25 Şubat 2019 Pazartesi

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği 30. yılını coşkuyla kutladı. (HABER:Nesrin Hekimoğlu Kurumsal İletişim Birimi Sorumlusu)

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) 30. yılını coşkuyla kutladı.
21 Şubat 1989 yılında kurulan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği 30. yılını Caddebostan Kültür Merkezi’nde düzenlediği etkinlikle kutladı.
Sunuculuğunu ÇYDD’nin burslu öğrencilerinden Şilan Onay ve Çağlar Akay’ın yaptığı gece Genel Başkan Prof. Dr. Aysel Çelikel’in açış konuşmasıyla başladı.
30 yılın sonunda tüm bu sürecin tanığı olan Çelikel, derneğin kuruluş günlerini, bugüne kadar gelinen noktayı, başarılarını ve yaşadığı zorlukları davetlilere aktardı.
Çelikel “ÇYDD’nin bir yıl Aysel Ekşi, 19 yıl Türkan Saylan ve 10 yıl da Aysel Çelikel Genel Başkanlığındaki yönetim kurullarının özverili çalışmaları sonunda bu gün on binlerce genç kızımızın eğitimli, meslek sahibi bireyler olarak yetişmesini sağladık. Binlerce üniversiteli gencimiz aynı şekilde özgür düşünceli Atatürkçü demokrat gençler olarak topluma kazandırdık. Çalışmalarımız bağımsızlığımızın ve özgürlüğümüzün simgesi, Atatürk Devrimlerinin korunması ve geliştirilmesi amacıyla eğitime verdiğimiz her türlü destekle devam etti. Kız öğrenci yurtları, okullar, anasınıfları, kütüphaneler vd. yanında, çocukların sosyal gelişimi için açtığımız sayıları bu gün 26’yı bulan eğitim evleri ve diğer projelerle devam ediyor. 2009’dan beri önceki projelere devam ederken yeni projelerle hiç eksilmeyen umut ve heyecanla çalışıyoruz. Gençlerimizle birlikte insana saygıya, sosyal sorumluluğa, dayanışmaya etik değerlere, emeğe saygıya dayalı bir çağdaş yaşam kültürü oluşturduk.” dedi.
Derneğin çalışmalarına 13 Nisan 2009 yılında maruz kalınan iftiralar, acılar, haksız uygulamalar nedeniyle dahi ara vermediği vurguladı. Hatta yeni dönemde uygulanmaya başlayan kurumsallaşma çalışmaları ile genel merkezin birimleri arasında ve şubeleriyle birlikte ilkeler ve kurallar çerçevesinde sistemli çalışma ortamı oluşturulduğu ve şeffaflık için iç eğitim ve iç denetimlerle desteklendiğini sözlerine ekledi.
Çelikel, “başarımızı kurumsal ve bireysel desteklere borçluyuz. ÇYDD ile burs projeleri uygulayarak, bağış yaparak, vasiyetname yolu ile destek olan, yüreğinde insan sevgisi ve yurt sevgisi taşıyan sosyal sorumluluk sahibi bireylere ve kurum yöneticilerine sevgi, saygı ve minnet duygularımızı iletiyoruz. Onlar olmasaydı bu günleri göremezdik. Elbirliğiyle yaptığımız çalışmalar geleceğimizin güvencesi olacaktır.” diyerek ÇYDD’nin bugünlere gelmesinde desteğini esirgemeyen tüm bağışçılarına da teşekkürlerini iletti ve yapılan bağışların ÇYDD’ye duyulan güvene yakışır şekilde değerlendirildiğinin altını çizdi.
Aysel Çelikel’in konuşmasının ardından ÇYDD’nin burslu öğrencisi Musa Bölükbaşı tarafından hazırlanan “Umudun Yüzü” adlı belgesel film gösterildi.
30. yıl gecesinde mesajlarıyla ÇYDD’nin yanında olan pek çok özel kişi ve kuruma da yer verildi. Sunucular gelen tebrik mesajlarını ve dilekleri davetlilerle paylaştı. Bu mesajlar arasında Avrupa Parlamentosu Milletvekili AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Başkan Yardımcısı Miltiadis Kyrkos’un video mesajı da yer aldı.
Ocak ayında Avrupa Parlamentosu tarafından düzenlenen “Civil Society Faces of Turkey” etkinliğinde 11 sivil toplum kuruluşundan biri olarak ÇYDD de yer almış, ÇYDD’yi eski burslu öğrenci ve Genel Merkez Yönetim Kurulu üyesi Elif Kiy temsil etmişti.
Programda yayınlanan mesajın ardından Elif Kiy etkinlik ve bu sayede bağlantı kurduğumuz Mr. Kyrkos ile ilgili bilgiyi geceye katılan davetlilerle paylaştı.
30. yılında ÇYDD, öğrencileri ile sahnedeydi. Yine ÇYDD’nin burslu öğrencileri Dilan Azad, Nurevşan Kırçiçek ve Altuğ Özşekerci’den oluşan Çağdaş Trio verdikleri mini konserle davetlilere hem duygusal hem de keyifli anlar yaşattı.
Programın son bölümü Türk pop müziğinin sevilen isimleri Grup Gündoğarken’e ayrılmıştı. Yaklaşık bir saat süren konserde grup en sevilen şarkılarıyla geceye renk kattı. Tüm şarkılar hep bir ağızdan söylendi ve büyük beğeni topladı.
Program sonunda emeği geçen herkese teşekkür belgesi ve çiçek takdimi yapıldı.
Daha demokratik, daha çağdaş ve geleceğe daha güvenle baktığımız, değerlerimizi birlik içinde, dayanışmayla çoğalttığımız yeni yıl dönümlerine, yeni başarılara hep birlikte ulaşmak dileğiyle program sonlandırıldı.
Nesrin Hekimoğlu
Kurumsal İletişim Birimi Sorumlusu
ÇYDD Genel Merkez
Evliya Çelebi Mah. Şimal Sok. No:10 Şişhane / Beyoğlu - İSTANBUL / TÜRKİYE
Tel : +90 212 252 44 33 / 131 | Fax : +90 212 252 65 95
Web : www.cydd.org.tr  // https://www.instagram.com/cagdasyasamdd/
www.facebook.com/CagdasYasamiDD  // https://twitter.com/CagdasYasamDD
https://www.linkedin.com/company/çağdaş-yaşamı-destekleme-derneği

