Dileriz ki; Dost ve Kardeş Azerbaycan gerçek anlamda Özgür, Hakim, Hükümran; Laik ve Demokrat bir Hukuk Devleti olsun. Adalet Ahlâkı, Eşitlik ve Hukuk çerçevesinde Ebed-Müddet yaşasın.
Ulusal Haber & Ulusal Ajans: Son Dakika, Güncel Haber, Havadis, Araştırma, İnceleme, Yorum, Analiz,
ulusal ajans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ulusal ajans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Ekim 2017 Çarşamba
3 Ekim 2017 Salı
Uzun süredir tedavi gören Irak'ın eski cumhurbaşkanı Celal Talabani, 84 yaşında vefat etti.
SON DAKİKA...
Uzun süredir
tedavi gören Irak'ın eski cumhurbaşkanı Celal Talabani, 84 yaşında vefat etti.
Bölgenin önemli figürlerinden 'Amca' lakaplı Talabani'nin siyasi kariyeri,
ABD'nin Irak'ı işgali sonrası zirveye ulaşmıştı.
Irak Devlet Televizyonu, Irak'ın
eski cumhurbaşkanı ve KYB Genel Sekreteri Celal Talabani’nin yaşamını
yitirdiğini duyurdu.
Celal Talabani
2012 sonunda geçirdiği beyin kanaması nedeniyle kısmen felç
olmuştu. Bir buçuk yıl Almanya’da tedavi gördükten sonra, 2014 Temmuz’unda
IKBY'ye dönmüştü. Talabani, geçtiğimiz ay tedavi olmak üzere tekrar Almanya'ya
gitmişti. Kürt siyasi hareketinin önemli figürlerinden 'Amca' lakaplı
Talabani'nin ABD'nın Irak'ı işgali sonrası zirveye ulaşan siyasi kariyeri,
rahatsızlığı nedeniyle sona ermişti.
CELAL TALABANİ KİMDİR?
Irak siyasi
tarihinin ve bölgede yaşayan Kürtlerin en önemli siyasi figürlerinden biri olan
Celal Talabani 1933 yılında Kuzey Irak’ın Kelkan şehrinde doğdu. Lise eğitimini
Erbil ve Kerkük’te tamamlayan Talabani’nin siyasete katılışı 1950’li yılların
başlarında gerçekleşti. Talabani bu
dönemde, Kürdistan Demokrasi Partisi’ne (KDP) bağlı Öğrenci Birliği’nin
kurucusu üyesi ve başkanı oldu. 1950’li yılların sonlarına doğru, Kürt
hareketinin önemli isimlerinden Mustafa Barzani tarafından hukuk öğrenimi
görmesi için Suriye’ye gönderildi. 1961 yılında Irak’ta Abdülkerim Kasım hükümetine karşı gerçekleşen Kürt
isyanına katılan Talabani, Şubat 1963'te Kasım’ın darbeyle devrilmesinin
ardından ülkenin yeni lideri olan Abdüsselam Arif’le müzakereleri yönetecek
Kürt delegasyonunun başına getirildi.
KDP İLE FİKİR AYRILIKLARI
Talabani ile
KDP’nin başkanı olan Mustafa Barzani arasındaki fikir ayrılıkları 1975 yılına
gelindiğinde en üst seviyeye ulaştı. Bunun üzerine Talabani, ilerleyen dönemde
kayınpederi olacak İbrahim Ahmed’in önderliğinde kurulan bir gruba katıldı. Aynı
yıl kendisi gibi düşünenlerle birlikte Kürdistan Yurtseverler Birliği’ni (KYB)
kurdu. Talabani, KYB’nin sosyalist bir parti olacağını, KDP’nin yürüdüğü aşiret
çizgisinden uzak olacağını söyledi. KYB, 1976 yılında Bağdat hükümetine karşı
silahlı mücadeleye başladı. 1988 yılında Irak hükümetinin Kürtlere karşı
kimyasal silah kullanmasıyla KYB ağır bir yenilgi aldı. Barzani ve KDP’ye
Türkiye sahip çıkarken, Talabani İran’a sığınmak durumunda kaldı. Irak’ın
Kuveyt’i işgal etmesi ve bunun üzerine Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak’a
müdahelesi ile başlayan Körfez Savaşı’nın 1991 yılında patlak vermesiyle,
Talabani’nin siyasi kariyeri farklı bir boyuta taşındı. Irak’a müdahale
eden Batılı kuvvetlerin kuzeyde güvenli bölgeler kurmasıyla KDP ve KYB
arasındaki buzlar kısmen eridi ve 1992 yılında Irak Kürt Özerk Bölgesi kuruldu.
Ancak taraflar arasındaki uzlaşma ortamı fazla uzun sürmedi ve 1994 yılında iki
ayrı güç arasında çatışmalar başladı. ABD’nin yoğun girişimleriyle Talabani
ve Mesut Barzani 1998 yılında Washington’da bir barış anlaşması
imzaladı. Talabani, ABD ve İngiltere önderliğinde oluşturulmuş Çokuluslu
Koalisyon Kuvvetlerinin bir askeri harekâtla Irak'a girmesiyle başlayan süreçte
ABD’ye en yoğun desteği veren Kürt politikacılardan biri oldu.
ABD İŞGALİNE DESTEK
ABD’nin, 2003
yılında bir kez daha Irak'a müdahalesinde ve idam edilen eski Irak lideri
Saddam Hüseyin’i devirmesinde Talabani ve diğer tüm Kürt unsurların büyük
katkısı oldu. Talabani, 2003
yılında yakalanan Saddam’ın yargılandığı süreçte, Irak’ın yeni anayasası
ve yapılanma sürecini hazırlayan Irak Yönetim Konseyi’nin üyelerinden
biri oldu. Söz konusu konsey yeni anayasa çalışmalarını 2004 yılına kadar
yürüttü. Talabani, 6 Nisan 2005 tarihinde Irak Ulusal Meclisi tarafından
cumhurbaşkanı seçildi. 22 Nisan 2006 tarihinde ise, yeni anayasa altında
oluşturulan Irak meclisinin seçtiği ilk cumhurbaşkanı oldu ve görevinin ikinci
dönemi başladı. 11 Kasım 2010’da Irak meclisi tarafından yeniden cumhurbaşkanı
seçilen Talabani, bu görevini halen sürdürüyor.
BEYİN KANAMASI VE ALMANYA'DA TEDAVİ
Mart 2012’de
Amerika’dayken beyin kanaması teşhisiyle hastaneye kaldırılan Talabani, oradan
Almanya’daki bir hastaneye sevk edilmiş, iyileşmesinin ardından Süleymaniye’ye
geri dönmüştü. Irak’ta 2012 yılı sonlarında Kürt Özerk Bölgesi ve Bağdat’taki
merkezi yönetim arasında çıkan sorunları çözmek için yoğun çaba
gösteren Cumhurbaşkanı Talabani, 18 Aralık 2012’de IKBY Lideri Mesud Barzani
ile görüşmek üzere Bağdat’tayken bir beyin kanaması daha geçirdi. Talabani’nin,
Irak Kürt Özel Bölgesi Washington’daki temsilcisi olan oğlu Kubat Talabani,
beyin kanamasının ardından babasının hasta yatağından kalkarak Bağdat’a
gittiğini, son gelişmelerin kendisini çok yorduğunu söyledi. 20 Aralık 2012’de
Almanya’nın başkenti Berlin’de bir hastaneye sevkedilen Talabani, yoğun bir
vizyoterapi tedavisinden geçti.
