24 Mayıs 2017 Çarşamba

KÖTÜ HABER!.. "Fuat Umay’ın Amerikalı Müslüman işçilerden topladığı bağışla kurulan "Atatürk Çocuk Yuvası", bu haziran ayında kapatılacak."

ATATÜRK'ÜN DİREKTİFİYLE ANKARA'DA AÇILAN CUMHURİYET'İN İLK ÇOCUK YURDU KAPATILIYOR
Mehmet Boz
Atatürk’ün emriyle Amerika’ya giden ve araştırmalar yapan Fuat Umay’ın Amerikalı Müslüman işçilerden topladığı bağışla kurulan "Atatürk Çocuk Yuvası", bu haziran ayında kapatılacak. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, korunmaya ve bakıma muhtaç çocukların barındığı yurtları kapatarak "çocuk evleri" modeline geçeceklerini duyurdu. Dönüşüm projesi akıllara, "Korunmaya muhtaç çocuklar AKP yanlısı tarikat ve cemaat evlerine mi yerleştirilecek"  sorusunu getirdi. Türkiye’de 13 binden fazla çocuğun devlet koruması altında olduğu öğrenildi. AKP'li yıllarda, kimi tarikat ve cemaatlerin "dernek" ve "vakıf" adı altında öğrenci evleri açtığı, barınmaya muhtaç çocuk ve öğrencilerin bu ihtiyacını istismar ederek yandaş devşirmeye çalıştığı biliniyor.  - Ensar Vakfı, Türgev, Tügva, AGD ve benzeri gerici oluşumların ülkenin dört bir yanında "öğrenci evleri" açtığı, bu evlerde bilim ve müfredat dışı çeşitli eğitimlerle AKP yandaşı ve militanı yetiştirdiği de biliyor. Konuya ait 2 haber aşağıdadır. Bilginize..
‘ATATÜRK ÇOCUK YUVASI MÜZE OLSUN’ ÖNERİSİ
Cumhuriyet’in ilk çocuk yurdu olan Ankara’daki Atatürk Çocuk Yuvası haziran ayında kapatılacak. Çok sayıda oyuncağın, orijinal beşiklerin ve çeşmelerin bulunduğu tarihi yurdun, müze olarak korunması istendi, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada ise binanın müze olmayacağı belirtildi. (24 Mayıs 2017 Çarşamba)
Atatürk’ün emriyle Amerika’ya giden ve araştırmalar yapan Fuat Umay’ın Amerikalı Müslüman işçilerden topladığı bağışla kurulan Atatürk Çocuk Yuvası, haziran ayında kapatılacak.  Yurdu ziyaret eden yabancı devlet adamlarının armağan ettiği pek çok oyuncağın, orijinal beşiklerin ve çeşmelerin bulunduğu tarihi yurdun, müze olarak korunması istendi. Gazete Habertürk'ten Fatmanur Boylu'nun haberine göre Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği Başkanı Abdullah Oskay, “Keçiören Atatürk Çocuk Yuvası’nın, içindeki tarihi anıtlar nedeniyle müze olarak değerlendirilmesini ve geleceğe aktarılmasını istiyoruz. Tıpkı Ulucanlar Cezaevi gibi buraya da sahip çıkılmasını istiyoruz” diye konuştu.
ATATÜRK ÇOCUK YUVASI “ÇOCUK DESTEK MERKEZİ” OLACAK, MÜZE YAPILMAYACAK
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Atatürk Çocuk Yuvası'nın hizmet modeli değişikliği nedeniyle yuva olarak kullanılmayacağını belirtilerek, çocuk destek merkezi olarak faaliyetlerine devam edeceğini söylendi. Bakanlık yetkilileri, Atatürk Çocuk Yuvası'nın yıkılmayacağını kaydederek, "Müze de yapılmayacak. Çocuk destek merkezi olarak farklı bir modelde hizmetlerini sürdürecek" dedi.
Kurum bahçesindeki iki tarihi çeşme ile yabancı devlet adamlarının ziyaretlerinde hediye ettiği oyuncakların da koruma altında bulunduğu vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi: "1921 yılında milletimizin asil evlatlarının çabalarıyla kurulan Çocuk Esirgeme Kurumu ve bu çabanın ilk meyvesi olan Keçiören Atatürk Çocuk Yuvası, Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve ecdadımızın bizlere emanetidir. Bu emanete maddi ve manevi olarak hakkıyla sahip çıkılacağından kimsenin şüphesi olmamalıdır. Keçiören Atatürk Çocuk Yuvası, bundan önce olduğu gibi bundan sonra da çocuklarımızın yaşadığı ve yaşatıldığı bir yer olmaya devam edecektir."
