Ege Adaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ege Adaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2016 Pazartesi

Ortada "Hesap sorabilecek cesaret ve kabiliyette, onurlu/sorumlu bir muhalefet" Yok!

BAK ŞU ADALAR (VE LOZAN) HAKKINDA KONUŞANA!..
ERDOĞAN YÖNETİMİNDE, TÜRKİYE 17 ADA VE 135 KAYALIĞI KAYBETTİ
"Ege adaları Lozan ile elimizden gitti" diyen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Lozan ile kazandığımız adaları Yunanistan'a kaptırdı. Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde 17 ada ve 135 kayalık Yunanistan tarafından işgal edildi. Şimdiki başbakan Binali Yıldırım da Yunanistan'ın işgal ettiği Koyun adasına pasaportla girebildi. ( 03 Ekim 2016 Pazartesi-Ajanslar)
Ege adalarının Lozan'da kaybedildiğini iddia eden Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde 17 ada 135 kayalık Yunanistan'a verildi. Başbakan Binali Yıldırım da Ulaştırma Bakanı olduğu dönemde Yunanistan'a verilen adalara pasaportla girebildi. Ege'deki adaların büyük bir kısmı Osmanlı padişahı 2. Abdülhamid döneminde kaybedilmişti. Osmanlı donanmasının Haliç'e hapsedilmesiyle Ege denizinde üstünlük İstalya ve Yunanistan'a geçmişti. İki ülke de bu sayede adaları kolayca işgal etti. Osmanlı devletine kabul ettirilen Sevr anlaşmasıyla Osmanlı adalardaki egemenlik haklarından vazgeçti. İşgal edilen adaların büyük bir bölümü ise Lozan'da geri alındı. Ancak o adalar 2004 yılından itibaren Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu hükümetleri tarafından Yunan askerlerine teslim edildi. Ege adaları konusunda çalışmaları ile bilinen eski Milli Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri Ümit Yalım, şu anda Türkiye Cumhuriyeti'ne ait 17 ada ve 1 kayalıkta Yunan bayrağının dalgalandığını söyledi.
BÜYÜK UTANÇ, CEHALET VE YÜZ KARASI….
Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde Yunanistan'ın işgal ettiği Koyun adasına şimdiki başbakan Binali Yıldırım da pasaportla girebildi.
YUNANİSTAN, AKP DÖNEMİNDE İŞGAL ETTİĞİ ADALARDA VERGİ TOPLUYOR. 

Erdoğan yönetiminin icraatleri bununla da sınırlı değil. Feridun Sinirlioğlu başkanlığındaki Dışişleri heyeti, Yunanistan tarafıyla yaptığı görüşmelerde Atina'nın kara suları sınırını 12 mile çıkaran talebini kabul etti. Oysa 1995 yılında Meclis'te alınan bir kararla Yunanistan'ın kara suları sınırını 12 mile çıkarması savaş nedeni olarak kabul edilmişti. Bu anlaşmaya TSK'dan tepki gelmişti. Anlaşmayı "kabul edilemez" olarak değerlendiren TSK olağanüstü bir toplantı yapmış ve hükümet yetkililerine bu anlaşmanın sakıncaları tek tek sıralanmıştı. Ayrıca, Vatan Partisi de Türkiye Cumhuriyeti'ne ait adaların Yunanistan tarafından işgaline tepki göstermiş ve Aydın'da miting yapmıştı.
Üç yıldır "İŞGAL VE İHANET" gündemde. 
Fakat, “sorundan sorumlu vatan hainleri” milletten kaçıyor!..
BOMBA İDDİA: 
AKP 16 ADAYI YUNANİSTAN’A SATMIŞ
Eski Milli Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri Albay Ümit Yalım, Yunanistan’ın Ege Denizi’nde Türkiye’ye ait 16 ada ve 1 kayalığa el koyduğunu savundu. Yalım, “Erdoğan ve AKP Hükümeti, 17 Aralık 2004’te Avrupa Birliği’nden müzakere tarihi aldı. Yani müzakere tarihi, 16 Türk adası ve 1 kayalığın karşılığında alındı” dedi. Sözcü Gazetesi Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk’ün, “Yunanistan işgal ettiği iki adamıza karakol kurdu!..” başlığıyla yayımlanan haber şöyle: Yunan Kara Kuvvetleri Komutanı, tek kurşun atmadan işgal ettiği adalarımızdaki askerlerini teftiş etti. Bunun fotoğraflarını da resmi internet sitesinde yayımlandı. Ülkemizin Güneydoğu’sunda devletin varlığı giderek azalırken, Ege Denizi’nde ise Kanuni Sultan Süleyman ve 4. Mehmet döneminde fethedilen, Atatürk ve İnönü’nün Lozan’da vermediği 16 ada ve bir kayalığı Yunan askerleri tek kurşun atmadan, kolayca işgal etti.
