20 Ocak 2018 Cumartesi

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), milletvekili, belediye başkanlığı, belediye meclisi ve il genel meclisi üyelikleri seçimlerine katılabilme yeterliliğine sahip siyasi partileri belirledi. Listede 9 parti kendine yer bulurken İYİ Parti yer almadı

SEÇİMLERE KATILMA HAKKI BULUNAN SİYASİ PARTİLER "YSK" TARAFINDAN AÇIKLANDI 
Yüksek Seçim Kurulu (YSK), milletvekili, belediye başkanlığı, belediye meclisi ve il genel meclisi üyelikleri seçimlerine katılabilme yeterliliğine sahip siyasi partileri belirledi. Listede 9 parti kendine yer bulurken İYİ Parti yer almadı. İYİ Parti Genel Sekreteri Aytun Çıray Twitter'dan yaptığı açıklama ile konuya açıklık getirdi.
YSK'nın Resmi Gazete'de yayımlanan kararında, 298 sayılı "Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun" ile 2820 sayılı "Siyasi Partiler Kanunu"nun ilgili maddelerine göre, 1 Ocak'tan en az 6 ay öncesi itibarıyla illerin en az yarısında teşkilat kurdukları ve büyük kongrelerini yaptıkları saptanan 9 partinin seçimlere katılma yeterliliği bulunduğu bildirildi.
9 PARTİ YER ALDI
Bu partilerin alfabetik sırayla: Adalet ve Kalkınma Partisi, Bağımsız Türkiye Partisi, Büyük Birlik Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti, Halkların Demokratik Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Saadet Partisi ve Vatan Partisi olduğu belirtildi.
Diğer partilerin ise genel kongre veya teşkilatlanma koşulunu yerine getiremedikleri, dolayısıyla 298 sayılı kanunun 14. maddesinin 4. ve 11. fıkraları ile 2820 sayılı kanunun 36. maddesinde öngörülen nitelikleri kazanmadıklarının belirlendiği ifade edildi.
İYİ PARTİ'DEN AÇIKLAMA
İYİ Parti Genel Sekreteri Aytun Çıray konuyla ilgili Twitter'dan yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: ​"YSK, bugün yaptığı toplantının ardından an itibarıyla seçime girebilecek partilerin listesini açıklamıştır. Açıklanan listede İYİ Parti'nin yer almaması yasa gereğidir. Çünkü; @iyiparti sözkonusu listeye 1. Kongresi'ni yaptığı 10 Aralık 2017 tarihinden 6 ay sonra girecektir."

19 Ocak 2018 Cuma

Doç. Dr. Mustafa TUNA (Ankara Büyük Şehir Belediye Başkanı) Açıkladı: ANKARA'YA ÜÇ YENİ DEV PROJE. TRAFİK DERDİ KALMAYACAK!.

BAŞKENT TRAFİĞİNİN KİLİT NOKTALARINA NEFES ALDIRACAK ÜÇ YENİ PROJEYE HAZİRAN AYINDA BAŞLANACAK
BAŞKENTLİLERİN TALEPLERİNİ DİKKATE ALARAK PROJELERİ TEK TEK HAYATA GEÇİREN ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI DOÇ. DR. MUSTAFA TUNA, ÜÇ AYRI KAVŞAKTA YOLLARIN YENİDEN DÜZENLENECEĞİNİ SÖYLEDİ
YENİ PROJELER:
1- MEVLANA BULVARI - DİKMEN CADDESİ KESİŞİMİ ALT GEÇİT PROJESİ,
2- SAMSUN YOLU TÜRK TELEKOM BİNASI ÖNÜ ARAÇ ALT GEÇİDİ PROJESİ,
3- AKKÖPRÜ KAVŞAĞI DÜZENLEME PROJESİ
24 saat kesintisiz ulaşım, bakiye aktarma, AŞTİ otoparkında bekleme süresinin 50 dakikaya çıkarılması ve ulaşıma 2018 yılında zam yapılmayacağı müjdelerini veren Tuna, son olarak Ankara trafiğine nefes aldıracak üç dev projeyi daha Başkentlilerle paylaştı.

TRAFİK SIKIŞIKLIĞINA SON
Ankaralıları yakından ilgilendiren üç kavşak projesinin;
1- Mevlana Bulvarı - Dikmen Caddesi Kesişimi Alt Geçit Projesi
2- Samsun Yolu Türk Telekom Binası Önü Araç Alt Geçidi Projesi
3- Akköprü Kavşağı Düzenleme Projesi olduğunu açıklayan Başkan Tuna, bu kavşaklarda yaşanan trafik yoğunluğunu azaltmayı amaçladıklarını söyledi.

OKULLARIN KAPANMASI BEKLENECEK
Büyükşehir Belediyesi birimlerinin üzerinde titizlikle çalıştığı kavşak projelerine yaz aylarında başlanacak. Yaz aylarını tercih etmelerinin temel sebebi olarak okulların kapanmasını gösteren Başkan Tuna, Ankara’nın sorunlu bölgelerindeki trafik akışına nefes aldıracak üç projeyi okullar açılana kadar tamamlamayı hedeflediklerini de ifade etti.
Samsun ve Konya yolları üzerindeki 3 ayrı noktada yapılacak çalışmalarla, Samsun-Konya yolunda iki yönlü kesintisiz trafik akışı sağlanabilecek.

MEVLANA BULVARI-DİKMEN CADDESİ KESİŞİMİNE NEŞTER
Projenin detaylarını ve yapılacak çalışmaları kalem kalem açıklayan Başkan Tuna, Mevlana Bulvarı ile Dikmen Caddesi’nin kesişme noktasında çalışma yapılacağını söyledi.
Kepekli kavşağı olarak da bilinen Mevlana Bulvarı’nın Dikmen Caddesi’yle kesiştiği noktada alt geçit yapılacak. Mevcut durumda sinyalizasyon aracılığıyla trafiğin düzenlendiği kavşakta, yapılacak değişiklikle yaklaşık 470 metre uzunluğunda ve 3 gidiş-3 geliş olacak bir altgeçit inşa edilecek.
Konya-Samsun yolu istikametindeki trafiği kesintisiz hale getirmeyi planladıklarını belirten Başkan Tuna, “Altgeçidin üst bölgesinde yapılacak dönel kavşak sayesinde de Samsun-Konya yolu yönlerinden gelen araçların Dikmen Caddesi’ne giriş çıkışlarını sağlayacağız” dedi.