‘BU ESERLER TOPLUMUN ORTAK HAFIZASIDIR’
Yazar ve şair Sunay Akın, yurtta bulunan eserlerin toplumun ortak hafızası olduğunu belirterek, “Böyle bir yeri yıkmak ya da başka şekilde kullanmak dünyanın pek çok yerinde müzeyi yok etmek demektir. Mekân çeşitli yenileme ve düzenlemelerle yurt olarak kullanılmalıdır. Yoksa nesli tükenen son kuşu öldürüp doldurmak gibi bir şey olur” dedi. Keçiören’deki Atatürk Çocuk Yuvası’ndaki çocuklar, Sevgi Evleri ve Çocuk Evleri’ne nakledilecek.
YURT, TARİHİ ESER NİTELİĞİNDE
Toplam 39 bin metrekarelik arazi üzerine kurulu Atatürk Çocuk Yuvası, 500 çocuğa hizmet verebilecek kapasitede. Yurt binasında ve bahçesinde Abdülhamid Dönemi’nden kalma çeşme, tarihi beşikler, kütüphaneler, demir karyolalar, yemekhane malzemeleri, oyun alanları, eski oyuncaklar gibi birçok malzeme bulunuyor. 2005’te Malatya Çocuk Yuvası’nda ortaya çıkan şiddet olaylarından sonra çocuk yuvalarının kapatılması kararı alındı. Yuvalardaki çocuklar yeni yapılan Sevgi Evleri’ne nakledildi.
 *****
AKP çocuk yurtlarını kapatıyor: Korunmaya muhtaç çocuklar tarikat evlerine mi yerleştirilecek? Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, korunmaya ve bakıma muhtaç çocukların barındığı yurtları kapatarak "çocuk evleri" modeline geçeceklerini duyurdu. Bakan'ın anlattığı dönüşüm projesi akıllara, "Korunmaya muhtaç çocuklar AKP yanlısı tarikat ve cemaat evlerine mi yerleştirilecek" sorusunu getirdi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, devlet koruması altında olup yetiştirme yurtlarında kalan yüzlerce çocuk için yeni bir "dönüşüm" planını hayata geçirmeye hazırlanıyor. Dönüşümün önümüzdeki yıl tamamlanacağını söyleyen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, "Çocuklar yurtlarda 100-200 kişilik koğuşlarda değil, 5-6 kişilik çocuk evlerinde bakılacak" dedi. Bakan Kaya'nın Habertürk gazetesine anlattığı bu proje, akıllara "Çocuklar AKP yanlısı tarikat ve cemaat evlerine mi yerleştirilecek" sorusunu getirdi. 
BAKAN: BÜYÜK DÖNÜŞÜMÜ GERÇEKLEŞTİRİYORUZ!
Koruyucu aile sayısının artmasını, bütün çocukların uygun şartlarda aile yanında yaşamasını istediklerini söyleyen Bakan Kaya, şu bilgileri verdi: “Devlet olarak onlara her türlü maddi-manevi imkânı sunmaya çalışıyoruz. Büyük dönüşümü gerçekleştiriyoruz. Çocuklarımız 100-200 kişilik koğuşlarda değil, 5-6 kişilik 'sevgi' ve 'çocuk' evlerinde bakılacak. Bu dönüşümü yüzde 100 olarak sene sonunda gerçekleştireceğiz. Şu an 650 civarında çocuğun kaldığı yurtlar tamamen kapanıyor. ‘Çocuk Evleri’ ve ‘Çocuk Evleri Sitesi’ modeline geçiyoruz.” Türkiye’de 13 binden fazla çocuğun devlet koruması altında olduğu öğrenildi. 
TARİKAT EVLERİ Mİ GELİYOR?
Türkiye'de AKP'li yıllarda, kimi tarikat ve cemaatlerin "dernek" ve "vakıf" adı altında öğrenci evleri açtığı, barınmaya muhtaç çocuk ve öğrencilerin bu ihtiyacını istismar ederek yandaş devşirmeye çalıştığı biliniyor. Ensar Vakfı, Türgev, Tügva, AGD ve benzeri gerici oluşumların ülkenin dört bir yanında "öğrenci evleri" açtığı, bu evlerde bilim ve müfredat dışı çeşitli eğitimlerle AKP yandaşı ve militanı yetiştirdiği de bilinen bir gerçek. Bakan Kaya'nın "dönüşüm" diyerek anlattığı "Çocuk Evleri" projesinin de, dernek ve vakıf adı altında örgütlenen yandaş tarikat ve cemaatlere yasal zemin hazırlama operasyonu olabileceği tartışılıyor. [Turkish Forum - E Turkiyeyiz Biz]