29 Ağustos 2017 Salı
GÜNÜN HABERİ "ARAKAN’DA KATLİAM NASIL BAŞLADI?" (Araştırma, Haber.Makale)
ARAKAN’DA KATLİAM NASIL BAŞLADI?
Araştırma, Haber Makale
Bütün dünya ve özellikle Müslümanlık iddiasında olan (sözde) İslâm ülkelerinin ve Müslüman halkın gözü önünde; Uzun yıllardır
devam eden Arakan’daki Müslüman soykırım ve katliamı ile ilgili bilinmeyen bir çok yönü
aydınlatacak olan bir makaleyi siz okuyucularımızla paylaşıyoruz. Echo Of Jihad dergisi kaynaklı makalede Budist rahiplerin ve Burma hükümetinin
zulmünü bir kez daha gözler önüne seriliyor. İşte o makale;
Arakan’da
Katliam Nasıl Başladı?
Rohingya’da
müslüman azınlığa karşı başlatılan soykırım, Budist Rahiplerin 3 müslüman
gencin üzerine attıkları iftiranın alevlenmesi ile başladı.
Öncelikle 3
kişilik bir Budist Rahip grubu, 26 yaşındaki Burmalı bir kadına tecavüz edip
ardından onu öldürdüler. Kadına tecavüz eden 3 kişiden birisi, kendisinin erkek
arkadaşıydı ve kısa süre önce kadın tarafından terkedilmişti. Fakat aynı kadına
tekrar geri dönmek istemesine rağmen, kadın tarafından reddedildi. Bunun
ardından aynı kadın kendisine farklı bir erkek arkadaşı buldu. Bu durumu
kaldıramayan eski erkek arkadaşı, yanına 2 kişiyi de alarak önce kadına tecavüz
etti ve daha sonra da onu öldürdüler.
Katil Budist
Rahipler, öldürdükleri kadının cesedini, bölgede bulunan bir müslüman köyünün
yakınlarına bırakıp kaçtılar. Cesedin bulunmasının ardından yetkili Budist
Rahipleri ve Burma Hükümet yetkilileri kadının başına gelen hadiselerden ötürü
müslümanları sorumlu tuttular. Neticede 3 tane masum müslüman genç
tutuklandılar. Tutuklanan gençlerden bir tanesi dövülerek öldürüldü. Diğer
ikisi de mahkeme tarafından ölüm cezasına çarptırıldı. Böylece hükümet, bir
iftira vasıtası ile tüm dünyanın gözü önünde müslümanlara karşı bir soykırımın
ilk tohumlarını atmış oldu...
Bu hadiseyi
takip eden aylarda, bir çok radikal rahip, Burma içerisinde ve dışarısında
Rohingyalılara karşı bir anti-propoganda başlattılar. Burmalılara karşı
kullandı slogan şöyleydi ; “Rohingya Burmanın bir vilayeti değildir. Onlar
Bangladeşten gelen illegal göçmenlerdir”...
Anti-Rohingya Propogandalarından
bir kare...
Daha sonra bu
gösteriler, bir takım hükümet yetkililerinin katılımı ve desteği ile amacından
saptırılarak çizgiden çıkmıştır.
Soykırım nasıl
başladı ?
3 Haziran 2012 –
Arakan şehri güneyinde bulunan Toungup şehir merkezinde, 8 Müslüman hacı ve
yanlarında bulunan 2 otobüs muavini ve bir kadın, Budist Rahipler tarafından alçakça, hunharca ve öldürüldüler. 5 kişi ise tesadüfen kaçarak, zorlukla canlarını kurtarabildi. Hadise olduğu sırada
öldürülen hacılar Thandwe’deki Thetsa mescidindeki bir dini merasimden ( islami/ilmi
bir toplantı ya da münazara ) dönüyorlardı.
Hacıları taşıyan
otobüs, dönüş yolundayken terörist Budist rahipler tarafından durduruldu.
Durdurulan otobüsün plakası 7(Ga)7868’dir. Rahiplerden birisi kapıya gelerek
“Hepiniz inin aşağıya” diye seslendi. Otobüs şöförü ve muavin müdahale etmek
istediler, otobüste herhangi yabancı birisinin olmadığını söylediler. Buna
rağmen budist rahipler ilk olarak onları dövmeye başladılar. Daha sonra
otobüsün içine dalan Budistler müslüman hacıları hunharca döverek zorla, cebir ve şiddetle otobüsten dışarı
çıkardılar. Sayıları 300’ü bulan cinnet getirmiş cani Budistler, Müslüman hacıları yolun ortasına
alarak ölünceye kadar vahşice, kancıkça ve kalleşçe dövdüler. Buna rağmen ne bir polis, ne bir asker, ne de bir hükümet
yetkilisi olaya müdahale etmedi. Ne olay sırasında ne de olay bittikten
sonra...
Otobüs baskını
sonrasında hunharca dövülerek alçakça öldürülen, canice katledilen Müslüman hacılar...
Dövülerek
hayatlarını kaybeden 8 hacının kimlikleri şu şekildedir;
Muhammed Sharif
- Taung Twin Gyi şehrinden
Muhammed Hanif -
Taung Twin Gyi şehrinden
Shafield Bai -
Taung Twin Gyi şehrinden
Aslam Bai -
Taung Twin Gyi şehrinden
Balai Bai -
Taung Twin Gyi şehrinden
Shuaib - Taung
Twin Gyi şehrinden
Salim Bai –
Myaung Mya şehrinden
Lukman Bai –
Myaung Mya şehrinden
Ve bunlarla
birlikte otobüste görevli olan bir karı-koca çift dövülerek öldürüldüler.
Diğer 5 müslüman
hacı bu katliamdan kaçarak kurtulmayı başardılar. Rahipler kazandıkları bu
zaferi ( ?) yola attıkları cesetlerin üzerlerine tuvaletlerini yaparak ve
içtikleri şaraplarından dökerek kutladılar. Buna rağmen hiçkimse tutuklanmadı
ve bu katillere karşı herhangi resmi bir soruşturma dahi açılmadı. Cesetler
aynı günün akşamında Thandwe de toprağa verildiler.
Hacıların
cesetleri cenaze için götürülürken...
Bu elim
hadisenin ardından ise, Burma hükümetinin verdiği destekle ve iç güvenliği
tehdit ettikleri gerekçesi ile rahipler tarafından müslümanların köyleri
baskına uğramaya ve yakılmaya başlandı...
Budist rahipler
Burma güvenlik güçleri ile beraber gece vakti bir müslüman köyü yakıyorlar...
Rahipler
müslümanların evlerini yakarken, güvenlik güçleri rahiplerin emniyetini
sağlamakla görevlendirilmişlerdi.
Bir Burmalı
güvenlik görevlisi gündüz vakti müslüman köyü yaktıktan sonra böyle resmedildi.
Bir güvenlik
görevlisi alevlerden kaçan müslümanlara ateş ederken...
Çıkan bu
hadiselerde güvenlik güçleri ve Rahipler güruhu, Razak, Lalu ve Syed Ahmet
köylerindeki evleri yaktılar. Müslümanların ticarethaneleri ve 150,000,000
Kyatlık ticari malları yakıldı. Sawmawna köyündeki bir cami ateşe verildi. 200
Rohingyalı evsiz kaldı.