Sınırda sıcak çatışma!: Didim’deki Bulamaç ve Eşek adalarının işgaliyle başlayan gelişmeleri, adalarımızla ilgili çalışmalarıyla bilinen Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Albay Ümit Yalım, gelişmeleri belgelerle şöyle anlattı:
Askere emir verilmiyor: “Türkiye Cumhuriyeti, Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlık görevi sırasında Batı’dan bölünerek tarihinin ilk ve en büyük toprak kaybını yaşadı. 2004 yılında Yunan Silahlı Kuvvetleri Türkiye Cumhuriyeti’ne ait toplam 16 ada ve 1 kayalığı teker teker işgal etti. Erdoğan, TSK’ya işgalin önlenmesi için direktif vermediği gibi, Yunanistan’a da adaların boşaltılması için bir tek nota bile verilmedi. İşgale sessiz kalan Erdoğan ve AKP Hükümeti, 17 Aralık 2004’te Avrupa Birliği’nden müzakere tarihi aldı. Yani müzakere tarihi, 16 Türk adası ve 1 kayalığın karşılığında alındı.
Pasaportla gidiyoruz: Yunanistan’a alenen verilen adalar ve kayalıklar, 1936 yılında dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya tarafından Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin envanterine kaydettirilmiştir. İzmir, Aydın ve Muğla il sınırları içerisinde bulunan bu adalarda Yunan Bayrağı dalgalanıyor, Yunan askerleri dolaşıyor. İşgal altındaki adalarımıza pasaport ile giriyoruz. Adalarımızın çevresindeki karasularımız Yunan Sahil Güvenlik Botları tarafından her gün ihlal ediliyor.
Burnumuzun dibinde: Bu şahıslar Türk karasularının 6 mil içinde bulunan adalara nasıl gidiyor? Türkiye yol geçen hanı mı? Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerimiz korumakla görevli, Türk Deniz Kuvvetleri Doğu Akdeniz Özel Görev Grubu, Girit Adası’nın etrafındaki 5 Türk adasını neden korumuyor? Güney Deniz Saha Komutanlığı, Ege Denizi’ndeki 11 Türk adasını ve 1 Türk kayalığını neden korumuyor? Deniz Kuvvetleri Komutanı neden görevini yapmıyor? (AJANSLAR: Son Dakika 9 Ağustos 2014 - 17:34)

23 Mayıs 2016 Pazartesi

HABER-MAKALE: "GÖÇMENLER VE SIĞINMACILAR!.." Erdal Akalın (23.05.2016

GÖÇMENLER VE SIĞINMACILAR!..
Erdal Akalın (23.05.2016)
İnsanoğlu iki ayak üzerine dikildiğinden bu yana dolanıp duruyor.  Amaç aynı, daha iyi yaşam koşullarına ulaşabilmek!
Son yıllar dünya nüfus hareketinin hızla arttığına işaret ediyor.  Dünün at veya deve sırtında yapılan yolculukları günümüzün modern ulaşım teknolojisi sonrası nispeten kolaylaşmış ve hızlanmıştır.  Ancak bu seyahat kavramı ülke değiştirmek, yani göçmenlik ve sığınmacılık boyutuna taşınınca, ev sahibi devletler turistlere gösterdikleri kolaylıkları göçmenlerden ve de özellikle sığınmacılardan esirgemektedirler.
2015 yılında dünya üzerinde göçmen konumunu taşıyan insan sayısının 244 milyonu aştığı saptanmıştır.  Yani tüm insan sayısının % 3.3’ü göçmen statüsündedir.  Bunlarında % 10 kadarı sığınmacı olarak kabul ediliyor.
Türkiye hem göçmen ama özellikle sığınmacılar yönünden çok sayıda taleple karşılaşan bir ülke konumundadır.  Asya ile Avrupa arasında köprü olması hasebi ile Afganlı, Bengaldeşli, Pakistanlı ve Afrikalı göçmen ve sığınmacılar nispeten sınırlı sayıda iken, son birkaç yıl içerisinde komşumuz Suriye’den yoğun sığınmacı talebi hepimizi şaşırtacak boyuta gelmiştir.  Bir kısmı kayıtlı ve diğerleri kayıtsız olanlar dâhil, yaklaşık 4 milyon Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yaptığımız söyleniyor.  Halen kayıtlı olanların sayısı 2.715.789 olarak biliniyor.  Bunların yanında da ülkemizde doğan 152.000 çocuk sığınmacımız vardır.