11 Şubat 2019 Pazartesi

CHP İKTİDAR HAREKETİ BAŞKANI RUFAY KARAHAN: "AYAĞA KALK VE BİR ŞEYLER YAP TÜRKİYE'M” (Cafer UĞURLU-Göktürk TUNÇTÜRK: Haber 2000.com-Siyaset, Ankara: 10 Şubat 2019)

CHP İKTİDAR HAREKETİ BAŞKANI RUFAY KARAHAN: “BİZ CHP’NİN İKTİDAR KOLUYUZ. HEDEFİMİZ CHP’Yİ LÂYIK OLDUĞU YERE TAŞIMAKTIR. AYAĞA KALK VE BİR ŞEYLER YAP TÜRKİYE'M”
CHP İktidar Hareketi Yönetimi ve Danışma Kurulu kalabalık bir grupla "Türkiye ve dünya gündemi değerlendirme toplantısını" 9 Şubat 2019 Cumartesi günü Ankara'da faaliyet gösteren Merkez Bürosunda başarıyla gerçekleştirdi.
PARTİ İÇİ MUHALEFET DEĞİL; CHP'NİN İKTİDAR KOLU
Milletvekili ve Belediye Başkan Aday adayları, eski milletvekilleri, çeşitli Sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri tarafından kurulan ve CHP içinde birlik- beraberliği koruma hedefi taşıyan, “Biz parti içinde muhalefet değil, partinin iktidar koluyuz, CHP’yi hak ettiği yere taşımak için varız” diyerek yola çıkan CHP İktidar Hareketi, Ankara- Kızılay semtinde ki Merkez Bürosunda kalabalık bir grup ile Yönetim ve Danışma Kurulu toplantısını gerçekleştirdi..
GÜÇLÜ BİR KATILIM, YÜKSEK MORAL VE ÖZGÜVEN
Toplantıya, çeşitli Sivil toplum kuruluşları, belirli yerel gruplar ve mahalle temsilcileri; Gazeteciler, yazarlar, emekli bürokratlar ile önemli ve önde gelen bazı partili isimlerin de katılması, katkı vermesi ve değerlendirmeler yaparak, Harekete samimi destekler vermeleri dikkat çekti, sevinçle karşılandı ve takdir topladı. 
CHP İktidar Hareketi Başkanı Rufay Karahan
Toplantıya katılanlar görüşlerini belirtilirken, CHP İktidar Hareketi Başkanı Rufay Karahan, Dünyanın ve Türkiye’nin üzücü gündeminin olduğuna dikkat çekerek; “CHP doğru yönetilir ve ayağı kalkar ise Türkiye’de ayağı kalkar.. Bizim çıkış noktamız ve hedefimiz bunu sağlamaktır” dedi.
Hareketlerinin, CHP içinde muhalefet olmadığına işaret eden Başkan Rufay Karahan, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü; “Biz muhalefet değil, partiyi doğru yönetemeyen, görevini iyi yapamayan, aktif muhalefet sergilemeyen yönetimi değiştirmek için varız.. Çıkış noktamızın amacı da budur..
Biz CHP’nin muhalefet kolu değil, İktidara taşıma koluyuz.
Bugün maalesef CHP layık olduğu yerde değildir.. CHP hak ettiği yere gelir ise Türkiye kurtulur, adalet sağlanır, İnsan hakları eşit şekillerde dağıtılır ve Ülkemizde tam bağımsız Demokrasi yaşamı gerçekleştirilir.. Bu anlayışla CHP İktidar Hareketi yönetimi, ülke genelinde temsilcilerini işbaşına getirip, bölge çalışmaları da başlatılmıştır..
Hareketimiz, Yerel Seçimlerde de Millet İttifakının adaylarına destek verecek ve bu yönde çalışmalarda bulunulacaktır… Ve bu Yerel seçimlerde seçimlerde de başarılar kazanmak zorundayız.. Tüm adaylarımızı ziyaret edip, kendilerine desteklerimizi sunacağız” (www.haber2000.com Siyaset - 10 Şubat 2019, Pazar 14:17:34)

