İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen dünyanın en kapsamlı petrol etkinliği, Amerikan Milli Komitesi adına ABD’nin Houston Belediye Başkanı Sylvester Turner’ın, “23. Dünya Petrol Kongresi Sembolünü” Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı Fatih Dönmez’in elinden devralmasıyla tamamlandı.
Kapanış töreninde konuşan Dönmez, son 4 gün içinde 90’dan fazla ülkenin, 3 bin delegenin; (Aralarında Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Araştırma Merkezi Grup Başkanlığı Palinoloji Bölümü kurucularından, halihazır Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Volkan Ediger’in de yer aldığı ve “dünyadaki petrol jeo-politikasındaki ana trendleri” konulu çok başarılı, etkileyici ve belirleyici bir sunum yaptığı(*) 600 konuşmacının yanı sıra 500 basın üyesi ve 40’tan fazla yüksek düzeyli katılımın gerçekleştiği bilgisini verdi. Petrol sektörünün sadece arz-tedarik zinciri ve dengesiyle ilgilenmediğini aynı zamanda teknoloji ve inovasyon vasıtasıyla gelişme açık bir sektör olduğunu vurgulayan Dönmez, şunları kaydetti: “Süreçlerin mükemmel olması, aynı zamanda çalışan insanların da mükemmel olması demektir. Her şeyin ötesinde barış demektir. Petrolün hikayesi barışın hikayesi demektir. Hidrokarbon yakıtlarla çok zengin bir gezegende yaşıyoruz. Hepimizin refahı için çok gerekli olan bir yakıt. Aynı zamanda, gelecekte barışın tesisi için de çok önemli. Köprüler, özellikle geçmişi ve geleceği birbirine bağlar. Türkiye, bölgenin refahı ve istikrarı için çok önemli bir ülke.”
“YENİ KÖPRÜLER İNŞA ETMEK İSTİYORUZ”
 Dünya Petrol Konseyi Başkanı Dr. Jozsef Toth da harika bir hafta geçirdiklerini belirterek, emeği geçen herkese teşekkür etti. Kongrede mükemmeliyet açısından da ciddi çıtalar aşıldığını vurgulayan Toth, “Çok kaliteli bir kongre geçirdik. Gelecek yıllarda yapılacak iş birliği için de müthiş bir fırsattı. Önümüzdeki yıllarda yeni köprüler inşa etmek istiyoruz.” ifadelerini kullandı. Dünya Petrol Kongresi Türk Milli Komitesi Başkanı ve TP Genel Müdürü Besim Şişman ise Türkiye’nin bu etkinlik için uzun süre çalıştığını belirterek, “Türkiye, diplomatik bir vizyona sahip olması sayesinde anahtar bir ülke. Türkiye her zaman barış ve diyalogdan yana olmuştur. Bu 22. WPC’nin arkasındaki felsefedir.” dedi. ABD’den Houston Belediye Başkanı Sylvester Turner ise Türkiye Milli Komitesi’nin müthiş bir iş çıkarttığını belirterek, “Mükemmel bir kongre düzenledi. İçerik açısından da başından sonuna çok verimli bir kongreydi. Çıtayı çok yükseğe çıkarttınız. Bu da mükemmeliyet anlamına gelmektedir.” diye konuştu. Houston’ın 23. Dünya Petrol Kongresi düzenlemesi için seçilmesinin, kendileri için çok önemli olduğunu vurgulayan Turner, şunları kaydetti: “2020’de Houston’a geldiğinizde elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağız. WPC’yi dünyanın gurur duyduğu şekilde düzenlemeye çalışacağız. Hem kalbimizi hem ruhumuzu sizinle karşılamaya çalışacağız. Öyle bir kongre düzenleyeceğiz ki ailelerinizle de gelip hoş vakit geçirebileceksiniz.” Amerika Milli Komitesi Başkanı Galen Cobb da Türkiye’nin açılıştan kapanış törenine kadar müthiş bir iş çıkarttığını belirterek, programın çok iyi olduğunu söyledi. Bu rekabetin içinde bulunmanın çok uzun bir yolculuk olduğunu aktaran Cobb, şöyle devam etti: “23. Dünya Petrol Kongresi’nin yapılacağı Houston şehri, enerji sektörümüzün merkezi olarak adlandırılmakta. Yaklaşık 3 bin şirketli bir sektörden bahsediyoruz. Burada kalite programı da sürdürmeye çalışıyoruz. Taahhütlerimizi yüzde 100 olarak bu işe vermek istiyoruz. Houston’a geldiğinizde herkesin orada vakit geçirmekten hoşlanacağı bir ortam sunmaya çalışacağız. Çıtayı çok yükseğe çıkarttınız.”
KONGREYE İLİŞKİN DETAYLAR
Petrol ve doğal gaz endüstrisinin olimpiyatları olarak bilinen kongre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayelerinde gerçekleştirildi. Erdoğan, burada yaptığı konuşmada, son 1-1,5 asırdır güçlü ülke olmanın yolunun enerji kaynaklarına sahip bulunmaktan veya bunlar üzerinde söz sahibi olmaktan geçtiğini kaydederek, “Bununla birlikte küresel çatışmaların merkezinde yer alan enerji kaynakları ve yolları üzerinde hakimiyet kurma çabalarının çoğu zaman iç çatışmalar, darbeler ve işgallerle sonuçlandığını görüyoruz. Var olduğu coğrafyalarda zenginliğin ve refahın kaynağı olması gereken petrol ve doğal gazı ne yazık ki daha çok savaş, kan ve gözyaşı ile birlikte anmak zorunda kaldık. Biz Türkiye olarak en başından beri, bu kaynakların insanlığın huzur ve refahına katkı sağlayacak şekilde kullanılması gerektiğini savunuyoruz.” ifadelerini kullandı.
Kongreye Erdoğan’ın yanı sıra Başbakan Binali Yıldırım, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Enerji Bakanı Aleksandr Novak, Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov’un yanı sıra çok sayıda ülkenin enerji ve petrol bakanları da katıldı.
Petrol İhraç Eden Ülkeler (OPEC) Genel Sekreteri Muhammed Barkindo, Uluslararası Enerji Ajansı (EIA) İcra Direktörü Farih Birol ve çeşitli uluslararası örgütler ve düşünce kuruluşlarının üst düzey temsilcileri sektöre ilişkin paylaşımlarda bulundu. Ayrıca, aralarında Shell, BP, ExxonMobil, Chevron, Total ve Statoil gibi önde gelen enerji firmalarının üst düzey yöneticileri, politika yapıcılar, karar vericiler ve kanaat önderleri, çeşitli panellerde değerlendirmeler yaptı. Kongre kapsamında ikili görüşmeler, çeşitli yuvarlak masa toplantıları, çalışma grupları, teknik forumlar ve panellerde, küresel petrol sektörü, konvansiyonel ve ankonvansiyonel petrol ve doğal gaz kaynaklarının geleceği, enerji