SAMSUN YOLU TÜRK TELEKOM BİNASI ÖNÜNE ALT GEÇİT
İkinci dev projenin ise Samsun Yolu Türk Telekom Binası önünde yer alan “U” dönüşün bulunduğu noktada hayata geçirileceğini açıklayan Başkan Tuna, bu noktada sık sayıda meydana gelen trafik kazalarını bu sayede önlemeyi amaçladıklarına dikkat çekti.
Havaalanı yönüne giden araçların daha güvenli ve konforlu dönüş yapabilmeleri için Samsun Yolu aksında bir altgeçit çalışması yapılacağını belirten Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Mustafa Tuna, yapılacak altgeçidin de 3 gidiş ve 3 geliş olacağını ve toplam uzunluğunun da yaklaşık 580 metre olacağını ifade etti.
Yapılacak geçit sayesinde Konya istikametinden gelip Havaalanı yönüne devam edecek araçlar ile Samsun istikametinden gelen araçların kesişme yaşamadan devam edecekleri bilgisini paylaşan Tuna, “Projenin getireceği bir diğer fayda da Aydınlıkevler ile Örnek mahallelerinin birbiriyle bağlantısını sağlayacak olması” diye konuştu.
Siteler Kavşağı ile Fatih Köprülü Kavşağı’ndaki trafik yoğunluğunu da rahatlatacak projenin önemine vurgu yapan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Tuna, “Altgeçit inşaatı için 1,5 aya kadar yapım ihalesine çıkmayı planlıyoruz. Aynı şekilde diğer projelerdeki gibi Haziran ayı başında okulların kapanmasıyla işe başlayıp, 3 ay içinde okulların açılmasıyla bitirmeyi planlıyoruz” dedi.

AKKÖPRÜ KAVŞAĞI KÖPRÜSÜ 3 ŞERİDE YAN YOLLARLA 4 ŞERİDE ÇIKACAK
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Mustafa Tuna, üçüncü kavşak projesinin de Konya, İstanbul ve Samsun yollarının kesişiminde bulunan Akköprü Kavşağı olacağını açıkladı. Yeni projenin trafik sıkışıklığını rahatlatacak bir çalışma olacağını ifade eden Tuna, yeni köprünün 2’şer şeritten 3’er şeride çıkarılacağını söyledi.
Büyükşehir hazırladığı yeni projeyle, 1998 yılında hizmete açılan Akköprü Kavşağı’ndaki köprüyü genişleterek, orta bölümünde yer alan İstanbul Yolu’na katılım bağlantılarını da Konya ve Samsun yollarının sağ taraflarına alacak.
Akköprü kavşağında yapılacak çalışmanın da okulların kapanmasıyla birlikte Haziran aylarında başlatılacağını belirten Başkan Tuna, şu bilgileri paylaştı:
“Yol, çaprazlama olduğu için Akköprü Kavşağı’na gelindiğinde, düz devam edenler köprü üstlerine sağ taraftan çıkıyor, İstanbul Yolu’na dönmek isteyenler de köprünün orta tarafından sağa ve sola dönüyorlar. Bu da trafik akışında sıkıntıya neden oluyor. Bunu ortadan kaldırmak için yeni bir proje hazırladık. Yolun rampalarını da 3 gidiş-3 geliş olarak hazırladık ama bağlantı yollarının olacağı bölümde köprü 4 gidiş-4 geliş olacak şekilde hizmet verecek.

KESİNTİSİZ ANKARA TRAFİĞİ
Akköprü kavşağında hem Konya Yolu hem de Samsun yolu tarafından yeni yan yol açarak köprünün genişlemesinin sağlanacağı projeyle, sürücüler bundan sonra köprüye girmeden önce hem Ulus istikametine hem de İstanbul yolu istikametine kesintisiz geçiş yapılabilecek.

16 Ocak 2018 Salı

ASLA GİREMEYECEĞİNİZ TÜRKİYE'DEKİ 5 YASAK ALAN (AMERİKAN ASKERİ ÜSSÜ)

Daha fazla içeriğe ulaşabilmek için Abone olabilirsiniz.. Yine beğenerek ve merakla hazırladığım bir video oldu. Girilemeyen yerler hakkında bunları bilmiyordum. Sizinde hem bilgi edinip hemde beğenerek izleyeceğinizi düşünüyorum.

Türkiye'de Giremeyeceğiniz Girseniz de Çıkamayacağınız O (AMERİKAN ÜSLERİ) Yerler

Daha fazla içeriğe ulaşabilmek için Abone olabilirsiniz.. Yine beğenerek ve merakla hazırladığım bir video oldu. Girilemeyen yerler hakkında bunları bilmiyordum. Sizinde hem bilgi edinip hemde beğenerek izleyeceğinizi düşünüyorum.