Sığınmacı sayısı yöre halkını aşmış görünüyor.
Bazı illerimizde sığınmacı sayısı yöre halkını aşmış görünüyor.  Örneğin; Kilis’in yerel insan sayısı 108.000 iken, sığınmacı sayısı 110.000 den fazla olmuştur.  Urfa, Hatay, Gaziantep en çok sığınmacı barındıran şehirlerimizdir.  Kahramanmaraş insanı ise kendi topraklarına yeni bir sığınmacı yerleşkesi kurulmasına tepki koyar hale gelmiştir.
Anlaşıldığı kadarı ile Suriyeli ve diğer ülke sığınmacıları ülkemizi basamak olarak kullanarak Avrupa’ya yerleşmek istiyorlar.  Bu amaçla Yunanistan’a transfer olmak için insan tacirleri denen aracılara yüksek meblağlar ödüyorlar.  Deniz yolu ile yapılan bu geçişler ise maalesef çok acıklı insani kayıplara neden oluyor.   Mali krizinin sancılarını çözememiş Yunanistan ise gelen sığınmacılardan kurtulmak isteyerek batı sınırlarını açmış olsa bile diğer ülkeler sınırlarını kapatınca geçişler trajediye dönüyor.
AB, sonunda kendince bir çare bularak Türkiye ile anlaşma yolunu seçti.  Ülkemizdeki her dört sığınmacıdan 3 tanesi bizde kalacak ve 1 tanesi AB’ye kabul edilecekti.  AB’ye transferler ise azami 400.000 sığınmacı ile sınırlanacak ve bu kabuller dört yılda gerçekleşecekti.  AB ülkeleri sınırlarımızın içinde kalan yabancıların bakım ve eğitim ile sağlık giderlerine katkı adı altında bize 6 milyon avro ödeyecekti ki, bunu da taksitlendirmişlerdi.  Konu halen çözümsüz boyuttadır denebilir.
Almanya bizden alacağı Suriyeli göçmenleri eğitim formasyonuna bakarak kabul edecektir.  Şu ana kadar kabul edilenlerin % 70 kadarı üniversite mezunu olanlardır.  Bizdeki kalan sığınmacıların ise % 50 kadarı okuryazar bile değildir.
İstanbul’da İnsani Zirve
Göçmen sorunu BM nezdinde de çözüm arayışları için üzerinde çalışılan bir konudur.  Bu yazı yazılırken, İstanbul’da İnsani Zirve denen bu konulu çözüm arayışları tartışılıyordu.
Milenyum ile birlikte sermaye ve anapara ülkeler arası serbest dolaşıma girmiş olmakla birlikte, aynı kolaylık insanlar adına gösterilmemektedir.  Hâlbuki bazı ekonomistler göçmen işçilerin yeni ülkelerine kazanç getirdiği kanısındadırlar.  Onlara göre ucuz işçi talebini göçmenler karşılamakta, keza o ülke insanlarının yapmak istemediği işleri göçmenlere yaptırmak kolayca sağlanabilmektedir.  Uluslararası İşçi Örgütü (ILO), göçmen sayısının % 1’lik artışına karşılık olarak sığınılan ülkenin büyüme hızının 1.25 ile 1.5 arası artmakta olduğunu iddia etmektedir.
Daha başka olumlu rakamlar söz konusu olmakla birlikte, pek çok ülke insanları sığınmacı alımına ve göçmenlerin kendi vatan topraklarına yerleşmesine sıcak bakmamaktadır.  Sıradan insanlar, her yeni gelenin kendi ülkelerinin işgücü sıkıntısını daha çok bozacağı ve işsizlik riskinin artacağına inanmaktadır.  Bir diğer etken ise yeni gelenlerin kendi toplumsal birliklerine karşı olumsuzluklar yansıtacağı inancının varlığıdır.  Keza göçmenler için ayrılacak sosyal yardım fonlarının kendilerinin hakkından kesileceği korkusu egemendir.  Yeni bir endişe ise kültürel farklılıkların ve bilhassa kadın erkek eşitliği uyuşmamasının suç oranını arttıracağı korkusudur.  Özellikle Almanya’da Köln şehrinde tanık olunan taciz ve tecavüz benzeri olaylar insanları ürkütmüştür.  Ayrıca yabancıların yaşadıkları kentlerin uç yörelerinde kendi alanlarını (getto) yaratmalarının ve böylece etnik farklılıklarına devam etmelerinin, yeni katıldıkları ülke içinde karşılıklı güven tesisi yönünden sakıncaları olabileceği dile getirilmektedir.