verimliliğine yönelik küresel politikalar, düşük karbonlu çözümler, altyapı ve yatırım imkânları gibi konular ele alındı. Etkinlikte, ev sahibi ülke olan Türkiye’yi ve Türkiye’nin petrol ve gaz sektöründeki gelişimini de ele alan oturumlar düzenlendi. Ayrıca, kongre alanında kurulan büyük ekranda 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü öncesinde, darbe girişimine ilişkin kısa film gösterilirken, o güne ait fotoğraflardan oluşan sergi de alanda yer aldı. Kongre kapsamında çeşitli gösteriler ve etkinlikler düzenlenirken, Türk Gecesi ile de geleneksel Türk yemekleri, tatlıları ve müzikleri tanıtıldı.
KONGREDE ÖNE ÇIKANLAR
Kongre kapsamında, Dünya Petrol Konseyi Başkanı Jozsef Toth tarafından, aynı zamanda enerji şirketi Exxon, Mobil’in eski başkanı ve CEO’su olan ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’a, WPC’nin kurucusu Thomas Dewhurst adına verilen “Dewhurst Ödülü” takdim edildi. Bakan Albayrak, kongre çerçevesinde, Tillerson ve Rusya Enerji Bakanı Aleksandr Novak başta olmak üzere, bir dizi ikili görüşme gerçekleştirdi. İstanbul’a gelen bakanlar ve sektör temsilcilerini ayrı ayrı kabul eden Albayrak, konuya ilişkin Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “Kongre kapsamında yürüttüğümüz enerji diplomasisi ile Türkiye’nin enerjide ‘anahtar’ ülke konumunu güçlendiriyoruz.” ifadesini kullandı. Albayrak, İsrail Enerji, Altyapı ve Su Kaynakları Bakanı Yuval Steinitz ile de bir araya geldi. Steinitz, Albayrak ile iki ülke arasındaki doğal gaz boru hattının inşa sürecini görüştüklerini belirterek, “Dört tur görüşmenin ardından, aramızdaki görüşmeleri hızlandırmaya ve bu yıl sonundan önce Türkiye ve İsrail arasındaki boru hattının inşa edilmesini sağlayacak hükümetler arası çatı anlaşmayı tamamlamaya karar verdik.” dedi. (AA)
TPAO ARAŞTIRMA MERKEZİ’NİN KADİM MENSUPLARINDAN “Prof. Dr. Volkan EDİGER” 22. DÜNYA PETROL KONGRESİ’NDE İDDİALI BİR SUNUM YAPTI
Meslek hayatına Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Genel Müdürlüğü Araştırma Merkezi Grup Başkanlığı bünyesinde yer alan “Palinoloji Servisi’nin” kuruluşu ile başlayan “TPAO’DA YETİŞEN” Jeoloji Yüksek Mühendisi Volkan Ş. EDİGER; 9-13 Temmuz’da İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen dünyanın en kapsamlı petrol etkinliği, 22. Dünya Petrol Kongresinin “Akademisyenler kategorisinden” davetli konuşmacıları arasında idi. Uzun yıllar TPAO’da çok başarılı eser ve hizmetlere vesile olduktan sonra ODTÜ Öğretim Üyeliği ve Cumhurbaşkanlığı Baş Danışmanlığı görevlerinde bulunan ve halen KADİR HAS ÜNİVERSİTESİ Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Volkan EDİGER; 22. Dünya Petrol Kongresinde: “dünyadaki petrol jeo-politikasındaki ana trendler” konulu çok başarılı, etkileyici, iddialı ve belirleyici bir sunum yaptı. 