"AVRUPA’DA TÜRK VATANDAŞLARI ŞOK’TA.." RATHAUS’TA (Belediye) çalışan bir bayan anlatıyor… (Avrupa'da yaşayan Türkler, sürekli takip, tehdit ve baskı altında. Bütün Türkler AB'de fişleniyor.) Mehti SARAÇ

AVRUPA’DA TÜRK VATANDAŞLARI ŞOK’TA..
Mehti SARAÇ (TURKISH-FORUM) 
RATHAUS’TA (Belediye) çalışan bir bayan anlatıyor…
–Bir TÜRK olarak RATHAUS’TA çalışıyorum..
Bugün ALMANYA saati ile 13.30 dan sonra (ismini vermeyeceğim) Belediyemize POLİS Müdürleri ve diğer üniformalı POLİS memurları akın akın gelip gittiler..
Bu koşuşturmaca akşam mesai bitene kadar devam etti ve ben birlikte çalıştığım diğer memur arkadaşlarıma, bu telaşın sebebini sorduğumda tam net cevap alamıyordum. Çünkü TÜRK olduğumu biliyorlardı…
Polisler bazen çalıştığım bölüme gelip ya evrak soruyor yada diğer arkadaşlarımla fısır fısır birşeyler konuşuyorlardı..
KORKTUM ve ÜRKTÜM tabii ki..
Mesai bitti ve JAHN adında bir arkadaşım vardı onu kenara çektim ve usulca sordum o bana yalan söyleyemezdi çünkü benden hoşlanıyordu. Ben bu kozu kullanmak zorundaydım ve kendisine bir iki cilve yapmak mecburiyetinde kaldım ve gerçeği öğrendim.
Mesele şu ;
Belediye sınırları içinde ikamet eden TÜM TÜRK ailelerinin adresleri tek tek alınıyormuş..
Sosyal hakları tek tek gözden geçirilip bir takım kısıtlamalara gidileceği yönünde kesin net kararların uygulanacağı, ve bu nedenle bir baskı oluşturularak, oturma izni bile olan TÜRK VATANDAŞLARININ ülkelerini ivedi olarak terk etmeleri ve TÜRKİYE’YE gitmeleri sağlanmış olacak…
Mal varlığı olanlar hakkında kırmızı alarm verilmiş ve satışlarının çok düşük fiyatlar karşılığında yapılması öngörülmüştür..
Yabancılara yönelik çocuk paraları (Yabancı olduğu için ve özellikle TÜRK) özel bir uygulamaya geçilecek ve diğer AVRUPA vatandaşları statüsünden ayrı ve düşük bir rakam ödeneceği konusunda ALMANYA’NIN öncülük yapacağı bir kararla tüm AVRUPA’DA uygulamaya geçileceği konuşulmuştur..
Polis ara sıra TÜRK ailelerinin evlerini ani baskınlarla denetleyecek ve arama yapacakmış..
Mevcut hükumete ait EVRAK, DÖKÜMAN ve TAYYİP posteri bulunan evler kesinlikle tasviye edilecekmiş..
Şimdilik JAHN tarafından bana söylenenler bunlar..Ama kendisi bana, eğer farklı bir gelişme olursa yine bilgi vereceği konusunda söz verdi..
____Yazık, çok yazık… AKP emellerine AVRUPA TÜRKLERİ’DE alet edildi..
Bu nasıl bir DEVLET adamı anlamış değilim, anlamakta istemiyorum.
Gerçekten MİLLETİNİ, VATANINI düşünen, AKLİ SELİM bir LİDER ; Ülkesine ve vatandaşlarına bu kötülüğü yapmaz..
Siz kendinizi ne zannediyorsunuz ?? Ölmeyecek’misiniz ??
Bu kadar MİLLET’E, ÇİLE-IZDIRAP-KORKU saçmaya ne hakkınız var ??
Bakınız, IRKÇI düşünceye sahip yabancılara iyilik etmiş oluyorsunuz.. Onlar yarın-bir gün tüm bu olumsuz gelişmeleri bahane ederek orada yaşayan TÜRK’LERE saldırmayacaklar mı ?? O zaman ALMAN POLİSİ veya HOLLANDA-AVUSTURYA POLİSİ bu durumları sizin yaptığınız gibi es geçerse ne olacak ?? Ve ölen o masum, ekmek parası kazanmak için km’lerce uzakta olan, mücadele eden vatandaşlarımıza olmayacak’mı ? BOK yoluna gitmiş olmazlar’mı ??
Amacın ne kardeşim senin ?? Biz DEVLET adamı görmedik’mi ? Kimsiniz siz ?? Kime hizmet ediyorsunuz ?? Amacınız ne ?? Sizin şu an yaptığınız tüm bu şarlatanlıklar, Ülkeyi dağıtmak, bölmek değil’midir ??
AK TV’LER resmen terör estiriyor. Nedir derdiniz ? Bu MİLLET’LE alıp veremediğiniz şey nedir ?? Diplomasi ve dış ilişkiler böylemi olur ??
Ben hayatımda daha böyle bir DİPLOMASİ yürüten hiç bir hükumet görmedim..
Hadi EVET denildi ve başa geçtiniz, 16 Nisan’dan sonra siz HAYIR diyen TÜRK VATANDAŞLARINA ne yapmayı planlıyorsunuz ?? Her gün tehditlerde bulunmakta neyin nesi ?? Herhalde onları diri diri toprağa gömersiniz.. Sizden beklenir çünkü !!
Yok kardeşim yok senin elle tutulacak hiç bir tarafın yok. Nereden tutsak elimizde kalıyorsun.
Yetti artık MİLLET her gün gergin uyuyor, korku ile yatağa giriyor, geleceğinden endişeli..
SAVAŞ çığırtkanlığı yapan bir tek sensin kusura bakma.. Hollanda-Almanya vs diğer Devletlerin hiç birinde senin yaptığın tehditlerin çeyreği bile yok.. Yinede onları kutluyorum gerçekten çok sabırlı davranıyorlar..
Ne yapacaksın söyle bana, hele söyle ?? İZMİR’İ ne yapacaksın ? ESKİŞEHİR’İ ne yapacaksın ? TEKİRDAĞ-EDİRNE-KOCAELİ-ADANA-MERSİN vs vs ne yapacaksın ??Hepsinin içini boşaltıp öldürecek’misin ??
Ey KILIÇDAROĞLU ; Sende artık adam ol..”TERÖRİST” damgası yerim diye bu yanlış politikaları benimsemek zorunda değilsin.. Bu ülke MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN mirasıdır ve sende o mirasın baş koruyucusu olan CUMHURİYET HALK PARTİSİ’NİN başındaki GENEL BAŞKANI’SIN..
Korkma ! Hakkını savun ve bizler, bu ülkenin gerçek sahipleri olarak senin arkanda dik duracağımıza SÖZ VERİYORUZ. Gereğini yap..
3-5 cümbüşün emelleri için kendi topraklarımızı kimseye teslim etmeyeceğiz..
Medya ele geçirilmiş ve tüm yargı organları sindirilmiş, Anayasa yok edilmiş, ORDU neredeyse tasviye edilmiş ve memleketin her köşesi bir fiil işgal edilmiş ve bizler hala DEMOKRASİ’DEN bahsediyoruz.. DEMOKRASİ YOK kardeşim, DEMOKRASİ İŞGAL ALTINDA..
Asıl korku AVRUPA-ORTADOĞU-AMERİKA falan-filan değil. Asıl korku üzerimize çöreklenmiş olan ve her gün medya yolu ile insanları aldatan, sömüren ve fetva veren/okuyan başımızdaki tehlikedir..
Dışarıdaki ülkelerden’de, kendi adına DEMOKRASİ ve İNSAN HAKLARI’NA saygı bekleyen gurursuz, haysiyetsiz bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuzu unutmayacağız..
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
Mehti SARAÇ