Araştırmacı Scott Page, kültür farklılıklarını zenginlik olarak görmekte ve alternatif uyuşma modellerinin gelişebileceğini savunmaktadır.  Kanada Başbakanı Justin Trudeau ise, toplumsal çeşitliliğin yatırımlar için lokomotif olacağını ve yaratıcılığı teşvik edeceği inancındadır.
Bu konu uzun süre gündemi meşgul edecektir. 
Anlaşılacağı kadarı ile bu konu uzun süre gündemi meşgul edecektir.  Çok uzun yıllar sonra dünyamız yeni bir büyük jeolojik değişim gösterir ve ayrılmış kıtalar yeniden birleşirse, o zaman sınırlar kavramı ortadan kalkabilir ve bu sorunda kökünden çözülmüş olabilir.  Aksi halde, ülkeler ve toplumlar arası varsıllık farkları gittikçe açıldıkça ve bazı ülkeler açlık sınırında yaşadıkça, göçmenler ve sığınmacılar sayıları artarak varsıl ülke topraklarına akacaktır.  Ki, bunu insani bir talep olarak görmek haklılığı belki de galip gelecektir!..

4 Nisan 2015 Cumartesi

Milli Savunma Bakanı'nın 16 Ada İtirafı MHP'li Vekilleri Ayağa Kaldırdı TBMM'de MHP'li vekiller, 16 adanın Yunanistan tarafından işgaline seyirci kalındığını savunarak Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ı ağır sözlerle eleştirdi.

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın "16 Ege Adası İtirafı" MHP'li Vekilleri Ayağa Kaldırdı
TBMM'de MHP'li vekiller, 16 adanın Yunanistan tarafından işgaline seyirci kalındığını savunarak Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ı ağır sözlerle eleştirdi.
TBMM Genel Kurulu'nda Ege kıyılarında yer alan 16 Egemenliği Andlaşmalarla Devredilmemiş Ada, Kaya ve Kayacıkların (EGAYDAAK) fiilen Yunanistan tarafından, "işgal edilmesi" kavgası yaşandı.
KONUŞMALAR MECLİS TUTANAKLARINDA
Milliyet'ten Önder Yılmaz'ın haberine göre İsmet Yılmaz'ın 16 adaya ilişkin fiili işgalden bahsetmesi MHP'lilerin ayaklanmasına yol açarken tartışma TBMM tutanaklarına şöyle yansıdı:
- Ahmet Duran Bulut (MHP/Balıkesir): Sayın Bakan, Ege'de 16 Türk adasında Yunanlıların hâkim olduğu, bayraklarını astıkları; İzmir'in karşısındaki kayalıklara yine bayraklarını diktikleri, Türk hava sahasını ihlal eden Yunan askerî helikopterine karşı müdahale etmeme emrinin verildiğini basından okumaktayız, Genelkurmay'ın internet sitesinde görmekteyiz. "Dışişleri Bakanlığı'nın talimatıyla, bizim bilgimiz dâhilinde o Adalar onlara verildi' ifadesi neticesinde bu hava ihlalinin Genelkurmay'ın internet sitesinden kaldırılması resmî olarak talep edilmiştir. Bu konuyu açıklar mısınız Genel Kurul'a?
"ÇİLLER KADAR OLAMADINIZ"
- Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz: Ege adalarıyla ilgili, Lozan Barış Antlaşması 12'nci maddesi ve Paris Barış Antlaşması madde 14 hükümleriyle egemenliği devredilenler dışında hiçbir adanın egemenliği antlaşmalarla Yunanistan'a devredilmemiştir. Bu ada, adacık ve kayalıkların egemenliği Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne halefiyet yoluyla intikal etmiştir. Hukuken, EGAYDAAK Türkiye Cumhuriyeti'nin hâkimiyetindedir. Antlaşmalarla gerçekleştirilen bu düzenlemeye karşılık EGAYDAAK'ların bir kısmı üzerinde, başından beri ama ta Osmanlı'dan bugüne gelinceye kadar bir Yunanistan'ın fiilî uygulamaları vardır. Ancak fiilî devlet uygulamaları onların yasal, hukuki statülerini değiştirmez. Bu, uluslararası mahkemelerin de vermiş olduğu karardır. Dolayısıyla, bu durumda EGAYDAAK'lar hukuken Türkiye Cumhuriyeti egemenliğindedir. EGAYDAAK'ların üzerindeki mevcut olan fiilî Yunan uygulamaları hukuki statüyü değiştirmez.