19 Mayıs 2017 Cuma

Türk Deniz Kuvvetleri’nin Ege ve Akdeniz’de gerçekleştirmekte olduğu Deniz Kurdu Tatbikatı Yunanistan’ı rahatsız etti.

SON DAKİKA: YUNANİSTAN RAHATSIZ OLDU!
TATBİKATA KATILMAYIN ÇAĞRISI YAPTI
Türk Deniz Kuvvetleri’nin geleneksel olrak, her yıl bu vakitlerde Ege ve Akdeniz’de gerçekleştirmekte olduğu "Deniz Kurdu" Tatbikatı komşu Yunanistan’ı rahatsız etti. Yunanistan’ın Ankara Büyükelçisi Kyriakos Loukakis, diplomatik gelenekleri, hukuki hakları ve haddini aşarak; katılımcı ülkelere, Türkler tarafından Ege ve Akdenizde gerçekleştirilen “Tatbikata katılmayın” çağrısı yaptı
TATBİKATA KATILMAYIN
Türk Deniz Kuvvetleri, her yıl olduğu gibi bu yıl da 13-26 Mayıs tarihleri arasında Ege ve Akdeniz’de Deniz Kurdu Tatbikatı gerçekleştiriyor. Türk yetkililer, yine her tatbikatta olduğu gibi NATO’ya bağlı ülkeleri gözlemci olarak Deniz Kurdu Tatbikatı’na davet etti. 22 Mayıs’ta gerçekleştirilmesi planlanan davet öncesi Yunanistan’ın Ankara Büyükelçisi Kyriakos Loukakis, söz konusu ülkelere bir yazı yazarak Türkiye’nin Yunan hava sahasını işgal ettiğini belirterek, ülkelere “Tatbikata katılmayın” dedi. Yunanistan’ın Ankara Büyükelçisi Kyriakos Loukakis mektubunda şu ifadelere yer verildi: “Türk otoritelerine göre tatbikat, Yunan ulusal hava sahası ve Rodos Uluslararası Havaalanı’nın bir bölümünü de kapsayacak şekilde Ege ve Doğu Akdeniz’de gerçekleştirilecek. Bu da uluslararası hukuk ve iyi komşuluk ilişkileri kapsamında Yunan egemenliğini ihlal etmekle birlikte sivil hava trafiğini de ciddi anlamda tehlikeye sokmaktadır.”
YUNANLAR TAKİPTE
Yunanistan’ın Ankara’da temsilcilikleri bulunan yabancı ülke temsilcilerine kara propaganda yaptığı bilgisine ulaşan Türk Dışişleri Bakanlığı da raporlar hazırladı. Deniz Kurdu 2017 tatbikatına Türk Deniz Kuvvetleri’nden 14 fırkateyn, 6 korvet, 17 hücumbot, 9 denizaltı, 6 mayın gemisi, 13 destek gemisi, 4 karakol gemisi, 4 deniz karakol uçağı, 19 deniz helikopteri, 7 SAT görev timi, 2 SAS görev timi katılıyor. Hava Kuvvetleri Komutanlığı ise 7 görev uçuşu ve 2 sorti HİK (Havadan İhbar ve Kontrol) uçağı ile 1 hedef çekme uçağı ile yer alıyor. 