13 Ocak 2018 Cumartesi

Son dakika! YÖK yardımcı doçentlik yerine gelecek yeni sistemi açıkladı

Son dakika! 
YÖK yardımcı doçentlik yerine gelecek yeni sistemi açıkladı

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıkladığı yardımcı doçentliğin kaldırılmasıyla ilgili düzenlemeyle akademide de köklü değişiklikler yapılacak. Yardımcı Doçentlik kalkarken yerine Doktor Öğretim Görevlisi kadrosu gelecek. Doçentliğe geçişte ise sözlü sınav kalkacak, asgari dil şartında seviye düşürülecek, üniversitelere yetki devri sağlanacak. Akademik personelin verimli kullanılması için platform kurulacak. İşte Meclis'e sevk edilmesi beklenen yeni düzenlemenin ayrıntılar.
YÖK. geçen hafta MEB'e gönderdiği düzenlemeyi paylaştı. Meclis'e yasa tasarısı olarak sunulacak değişiklikle üniversitelerin akademik yapılanmasında köklü değişikliklere gidilecek.
AKADEMİK KARİYER PLATFORMU GELİYOR
Düzenlemeyle Akademik Kariyer Platformu oluşturulacak. Bu platform vasıtasıyla, doktorasını tamamlayan mezunlar kendilerine doğru ve hızlı bir şekilde üniversite pozisyonu bulabilecek. Düzenlemyele özellikle yeni kurulan ve gelişmekte olan üniversiteler ile misyon farklılaşması ve ihtisaslaşma programları kapsamındaki üniversitelerin amaçlarına yönelik doktoralı insan kaynağı ihtiyacının karşılanması hedefleniyor. Bu şekilde öğretim üyeliği istihdamı sürecinin daha şeffaf ve performans odaklı olarak yürütülmesi sağlanacak. Doktorasını bitirenler ile akademisyen ihtiyacı içinde olan üniversiteler şeffaf bir yöntemle bu platformda buluşturulacak. Doktorasını bitirenler daha hızlı bir şekilde üniversitelerde kadroya geçeceklerdir.
ÜAK DEĞİŞECEK
Son yıllarda üniversite sayısının hızla artması karşısında işlevselliği azalan Üniversitelerarası Kurul teşkilat şemasında ÜAK’ın hiçbir yetkisini daraltmadan, daha verimli ve hızlı çalışabilmesi Yönetim Kurulu oluşturulması, ÜAK’ın doçentlik süreçlerini daha hızlandırabilmek için bazı değişikliklere gidilecek. YÖK'ün açıkladığı sisteme göre,
- Doktor unvanına sahip Araştırma Görevlisi ve Uzmanların da ders verebilmesi,
- Yükseköğretim kurumlarından ayrılan öğretim üyelerinin yükseköğretim kurumlarına geri dönebilmesi sürecinin Yükseköğretim Kurulundan uygunluk alınmadan doğrudan üniversitelerimiz tarafından yürütülmesi,
- Tezsiz yüksek lisans ücretlerinin belirlenmesi yetkisinin Yükseköğretim Kurulundan uygunluk alınmadan doğrudan üniversitelerimiz tarafından yürütülmesi,
- Yükseköğretim kurumlarında çalışmasına ihtiyaç duyulan sözleşmeli sanatçı öğretim elemanlarının ilgili mevzuat dahilinde çalıştırılabilmesi sürecinin Yükseköğretim Kurulu'ndan uygunluk alınmadan doğrudan üniversiteler tarafından yürütülebilmesi, sağlanacak.
İşte YÖK'ün açıkladığı yeni sistemin soru ve cevaplarla detayları:
1. Yasa değişikliği önerisinde Yardımcı Doçentlik kadrosunun kaldırılması mı önerilmektedir?
Evet.
2. Doktorasını bitirenler doğrudan doçentliğe başvurabilecekler midir?
Evet, aslında yasal zorunluluk bulunmasa da ve aykırı örnekleri olsa da uygulamada “doktoradan sonra doçentlikten önce zorunlu bir kademe olarak kabul edilmekte olan” yardımcı doçentlik kaldırılacak ve doktorasını bitirenlerin doğrudan doçentliğe geçişi aşağıdaki düzenlemelerle kolaylaştırılacaktır.
3. Mevcut durumda Yardımcı Doçent kadrosunda bulunan öğretim üyelerinin durumu ne olacaktır?
Mevcut durumda “Yardımcı Doçent” kadrosunda bulunan öğretim üyelerine hak kaybı olmadan ihdas edilen “Doktor Öğretim Görevlisi” kadrosuna herhangi bir işlem ve şarta gerek duymaksızın geçirilecektir.
Ayrıca ihdas edilen bu kadronun aylık ücretleri, yardımcı doçent kadrosuna göre daha iyi olacaktır.
4. “Doktor Öğretim Görevlisi” kadrolarına doktor veya eşdeğer unvana sahip tüm adaylar da başvurabilecek midir?
Evet.
5. “Doktor Öğretim Görevlisi”’nin sistemdeki mevcut öğretim görevlisi kadrosundan farkı nedir?
Mevcut öğretim görevlileri öğretim üyesi statüsünde değildir. “Doktor Öğretim Görevlisi” ise öğretim üyesi statüsünde olacaktır. Dolayısıyla iki kadro birbirinden farklıdır.
6. “Yardımcı Doçent” kadrosunun kaldırılmasında ve “Doktor Öğretim Görevlisi” kadrosunun oluşturulmasındaki gerekçe nedir?
Bilindiği gibi yardımcı doçentlik kadrosu 2547 sayılı kanun ile sisteme girmiştir. Akademinin kendi tabii ihtiyacı ve doğası sonucu değil, o günkü sorunlara pratik çözüm üretmeye yönelik olmak üzere icat edilmiştir. Yükseköğretim Kanunu’ndaki “yardımcı doçentlik” kadrosu “doçentin yardımcısı” şeklindeki bir yanlış algı oluşturmaktadır. Bu gerçek ve dünyadaki gelişmiş yükseköğretim sistemlerinde aynı pozisyon için kullanılan ibarelerin anlamları dikkate alınarak, “Doktor Öğretim Görevlisi” kadrosu ihdas edilmiştir.
Bu düzenlemeyle doktora sonrasında öğretim üyeliğine geçiş sürecinin daha hızlı bir şekilde gerçekleşmesi mümkün olabilecektir.
Doçentlik sürecinde aşağıdaki iyileşmelerde dikkate alındığında “Doktor Öğretim Görevlisi” kadrosunun geçici bir öğretim üyeliği kadrosu olması beklenmektedir.
7. Konu Doçentlik ile de doğrudan ilişkili olduğundan doçentlik başvurularında ve doçentlik kadro atamalarında mevcut sistemde değişiklikler olacak mıdır?
Evet olacaktır. Yardımcı doçentliğin kaldırılması; doktor öğretim görevlisi kadrosunun getirilmesi düzenlemesinin doçentlik sürecindeki köklü değişiklikler ile birlikte hayata geçirilmesi planlanmaktadır.
Mevcut sistemde doçentlik başvuruları (a) yabancı dil barajı, (b) eser inceleme ve (c) sözlü sınav olarak üç aşamada gerçekleştirilmektedir. Doçent unvanına sahip kişilerin doçentlik kadrolarına atanma süreci ise üniversitelerin kendi senatolarınca belirlenen atama kriterlerince gerçekleştirilmektedir.