7 Şubat 2019 Perşembe

Kadir Mısırlıoğlu’nun Ayıbı.HABER MAKALE. "Gazeteci-Eğitimci, Araştırmacı-Yazar: Sıddık DEMİR" -Malum, kendisi kurucu liderimiz olan Atatürk’e karşı son derece rijit ifadeleri bulunan bir tarihçidir.


Kadir Mısırlıoğlu’nun Ayıbı!.. 
Sıddık DEMİR
Eğitimci, Araştırmacı-Yazar
Merhum Galip Kuşçuoğlu hakkında 2015 tarihli videosu sosyal medyaya intikal etmiştir. Bir dostumun uyarısı üzerine olaya vakıf oldum. Malum, kendisi kurucu liderimiz olan Atatürk’e karşı son derece rijit ifadeleri bulunan bir tarihçidir. İnsan boyunu aşan eserleri vardır. Uzun bir ömrü yakın tarihimizi inceleyerek geçirmiş olup kendi alanında markalaşmış bir kalemdir. Görüş ve düşünceleri kabul görür veya görmez; önemli olan çizmeyi aşmadan makul ölçüler içerisinde kalarak görüş sarfetmesidir. Fikir özgürlüğü veya ifade hürriyeti açısında en kötü tarz bile bu alanda yer bulmalıdır. Aykırı düşünce ve tavırlar çoğu zaman saklanılan gerçeğin berraklaşmasına katkı sağlar.

Tarih sosyolojisi olmadan tarihçilik yapılır mı bunu uzmanlarına sormak lazım. Tenkit edilen bir kişi veya bir olay hakkında teferruatlı bilgiye ulaşmadan yapılan katı yargılama veya analiz altı boş olacağı için muhatabını sıkıntıya sokar. Kadir Mısırlıoğlu’nun iştigal ettiği alanla ilgili onu sorgulamak için en azından onun emeği kadar bu alanahâkim olmak gerekir. Bu konuda bende oluşan şu algı da onun eseri olduğu için beyan etmeden geçmek de olmaz. Tarihi yapıldığı dönemin sosyolojisini bilerek günümüze yansıtmanın daha insaflı ve amaca uygun çalışma hissiyatından hareketle incelenmelidir. 2015 tarihli, internet üzerinden servis edilen bu konuda âcizane olarak ilgi alanıma giren söylem veya konuşma metnine karşı diyeceğimiz vardır.

Adı Kadir, soyadı Mısırlıoğlu olunca her konuyu herkesten daha iyi bildiği bir gerçek olmayacağına göre nasıl ki kendisi çok ağır ifadelere başvurarak düşüncelerini beyan ediyor; biz de Üstat Necip Fazıl’ın dediği gibi “Orada dur Kadir Bey bu yol çıkmaz sokak.” deme özgürlüğüne sahibiz. Malum araştırmacı bu zat, özellikle Cumhuriyet tarihimizi inceler. Bu konu onun uzmanlık alanıdır. Yıllar var ki eserleri okunur. Biz de kendisinden istifade etmişizdir. Özellikle resmi tarihe alternatif olan bilgi ve belgeler ışığında yeni bir tarih anlayışının gelişmesinde olumlu katkıları inkâr edilemez. Biz kendisine Profesör Yusuf Halaçoğlu’nun dediği gibi “Satılık tarihi kalem” de demiyoruz.