Tarihler 9
haziranı gösterdiğinde 100’ün üzerinde Rohingyalı müslüman hayatını kaybetmiş,
500ün üzerinde müslüman ise evsiz kalmışlardı.
Bunca zulümün
ardından Müslüman halk, Bangladeş devletinin kendilerine bu zor zamanda yardım
edeceğini düşünerek onların kapısını çalmak istediler. Zira halk, polis,
güvenlik güçleri ve rahipler tarafından her gün katliama uğratılıyordu.
Müslümanlar
kaçarak geldikleri Bangladeş ülkesinden barınak talep ederken...
Bangladeşte
karaya çıkmak isteyen müslümanların kayıkları tekrar zorla denize itiliyor...
Lakin bunca
beklentiye rağmen Tağut Bangladeş hükümeti Arakanlı müslümanların ülkelerine
girmelerine izin vermediler. Şayet halk içinden herhangi bir kişi Arakanlılara
ensarlık yapıp ev verirse, derhal tutuklamaya ve muhacirleri de sınır dışı
etmeye başladılar.
Bangladeş
askerleri ülkeye girmek için Burmadan kaçan müslümanların kayıklarını
ararken...
Bangladeş
askerleri karaya çıkmak isteyen müslümanların kayıklarını tekrar denize
itiyor...
Arakanda
tutuklanan bir müslümanın akibetinden, herhangi bir akrabasının haber alması
mümkün değildir.
Yukarıda
anlattığımız hadiselerin yaşandığı 8 haziran ve 19 haziran tarihleri arasında
60 müslüman kadın Hükümet güvenlik güçleri, polisler ve Budist rahipler
tarafından tecavüze uğradılar. Paungzarr köyünden bir kişinin anlattıkları şu
şekilde: “Köylere giren
güvenlik yetkilileri, köyün erkekleri tek bir meydana toplayarak onlarla
gelecekteki durumları hakkında bir toplantı yapacaklarını söylediler. Evlerden
çıkıp köyün dışında bir meydanda toplanan erkekler, orada bir grup tarafından
oyalanırken diğer bir grup polis ve rahip köye girerek onlarca kadına tecavüz
ettiler."
Günümüzde
Arakanlı müslümanları koruyan hiç bir kuvvet yoktur. Maruz kaldıkları onca
zulüm, tecavüz ve evlerinden çıkarılmaya karşı hiç bir koruyucuları
bulunmamaktadır. Buna rağmen Burma hükümeti tarafından, Rahiplerin ölcülük
ettiği bu katliamı meşrulaştıran bir çok kanun tasarısı devamlı olarak kabul
edilip yürütmeye konmaktadır. Hükümet destekli bu sistematik soykırım faaliyeti
günden güne hıncını ve hırsını arttırarak devam etmektedir.
***
(Murad Gündoğan/@mur_gundogan tarafından 2016 yılında ISLAH HABER için tercüme edilmiştir. Kaynak : Echo of
Jihad Magazine & ISLAHHABER HABER
MERKEZİ)
Etiketler:
Arakan,
Arakan haberleri,
Arakan Müslümanları,
Arakanda katliam nasıl başladı,
Birmanya,
Burma,
ISLAH HABER,
Myanmar,
Son Dakika,
Şok Haber,
ulusal ajans,
ulusal haber
15 Ağustos 2017 Salı
DARISI "ÖNCE BİZİM" SONRA DA "BÜTÜN İNSANLIK ÂLEMİ VE MEDENİ MİLLETLERİN" BAŞINA OLSUN
MUNDAR PİSLİK,
İĞRENÇ TECAVÜZCÜNÜN SONU!
ELLERİNİ ARKADAN
BAĞLAYIP “LÂNETLER OKUYARAK” İDAM ETTİLER
Yemen'in
başkenti Sana'da 5 yaşındaki bir kız çocuğuna hiç acımadan, kudurmuş köpek domuzları gibi hayvan altı bir mahluk şeameti ile alçakça ve kancıkça tecavüz eden kâfirden bir melanet
yakalanarak Tahrir Meydanı'nın ortasında “tam da olması gerektiği gibi”
lâyık olduğu şekilde asılarak idam ve infaz edildi.. Melânet mahlûkun infazı ve yeryüzünün iğrenç bir pislikten temizlenmesi işi bir vinçle
gerçekleştirildi.
Yemen'de 22
yaşındaki Hüseyin El-Sakit 5 yaşındaki masum ve müsemma bir kız çocuğuna
alçakça tecavüz edip, öldürmek suçundan “hakiki bir mahkeme, geçek bir yargıç
ve evrensel hukukun insani yasaları tarafından öngörüldüğü biçimde” idama mahkûm edildi.
Kâfirin infazı
başkent Sana'nın en kalabalık noktası olan Tahrir Meydanı'nda “halka ve bütün
dünyaya ibret olsun diye” bir vincin ucuna asılarak gerçekleşti. Pis, necis ve
iğrenç tecavüzcü vincin ucuna elleri arkadan bağlı bir şekilde asılarak yavaş
yavaş yerle bağlantısı kesildi.
Lânetli yarattık
acı çeke çeke can verdi. Reuters haber
ajansı tarafında paylaşılan infaz anlarında pislik domuzunun önce yaralı
hali, ardından infaz sonrası cansız kirli ve irinli bedeni görüntülendi. (Kaynak: Reuters Haber Ajansı)
Etiketler:
adil yargıç,
domuz yavrusu,
evrensel hukuk,
gerçek mahkeme,
idam,
İğrenç mahlûk,
infaz,
kâfir köpeği,
pis tecavüzcü,
Sudan,
Tahrir Meydanı,
ulusal ajans,
ulusal haber,
Yemen
11 Ağustos 2017 Cuma
ENTERESAN!.. "VERGİ REKORTMENLERİ LİSTESİNDEKİ GİZLİ LİDER" (DOĞALGAZ'CI) BOTAŞ ÇIKTI!.."
‘GİZLENEN’ VERGİ REKORTMENİ
BELLİ OLDU
GELİR VERGİSİ REKORTMENLERİ
AÇIKLANDI. 2016 YILINA İLİŞKİN GELİR VERGİSİ GİZLİ REKORTMENİNİN BOTAŞ OLDUĞU
ORTAYA ÇIKTI.
2016 yılına
ilişkin kurumlar vergisi rekortmenler listesinin ilk sırasında isminin
açıklanmasını istemeyen bir kurum yer aldı. Kurumun bu tavrı ise merak konusu
oldu. Hürriyet yazarı
Sefer Levent gizlenen rekortmenin BOTAŞ olduğunu yazdı. BOTAŞ’ın sitesinde yer
alan 2016 bilançosunu inceleyen Levent “BOTAŞ kurumlar vergisine konu olan 2016
bilançosunu zaten kendi internet sitesinden duyurmuştu. BOTAŞ’ın resmi internet
sitesindeki bilanço incelendiğinde mahçup ya da gizli şampiyonun BOTAŞ olduğu
net bir şekilde görülüyor. 2015 yılında 541 milyon lira kar elde eden BOTAŞ
geçtiğimiz yılı 8.9 milyar liralık kar ile kapatmış” diye yazdı.