Dünyadaki gelişmiş yükseköğretim sistemlerinde bu süreç üniversiteler tarafından yürütülmektedir. Bu dikkate alınan birinci husustur. Diğer taraftan ilk defa yardımcı doçentlik ve doçentlik konusuyla ilgili çok geniş bir görüş alma süreci gerçekleştirilmiştir. Gelen görüşler doçentlik konusunda iki konuda sorun olduğunu ortaya koymuştur. Büyük çoğunluk merkezi sözlü sınavının kaldırılmasını talep etmektedir. Belli bir nispette de dil barajının merkezi olarak belirlenmesinin yanlış olduğu dile getirilmektedir. Yeni düzenlemeler bu iki sorunlu alanı ortadan kaldıracaktır. Yani kanunda yer alan yabancı dilde asgari 65 puan ön şartı ve sözlü sınav zorunluluğu kaldırılacaktır.
Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) tarafından sadece eser incelemesi süreci gerçekleştirilecek ve başarılı olan adaylara “Doçentlik Yeterlik Belgesi” verilecektir. Bu, eser/yayın inceleme esaslı yeterlik belgesi olacaktır. Doçentlik yeterlik belgesine sahip adayların doçent kadrosuna atanması süreçleri ise üniversiteler tarafından yönetilecektir.
Bu aşamada ise üniversitelerimiz mevcut sistemdeki atama süreçlerinde olduğu gibi Yükseköğretim Kurulundan uygunluk alınmak üzere senatolarınca ilave kriterler belirleyebileceklerdir.
Bu husus tek tip akademi ve akademisyen oluşturmaktan uzaklaşmayı ifade etmekte olup YÖK tarihindeki üniversitelere en büyük yetki devridir.
8. ÜAK’dan doçentlik yeterlilik belgesi alan bir öğretim elemanının doçentlik kadrosuna atanabilmesi için istenen asgari yabancı dil puanı barajı ne olacaktır?
Mevcut sistemde asgari 65 olan yabancı dil puan şartı, doktora için gerekli olan asgari 55 puandan aşağı olmamak kaydıyla ilgili üniversite tarafından belirlenebilecektir. Üniversitelerimizin bir kısmı mevcut uygulamada doçentlik kadrosuna atanma için bunun üzerinde puan aramakta idiler, bu devam edebilecektir. Bununla birlikte üniversitelerimiz 55 puan ile de yetinebilirler. Bu konuda yetki üniversitelerin yetkili kurullarında olacaktır.
9. Yükseköğretim kurumları dışından doçentlik başvurusunda bulunma devam edecek midir? Edecek ise sistem bunlar için sistem nasıl işleyecektir?
Evet, bu uygulama devam edecektir. Yükseköğretim kurumları dışından Doçentlik başvurusunda bulunanlar için doçentlik unvanının verilmesi ÜAK tarafından gerçekleştirilecektir.
10. Doçentlik süreçlerinin bir aşamasında bulunanlar için ne düşünülmektedir?
Bu durumda olanlar için hak kaybı oluşturmayacak, kendilerinin seçimine bırakılacak seçenekler oluşturulacaktır.
11. Mevcut sistemde eser inceleme aşamasında başarılı olup sözlü sınav aşamasında başarısız olan doçent adaylarının durumu nasıl olacak?
Bu adaylar eser inceleme aşamasından başarılı olduğundan Doçentlik Yeterlik Belgesi alabilecek ve doğrudan üniversitelere başvuruda bulunabileceklerdir.
12. Bu adayların isterlerse sözlü sınav aşamasına girmesi ve başarılı olması durumunda ÜAK tarafından verilecek doçent unvanı alması mümkün olabilecek midir?
Evet. Mümkün olabilecektir.
13. YÖK’ün doktoralı insan kaynaklarının akademi de daha şeffaf ve performans odaklı istihdamına yönelik bir çalışması olacak mı?
YÖK bu konuda akademi ve toplumdaki hassasiyetleri de dikkate alarak bir çalışma başlatmıştır. Konuyla ilgili olarak paydaşların da görüşlerini almaktadır. Bu çalışma kapsamında Akademik Kariyer Platformu oluşturulmaktadır. Bu platform vasıtasıyla, doktorasını tamamlayan mezunlar kendilerine doğru ve hızlı bir şekilde üniversite pozisyonu bulabileceklerdir. Ayrıca bu proje özellikle yeni kurulan ve gelişmekte olan üniversiteler ile misyon farklılaşması ve ihtisaslaşma programları kapsamındaki üniversitelerin amaçlarına yönelik doktoralı insan kaynağı ihtiyacının karşılanması sürecine katkıda bulunacak ve bu şekilde öğretim üyeliği istihdamı sürecinin daha şeffaf ve performans odaklı olarak yürütülmesi mümkün olabilecektir. Kısacası doktorasını bitirenler ile akademisyen ihtiyacı içinde olan üniversiteler şeffaf bir yöntemle bu platformda buluşturulacaklar, doktorasını bitirenler daha hızlı bir şekilde üniversitelerde kadroya geçeceklerdir.
14. Bu düzenleme paketinde başka yasa teklifi bulunulan konular var mıdır?
Evet, başkaca konularda da değişiklik teklifleri vardır. Bunlar;
Son yıllarda üniversite sayısının hızla artması karşısında işlevselliği azalan Üniversitelerarası Kurul teşkilat şemasında ÜAK’ın hiçbir yetkisini daraltmadan, daha verimli ve hızlı çalışabilmesi için ÜAK Yönetim Kurulu oluşturulması, ÜAK’ın doçentlik süreçlerini daha hızlandırabilmek için bazı değişiklikler,
Doktor unvanına sahip Araştırma Görevlisi ve Uzmanların da ders verebilmesi,
Yükseköğretim kurumlarından ayrılan öğretim üyelerinin yükseköğretim kurumlarına geri dönebilmesi sürecinin Yükseköğretim Kurulundan uygunluk alınmadan doğrudan üniversitelerimiz tarafından yürütülmesi,
Tezsiz yüksek lisans ücretlerinin belirlenmesi yetkisinin Yükseköğretim Kurulundan uygunluk alınmadan doğrudan üniversitelerimiz tarafından yürütülmesi,
Yükseköğretim kurumlarında çalışmasına ihtiyaç duyulan sözleşmeli sanatçı öğretim elemanlarının ilgili mevzuat dahilinde çalıştırılabilmesi sürecinin Yükseköğretim Kurulundan uygunluk alınmadan doğrudan üniversitelerimiz tarafından yürütülmesi.
Dolayısıyla bütün bu değişiklik önerileri, akademik yükseltilmelerde daha şeffaf ve sorunları giderici, merkeziyetçilikten daha uzak bir YÖK yönetimi, üniversiteleri karar alma süreçlerinde daha öne çıkaran ve onların kendi markalarını oluşturmaya ve sistemde çeşitliliğe imkan tanıyan düzenlemelerdir.