- Özcan Yeniçeri (MHP/Ankara): Tansu Çiller kadar olamadınız.
- Yılmaz: Yine, Dışişleri Bakanlığı'nın bahse konu araştırmasının 1997 yılında... (MHP sıralarından gürültüler) Dolayısıyla, aramızdaki fark şu: Siz, 'Burayı Yunanistan'a verdi' diyerek Yunanistanlehine görüş bildiriyorsunuz. Çok şükür ki siz iktidarda değilsiniz.
- Oktay Vural (MHP/İzmir): Yuh lan sana be!
- Bülent Belen (MHP/Tekirdağ): Yazıklar olsun sana, sıvışma bakanı!
- Yılmaz: Eğer iktidarda olsaydınız sizin bu sözlerinizi alarak Yunanistan uluslararası mahkemelerde kullanırdı.
"DAHA NE İSTİYORSUNUZ"
- Yılmaz: Hayır, çok net şekilde siz diyorsunuz ki: 'Buralar Yunan toprağı oldu' Ne diyorsunuz? E, Yunan toprağı değilse? Tamam, biz de diyoruz ki: 'Fiilî uygulamalar egemenlik durumunu değiştirmez'. Uluslararası antlaşmalar bunu söylüyor, hakem kararları bunu söylüyor. Daha ne istiyorsunuz? Daha ne istiyorsunuz? (MHP sıralarından gürültüler)
- Mehmet Günal (MHP/Antalya): Ama adamlar çıktı adaya, orayı işgal ediyor.
- Bulut: Bakın, ben o adaların kenarından geçiyorum, Yunan hücum botları teknemin önünü kesiyor, yanaştırmıyor adaya.
- Erkan Akçay (MHP/Manisa): Sen Millî Savunma Bakanı olarak o adalara girebilir misin şimdi?
"SIVIŞMA BAKANI"
Gerginliğin doruğa çıkması üzerine TBMM Başkanvekili Sadık Yakut birleşime ara vermek zorunda kaldı. Verilen arada tutanaklar devre dışı kalırken, Bakan Yılmaz'ın komisyon sıralarından ayrılmasına MHP'liler, "Kaç kaç, işin gücün kaçmak zaten. Adı sıvışma bakanı" diye laf attı. MHPsıralarından Yılmaz'a, "Vatan toprağı işgal edilmiş, sen bu durumu kabul ediyorsun. Sesin çıkmaz. Şaka gibi, toprağım işgal edildi diyor, 'fiili işgal var' diyor, hukuken bir şey ifade etmiyor diyor' diye bağırdı.
Vural, Yılmaz'ın derhal açıklama yapması gerektiğini belirtirken, "derhal bu bakan azledilmeli" dedi. CHP'liler de Yılmaz'ın skandal bir açıklama yaptığını ve bunun kabul edilemeyeceğini dile getirdi.
MHP Manisa Milletvekili Ekran Akçay, "Sen niye fiilî uygulama yapamıyorsun da Yunanistanyapıyor fiilî uygulamayı? Yeni Yunan hükümeti kuruldu, Millî Savunma Bakanı'nın ilk ziyareti o Türk adalarına, Eşek, Bulamaç adalarına oldu. Senin Millî Savunma Bakanı olarak o adayı ziyaret etmen gerekir, Yunan askeri var orada. Bu fiilî uygulamaya, bu oldu bittiye niye izin verdiniz, siz iktidardınız o zaman?" diye konuştu.
16 ADACIK
Yunanistan'ın işgal ettiği öne sürülen 16 ada ve 1 kayalığın isimleri şöyle: "Koyun, Hurşit, Fornoz, Eşek, Nergizcik, Bulamaç, Kalolimnoz, Keçi, Sakarcılar, Koçbaba, Ardacık, Gavdos, Dhia, Dionisades, Gaidhouronisi, Koufonisi ve Venedik kayalıkları."