Maliye
Bakanlığı'nın yayınladığı vergi rekortmenleri listesindeki gizli lider BOTAŞ
çıktı. 2016'da 1.9 milyar TL vergi ödeyen BOTAŞ, şampiyon oldu.
Maliye Bakanlığı Gelir
İdaresi Başkanlığı bu yıl 2016'da vergi şampiyonu olan kurumları kimseye
haber vermeden internet sitesine koydu. En ilginç rakam ise bu yıl vergi
şampiyonu olan kurumun adının açıklanmamasıydı. En çok vergi ödeyen ikinci
kurum ise geçen yılların şampiyonu Ziraat Bankası1 milyar 863 milyon lira
vergi ödedi. Şampiyon kurumun ise doğal olarak vergisinin bu rakamın üstünde
olması yani en az 1.9 milyar lira civarında olması gerekiyor. Bu vergi ise en
az 8 milyar liralık bir kâr rakamının olması gerektiği anlamına geliyor. Gazete Habertürk'ten
Rahim AK'ın haberine göre, Türkiye'de bu büyüklükte kâr eden tek kurum ise
Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ yani kısa adı ile BOTAŞ'tan başkası
değil. BOTAŞ, 2015'te 2.4 milyar lira kâr ederken bu tutar 2016'da 8.1
milyar liraya çıktı.
REKOR KÂR FİYAT VE KURDANBOTAŞ'ın rekor kârının nedeni ise 2016'da dünya doğalgaz fiyatlarının (MMBTU) 3 bin dolardan bin 639 dolara inmesi ve bunun yanı sıra dolar kurunun da 3 liranın üstünden 2.79'a kadar gerilmesi. Böylece hem kurdan hem satış maliyetinden avantajlı hale gelen BOTAŞ'ın kâr rakamı 3.5 kat artmış oldu. Kurumun satışları 2015'te 37 milyar liraydı. Bu rakam fiyatın düşmesiyle 29 milyar liraya indi. Doğalgazın BOTAŞ'a maliyeti ise 34 milyar liradan 21 milyar liraya geriledi. Böylece vergi öncesi faaliyet kârı rakamı 2 milyar 357 milyondan 7 milyar 996 milyona tırmandı. 2015'te karşılık ve önceki dönem giderleri nedeniyle vergi ödenecek bir tutar oluşmayan kurumun 2016 vergisi 1 milyar 998 milyon lira oldu. Net kâr rakamı ise 6 milyar 935 milyon TL olarak gerçekleşti. Bu kârda Merkez Bankası'nın da rolü oldu. Merkez'in BOTAŞ için yaptığı döviz alımları şirketin gaz satın alma maliyetlerine avantaj sağladı. Türkiye'nin ithal ettiği doğalgazı, Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ (BOTAŞ) dağıtım şirketlerine belirli bir bedel üzerinden satıyor. Dağıtıcılar da aldıkları doğalgazı üzerine kârlarını koyarak hanelere ve işyerlerine ulaştırıyor.
VERGİYİ YÜZDE 26 TIRMANDIRDI
BOTAŞ'ın da
etkisiyle 2016'da kurumlar vergisi tutarı % 26 artarak 37 milyar liradan 46.9
milyar liraya tırmandı. Kurumlar vergisi 2015'te yüzde 5 ve 2014'te yüzde 11
artabilmişti.
İSTE BOTAŞ'IN 2016 YILI BİLANÇOSU
Kurum 2016'da safi kârını 3.5 kat artırarak 8.6 milyar liraya çıkardı ve 1.9 milyar lira vergi ödedi. BOTAŞ'ın 8.1 milyarlık rekor kârı ile Maliye Bakanlığı, Kurumlar Vergisi'nde önemli bir gelir elde etti. Maliye Bakanı Naci Ağbal, Türkiye'de yüzde 20 olan Kurumlar Vergisi oranının tahsilatı ve yatırımları artırmak için ileride indirilebileceğini açıklamıştı.
DOĞALGAZ FATURASI 1 YILDA YAKLAŞIK YÜZDE
27 GERİLEDİ
BOTAŞ, 2010'da
doğalgazın standart metreküpünü (Sm3) dağıtıcılara 0.4713 TL'den verdi. Aradan
geçen süre içerisinde BOTAŞ'ın doğalgaz fiyatları 0.8484 TL'ye kadar çıksa
da 2016'da bu fiyat 0.7041 TL oldu. 2016'nın başından itibaren petrol ve
doğalgaz fiyatlarının da etkisiyle Türkiye'nin doğalgaz faturası azaldı.
2012'de 42.3 milyar dolarlık doğalgaz ithalatı yapan Türkiye, doğalgaza
2015'te 24.8 milyar dolar, 2016'da ise yaklaşık 16 milyar dolar ödedi. BOTAŞ'ın
faturası ise dolar bazında yüzde 27 gerileme ile 2015'te ortalama 230 dolardan
180 dolara kadar inen doğalgaz fiyatı ile birlikte yaklaşık 7.5 (21 milyar TL)
milyar dolara indi. Dolar kuru da gerileyince Türk Lirası bazında geliri önemli
oranda arttı.
ZİRAAT BANKASI 1.8 MİLYAR TL İLE İKİNCİ
İLK 10 REKORTMENİN 8'İ BANKALARDAN
2015'te listenin
zirvesinde Merkez Bankası, 2014'te Ziraat Bankası yer almıştı.
İkinci Ziraat Bankası'na 1 milyar 863 milyon 822 bin 27 lira vergi
tahakkuk ettirildi. 2015 yılında listenin ilk sırasındaki Merkez Bankası,
tahakkuk ettirilen 1 milyar 625 milyon 60 bin 930 lira ile 3. sırada yer aldı.
Kurumlar Vergisi rekortmenlerini, sırasıyla Garanti Bankası, Akbank, Türkiye
İş Bankası, Vakıflar Bankası, Yapı ve Kredi Bankası, Türkiye Halk
Bankası, Elektrik Üretim AŞ izledi. Türkiye Halk Bankası'nın
katılımıyla listenin ilk 10 sırasındaki banka sayısı 8'e çıktı. Listede
bankacılığın yanı sıra telekomünikasyon, enerji, inşaat, çimento, şirketleri ön
plana çıktı. İlk 100'e giren kurum ve şirketlerden 27'si ise isminin
açıklanmasını istemedi.
ÇOK ÖNEMLİ BİR ANALİZ, YORUM VE
KATKI
EY OLİGARŞİK TEKELCİ!
NECATİ DOĞRU
15 yıllık
yönetim mayasının içinden bir de “tekelci…” çıktı! Bekledim. Normal olarak “Ey
oligarşik tekelci… Sen benim başı örtülü bacıma, camiye giden inanmışıma,
Anadolu Kaplanı işadamıma bunu nasıl yaparsın…” diye kızacak.
Haddini
bildirecek.
Boşa bekledim.
Bir haykırış
olmadı.
Kabullendiler.
“Oligarşik
tekelci büyük sermaye, Batı'yla bir oldu bizi devirmeye, iktidarımızı bitirmeye
çalışıyor, bunu başarabilmek için de ekonomimizle oynuyor, bizi halkın gözünde
başarısız göstermeye çalışıyor…” iddiası yere düşmüş taze yumurta gibi
oldu. 15 yıllık Tayyip Erdoğan yönetimi içinden “oligarşik tekelcilik” de
çıktı.
Sessiz
kabullendiler.
Gördünüz değil
mi!