11 Ocak 2018 Perşembe

AJANİMO: "Hayvana Tecavüze Yine Hapis Yok: Tüm Gerçekleriyle Yasa Tasarısı"

Hayvana Tecavüze Yine Hapis Yok: Tüm Gerçekleriyle Yasa Tasarısı



Daha önce “katliam yasasına” güzelleme yapan ana akım medya yine tasarı içinden yaralı maddeleri cımbızlayarak kamuoyuna sundu. Peki yasa tasarısındaki maddeler yeterli mi? Hayvana yönelik şiddet gerçekten hapis cezasıyla mı sonlanacak?

Hayvana şiddet olayları ülkemizde dur durak bilmiyor. Cezaların caydırıcı olmaması da bu olayların önüne geçilmesini engelliyor. Hayvan aktvistleri uzun yıllardır hayvana yönelik suçlara caydırıcı cezalar gelmesini bu suçların kabahat kanunundan ceza kanununa geçmesini talep ediyorlardı. Ancak beklenen yasa bir türlü çıkmadı. Hayvana yönelik suçlar her seferinde en iyi ihtimalle para cezası ile sonuçlandı. Geçtiğimiz gün basında hükümetin yeni bir yasa tasarısı hazırladığı ve bu tasarıyla hayvana şiddete hapis cezası geleceği iddia edildi. Ancak yasayı inceleyen hayvan aktivistleri ve hukukçular yasanın yetersiz olduğu ve basına yansıtıldığı kadar umut verici maddeler içermediği konusunda hem fikir.


Yasa tasarısının ayrıntılarını İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkan Yardımcısı Av. Deniz Tavşancıl Kalafatoğlu ve Hayvan Hakları İzleme Komitesi Koordinatörü Veteriner Teknikeri Burak Özgüner ajanimo.com’a yorumladı.