Son dönemlerde devletimizin kurucu lideri Atatürk hakkında aşırı ve zorlama yorumlarıyla gündem oluşturmuştur. Ülke insanımızın bir kesiminin kendisine ilgi ve iltifatı karşısında büyük bir kesimin tepkisiyle karşılaşmasında üslubununda çok önemi olmuştur. Durduğu yeri savunmak için önüne gelen her malzemeyi araştırmadan veya sosyolojisini yapmadan kullanmada pek mahir olduğunu bahsettiğimiz tarihte sosyal medyaya düşen konuşmasından anlıyoruz. Kadir Beye göre; Atatürk hakkında olumlu tavır ortaya koyan kalem erbabı veya kanaat önderlerinin kendi fikriyatına zarar verdiği endişesinden hareketle onların önlerini kesmek, yıpratmak ve hatta daha ileri giderek hakaret etmeyi uğraş alanına sadakat olarak görme hastalığı anlaşılır gibi değil.

Kadir-i Rufai Şeyhi Merhum Hacı Galip Hasan Kuşçuoğlu Hazretlerini iyi tanıyan ender insanlardan biri sayılırım. Kendisi yakın zamanda ebediyete intikal etmiş bir gönül adamı veya kanaat önderidir. Hakkında kalem oynatmış biri olarak eserlerini defalarca taramışımdır. Galip Efendinin basılmış altı adet kitabı vardır. Hiçbir yerde Atatürk’ün “MEHDİ” olduğundan bahsedilmez. Bahsedildiği gibi altı Tarikatı birleştirmişte değil. Bu konudaki ithamlar külliyen yanlıştır.

Mısırlıoğlu bahsi olan konuşmasında yaklaşık olarak diyor ki “ Bu zatın kitaplarını taradım. Kendisini çocukken Samsun’a gelen Atatürk başını okşayarak sevmiş. Bunun etkisinden olacak, onu Mehdi ilan ediyor, hatta altı Tarikatı şahsında birleştirerek tek Tarikat yapmış. Birleştirmiş olduğu bu altı Tarikatı da ortadan kaldıracağını söylemektedir.” Devamında zındık, gâvur, melun gibi kelimeleri kullanarak galiz küfürler sarfediyor. Bir kalem erbabına, bir münevver insana yakışmayan bu sözleri sarf edene terbiyesiz adam denmez mi?. Hicap duymanın yanında insan neslinin sapkın bir hastasına karşı “Edep Yahu” demekten kendimizi alamıyoruz. Velakin özellikle de şahsının alanıyla ilgili olmayan bir konuda sırf Atatürk’ü seviyor diye rahmetli olmuş bir Tarikat önderinin aleyhinde acımasızca ifadelerde bulunmasına kayıtsız kalınmaz. Adama demezler mi “Be adam taradığın eserlerin neresinde Atatürk’e Mehdi dediği yazılıdır. Altı Tarikatı birleştirerek tek Tarikat oluşturduğu ifadesi nerede yazıyor. Tarihi konularda da yaptığın araştırmalar böyle ise yazık senden istifade eden kesime. Tasavvufi haller konusunda ilmin nedir bilinmez ama kullandığın ifadeler bu konuda nadanlığını ortaya koymaktadır.

Tasavvufa karşı olabilirsin, Atatürk’e ve onun gibi bazı tarihi şahsiyetlere karşı olabilirsin. Bu insanların aleyhinde de inancımıza uygun bulunabilirsin. Bu duruş senin ve bütün kalem erbabı olanlar için haktır, hukuktur. Velakin zındık, gâvur veya melun kelimelerini hiç de haketmeyen bir kanaat önderi hakkında kullanamazsın. Ben kullanırım diyorsan bu durumda seni gâvur, melun, zındık ruh hastası veya sadist ilan edilmekten kim kurtarır.

Bütün insanlığın sıhhat ve selameti için bir ömür harcayan ve bütün mücadelesi bu mihver üzerine olan bir gönül adamına, bir gönül ve aşk insanına karşı bu sözleri sarfetmen senin ilmine ve manevi hayatına ne kazandırır. Siz bu ruh haliyle mi tarih ummanına daldınız. Sizde hiç insaf, sizde hiç idrak, hiç hoşgörü ve esneklik yok mu? Uzmanlık alanınızla ilgili kelam etmek bize yakışmaz. Sizin de uzmanlık alanınız olmayan bu alana girerek bir Allah dostuna karşı açıkça sövmeyi nasıl kendinize yakıştırıyorsunuz.?

Her Türk aydını devletimizin kurucu liderini sever. Onu farklı açılarda değerlendirir, bu onların zenginliğidir. Galip Efendi merhumu da Atatürk’e bildik Tarikat liderlerinin ekserisi gibi bakmaz. Bu alanda tek de değil. Mesela Çorumlu Şeyh Hamza, İskilipli İbrahim Ethem gibi… Kurucu önderin uygulamalarına yekpare bakarlar. Şayet Şeyh Galip Efendi Atatürk’e sıcak bakan birisi olarak bu tarihi görevden imtina etmiş olsaydı sizde aynı kanaat oluşur muydu? Sizinki sokak takımının basit partizanlığı gibi bir şey oluyor. Senin görüşünde değilse, senin sevmediklerini seviyorsa tu kaka ilan etmek kolay iş.