Özel ve devlet
bütün şirketler; ilk 10, ilk 20, ilk 50, ilk 100 diye sıralandı, liste
yayınlandı. Bu listenin en başındaki ilk 10'unun birincisi yani en yüksek
kurumlar vergisini ödeyen şirket, ismini gizledi.
İsim yeri boş
bırakıldı.
Şerefli bir iş
yapmış.
Kazanmış.
Vergisini de
ödüyor.
Bunu niçin
gizliyor?
Tuhaf!
Çok tuhaf kaçtı!
* *
*
O, devlet
şirketiydi.
Devlet tekeli.
Tek el.
Tek yetkili.
Tek alıcı.
Tek satıcı.
Tek fiyat
koyucu.
Oligarşik gücü
var.
Herkes ona
mahkum.
Ülkenin ihtiyacı
olan doğal gazı Rusya'dan o alıyor. Alış fiyatının üstüne boru hattı işletme
giderlerini koyuyor. Kârını da koyuyor. Belediyelere (evlere, dükkanlara,
işyerlerine) fabrikalara, doğal gazdan elektrik üreten santrallere o satıyor.
Vatandaşın, fabrika sahibinin gidip doğal gaz alabileceği bir başka el yok.
Doğal olarak.
Normal olarak.
Küresel ilke olarak.
Akılcı ekonomik
davranış olarak. Petrol fiyatları ve ona bağlı olarak doğal gaz fiyatları
dünyada düştüğü zaman onun da düşürmesi, arttığı zaman da haklı olarak
yükseltmesi gerekir.
Fakat o ne yaptı?
Doğal gaz fiyatı
arttığı zaman yükü kullanan halka, fabrikaya, santrale yükledi. Fakat dünyada
doğal gaz fiyatı indiğinde ise indirmedi, yine yüksek fiyata sattı.
* * *
Petrol dünyada düştü.
Doğal gaz da ona bağlı
düştü
2013: doğal gaza
ödenen:
35 milyar dolardı.
2016 doğal gaza
ödenen:
15 milyar dolara kadar
indi.
Bu 3 yıl içinde
Türkiye'nin Rusya'dan aldığı doğal gaz birim fiyatı dolar bazında yüzde 60.7 ve
Türk Lirası bazında da yüzde 33.4 ucuzladı. Ama bu ucuzlama evlerdeki doğal gaz
faturalarına, fabrikalara, işyerlerine yansıtılmadı.
Halk yine pahalı doğal
gaz ile ısındı, sanayici pahalı doğalgazla üretim yaptı. Böylece BOTAŞ,
kâr rekortmeni olduğu için vergi rekortmeni de oldu.
Türkiye'nin yıldızı
oldu.
En kârlı şirket o
oldu.
Listenin başına o
oturdu.
Yaman avcı oldu.
Adam demiş ki:
Ben yaman avcıyım.
Attığım kuşu vururum.
Nasıl diye sormuşlar.
Kuşu ağaca bağlarım.
Ateş ederim.
Kuş benden kurtulamaz.
Ben yaman avcıyım!
Etiketler:
2016 yılı GİZLİ VERGİ REKORTMENİ BOTAŞ,
Akbank,
BOTAŞ,
doğalgaz,
Garanti Bankası,
Merkez Bankası,
Necati Doğru,
Oligarşik Tekelci,
Türkiye İş Bankası,
ulusal ajans,
ulusal haber,
Ziraat Bankası
31 Temmuz 2017 Pazartesi
Dünya Petrol Konseyi tarafından düzenlenen petrol ve doğal gaz endüstrisinin olimpiyatları olarak adlandırılan 22. Dünya Petrol Kongresi (WPC) sona erdi.
22. "DÜNYA PETROL KONGRESİ (!!!)" SONA
ERDİ...
Dünya Petrol Konseyi tarafından
düzenlenen petrol ve doğal gaz endüstrisinin olimpiyatları olarak adlandırılan
22. Dünya Petrol Kongresi (WPC) sona erdi.
9-13 Temmuz’da
İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen dünyanın en kapsamlı petrol
etkinliği, Amerikan Milli Komitesi adına ABD’nin Houston Belediye Başkanı
Sylvester Turner’ın, “23. Dünya Petrol Kongresi Sembolünü” Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı Fatih Dönmez’in
elinden devralmasıyla tamamlandı.
Kapanış
töreninde konuşan Dönmez, son 4 gün içinde 90’dan fazla ülkenin, 3 bin
delegenin; (Aralarında Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Araştırma Merkezi
Grup Başkanlığı Palinoloji Bölümü kurucularından, halihazır Kadir Has
Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr.
Volkan Ediger’in de yer aldığı ve “dünyadaki petrol jeo-politikasındaki ana
trendleri” konulu çok başarılı, etkileyici ve belirleyici bir sunum yaptığı(*) 600
konuşmacının yanı sıra 500 basın üyesi ve 40’tan fazla yüksek düzeyli katılımın
gerçekleştiği bilgisini verdi. Petrol
sektörünün sadece arz-tedarik zinciri ve dengesiyle ilgilenmediğini aynı
zamanda teknoloji ve inovasyon vasıtasıyla gelişme açık bir sektör olduğunu
vurgulayan Dönmez, şunları kaydetti: “Süreçlerin mükemmel olması, aynı zamanda
çalışan insanların da mükemmel olması demektir. Her şeyin ötesinde barış
demektir. Petrolün hikayesi barışın hikayesi demektir. Hidrokarbon yakıtlarla
çok zengin bir gezegende yaşıyoruz. Hepimizin refahı için çok gerekli olan bir
yakıt. Aynı zamanda, gelecekte barışın tesisi için de çok önemli. Köprüler,
özellikle geçmişi ve geleceği birbirine bağlar. Türkiye, bölgenin refahı ve
istikrarı için çok önemli bir ülke.”
“YENİ KÖPRÜLER İNŞA ETMEK
İSTİYORUZ”
Dünya Petrol Konseyi Başkanı Dr. Jozsef
Toth da harika bir hafta geçirdiklerini belirterek, emeği geçen herkese
teşekkür etti. Kongrede mükemmeliyet açısından da ciddi çıtalar aşıldığını
vurgulayan Toth, “Çok kaliteli bir kongre geçirdik. Gelecek yıllarda yapılacak
iş birliği için de müthiş bir fırsattı. Önümüzdeki yıllarda yeni köprüler inşa
etmek istiyoruz.” ifadelerini kullandı. Dünya
Petrol Kongresi Türk Milli Komitesi Başkanı ve TP Genel Müdürü Besim Şişman ise
Türkiye’nin bu etkinlik için uzun süre çalıştığını belirterek, “Türkiye,
diplomatik bir vizyona sahip olması sayesinde anahtar bir ülke. Türkiye her
zaman barış ve diyalogdan yana olmuştur. Bu 22. WPC’nin arkasındaki
felsefedir.” dedi. ABD’den Houston
Belediye Başkanı Sylvester Turner ise Türkiye Milli Komitesi’nin müthiş bir iş
çıkarttığını belirterek, “Mükemmel bir kongre düzenledi. İçerik açısından da
başından sonuna çok verimli bir kongreydi. Çıtayı çok yükseğe çıkarttınız. Bu
da mükemmeliyet anlamına gelmektedir.” diye konuştu. Houston’ın 23.