Av. Deniz Tavşancıl Kalafatoğlu:

Sahipli Hayvan da TCK’dan Çıkarıldı
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki; arzumuz TCK’da madde değişikliğine gidilmesi iken yine değişikliğin sadece 5199 sayılı kanunla sınırlı kalması, TCK’ya madde eklemek yerine bütün yasal düzenlemelerin hayvanları koruma kanununda yapılmış olması çok üzücü olmustur. Bu kadar önemli bir cezai düzenlemenin özel kanun yerine genel kanunda yapılmış olmasını tercih ederdik. Evet bu tasarıda sahipli – sahipsiz hayvan ayrımı kaldırılmıştır. Ancak; amacımız sahipsiz hayvanların da TCK kapsamına alınması iken, bir de üstüne sahipli hayvanların da tck dan çıkarılarak sahipli sahipsiz bütün hayvanların 5199 kapsamına alınmış olması buyuk bir hayal kırıklığı yaratmıştır.
Tasarı iceriginden bahsetmek gerekirse; burada çarpıcı olan cok önemli bir iki husus vardır:
1. Zaten sahipli hayvana karşı yapılan eziyete 4 aydan 3 yıla hapis cezası veriliyordu. Bu kapsama sahipsiz hayvanların da alınmış olması sevindiricidir ancak cezanın alt sınırınin 2 yıl olmaması cezanın paraya çevrilmesine ve ertelenmesine yol açacaktır. O nedenle getirilen ceza caydırıcı değildir. Alt sınırların en az 2 yıl olarak düzenlenmesi gerekirdi.
 2. Diğer belki de en önemli husus; şikayet hususudur. Sahipli hayvana karşı yapılan eziyette hayvan sahibinin sikayeti aranmakta, Sahipsiz hayvana karşı yapılan eziyette ise Orman ve Su İşleri Bakanlığının şikayeti aranmaktadır. Böylelikle, kişi kendi hayvanına zarar verebilecek ve ceza sistemi o kişi hakkında çalışmayacaktır. Bunun yanı sıra, vatandaşların derneklerin biz istanbul barosu hayvan hakları merkezinin şikayet hakkı ortadan kaldırılmaktadır. Bu hak sadece bakanlığa tanınmaktadır. Böylelikle bizlerin yaptığı onlarca BİMER ve CİMER şikayetlerinin önü kesilmiş olacaktır. Kaldı ki bugüne kadar kadro anlamında oldukça yetersiz kalan Orman ve Su İşleri Bakanlığının, özellikle İstanbul’da 39 ilçeye bakmakla görevli sadece 2 veteriner Hekimi varken ve ihlallere fiilen yetişemiyorken, bu tasarı ile böyle bir yükün altından nasıl kalkabileceği büyük bir soru işaretidir.
3. Çok önemli başka bir husus, Belediyeler maalesef hayvan haklarını en çok ihlal eden müesseselerin basında gelmektedir. Tasarıda belediyelerin ihlallerine karşı özel ve ayrı bir yaptırım getirilmediği gibi, Belediyelerin de, hükümetin partisinden olması halinde nasıl bir prosedür işleyeceği muammaya dönüşmüştür.
4. Diğer eleştireceğim önemli husus da, ülkemize hayvan hak ihlallerinin basında hayvana tecavüz gelmektedir. Oysa hayvana tecavuz eylemi, yeni tasarıda cezai müeyyide olarak hapis cezası ile cezalandırılmamış, sadece 300-tl olan idari para cezası 2.000-tl olarak yükseltilmiştir. Sapıklık sapkınlık olarak ortaya çıkan hayvan tecavüzüne getirilen bu para cezası, paralellik arz eden çocuk tecavüzlerinin de önüne geçilmesine hizmet etmeyecektir.
5. Son olarak; hayvan dövüştürülmesine de 2 aydan 2 yıla kadar hapis cezası getirilmiş olması sevindiricidir, ancak hayvanların birbirlerine zarar vermiş olması şartı aranmaktadır. Hayvan dövüşü de hayvan hakkı ihlali oluşturmaktadır ve zarar görmeleri şartının aranmamış olması, hayvan hakkı açısından daha doğru bir düzenleme olurdu. Kaldı ki, hayvan dövüşü – tehlikeli ırk saçmalığı çok önemli sorunlardır ve tasarıda çözülmüş olması gerekirken üstünden öylesine geçilmiştir. Kısaca bu tasarı bizleri mutlu ve tatmin etmemiştir. Adeta son zamanlarda oldukça yükselen sesin ve tepkinin havasının alınması için yapılmıştır. Düzenleme mutlaka tck kanununa madde montesi ile eklenmelidir ve sahipli veya sahipsiz hayvanlara işkence yapan, zehirleyen, döven, dövüştüren, sağlığının veya alıgılama yeteneğinin bozulmasına sebep olan, yaralayan, aç veya susuz bırakan, gücünü açıkça aştığı görülen fiillere zorlayan, yetkisi dışında cerrahi müdahalelerde bulunan veya cinsel duyguları tatmine yönelik her türlü hareketlerde bulunan, cinsel ilişkide bulunan, her ne suretle olursa olsun fiziksel veya psikolojik acı çektiren, zarar veren kişinin, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır şeklinde olmalıdır.
Bu suçu işleyenlerin ise a) Gebe hayvana karşı, b) Kişinin kendi sahibi olduğu hayvana karşı, c) Silahla, d) Birden fazla kişi tarafından birlikte, e) Canavarca hisle veya eziyet çektirerek, f) Kimyasal, uyuşturucu veya uyarıcı madde kkullanmak sureti ile, g) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi veya hhizmet ilişkisi sırasında veya nedeniyle, İşlenmesi halinde, yarı oranında arttırılması şeklinde düzenlenmelidir. Yoksa, bu hali ile, bu tasarı, asla ihtiyaçları karşılayacak, hayvanları ve haklarını sonuna kadar koruyacak ve topluma huzur ve adalet getirecek bir yasal düzenleme mahiyetinde olamayacaktır.