13 Mayıs 2017 Cumartesi

HABER & MAKALE, "SES VERİN" - ARZU KÖK, + EYLEM BROŞÜRÜ

SES VERİN!...
Arzu KÖK
Onlar gençtiler. Yarı aç yarı tok, daha güzel bir dünya için taraftılar. Başlarında kavak yelleri esiyordu, insanlara güveniyorlardı. Henüz kimseden kazık yememişlerdi, atmayı da öğrenmemişlerdi. Sözlerini sakınmıyor, kimsenin de önünde eğilmiyorlardı. Gelecek önlerinde uzanan ışıklı ve düz bir yol, ömür dikensiz bir gül, gençlik ise bitmeyecek bir bahardı onlar için. Zamanın çok uzun, yaşamın en büyük öğretmen olduğunu bilmiyorlardı. 
Haksızlık yenilmesi gereken bir kötülüktü.
Hayatlarının baharındaydılar daha. Aşırı demokratik ülkemizin kurbanlarından oldular. Eyleme katıldılar, greve gittiler diye başlarına gelmedik kalmadı. İşlerinden atıldılar, hak arama mücadelesine giriştiler, dayak yediler, tutuklandılar ve 64 gündür açlık grevindeler. Ölüm bir şeker olmuş, bir kuşun kanadında onları bekliyor. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’dan bahsediyorum. İki güzel insan, iki onurlu gençten bahsediyorum.
Nuriye Gülmen 
ve Semih Özakça
OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) ihraç edilen Konya Selçuk Üniversitesi’nde öğretim görevlisi Nuriye Gülmen ve sınıf öğretmeni Semih Özakça oturma eyleminde 183, açlık grevinde ise 64. günü doldurdu. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça'da Wernicke-Korsakoff Sendromu’nun öncü belirtilerinin görülmeye başlanmış. Ancak vicdanlar kör, kulaklar sağır. Seslerini hala kimse duymuyor. KHK’lar ile işten atılan binlerce işçinin onur mücadelesini veriyorlar ama onlar gibi işten atılanlardan da bir ses yok. Sadece eylemi sonlandırma adına ikna çalışmaları yapılıyor bol bol. Haklarını geri almanın yolunu açmaktan kimsenin bahsettiği yok.
BİZİ AÇLIKLA TERBİYE ETMEYE ÇALIŞANLARI AÇLIĞIMIZLA YENECEĞİZ!..
Göz göre göre ölüme gidiyor Nuriye Gülmen ve Semih Özakça. Sivil toplum örgütleri suskun, devlet suskun. İşlerine, öğrencilerine kavuşabilme hayaliyle ölüme gidiyorlar gözlerini kırpmadan. Haksız yere işten atıldıklarını, haklarını istediklerini haykırıyorlar ama onları işten atanlar suskun. Hiç mi vicdan kalmamış diye soruyoruz, ama anlaşılıyor ki yok. Onlar arkadaşlar. Fırtınalara ve tufanlara karşı çatısı uçmayan dirençleriyle, kendilerini adadıkları hak mücadelesini her gün yeniden doğurdular, yoğurdular, yücelttiler. Onlar arkadaşlar. Bıçak sırtında gezinen bir hak arayışının kahramanı onlar. Onurlu mücadelerinin önünde saygıyla eğiliyor ve haykırıyoruz:
SES VERİN…

11 Mayıs 2017 Perşembe

YÖK (Yüksek Öğretim Kurulu) ADİL VE FAZIL (Onurlu, Sorumlu ve Mutlak Dürüst) OLMAYA; Haksızlık Yapmamaya ve Kesinlikle Mağdur Yaratmamaya Mecburdur.