Galip Efendi merhumunu seven binlerce insanı gönülden yaralayarak kul hakkına girmeni hangi imanla izah edersin? Tövbe istiğfar etmek erdemliliktir. Bir şartla; aynı sosyal medyada yayınlanması lüzumu halinde. Kadir Mısırlıoğlu’nun tahammülünü zorlayan Galip efendinin şu sözüdür; “Allah’ın istisnai yaratılmış seçkin kulları Emr-i İlahi’nin bekçileridir. Onların bazıları irşada, bazıları ikaza, bazıları da ıslaha vazifelidir. Atatürk ıslahla vazifeliydi,, ben şahidim”.

Biline...

31 Ocak 2019 Perşembe

Halkın Parası Peşkeş Çekilmiş!.. HESABINI SORMAYAN MUHALEFET KAHROLSUN.İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı (İBB) tarafından: "2018 YILI VE ÖNCESİ" bazı (yandaş) Vakıf ve Derneklere "bağış ve yardım adı altında" yapılan ödemeler!..

İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı (İBB) tarafından: "2018 YILI VE ÖNCESİ" bazı (yandaş) Vakıf ve Derneklere "bağış ve yardım adı altında" yapılan (peşkeş çekilen) ödemeler!...
Yaklaşık 850 Milyona varan bu verilere ait kaynak/bilgi; Aynen bu şekilde, 28 Ocak 2019 tarihli Sözcü Gazetesi’nde, Çiğdem Toker’in araştırma sonuçları olarak yayınlandı. Aynı gün Halktv’de de verildi ve bugüne kadar yalanlanmadı. Bilgilerinize.. Saygılarımla., Ayla Çokbudak-TURKISHFORUM.USA

15 Ocak 2019 Salı

Mustafa Kemal ATATÜRK'ün, Muhterem, Müstesna ve Muazzez ANNESİ Merhume "Zübeyde Hanım'ı" ve AZİZ HATIRASINI Vefatının 96. Yılında Saygı, Şükran ve Rahmetle Anıyoruz. Allah (CC) Gani gani rahmet ve mağfiret eylesin. Ulusal Haber Gazetesi, Ulusal Haber & Ulusal Ajans

Mustafa Kemal ATATÜRK'ün, Muhterem, Müstesna ve Muazzez ANNESİ Merhume "Zübeyde Hanım'ı" ve AZİZ HATIRASINI Vefatının 96. Yılında Saygı, Şükran ve Rahmetle Anıyoruz. Allah (CC) Gani gani rahmet ve mağfiret eylesin. Ulusal Haber Gazetesi, Ulusal Haber & Ulusal Ajans
***
“VE EMRUHUM ŞÛRÂ BEYNEHUM”... 

Mustafa Kemal Atatürk'ün soy ağacı "Tuncay DEĞİŞ, 14 Mayıs 2017)
“VE EMRUHUM ŞÛRÂ BEYNEHUM”...

Atatürk'ün soyağacı
Tuncay DEĞİŞ (tuncay degis <tdegis69@yahoo.com>)
Atatürk kimin çocuğu?
“Lütfen sonuna kadar okuyun...”