Dünya Petrol Kongresi düzenlemesi için seçilmesinin, kendileri için çok önemli
olduğunu vurgulayan Turner, şunları kaydetti: “2020’de Houston’a geldiğinizde
elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağız. WPC’yi dünyanın gurur duyduğu
şekilde düzenlemeye çalışacağız. Hem kalbimizi hem ruhumuzu sizinle karşılamaya
çalışacağız. Öyle bir kongre düzenleyeceğiz ki ailelerinizle de gelip hoş vakit
geçirebileceksiniz.” Amerika Milli
Komitesi Başkanı Galen Cobb da Türkiye’nin açılıştan kapanış törenine kadar
müthiş bir iş çıkarttığını belirterek, programın çok iyi olduğunu söyledi. Bu rekabetin
içinde bulunmanın çok uzun bir yolculuk olduğunu aktaran Cobb, şöyle devam
etti: “23. Dünya Petrol Kongresi’nin yapılacağı Houston şehri, enerji
sektörümüzün merkezi olarak adlandırılmakta. Yaklaşık 3 bin şirketli bir
sektörden bahsediyoruz. Burada kalite programı da sürdürmeye çalışıyoruz.
Taahhütlerimizi yüzde 100 olarak bu işe vermek istiyoruz. Houston’a
geldiğinizde herkesin orada vakit geçirmekten hoşlanacağı bir ortam sunmaya
çalışacağız. Çıtayı çok yükseğe çıkarttınız.”
Petrol ve doğal
gaz endüstrisinin olimpiyatları olarak bilinen kongre, Cumhurbaşkanı Recep
Tayyip Erdoğan’ın himayelerinde gerçekleştirildi. Erdoğan, burada
yaptığı konuşmada, son 1-1,5 asırdır güçlü ülke olmanın yolunun enerji kaynaklarına
sahip bulunmaktan veya bunlar üzerinde söz sahibi olmaktan geçtiğini
kaydederek, “Bununla birlikte küresel çatışmaların merkezinde yer alan enerji
kaynakları ve yolları üzerinde hakimiyet kurma çabalarının çoğu zaman iç
çatışmalar, darbeler ve işgallerle sonuçlandığını görüyoruz. Var olduğu
coğrafyalarda zenginliğin ve refahın kaynağı olması gereken petrol ve doğal
gazı ne yazık ki daha çok savaş, kan ve gözyaşı ile birlikte anmak zorunda
kaldık. Biz Türkiye olarak en başından beri, bu kaynakların insanlığın huzur ve
refahına katkı sağlayacak şekilde kullanılması gerektiğini savunuyoruz.”
ifadelerini kullandı.
Kongreye
Erdoğan’ın yanı sıra Başbakan Binali Yıldırım, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı
Berat Albayrak, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Enerji Bakanı
Aleksandr Novak, Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, Arnavutluk Başbakanı
Edi Rama, Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov’un yanı sıra çok sayıda ülkenin
enerji ve petrol bakanları da katıldı.
Petrol İhraç
Eden Ülkeler (OPEC) Genel Sekreteri Muhammed Barkindo, Uluslararası Enerji
Ajansı (EIA) İcra Direktörü Farih Birol ve çeşitli uluslararası örgütler ve
düşünce kuruluşlarının üst düzey temsilcileri sektöre ilişkin paylaşımlarda
bulundu. Ayrıca, aralarında Shell, BP, ExxonMobil, Chevron, Total ve Statoil
gibi önde gelen enerji firmalarının üst düzey yöneticileri, politika yapıcılar,
karar vericiler ve kanaat önderleri, çeşitli panellerde değerlendirmeler yaptı.
Kongre kapsamında ikili görüşmeler, çeşitli yuvarlak masa toplantıları,
çalışma grupları, teknik forumlar ve panellerde, küresel petrol sektörü,
konvansiyonel ve ankonvansiyonel petrol ve doğal gaz kaynaklarının geleceği,
enerji verimliliğine yönelik küresel politikalar, düşük karbonlu çözümler,
altyapı ve yatırım imkânları gibi konular ele alındı. Etkinlikte, ev
sahibi ülke olan Türkiye’yi ve Türkiye’nin petrol ve gaz sektöründeki
gelişimini de ele alan oturumlar düzenlendi. Ayrıca, kongre alanında kurulan
büyük ekranda 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü öncesinde, darbe
girişimine ilişkin kısa film gösterilirken, o güne ait fotoğraflardan oluşan
sergi de alanda yer aldı. Kongre kapsamında çeşitli gösteriler ve etkinlikler
düzenlenirken, Türk Gecesi ile de geleneksel Türk yemekleri, tatlıları ve
müzikleri tanıtıldı.
KONGREDE ÖNE ÇIKANLAR
Kongre
kapsamında, Dünya Petrol Konseyi Başkanı Jozsef Toth tarafından, aynı zamanda
enerji şirketi Exxon, Mobil’in eski başkanı ve CEO’su olan ABD Dışişleri Bakanı
Rex Tillerson’a, WPC’nin kurucusu Thomas Dewhurst adına verilen “Dewhurst
Ödülü” takdim edildi. Bakan Albayrak, kongre çerçevesinde, Tillerson ve Rusya
Enerji Bakanı Aleksandr Novak başta olmak üzere, bir dizi ikili görüşme
gerçekleştirdi. İstanbul’a gelen bakanlar ve sektör temsilcilerini ayrı ayrı
kabul eden Albayrak, konuya ilişkin Twitter hesabından yaptığı paylaşımda,
“Kongre kapsamında yürüttüğümüz enerji diplomasisi ile Türkiye’nin enerjide
‘anahtar’ ülke konumunu güçlendiriyoruz.” ifadesini kullandı. Albayrak, İsrail
Enerji, Altyapı ve Su Kaynakları Bakanı Yuval Steinitz ile de bir araya geldi.
Steinitz, Albayrak ile iki ülke arasındaki doğal gaz boru hattının inşa
sürecini görüştüklerini belirterek, “Dört tur görüşmenin ardından, aramızdaki
görüşmeleri hızlandırmaya ve bu yıl sonundan önce Türkiye ve İsrail arasındaki
boru hattının inşa edilmesini sağlayacak hükümetler arası çatı anlaşmayı
tamamlamaya karar verdik.” dedi. (AA)
TPAO ARAŞTIRMA
MERKEZİ’NİN KADİM MENSUPLARINDAN “Prof. Dr. Volkan EDİGER” 22. DÜNYA PETROL
KONGRESİ’NDE İDDİALI BİR SUNUM YAPTI
Meslek hayatına
Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Genel Müdürlüğü Araştırma Merkezi Grup
Başkanlığı bünyesinde yer alan “Palinoloji Servisi’nin” kuruluşu ile başlayan “TPAO’DA
YETİŞEN” Jeoloji Yüksek Mühendisi Volkan Ş. EDİGER; 9-13 Temmuz’da
İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen dünyanın en kapsamlı petrol
etkinliği, 22. Dünya Petrol Kongresinin “Akademisyenler kategorisinden” davetli
konuşmacıları arasında idi. Uzun yıllar
TPAO’da çok başarılı eser ve hizmetlere vesile olduktan sonra ODTÜ Öğretim
Üyeliği ve Cumhurbaşkanlığı Baş Danışmanlığı görevlerinde bulunan ve halen KADİR
HAS ÜNİVERSİTESİ Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Volkan EDİGER; 22. Dünya Petrol
Kongresinde: “dünyadaki petrol
jeo-politikasındaki ana trendler” konulu çok başarılı, etkileyici, iddialı
ve belirleyici bir sunum yaptı.