YÖK, Gerçekten YOK Hükmünde mi, yoksa!..
Aşağıdaki dilekçeye bir cevap verilerek “haksızlık, usulsüzlük ve haddini bilmezlik” önlendi mi? İşte o dilekçe ve yürekleri sızlatan, yuvaları söndüren mağduriyetler…
***
YÜKSEKÖĞRETİM KURUMU BAŞKANLIĞI’NA 
ANKARA
Bizler yurtdışından çeşitli ülkelerden tıp fakültesinden mezun T.C. vatandaşı doktorlarız. Yıllardır YÖK’ün bizlere uyguladığı haksız dayatmalar ve çifte standartların mağduru olan hekimleriz. Aynı üniversiteden mezun Diş Hekimleri mezunlarına 15.04.2015 tarihinde çıkarılan mevzuatla direkt denklik verilirken tıp fakültesi mezunu doktorlarına ‘’Seviye Tespit Sınavı’’ adı altında ‘Tıpta Uzmanlık Sınavına’ tabi tutulmaktayız. TUS ülkemizde hekim olan  uzmanlık için alan seçme ve eleme sınavı olmakla beraber dünya zorluk sıralamasında 2. yeri tutmaktadır. Dünyanın hiçbir ülkesinde seviye belirleme sınavlarında yanlış sorular doğru soruları götürmezken yalnızca ülkemizde YÖK’ün çıkarmış olduğu mevzuatla 1/4 ü doğru sorularımızda çıkarılmaktadır. Ayrıca ÖSYM’nin kendi hazırlamış olduğu soruların yanlış olması durumunda da bizler için doğru sayılmazken böyle adaletsiz bir sınav sistemi ile karşı karşıyayız.
Yapılan sınav DENKLİK SINAVI DEĞİL TUS SINAVIDIR.
Uzmanlık yerleştirmesinde sıralama belirleme amaçlı detay bilgi ölçme sınavıdır. Eğitim ölçmeyle hiçbir alakası olmayan TUS sınavında yurtiçi mezunu 45 puan alanlar uzmanlık tercihi yapmaktadır.
TUS SINAV MANTIĞI DENKLİK SINAVININ mantığından tamamen farklıdır.
Denk sınavı konusu ve sınav içeriği çekirdek eğitim müfredatına göre belirlenmeli iken TUS sınavının DENKLİK yerine kullanılmasıyla bu amaç oluşmaktadır ve mağduriyetler yaşanmaktadır.
Bütün bunlarla beraber ülkemizde olan talihsiz bir vaka olan darbe girişiminden sonra ülkemizde oluşan doktor açığının ve OHAL kapsamında KHK ile yetkili mercilerin Bakanlıklar olmasıyla beraber yurtdışından mezun T.C. vatandaşı hekimlerin denkliklerin verilmesini ve ülkemiz için hizmete başlamasını talep etmekteyiz.
Gereğinin yapılmasını saygılarımızla arz ederiz.

10 Mayıs 2017 Çarşamba

Gazeteci, Şair ve Yazar, Halk Filozofu: VEHBİ SINMAZ "KİRALIK KÂTİL" ARIYOR!..