Vasilis Dimitriadis, 1955-1984 yılları arasında Selanik’te bulunan Makedonya Devlet Arşivi’nin müdürlüğünü yapmış, Girit Üniversitesi’nden emekli olmuş 86 yaşında bir tarih profesörü.
2010 yılında 80 yaşındayken Yunanistan’daki arşivleri didik didik tarayarak yazdığı “Bir Evin Hikâyesi; Selanik’teki Mustafa Kemal Atatürk’ün Evi ve Ailesi Hakkında Türkçe ve Yunanca Belgeler” adlı çalışması Türk Tarih Kurumu tarafından altı yıl sonra basıldı. Aslında 6 yıllık bir gecikmeyle basıldı demek daha doğru.
Çünkü, Dimitriadis 2010 yılında kitabını yazdıktan sonra Selanik’teki Türkiye Konsolosluğu’na teslim etmiş, konsolosluk kitabı ve belgelerin yer aldığı cd’leri Dışişleri Bakanlığı’na, onlar da Türk Tarih Kurumu’na göndermiş. Kitap tarih kurumunun bilirkişileri, çevirmenler, sebebi belirsiz düzeltme talepleri ile altı yıl bekledikten sonra nihayet geçen yıl yayınlanabildi.
Gecikmenin sebebi meçhul. Ama üzerine az şey yazılmış bu kitap sayesinde ilk defa Atatürk hakkında “1881 yılında Selanik’te doğmuştur. Annesi Zübeyde Hanım, babası Ali Rıza Efendi’den” daha fazla şey biliyoruz artık.
Profesör Dimitriadis, Selanik Ahmed Subaşı Mahallesi Numan Paşa Sokak No: 6’daki meşhur Pembe Ev’in arşivlerde izini sürerken sadece evle ilgili değil, Atatürk ve ailesi hakkında da ilk defa ortaya çıkan ve bugüne kadarki pek çok şehir efsanesini bitirecek belgelere ulaşmış.
Öncelikle bugün Selanik’te hâlâ Atatürk’ün doğduğu ev olarak ziyaret edilen ama bazı yerlerde “aslında o Atatürk’ün evi değil, sonradan ona yakıştırılmış” denen ev gerçekten Mustafa Kemal’in doğduğu ev.
Evin bulunduğu semt Selanik’te Türklerin yaşadığı Bayır adı verilen bölge. Semtin adı Rumeli Beylerbeyi Koca Rasim Paşa’nın yaptırdığı camiden geliyor. Evin bulunduğu bölgede oturan erkekler genelde kereste işiyle meşguldüler.
Bu erkeklerden birinin adını iyi biliyoruz; Ali Rıza Efendi. Çocukluğumuzda okul köşelerindeki tek kare resmi dışında ilk defa bu kitapla Ali Rıza Efendi’yi biraz daha yakından tanımış oluyoruz. Kitaptaki emlak kayıtlarına göre onun da mesleği “Keresteci”. Ama daha ilginci kayıtlarda ilk kez Ali Rıza Efendi’nin 18. yüzyıla kadar uzanan şeceresi yer almakta. Şecereye göre Ali Rıza Efendi’nin babasının, yani Mustafa Kemal’in büyükbabasının adı Ahmed. Ali Rıza Efendi’nin büyük babasının adı ise Mustafa. Yani Mustafa Kemal’e dedesinin adı verilmiş.
Kayıtlarda Zübeyde Hanım’ı da daha yakından tanımamızı sağlayan bilgiler var.
Zübeyde Hanım’ın ailesi o çağa göre nadir olan kadınların iyi eğitim aldıkları bir aile. Babasının adı Ömer, eşinin adı Halil olan büyükannesi Emine, “Molla” sıfatıyla kayıtlarda yer alıyor. Bu dinî eğitim almış kadınlara verilen bir sıfat. Teyzesi Fatma da “Molla” olarak geçiyor. Zübeyde Hanım’ın annesinin yani Mustafa Kemal’in anneannesinin adı Ayşe, babasının yani Mustafa Kemal’in büyük babasının adı ise Feyzullah (Onun babasının adı da İbrahim)
Zübeyde Hanım’ın meşhur kargaların kovalandığı çiftlik hikâyesinde geçen kardeşi, yani Mustafa Kemal’in dayısının adı ise Hüseyin Ağa. 1899’dan önce öldüğü dışında hakkında fazla bilgi yok…
Farsça “kasımpatı” anlamına gelen çok sık kullanılmayan bir isme sahip olan Zübeyde Hanım’ın belgelerde şahsi mührü de var. Mühürde “cüllat-i güldar-i Zübeyde” yazılı. Yani “İçinde kasımpatı çiçekleri olan palmiye yapraklarından yapılmış sepet.”