26 Temmuz 2017 Çarşamba
DİB Başkanı Mehmet Görmez'in istifası netlik kazandı. Şimdi "YERİNE KİMİN GELECEĞİ" konuşuluyor!..
SON DAKİKA:
İşte MEHMET GÖRMEZ'in Yerine Konuşulan İsim
İşte MEHMET GÖRMEZ'in Yerine Konuşulan İsim
Cumhurbaşkanı
Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarıyla Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in
görevinden ayrılmayı talep ettiği netlik kazanırken, gözler nelerin yaşandığına
ve ayrılması halinde Görmez’in yerine kimin geleceğine çevrildi.
((HABER//KAYNAK:
Önder YILMAZ / ANALİZ))
7 yıl başkan
yardımcılığı ve 7 yıl da başkanlık görevini yapan, kurumu uluslararası zemine
taşımasıyla Diyanet’in hafızasında önemli bir yeri bulunan Görmez’in görev
süresinin dolmasına uzun süre varken neden ayrılmayı istediği merak konusu
oldu. Edinilen bilgilere göre; Görmez bir süredir Diyanet’in tartışmaların
odağına çekilmesi ve algı operasyonlarına kurban edilmesinden rahatsızlık
duyuyordu. Makam aracı tartışması, Kutlu Doğum haftasının FETÖ projesi olduğu
iddiaları ve ardından DİB Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Özavşar’ın muhalefetine
rağmen görevden alınması rahatsızlığı doruğa çıkardı.
KABİNEDEN SONRA
Ayrılma kararı
ise kabine revizyonuyla birlikte netleşti. Kulislerde, Diyanet İşleri
Başkanlığı’nın ilişkilendirildiği Başbakan Yardımcılığı’nın Numan
Kurtulmuş’tan, BEKİR BOZDAĞ’a geçeceğinin ortaya çıkmasıyla, yeni gelen bakanın
elinin rahatlatılması gereğinin doğduğu belirtiliyor. Bozdağ kanadında da kan
değişiminin zamanı geldiği görüşünün bulunduğu iddia ediliyor. Bu gerekçelerden
hareketle kabinenin değişmesinin ertesi günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip
Erdoğan’la görüşen Görmez’in konuyu gündeme getirdiği ve farklı bir
görevlendirme talep ettiği ifade ediliyor.
ÜNAL DA GÜNDEMDE
Diyanet İşleri
Başkanlığı koltuğu için en güçlü ismin ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile de bir
görüşme yaptığı belirtilen Karadeniz Teknik Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Dekanı ve KTÜ Rektör Yardımcısı olan Prof. Dr. Emin Aşıkkutlu olduğu ifade
ediliyor. Aşıkkutlu, Kuran hizmetleriyle Karadeniz bölgesinde ün yapan Reis-ul
Kurra Mehmet Rüştü Aşıkkutlu’nun torunu. Anne tarafından İsmailağa Cemaati’nin
öncüsü Mahmut Ustaosmanoğlu ile akrabalıkları olduğu öne sürülen Aşıkkutlu’nun
“Hadiste Rical Tenkidi”, “Sünnetin Dindeki Yeri” isimli kitapları bulunuyor.
Aşıkkutlu’nun yanı sıra İstanbul Müftüsü eski Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı
HASAN Kamil Yılmaz ile halen Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı görevini
yürüten Prof. Dr. Yavuz Ünal’ın da ismi geçiyor. Diyanet’te, Görmez’in görevden
ayrılacağı haberinin bugünkü FETÖ raporunun açıklamasının ardından kamuoyu ile
paylaşılacağı beklentisi hakim.
ERDOĞAN SAHİP ÇIKTI
Diyanet’te
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Görmez’in görevden ayrılacağına ilişkin yapmış olduğu
açıklamalar “başkana sahip çıktı” şeklinde algılanmış durumda.
Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarıyla görevden ayrılmayı meşrulaştırdığı ve kimseyi
incitmeden konunun tartışmaya açıldığı dile getiriliyor. Görmez için ilk akla
gelen Uluslararası Müslüman Alimler Birliği gibi uluslararası İslam
oluşumlarından birinin başına geçmesi. Ancak Görmez’in Uluslararası İslam
Üniversitesi projesini hayata geçirmeyi arzuladığı ve kurucu rektörü
olabileceği ifade ediliyor.
15 Temmuz 2017 Cumartesi
Balıkesir İli, Ayvalık İlçesi "SARIMSAKLI" Plâjı "HABER MAKALE" Zabıta Ordusunun "ŞEZLONG OPERASYONU!..", Gazeteci-Yazar: YURDAGÜL ATUN
![]() |
| Gazeteci, YURDAGÜL ATUN |
ŞEZLONG
OPERASYONU!..
Şaka değil,
kinaye hiç değil.
Başlık tam da anladığınız gibi.
Başlık tam da anladığınız gibi.
İki senedir can
çekişen turizm sezonunun en cafcaflı döneminde, Balıkesir Belediyesi’nce
görevlendirildiği bilgisine ulaştığımız, jandarma, zabıta vs. görevlilerden
oluşan 150’i aşkın görevli Ayvalık Sarımsaklı Plajında Şafak Operasyonu
gerçekleştirdi, hem de hava destekli!
Yüzlerce kişi
(orada olanlara göre 200) sabahın 5 buçuğunda Sarımsaklı plajını basarak
çitleri kaldırdı, şezlongları kenara çekti ama uçan tekmeyle kırıp dökerek!
Sabahın 5
buçuğunda jandarmayı gören uykulu çalışanlar bunu önce darbe zannetti, korkuyla
uykusu ağır arkadaşlarını uyandırdı “kalkın darbe oluyor” diyerek.
Kimse ne
olduğunu anlayamadı, o saatte sabah yürüyüşüne çıkanlar teröristlere operasyon
yapılıyor sandı.
Belli ki önemli
biriydi yakalanan. Kimbilir belki de uyuşturucu baronlarından biri!
Haberi alan
işletmeciler plaja vardıklarında küçük dillerini yutacaklardı.
Fırlatılan
şezlonglar, yerinden sökülen localar, hırsların alındığı lambalar…
Kimseyle bir
anlaşmazlıkları yoktu, şimdiye kadar kimsenin malına zarar vermemişler, devleti
kutsal görmüşler, polise, jandarmaya, askere ve tüm devlet çalışanlarına
dualarında yer açmışlar, devletine milletine ters bakanlara düşman
kesilmişlerdi.
Nitekim, kırılan
dökülen sadece çitler/şezlonglar değil, hayal ve inançlardı…
***
Çocukluğundan
beri her yazı Ayvalık’ta geçiren kızım bu yıl oradan bir plaj kiralamak
istediğini söyledi. “Annecim göreceksiniz, Ayvalık’ta tek olacak” diyordu.
Dünyanın ünlü
plajlarını inceledi, herkesten fikir edindi, çocuklu ailelere nasıl bir plajda
rahat edeceklerini sordu, dedesinden yaşlıların rahat etme tüyolarını aldı.
Çocukların rahat oynayacağı bir bölüm yaptı salıncaklı. En çok kitabın deniz
kenarında okunduğunu varsayarak kitaplık koydu, günlük gazeteleri dizdi.