Atatürk'ün müthiş planı!
Hatay davasında Fransız büyükelçisine gözdağı vermek isteyen Atatürk, öyle bir oyun oynadı ki.
Hatay için gözdağı vermek isteyen Atatürk'ten ilginç taktik. Fransız Elçi'yle buluşmasında kadın pilot Sabiha Gökçen'e havaya üç el ateş ettirdi.
Restaurantın silahlı basılması planını Atatürk ve ilk kadın pilot Gökçen'den başkası bilmiyordu.
Belki birçoğumuzun haberinin olmadığı bu ilginç tarihi olayı Can Dündar, "Mustafa" belgeselinin konu edildiği Kanaltürk'te yayınlanan Kırmızı Halı programında anlattı:
OLAY SONRASI BÜYÜKELÇİYE SÖYLEDİĞİ O CÜMLE
"Sabiha Gökçen'den böyle bir şey beklemiyorlar. Korumalar atlıyor polisler tutuklayıp karakola götürüyor. Atatürk yanındaki Fransız büyükelçisine dönüp "görüyorsunuz bu millet beni affetmez" diyor. Müthiş bir sahne bu. Dramatize etmeye müsait sahne değil. Silah çekçeksiniz. Ankara Palas vesaire. Yapamadık, anlatamadık. Ama sahne olarak benim içimde çok yer etti. Çünkü Atatürk'ün iletişim dehası aslında. Hem onun yarattığı etkiyi büyükelçi üzerinde tahmin edersiniz."
Peki Dündar'ın anlattığı tarihi olayın ayrıntıları nasıl? Çok az insanın bildiği çarpıcı olayın detayları ise şöyle:
TABANCANI BELİNE TAK VE BURAYA GEL
1937'de Fransa'nın, Hatay'ı Suriye'ye devretmeye hazırlandığı yolundaki haberler, Ankara'da sert tepkiyle karşılandı. Atatürk, hemen Gökçen'i de bir parçası yapacağı gözdağı planını uygulamaya koydu. Atatürk, bir akşam Gökçen'e, 'Üniformanı giy. Tabancanı beline tak ve buraya gel. Bu akşam çok önemli bir görev daha vereceğim. Tarihi ilginç bir görev' dedi. Ata, bunu söylerken, Gökçen'e, 'Hatay konusundaki fikrin nedir?' diye de sordu. Gökçen de, 'Eskiden Girit için söylenirdi. Annemden dinlemiştim. 'Girit bizim canımız, feda olsun kanımız!' Aynı şeyi Hatay için düşünüyorum' dedi.
GÖKÇEN SALONU SİLAHLA BASTI
Atatürk ve beraberindekiler, akşam Ankara'nın ünlü restoranı Karpiç'e gitti. Fransız Büyükelçisi M. Ponceau ile elçilik erkanı da oradaydı. Fransızlar'a hitaben bir konuşma yapan General Kasım Sevüktekin, sonunda Fransızlar'ın Hatay'ın Türkiye'nin olduğuna karar vereceklerine inandığını ifade etti. Fransa Büyükelçisi, Sevüktekin'i ayakta alkışladı. Generalden sonra ortaya fırlayan Gökçen, şunları söyledi:
GEREKİRSE CANIMIZI VERİRİZ
'Generalim, Fransız dostlarımızın bu konuşmanızı değerlendirebileceklerini sanmıyorum. Fransa bir oyun içine girmiştir. Oyunun sonunda bizim olan toprakları Suriye'ye vermeyi planlamıştır. Fransa'nın oyununa gelerek Hatay topraklarını başkalarına bırakmayacağız. Biz gençler gerekirse bu işi silahlarımızla da halledebiliriz. Hatay bizim canımız feda olsun kanımız.'
1 GÜN HAPİS YATTI
Gökçen, sözlerini tamamlar tamamlamaz, silahını çekip, üç el ateş etti. Bu olayın ardından Atatürk'ün emriyle Gökçen tutuklandı. Hakim karşısına çıkan Gökçen, milli hislerinin galeyana geldiğini ve bunun için kimseden emir almadığını söyledi.
Sorgu sırasında, Atatürk'ün kız kardeşleri Makbule Hanım ile Semiha İnanç da silahlarını havaya boşalttıkları için adliyeye gelmişlerdi. Yasa gereğince, üç kadın 24 saat hapis cezasına çarptırıldı. Mesaj yerine ulaşmış ve Fransa, Türkiye'nin kararlılığını görmüştü.