GAZETECİ, ŞAİR VE YAZAR, HALK FİLOZOFU, KANAAT ÖNDERİ "VEHBİ SINMAZ" İLK KİTABINI YAYIMLADI: 
“KİRALIK 
KÂTİL 
ARIYORUM”
Ülkemiz ve Türk Siyaset hayatının en tanınmış simalarından; Gazeteci, Şair-Yazar, Kanaat Önderi ve Halk Filozofu Vehbi SIMAZ, 1934 yılında, Manisa İli’nin Alaşehir ilçesinde doğdu. Eğitimini Alaşehir’de tamamladı. 1959’da “Fena İtiyatlarla Mücadele Cemiyeti’ni” kurdu. Kurucusu ve Kurucu Başkanı olduğu Cemiyette: Özelikle ve başta gençlik olmak üzere, tüm insanların kötü huy ve fena alışkanlıklardan kurtulması uğrunda yoğun bir gayretle, ağılıklı mücadele verdi.
AKTIF POLITIK YAŞAM
Aktif siyaset öncesi (muhtemelen plân, proje, hedef ve düşüncelerini millete iletmek, ilân etmek, tıpkı bir misyoner gibi yaymak, açıklamak, yayımlamak ve bildirmek amacıyla olsa gerek) Düşünce Dergisi’ni çıkarttı.
Bir dönemlerin en cesur, her çıkışında gündem yaratan, güncel hayat ve siyasette belirleyici etkisi olan Mehmet Şevket Eygi’nin (Ulusal) Bugün Gazetesinde uzun bir süre çalıştı,  haber, yorum ve makaleler yazdı.
1969 yılında Manisa’dan Adalet Partisi (AP) 14. dönem Milletvekili seçilerek Parlâmentoya girdi. 1971'de AP içinde başlayan "72'ler hareketinin baş aktörleri, efsane kahramanları içinde yer aldı. Bu destansı süreçte Demokratik Parti'nin kurucuları arasında en ileri saflarda idi. Bahusus 14. Dönem Milletvekilliği sırasında, çok aktif, çileli ve zorlu bir mücadele sürecine imzasını attı. 12 Mart gibi, Tarihte iz bırakan bazı önemli olaylara taraf, icabında muhatap, aksiyoner ve şahit oldu. Yeri geldiğinde meydan okudu. Yürekli ve yiğitçe duruşlar sergiledi.
1972 yılında, profesyonel politikacı kimliğini bıraktı.
Daha çok bir gönül adamı (Yunuslardan bir Yûnus) sıfatıyla: İlim, Fikir ve Düşünür, daha doğrusu Gandi gibi bir “Kanaat Önderi” olarak çalışmalarını güçlü bir irade, azim ve kararlılıkla bıkmadan, yılmadan, usanmadan sürdürdü.,
VEHBİ SINMAZ'IN İLK KİTABI:
"KİRALIK KÂTİL ARIYORUM" 
Bu dönemde: 1990 yılı itibarıyla İnsan ve Kültür Ocağı’nı ve 1994’de de İnsan ve Kültür Vakfı’nı kurdu. Kadim Konya Milletvekili, İçişleri ve Sağlık Bakanlığı’nın yanı sıra Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı da yapan Dr. Faruk Sükan’ın Şeref Başkanı olduğu:, Taner Bilen, Av Hami Müftüoğlu, Mustafa Nevruz Sınacı ve Prof. Dr. Abdurrahman Güzel’in de Genel Başkanlık yaptığı “İnsan ve Kültür Ocağı (derneği) ile İnsan ve Kültür Vakfı”nın uzun süre Genel Başkanlık görevini bizzat sürdürdü.   
İSTANBUL & ÇANAKKALE
Şu anda İstanbul ve Çanakkale arasında mekik dokuyan Vehbi Sınmaz, biri kız diğeri erkek iki çocuk babası. Halen “tarihi ve ilmî” bir günlük tutmakla meşgul olan ve kitap yayın hazırlığı yapan Vehbi Sınmaz, pek çok konferans vermiş, makaleler yazmış, haber ve makalelere konu olmuş; Zaman zaman radyo ve televizyon programlarında konuşmalar, gazete ve dergilerde röportajlar yapmıştır.
VEHBİ SINMAZ'IN "YAZMAYI DÜŞÜNDÜĞÜ" KİTAPLAR:
1- Toprağını Arayan Tohum, 2- Tohum, Toprak ve İklim, 3- İnsan, Kültür ve Ortam, 4- Dünyada İnsan Lâboratuvarı, 5- Kur_an İşaret Eden midir? İşaret Edilen midir? 6- Aman Bana Benzemeyin, 7- Müslümanlar, Dil Bilmiyor., 8- Allahım Dilini, Kâinatın ve Tabiatın Dilini Bilmiyor. 9- Aramak mı, Aranmak mı? (Kaynak: Kiralık Kâtil Arıyorum-Sayfa: 104, AKIL FİKİR YAYINLARI-2017)  