Kitaptaki belgelere göre 1875 yılından önce yapıldığı tespit edilen Pembe Ev’in ilk sahibi Ferhad oğlu İskender’dir. Evin üç el değiştirdikten sonra 1877 yılının Aralık ayında Hatice Zarife tarafından 52/72’lik hissesi Keresteci Ahmed oğlu Ali Rıza’ya satılır. Geri kalan hisseleri ise Mart 1878’de Feyzullah kızı Zübeyde alır. Kayıtlarda Zübeyde Hanım’ın eşinin adıyla değil de babasının adıyla geçmesinin sebebi evi satın aldıklarında belki evlenmemiş, belki nişanlı olmaları ya da kayıtlarla ilgili bir sorun olabilir. Ama 1878’de ev toplamda 13.500 kuruşa Ali Rıza Efendi ve Zübeyde Hanım çiftinin olmuş. Belediyeden bir mimarın gelip ölçülerini aldığını yine kitaptaki emlak kayıtlarından öğrendiğimiz ev, dokuz oda bir mutfaktan oluşan büyük bir konak ve 341 m2’lik bir arsa üzerine kurulu. Üç yıl sonra 1881’de bu evde Mustafa dünyaya gelecek ve sekiz yıl bu evde yaşayacaktır.
Yine kayıtlardan Ali Rıza Efendi ve Zübeyde Hanım’ın evlerinin hemen yanında beş odalı başka bir ev daha inşa ettirdiklerini de öğreniyoruz. Hatta bu mülkleri daha sonra aralarında paylaştırmışlar ama paylarını ortak kullanmaya devam etmişler. Ta ki 1887’ye kadar...
1887 yılında yani Mustafa Kemal 6 yaşındayken Ali Rıza Efendi hayatını kaybeder. Tam ölüm tarihi ve ölüm nedeni kayıtlarda mevcut değil ama mirasının “şeri mahkeme” tarafından tasdik edildiği 13 Nisan 1887’den önce vefat ettiği kesin. Keresteci Ali Rıza Efendi’nin mirası eşi, oğlu Mustafa ve kızları Makbule ile Naciye arasında bölüştürülmüş. Atatürk’ün az bilinen kız kardeşi Naciye’nin adı ise en son Ocak/Şubat 1888’de emlak kayıtlarında geçmiş. Kitaba göre muhtemelen bundan kısa bir süre sonra hayatını kaybetmiş.
Ali Rıza Bey’den kalan miras ailenin o günlerde maddi olarak zor günler geçirdiğini gösteriyor. Defni için 500 kuruş harcanan Ali Rıza Efendi’den Zübeyde Hanım’a 751 kuruş, oğlu Mustafa’ya mirasın yüzde 44’ü olan 1.929 kuruş ve iki kızına da 964’er kuruş kalmış. Tabii bir de ederi 35.010 kuruş olan bir ev. Ama kayıtlarda Ali Rıza Efendi’nin Selanik’teki “Stambul Çarşısı” esnaflarından Nuri Efendi’ye 28.800 kuruş borcu olduğu görülmekteydi. Nuri Efendi mahkemeye başvurarak Ali Rıza Efendi’nin, borca karşılık evini rehin olarak verdiğini iddia eder ve Pembe Köşk’ü ister. Mahkemede Zübeyde Hanım bu borcu inkâr eder. Mahkeme kayıtlarındaki belgede Nuri Efendi’nin bariz şekilde sarhoş olduğu ve mahkemeye sunduğu belgenin bağlayıcı olmadığı yazmaktadır. Sonunda mahkeme evin Zübeyde Hanım’da kalmasına karar verir. Ama Zübeyde Hanım eşinin vefatından kısa bir süre sonra küçük evi satar, büyük evi de rehin vererek Mustafa ve Makbule’yi yanına alıp Selanik yakınlarındaki Langaza’daki ağabeyi Hüseyin Ağa’nın yanına taşınır. Ama Mustafa’nın iyi bir eğitim sürmesini isteyen Zübeyde Hanım, onu yine Selanik’teki evlerine yakın teyzesi Fatma Molla’nın yanına gönderir. 1899’da annesi vefat eden Zübeyde Hanım’a teyzesinin oturduğu bu ev miras kalır. Ardından daha küçük bir eve geçerler, 1906’da aile tekrar Pembe Köşk’e döner. Bu arada 1908’de artık bir subay olan Mustafa Kemal’in de aynı mahalleden iki ev aldığını öğreniyoruz. İlginç detaylardan biri de Zübeyde Hanım’ın ikinci eşi Ragıp Abbas. Günün sonunda Selanik kaybedilince Zübeyde Hanım, üç evini bırakarak İstanbul’a gidiyor. Ama ikinci eşi Ragıp Abbas Selanik’te kalıyor. Evlerin mülkiyeti için dava açıyor ama kaybediyor. Evler önce terk edilmiş mallar olarak tescilleniyor, sonra başkalarına satılıyor. 1933 yılında Selanik Belediye Meclisi Pembe Evi satın alarak Atatürk’e hediye ediyor. Aslında satın aldıkları evin Zübeyde Hanım’ın mülkü olduğunu bilmeden... Kitap bir polisiye gibi bu evlerin izini sürüyor. Ama bence en dikkat çekici yeri Ali Rıza Efendi’nin mirasında bir miktar parası ve ev dışında sıralanan kalemler:
45 kuruş değerinde 6 sof ceket ve bir yelek