Tüm bunları an
be an fotoğrafladı, bana gönderdi sevinçleriyle birlikte.
Hayatında
olmadığı kadar heyecanlıydı. Çitleri boyadı, eşya taşıdı, eşinin deyimiyle iki
ay “surviver” hayatı yaşadı.
Ama değmişti.
Işıl ışıl, ailelerin tercih ettiği nezih bir ortam yaratmışlardı.
Müşterilerin
“kadın eli değdiği belli” sözlerinin, bölgedeki yetkililerince de söyleneceği,
böyle bir yer yarattığı için kendisine teşekkür edileceği, komşularına örnek
gösterilip, “bakın ne güzel olmuş, siz de böyle yapın, Ayvalık’ın çehresini
değiştirelim” deneceği inancındaydı!
Yanıldığını
anlaması için çok zaman geçmedi.
***
Uçaktan indim,
telefonu açar açmaz arka arkaya mesajlar.
Kızım göndermiş.
“Anne plajı yıkıyorlar” diyerek…
İnanamadım, her zamanki gibi şaka yapıyor sandım.
Fotoğrafta
onlarca jandarma, zabıta, polis, sivil polis, sahil güvenlik ve bir de
helikopter. Sanki de Kuzey Irak’a operasyon düzenler gibi…
Hemen aradım,
korkudan ağlıyordu.
Sakin ol
diyemedim zira ben sakin değildim.
Neye
üzüleceğimi, kızımın korkusunu nasıl gidereceğimi, umutlarını tekrar nasıl
yeşerteceğimi bilemedim.
Biraz
araştırınca Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nce alınan bir karar olduğunu
öğrendim.
Zaten olay biraz
sonra büyük gazetelerin internet sitelerine düşmüştü, “Sarımsaklı Plajına hava
destekli operasyon” diye.
Fazla yer işgal
eden plajlara ayar vermekmiş niyet lakin, neden fazla şezlongları, çitleri uçan
tekmelerle kırdıklarını anlayamadım.
Led lambaları
neden yerlerinden söküp fırlattıklarını, havaya neden ateş açtıklarını,
yüzlerce kişinin oraya neden konuşlandığını, turizm sezonunda bunun neden
yapıldığını, bu işi yapan kişilerin turizme ne denli zarar verdiklerini
bilmemelerini, devletin onca parasının niye böyle basit bir amaca harcandığını,
daha az kişiyle, nazikçe uyararak çözümlenecek bir sorunun neden büyük
operasyon haline dönüştürüldüğünü, jandarmanın daha önemli işleri varken
(örneğin insan kaçakçılarına göz açtırmamak gibi) niye orada olduğunu, anaakım
medyanın bu olayı veriş biçimindeki amacı, sokaktan geçenlerin bu operasyonun
basit bir şemsiye- şezlong operasyonu olarak düşünmeyeceklerinin akıl
edilmemesini de…
Belediye
Başkanını aradık işin aslını sormak için. Telefona sekreteri olduğunu
sandığımız bir kişi çıktı. Bizim kim olduğumuzu ıcığımızı cıcığımızı sordu,
notlarını, telefonumuzu aldı, Belediye Başkanına ileteceğini söyledi.
Başkan aramadı.
Ben alttaki e-maili attım, yine cevap gelmedi.
“Sayın Başkanım;
Ben öncelikle kendimi tanıtmak isterim; Yurdagül Beyoğlu Atun. Gazeteciyim…
Bundan daha da önemlisi, devletin tüm unsurlarına kutsal anlamlar yüklemiş,
çocuklarını da bu düşünceyle büyütmüş bir anneyim. Çocuklarımıza verdiğimiz en
büyük haslet vatan sevgisi, dürüstlük ve kimsenin malına zarar vermemek
olmuştur. Bundan da gurur duyarız.
***
Ne var ki dün
yaşadığımız hadise kafalarımızı allak bullak etmiş, bazı kurumların samimiyet
ve iyi niyetini sorgulamamıza neden olmuştur. Sebebini siz biliyorsunuz ama ben
hatırlatayım; Çocukluğundan beri yazlarını Ayvalık’ta geçiren kızımın hayali
Ayvalık’ta bir plaj işletmekti. Bu yıl Allahın nasip etmesiyle o arzusunu
hayata geçirme fırsatı buldu. Herşeye o kadar özeniyordu ki “annecim göreceksin
Ayvalık’ta tek olacak” diyordu. Eşiyle birlikte yaklaşık 300 bin TL’ye yakın
bir yatırım yaptılar. Her gün fotoğraflarını atıp “bunu da yaptık, nasıl olmuş”
diye soruyordu. Dün de fotoğrafalar gönderdi. Kalbimin durmasına neden olacak
fotoğraflar. 100’e yakın jandarma, zabıta vs’nin fotoğrafı. Vurup kırarken…
Şaka yapıyor sandım. Sabah erken baskın yapılmış ki zaten gazete haberinde de
“hava destekli operasyon” yazıyor. Yasal olmayan bir parçanın yıkımı değil,
terörist baskını gibi. Şezlongları
fırlatmışlar, locaları yıkmışlar, çalışanları darp etmişler. İnanmak güç çünkü
bizim gibi vatanına devletine bağlı ve dürüstlüğü şiar edinmiş birinin başına
geliyor! Kızımın o korkusunu, paniğini ve sonraki umutsuz halini hayatım
boyunca unutamayacağım.
***
Sayın Başkanım;
Usulüne aykırı yerler için yıkma kararı almanızı anlayabilirdik. Zaten biz de
buna saygı duyardık. Da sabahın 5 buçuğunda, plajda kalan çalışanların ‘darbe
oluyor’ diye yataktan fırladığı 100’den fazla jandarma grubuyla baskın yapmak
neyin nesi? Siz orada terörist mi aradınız, uyuşturucu baronu ihbarı filan mı
aldınız? Turizm mevsiminde yapılan bu korkunç baskının turizme verdiği zararın
farkında mısınız? Peki bu baskını görenler o plajın yasadışı bir olay yüzünden
basıldığını düşünmeyecekler mi? (Ben görsem, ne vardı ki bastılar diye
düşünürüm.) Kırılan, parçalanan, yerlere fırlatılan eşyaların tazminini kim
yapacak? Peki işletemedikleri, yeniden düzene sokmak için uğraştıkları günün
tazminini? Çitleri yıkmak için, fazla şezlongu kaldırmak için gelen biri iyi
niyetliyse tepedeki lambalardan ne ister? Darp edilen çalışanların durumu ne
olacak? Terörist miydi bunlar? Şikayet aldığınızı biliyoruz. Şikayet
edebilecekleri de az çok tahmin edebiliyoruz ancak devletin, ticari rekabette
taraf olabileceğini anlayamıyoruz. Sizin sermaye düşmanı, turizm düşmanı,
yabancı düşmanı (Ayvalıklılar kendi memleketlerinde başkalarının iş yapmasından
pek hoşlanmazlar!) olduğunuzu düşünmüyorum ancak böyle talanlı, kırmalı,
dökmeli, dövmeli, korku salmalı bir baskının amacını sormak istiyorum. Sahile
dikilen çitler mi?
***
Konuyu basına ve
yargıya taşımadan önce size de yazmak istedim,
Saygılar.” YURDAGÜL ATUN
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





