4 Mayıs 2017 Perşembe

ÇOK GARİP BİR DURUM!.. "ANKARA ADLİYESİ PARÇALANIYOR" - HABER & MAKALE: Avukat A. Erdem Akyüz, (Ankara-04 Mayıs 2017)

Kamuoyunda giderek düşen yargıya güvenin yanında, yargı organları da bölünerek parçalara ayrılmaktadır. Bunun en yakın örneği Başkent Ankara Adliye Sarayı’nda yaşanmaktadır.
Yargıtay, Danıştay, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi, Yüksek Seçim Kurulu gibi Ankara merkezinde bulunan yüksek yargı organları, ulaşılması çok güç ve birbirinden uzak bölgelere taşınmış ve bunların bir kısmı çeşitli yerlerde bulunan değişik binalara bölünmüştür.
Ankara merkez ilçelerindeki adliye binalarını bir araya toplamak, vatandaşın yargıya ulaşımını ve yargıda hız ve güveliği sağlamak için özel olarak yapılan Ankara Adliye Sarayı binasındaki mahkemeler de, ayrı yer ve binalara taşınmaktadır. Üstelik taşınılan yeni yerler; ulaşımı güç, mahkeme olarak yapılmadığı için güvenliği olmayan,  verim alınması ve çalışılması mümkün olmayan binalardır.
Bu yeni yapılanma ve yozlaşmaya ilk örnek olarak; Ankara Adliye binası içinde bulunan “Fikri ve Sınaı Haklar Mahkemeleri”, İstanbul yolunda bulunan ve genel olarak bu davalarda taraf olan T.Patent Kurumu binası içine taşınmıştır.
Kısa süre sonra, “32 adet İcra Daireleri ve 16 adet İcra Mahkemeleri”, Yenimahalle yolunda, tek katlı, baraka vari bir yapıya taşınmıştır.
Daha sonra Merkez Adliyede bulunan “45 adet İş Mahkemesi ve 14 adet Asliye Ticaret Mahkemesi”, yüksek kiralar ödenerek, adliye olarak yapılmayan, AK Plaza adıyla otel ve iş merkezi olarak yapılan, 12 katlı ve yangın merdiveni bulunmayan ve her gün adliyeye giren onbinlerce kişi için hayati tehlike arzeden bir binaya taşınmıştır.
Son olarak 26 adet Asliye Hukuk Mahkemesi ve 10 adet Sulh Hukuk Mahkemesi, Dışkapı yolunda bulunan ve bir örgütün yurt olarak yaptırdığı ve el konulduğu söylenen garip bir yapıya taşınmak üzeredir.
Oysa Ankara Adliyesi, özel olarak adliye binası olarak inşa edilen geniş ve güzel bir yapıdır. Binanın arka tarafında, gene devletin mülkiyetinde bulunan, üç tane adliye binası yapılabilecek geniş bir arsa vardır. Yakın çevrede bulunan ve adliye binası olmaya müsait Etibank Merkez Binası, İller Bankası, İmar İskan Bakanlığı, Danıştay Binası, Saraçoğlu evleri yıkılmış ve yıkılmaya terkedilmiş durumdadır.
Ankara Merkez Adliye Sarayının geleceği ise kuşkulu bir karanlığa gömülüdür. Başkent Ankara’nın en merkezi ve ulaşımının en kolay olduğu, büyük rant getirici bölgesinde bulunan Ankara Adliye Sarayı’nın yıkılarak yerine, önceki örneklerinde rastlandığı üzere; büyük bir cami, iş merkezleri, AVM’ler satış yerleri ihale edilerek yapılacağı söylentileri kuvvet kazanmaktadır.
Bu şekilde güven yitirerek parçalanan adalet, bina ve kurumları ile de parçalanmaktadır.
“Ülkenin temeli olan adalet”; parçalanmış, parçalara bölünmüş, güvenirliğini giderek yitirmekte olan bir kurum durumdadır. ((HABER MAKALE: Av. A. Erdem Akyüz, Ankara-04 Mayıs 2017))