20 kuruş değerinde 1 köhne pantol
40 kuruş değerinde 1 palto
20 kuruş değerinde 1 sandık
5 kuruş değerinde Lügat-i Osmani
10 kuruş değerinde Miftah’ul Kulub
Mirastaki son maddede duralım. Miftah’ul Kulub yani “Kalplerin Anahtarı”, Abdülkadir Geylani’nin 15. göbekten torunu Muhammed Nuri Şemseddin Nakşibendi’nin (1801-1863) yazdığı hâlâ daha basılan ehl-i tariklerin en çok rağbet ettiği, tarikat yoluna girenlere okutulan popüler kitaplardan biri.
Şöyle başlıyor:
“Bu eserin derlenip yazılmasına kalkmaya ve başlamaya sebep olan durum şudur: Hicrî 1259 (M. 1843) yılı rebiülâhir ayında, kendi hücremizde teveccüh halindeydik. Bu hâlde bulunduğumuz sırada; Enbiyanın Sultanı Evliyanın Asfiyanın Müttakilerin Baş Tacı Efendimiz Hazretleri zuhur etti. Allah, ona. salât ve selâm eylesin.
Bu hiçbir şey hükmünde olan kula; ihsan, mürüvvet, lütuf ile şöyle buyurdu:
-Nuri, evlâdım, vakitler bir başka oldu. Âşık, sadık, mana yüzünü görmeyi isteyen ümmetlerim; esenlikle yollarını bulup hoşnutluk yoluna bel bağlayarak vuslat sırrına nail olsunlar.
Sofilerden bazısı da; arada vasıta olmadan takvası üzere giderek, yollarını düzeltmek için özlerine bir kabiliyet gelsin. Zira, bir alay kimseler vardır ki; ehlullah kisvesini giymiş, kemer bağlamış, başına taç giymiş, şeriatıma da itibar etmemiş durumdadır. Geçen hâlinden ve tecellisinden söz ederek; ehlullahın yazdıkları risalelerden ve şiirlerden ezberleyip meclis meclis gezip o hâllerden dem vururlar...”
Mirasında çocuklarına bir Osmanlıca sözlükle birlikte bu kitabı bırakan keresteci Ali Rıza Efendi’nin de ehl-i tarik olduğunu (Kadiri ya da Nakşi) tahmin edebiliriz. Mustafa Kemal ise 1925 yılında bu kitabı okuyanların tekke ve zaviyelerini kapatmıştı. Muhtemelen bu kitap da uzun yıllar yasaklı kitaplar listesinde yer aldı. Bu başlangıcı yüzünden çokça eleştirilen kitabın ancak 1976 yılında Latin harfleriyle basılması bunu gösteriyor. Yine de emin değiliz.
Babasından miras kalan kitap hâlâ kütüphanesinde mi diye merak edip Anıtkabir sitesindeki Atatürk’ün kitapları bölümüne bakarsanız, benim gibi bulamayabilirsiniz. Belki de depodadır.
Ama Vasilis Dimitriadis’in “Bir Evin Hikâyesi” muhakkak kitaplığınızda olmalı. Kitabı okurken, borç içindeki keresteci babasından az bir parayla birlikte bir tasavvuf kitabı miras kalmış, dedesi Mustafa’nın adını taşıyan, iyi bir dinî eğitim almış güçlü bir annenin himayesinde yetişmiş Mustafa Kemal’in şahsında bütün bir 200 yıllık sorunlar, travmalar gözlerinizin önünden geçiyor. Mustafa Kemal, 23 Nisan 1920’de Meclis’i açarken arkasındaki levhada Şûrâ suresinin 38. âyeti asılıydı:
“Ve emruhum şûrâ beynehum”...
(..İşleri de aralarında şûra iledir;..)
Orada emredildiği gibi işlerimizi hâlâ istişare ile yürütmeye, daha çok konuşmaya, birbirimizi anlamaya ihtiyaç var. Çünkü ortak bir hikâyenin çocuklarıyız...
Gönderen TC İNFORM zaman: 08:16

2 Yorum
Cavit öner14 Mayıs 2017 09:49
Verilen bilgiler için teşekkür eder ve herkesin öğrenmesini dilerim.Yanıtla

Necati Saygılı27 Mayıs 2017 03:32
Tarihi değeri yüksek bu bilgileri kütüphanelerimize kazandıranlara sonsuz teşekkürler. Bu metinden haberdar olmama vesile olan ağabey değerli dostum Şükrü Server Aya'ya; İngilizce'ye çeviren dostum Gemi İnşa Mühendisi Emre Serbest'e en derin şükranlarımı sunuyorum.
Bir de yukarıdaki metin kaleme alınırken gözden kaçmış ufak bir noktaya -düzeltilmesi dileğiyle- dikkat çekmek isterim. ".... Tam ölüm tarihi ve ölüm nedeni kayıtlarda mevcut değil ama mirasının “şeri mahkeme” tarafından tasdik edildiği 13 Nisan 1877’den önce vefat ettiği kesin." cümlesindeki yıl, 1887 olmalı !..)