26 Temmuz 2017 Çarşamba

DİB Başkanı Mehmet Görmez'in istifası netlik kazandı. Şimdi "YERİNE KİMİN GELECEĞİ" konuşuluyor!..

SON DAKİKA: 
İşte MEHMET GÖRMEZ'in Yerine Konuşulan İsim
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarıyla Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in görevinden ayrılmayı talep ettiği netlik kazanırken, gözler nelerin yaşandığına ve ayrılması halinde Görmez’in yerine kimin geleceğine çevrildi.
((HABER//KAYNAK: Önder YILMAZ / ANALİZ))
7 yıl başkan yardımcılığı ve 7 yıl da başkanlık görevini yapan, kurumu uluslararası zemine taşımasıyla Diyanet’in hafızasında önemli bir yeri bulunan Görmez’in görev süresinin dolmasına uzun süre varken neden ayrılmayı istediği merak konusu oldu. Edinilen bilgilere göre; Görmez bir süredir Diyanet’in tartışmaların odağına çekilmesi ve algı operasyonlarına kurban edilmesinden rahatsızlık duyuyordu. Makam aracı tartışması, Kutlu Doğum haftasının FETÖ projesi olduğu iddiaları ve ardından DİB Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Özavşar’ın muhalefetine rağmen görevden alınması rahatsızlığı doruğa çıkardı.
KABİNEDEN SONRA
Ayrılma kararı ise kabine revizyonuyla birlikte netleşti. Kulislerde, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ilişkilendirildiği Başbakan Yardımcılığı’nın Numan Kurtulmuş’tan, BEKİR BOZDAĞ’a geçeceğinin ortaya çıkmasıyla, yeni gelen bakanın elinin rahatlatılması gereğinin doğduğu belirtiliyor. Bozdağ kanadında da kan değişiminin zamanı geldiği görüşünün bulunduğu iddia ediliyor. Bu gerekçelerden hareketle kabinenin değişmesinin ertesi günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşen Görmez’in konuyu gündeme getirdiği ve farklı bir görevlendirme talep ettiği ifade ediliyor.
ÜNAL DA GÜNDEMDE
Diyanet İşleri Başkanlığı koltuğu için en güçlü ismin ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile de bir görüşme yaptığı belirtilen Karadeniz Teknik Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı ve KTÜ Rektör Yardımcısı olan Prof. Dr. Emin Aşıkkutlu olduğu ifade ediliyor. Aşıkkutlu, Kuran hizmetleriyle Karadeniz bölgesinde ün yapan Reis-ul Kurra Mehmet Rüştü Aşıkkutlu’nun torunu. Anne tarafından İsmailağa Cemaati’nin öncüsü Mahmut Ustaosmanoğlu ile akrabalıkları olduğu öne sürülen Aşıkkutlu’nun “Hadiste Rical Tenkidi”, “Sünnetin Dindeki Yeri” isimli kitapları bulunuyor. Aşıkkutlu’nun yanı sıra İstanbul Müftüsü eski Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı HASAN Kamil Yılmaz ile halen Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Prof. Dr. Yavuz Ünal’ın da ismi geçiyor. Diyanet’te, Görmez’in görevden ayrılacağı haberinin bugünkü FETÖ raporunun açıklamasının ardından kamuoyu ile paylaşılacağı beklentisi hakim.
ERDOĞAN SAHİP ÇIKTI
Diyanet’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Görmez’in görevden ayrılacağına ilişkin yapmış olduğu açıklamalar “başkana sahip çıktı” şeklinde algılanmış durumda. Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarıyla görevden ayrılmayı meşrulaştırdığı ve kimseyi incitmeden konunun tartışmaya açıldığı dile getiriliyor. Görmez için ilk akla gelen Uluslararası Müslüman Alimler Birliği gibi uluslararası İslam oluşumlarından birinin başına geçmesi. Ancak Görmez’in Uluslararası İslam Üniversitesi projesini hayata geçirmeyi arzuladığı ve kurucu rektörü olabileceği ifade ediliyor.

15 Temmuz 2017 Cumartesi

Balıkesir İli, Ayvalık İlçesi "SARIMSAKLI" Plâjı "HABER MAKALE" Zabıta Ordusunun "ŞEZLONG OPERASYONU!..", Gazeteci-Yazar: YURDAGÜL ATUN

Gazeteci,
YURDAGÜL ATUN
ŞEZLONG OPERASYONU!..
Şaka değil, kinaye hiç değil. 
Başlık tam da anladığınız gibi.
İki senedir can çekişen turizm sezonunun en cafcaflı döneminde, Balıkesir Belediyesi’nce görevlendirildiği bilgisine ulaştığımız, jandarma, zabıta vs. görevlilerden oluşan 150’i aşkın görevli Ayvalık Sarımsaklı Plajında Şafak Operasyonu gerçekleştirdi, hem de hava destekli!
Yüzlerce kişi (orada olanlara göre 200) sabahın 5 buçuğunda Sarımsaklı plajını basarak çitleri kaldırdı, şezlongları kenara çekti ama uçan tekmeyle kırıp dökerek!
Sabahın 5 buçuğunda jandarmayı gören uykulu çalışanlar bunu önce darbe zannetti, korkuyla uykusu ağır arkadaşlarını uyandırdı “kalkın darbe oluyor” diyerek.

Kimse ne olduğunu anlayamadı, o saatte sabah yürüyüşüne çıkanlar teröristlere operasyon yapılıyor sandı.