Burak Özgüner:

Hayvana Tecavüze 3000 TL İdari Para Cezası Keserek Tecavüzcüler Engellenemez
Tasarı, basında “hayvana işkenceye hapis cezası geliyor” şeklinde yer buldu. Geçmişteki lobicilik deneyimlerimden ve yaptığım görüşmelerden, hapis cezası konusunda, etkin bir düzenleme, caydırıcılık tabii ki beklemiyordum ancak tasarıyı okuduğumda oldukça öfkelendiğimi çok net söyleyebilirim. Tasarı, bu haliyle hayvanları ve onların haklarını korumaktan oldukça uzak. Hayvana tecavüze 3000 TL idari para cezası keserek tecavüzcüler engellenemez. Bu tasarıyı hazırlayanlar kimler ise vicdanlarını ne zaman kaybettiklerini gerçekten merak ediyorum. Sokaktaki hayvanı öldüren şahsa, belediyeye 4000 TL idari para cezası keserek Türkiye genelinde her gün yaşanan, tekrarlanan katliamlar engellenemez. Tasarı, neyin suç olup olmadığı konusunda korkunç, endişe verici bir keyfiyet sağlayacak.
Sivil Toplum Kuruluşlarının Suç Duyurusunda Bulunması Engellenecek
Tasarıda “suç” olarak tanımlanan fiiller, hayvana işkence, “haklı bir neden olmaksızın” öldürme, birbirine zarar verecek şekilde dövüştürme ve nesli yok olma tehlikesi bulunan hayvanı öldürmekten ibaret. Bu suçların savcılıklarca soruşturulabilmesi için Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın yazılı başvuru şartı aranacak. Bu şart, vatandaşların, biz sivil toplum kuruluşlarının, aktivistlerin, bu suçlar için soruşturma talebi ile savcılığa başvurmamızın önünde büyük bir engel. Bulunduğumuz suç duyurusu ya da ihbar, savcılık tarafından “Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın yazılı başvurusu” olmadığı gerekçesi ile direkt yok sayılabilir. Tasarı ile yapılmak istenen bu düzenleme, bakanlığın sadece soruşturulmasını istediği, soruşturulmasında sakınca görmediği hak ihlallerini gerçekleştiren faillerin yargılanmasının önünü açacaktır. Hayvanları her gün kasıt ve ihmal ile öldüren, zehirleyen, ölüm kamplarında açlığa, susuzluğa, hastalığa mahkum eden belediyeler ve onların yetkilileri tabii ki bakanlığın yazılı başvurusunun bir öznesi olmayacaktır, bu şekilde hayvanlara karşı suç işleyen kamu görevlilerine ikinci bir devlet koruması sağlanmış olacaktır. Zaten belediyelerde kamu görevlilerinin soruşturulması bile izne tabii iken bu düzenleme ile hayvanlara karşı suç işleyen kamu görevlilerine yönelik cezasızlık daha da artacaktır. Ben, belediyecilere, kamu görevlilerine ceza öngörmeyen bir tasarıyı asla kabul etmiyorum. Hukuk, imtiyazlı bir şekilde uygulanamaz.
Bu Tasarı Vitrin Çalışmasıdır
Tasarının hukuk nosyonu ve hukukçu gözü ile yazılmadığı, hukukçu eli ile hazırlanmadığı çok belli çünkü ben hayatımda böyle bir kanun çalışması ne okudum ne gördüm. Tasarıda, hayvanlara yönelik birçok haksız fiil için yine idari para cezası, çok nadir durumlarda da adli para cezası öngörülmüş. Bu hali ile tasarının amacı, devletin kasasını idari ve adli para cezaları ile doldurmak. Tasarıyı kamuoyuna “hapis cezası geliyor” şeklinde duyurmak, hayvan haklarını önemsemeyi, gözetmeyi filan geçtim artık, biz aktivistlerin, kuruluşların ve toplumun aklı ve vicdanı ile dalga geçmektir!
Bu tasarı, tam bir vitrin çalışmasıdır. Bu vitrin çalışması da toplumsal infiali önlemeye yöneliktir. Bu tasarıda kötü niyet yoksa barolarla, STK’ler ile müzakere ortamı sağlanarak hayvanların haklarını gerçekten koruyacak, suçları engelleyecek bir adım atılır. Bu adım atılmaz ve tasarı bu haliyle yasalaşırsa bunu “şeytani” bir girişim olarak tanımlamaktan da imtina etmem. Bu aşamada, basına büyük görev düşüyor. Bilgi kirliliğine yol açmadan, bu tasarının hayvanları ve onların haklarını koruyamayacağını, yeniden ele alınması gerektiğini sürekli vurgulamaları gerekiyor. Yoksa şimdi olduğu gibi, toplum, hayvanlara yönelik işkenceyi, şiddeti önleyebilecek bir tasarı hazırlandığını düşünebilir. Bu da uzun yıllar boyunca hayvanların sistematik bir şekilde öldürülmesinin, onlara işkence edilmesinin devamlılığına hizmet eder.
Tasarı STK’larla Hazırlanmalı
Tasarı bu hali ile sadece, toplumsal infial yaratan suçların caydırıcılıktan uzak bir şekilde cezalandırılması amacını güdüyor. Sadece bakanlık başvurusu ile başlatılabilecek soruşturmalar davaya döner ise mahkemeler, çoğu davada ya adli para cezası ya da ertelemeli hapis cezasına hükmedecektir. Adli para cezalarının taksitlendirilerek ödetildiği, idari para cezalarının ise ödenmediğinde ceza uygulanan kişiye hiçbir olumsuz etkisinin olmaması düşünüldüğünde yine vurgulamak istiyorum: Ortada, devlet kasasını, cezalar ile doldurma niyeti vardır. Ama buna yargılama, vekalet, tebligat vs. gibi giderler eklendiğinde bu niyet de boşa çıkacaktır. Hayvanları düşünmeyip kasa doldurma niyetinde olanlar, devletin, kamunun zarara uğratılmasına neden olacaktır. Bu yanlıştan dönülmeli, tasarı hayvan hakları STK’leri ile müzakere edilerek, hayvanların lehine, onların haklarını gözetecek şekilde düzenlenmelidir.