Belli ki önemli biriydi yakalanan. Kimbilir belki de uyuşturucu baronlarından biri!
Haberi alan işletmeciler plaja vardıklarında küçük dillerini yutacaklardı.
Fırlatılan şezlonglar, yerinden sökülen localar, hırsların alındığı lambalar…
Kimseyle bir anlaşmazlıkları yoktu, şimdiye kadar kimsenin malına zarar vermemişler, devleti kutsal görmüşler, polise, jandarmaya, askere ve tüm devlet çalışanlarına dualarında yer açmışlar, devletine milletine ters bakanlara düşman kesilmişlerdi.
Nitekim, kırılan dökülen sadece çitler/şezlonglar değil, hayal ve inançlardı…
***
Çocukluğundan beri her yazı Ayvalık’ta geçiren kızım bu yıl oradan bir plaj kiralamak istediğini söyledi. “Annecim göreceksiniz, Ayvalık’ta tek olacak” diyordu.

Dünyanın ünlü plajlarını inceledi, herkesten fikir edindi, çocuklu ailelere nasıl bir plajda rahat edeceklerini sordu, dedesinden yaşlıların rahat etme tüyolarını aldı. Çocukların rahat oynayacağı bir bölüm yaptı salıncaklı. En çok kitabın deniz kenarında okunduğunu varsayarak kitaplık koydu, günlük gazeteleri dizdi.
Tüm bunları an be an fotoğrafladı, bana gönderdi sevinçleriyle birlikte.
Hayatında olmadığı kadar heyecanlıydı. Çitleri boyadı, eşya taşıdı, eşinin deyimiyle iki ay “surviver” hayatı yaşadı.
Ama değmişti. Işıl ışıl, ailelerin tercih ettiği nezih bir ortam yaratmışlardı.
Müşterilerin “kadın eli değdiği belli” sözlerinin, bölgedeki yetkililerince de söyleneceği, böyle bir yer yarattığı için kendisine teşekkür edileceği, komşularına örnek gösterilip, “bakın ne güzel olmuş, siz de böyle yapın, Ayvalık’ın çehresini değiştirelim” deneceği inancındaydı!
Yanıldığını anlaması için çok zaman geçmedi.
***
İş için İstanbul’a geliyorduk.
Uçaktan indim, telefonu açar açmaz arka arkaya mesajlar.
Kızım göndermiş. “Anne plajı yıkıyorlar” diyerek…

İnanamadım, her zamanki gibi şaka yapıyor sandım.
Fotoğrafta onlarca jandarma, zabıta, polis, sivil polis, sahil güvenlik ve bir de helikopter. Sanki de Kuzey Irak’a operasyon düzenler gibi…
Hemen aradım, korkudan ağlıyordu.
Sakin ol diyemedim zira ben sakin değildim.

Neye üzüleceğimi, kızımın korkusunu nasıl gidereceğimi, umutlarını tekrar nasıl yeşerteceğimi bilemedim.
Biraz araştırınca Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nce alınan bir karar olduğunu öğrendim.
Zaten olay biraz sonra büyük gazetelerin internet sitelerine düşmüştü, “Sarımsaklı Plajına hava destekli operasyon” diye.
Fazla yer işgal eden plajlara ayar vermekmiş niyet lakin, neden fazla şezlongları, çitleri uçan tekmelerle kırdıklarını anlayamadım.
Led lambaları neden yerlerinden söküp fırlattıklarını, havaya neden ateş açtıklarını, yüzlerce kişinin oraya neden konuşlandığını, turizm sezonunda bunun neden yapıldığını, bu işi yapan kişilerin turizme ne denli zarar verdiklerini bilmemelerini, devletin onca parasının niye böyle basit bir amaca harcandığını, daha az kişiyle, nazikçe uyararak çözümlenecek bir sorunun neden büyük operasyon haline dönüştürüldüğünü, jandarmanın daha önemli işleri varken (örneğin insan kaçakçılarına göz açtırmamak gibi) niye orada olduğunu, anaakım medyanın bu olayı veriş biçimindeki amacı, sokaktan geçenlerin bu operasyonun basit bir şemsiye- şezlong operasyonu olarak düşünmeyeceklerinin akıl edilmemesini de…
***
Belediye Başkanını aradık işin aslını sormak için. Telefona sekreteri olduğunu sandığımız bir kişi çıktı. Bizim kim olduğumuzu ıcığımızı cıcığımızı sordu, notlarını, telefonumuzu aldı, Belediye Başkanına ileteceğini söyledi.

Başkan aramadı. Ben alttaki e-maili attım, yine cevap gelmedi.
“Sayın Başkanım; Ben öncelikle kendimi tanıtmak isterim; Yurdagül Beyoğlu Atun. Gazeteciyim… Bundan daha da önemlisi, devletin tüm unsurlarına kutsal anlamlar yüklemiş, çocuklarını da bu düşünceyle büyütmüş bir anneyim. Çocuklarımıza verdiğimiz en büyük haslet vatan sevgisi, dürüstlük ve kimsenin malına zarar vermemek olmuştur. Bundan da gurur duyarız.
***
Ne var ki dün yaşadığımız hadise kafalarımızı allak bullak etmiş, bazı kurumların samimiyet ve iyi niyetini sorgulamamıza neden olmuştur. Sebebini siz biliyorsunuz ama ben hatırlatayım; Çocukluğundan beri yazlarını Ayvalık’ta geçiren kızımın hayali Ayvalık’ta bir plaj işletmekti. Bu yıl Allahın nasip etmesiyle o arzusunu hayata geçirme fırsatı buldu. Herşeye o kadar özeniyordu ki “annecim göreceksin Ayvalık’ta tek olacak” diyordu. Eşiyle birlikte yaklaşık 300 bin TL’ye yakın bir yatırım yaptılar. Her gün fotoğraflarını atıp “bunu da yaptık, nasıl olmuş” diye soruyordu. Dün de fotoğrafalar gönderdi. Kalbimin durmasına neden olacak fotoğraflar. 100’e yakın jandarma, zabıta vs’nin fotoğrafı. Vurup kırarken… Şaka yapıyor sandım. Sabah erken baskın yapılmış ki zaten gazete haberinde de “hava destekli operasyon” yazıyor. Yasal olmayan bir parçanın yıkımı değil, terörist baskını gibi.  Şezlongları fırlatmışlar, locaları yıkmışlar, çalışanları darp etmişler. İnanmak güç çünkü bizim gibi vatanına devletine bağlı ve dürüstlüğü şiar edinmiş birinin başına geliyor! Kızımın o korkusunu, paniğini ve sonraki umutsuz halini hayatım boyunca unutamayacağım.
***
Sayın Başkanım; Usulüne aykırı yerler için yıkma kararı almanızı anlayabilirdik. Zaten biz de buna saygı duyardık. Da sabahın 5 buçuğunda, plajda kalan çalışanların ‘darbe oluyor’ diye yataktan fırladığı 100’den fazla jandarma grubuyla baskın yapmak neyin nesi? Siz orada terörist mi aradınız, uyuşturucu baronu ihbarı filan mı aldınız? Turizm mevsiminde yapılan bu korkunç baskının turizme verdiği zararın farkında mısınız? Peki bu baskını görenler o plajın yasadışı bir olay yüzünden basıldığını düşünmeyecekler mi? (Ben görsem, ne vardı ki bastılar diye düşünürüm.) Kırılan, parçalanan, yerlere fırlatılan eşyaların tazminini kim yapacak? Peki işletemedikleri, yeniden düzene sokmak için uğraştıkları günün tazminini? Çitleri yıkmak için, fazla şezlongu kaldırmak için gelen biri iyi niyetliyse tepedeki lambalardan ne ister? Darp edilen çalışanların durumu ne olacak? Terörist miydi bunlar? Şikayet aldığınızı biliyoruz. Şikayet edebilecekleri de az çok tahmin edebiliyoruz ancak devletin, ticari rekabette taraf olabileceğini anlayamıyoruz. Sizin sermaye düşmanı, turizm düşmanı, yabancı düşmanı (Ayvalıklılar kendi memleketlerinde başkalarının iş yapmasından pek hoşlanmazlar!) olduğunuzu düşünmüyorum ancak böyle talanlı, kırmalı, dökmeli, dövmeli, korku salmalı bir baskının amacını sormak istiyorum. Sahile dikilen çitler mi?
***
Konuyu basına ve yargıya taşımadan önce size de yazmak istedim, 
Saygılar.” YURDAGÜL ATUN