23 Kasım 2017 Perşembe

HERŞEY ANKARA İÇİN: "ATO HEYETİ DİREKT UÇUŞLARA DESTEK İÇİN FRANKFURT’TA "

ATO HEYETİ DİREKT UÇUŞLARA DESTEK İÇİN FRANKFURT’TA  
-ATO BAŞKANI BARAN, “ANKARA, 3-4 SAATLİK UÇUŞLA ULAŞILABİLECEK 34 ÜLKE VE 23 TRİLYON DOLARLIK BİR PAZARIN ORTASINDA.”
-“FRANKFURT GİBİ ANKARA’NIN DA GELECEĞİNİ KONGRE VE FUAR TURİZMİNDE GÖRÜYORUZ.”
-TOBB BAŞKANI RİFAT HİSARCIKLIOĞLU: “DİREKT UÇUŞLAR YATIRIMA GELENE AVANTAJ OLACAK.”  

Ankara Ticaret Odası (ATO) Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran başkanlığındaki 170 kişilik heyet, ATO’nun ısrarlı girişimleri sonucu Türk Hava Yolları’nın (THY) Ankara’dan direkt uçuş başlattığı Frankfurt’a gitti. ATO’nun direkt uçuşlara destek vermek amacıyla gerçekleştirdiği Frankfurt ziyaretinde kongre ve fuar turizmi konusunda da görüşmeler gerçekleştirildi. ATO heyetinin ziyareti sırasında Frankfurt Marriot Otel’de “Ankara Uçuyor” konulu bir toplantı gerçekleştirildi. Toplantıya TBMM Eski Başkanı ve AK Parti Ankara Milletvekili Cemil Çiçek, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ve Avrupa Komisyonu Eski Başkan Yardımcısı Günter Verheugen’in da katıldı.
Toplantının açılış konuşmasını yapan 
ATO Başkanı Baran, “Frankfurt’a gelişimizin nedenlerinden biri, direkt uçuşlara destek vermek. Bu vesileyle bize destek veren Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Başbakanımız Binali Yıldırım’a, Bakanlarımıza, ülkemizin bayrağını göklerde dalgalandıran gurur duyduğumuz markamız Türk Hava Yolları’nın yönetimine ve sivil toplum kuruluşlarımıza çok teşekkür ediyorum” dedi. Ankara’dan yurtdışına direkt uçuşların artmasının sadece ulaşım kolaylığı açısından değerlendirilmemesi gerektiğine vurgu yapan Baran, direkt uçuşların, Ankara’nın kongre, fuar ve sağlık turizmi alanında gelişmesine yönelik çalışmaların bir parçası olduğunu kaydetti.
-“23 TRİLYON DOLARLIK PAZARIN ORTASINDAYIZ”-
Ankara’dan Frankfurt’a uçakla yaklaşık 3,5 saatte geldiklerine dikkati çeken 
Baran, “Coğrafi olarak Türkiye’nin ortasında yer alan Ankara’dan 3-4 saatlik uçuşla varılabilecek Almanya, Lüksemburg, Avusturya, Irak, Ürdün, Kıbrıs, Romanya, İngiltere, Özbekistan, Libya gibi 34 ülke mevcut. Bu ülkelerin toplam gayrisafi milli hasılası yaklaşık 23 trilyon dolar. Yani 34 ülkeyi kapsayan 23 trilyon dolarlık bir pazarın ortasındayız. Bu pazarı değerlendirecek üretim yapısına sahip bir şehrimiz var” dedi.
-“ANKARA FRANKFURT’LA BENZEŞİYOR”-
Avrupa’nın kavşak noktasında bulunan Frankfurt’un, Ankara ile pek çok ortak özelliğe sahip olduğunu kaydeden
 Baran, şunları söyledi: “800 yılı aşkın bir süredir ticaret fuarlarına ev sahipliği yapan Frankfurt, tıpkı New York, Roma, Londra, Moskova, Tokyo veya İstanbul gibi, uluslararası ticaretin en önemli merkezlerinden biri... Her yıl ortalama 3 milyon ziyaretçi Frankfurt’ta gerçekleşen 60 bin kongre ve etkinlik için şehre akın ediyor. Yıllık ortalama 51 uluslararası büyüklükte fuar gerçekleşiyor. Dünyanın en büyük ve kapsamlı kitap fuarı Frankfurt’ta düzenleniyor. Ekim ayında 69’uncusu düzenlenen fuara 100’ü aşkın ülkeden yaklaşık 7 bin yayın kuruluşu katılmış. Fuar geçen yıl yaklaşık 278 bin ziyaretçiyi ağırlamıştı. Bugün tüketici ürünleri, tekstil, otomotiv teknolojisi, mimarlık ve teknoloji alanındaki lider fuarların evi durumunda… Frankfurt Belediye Başkanı’nın tabiriyle Messe Frankfurt ‘şehrin beyni.’ Ankara Ticaret Odası olarak biz de şehrimizin geleceğini kongre ve fuar turizminde görüyoruz.” 
-“ALMANYA EN ÖNEMLİ PARTNERİMİZ”-
Almanya-Türkiye ilişkilerinin çok eskilere dayandığını anlatan
 Baran, “3 milyon vatandaşımızın ikinci vatanı olan bu ülke ile ekonomik, sosyal, kültürel bağlarımız mevcut. Bugün Almanya’da ekonomiden spora kadar birçok alanda vatandaşlarımız var ve kendilerinden söz ettiriyorlar. Halen 85 bin Türk girişimci yılda 45 milyar Euro’luk bir ciro ile iş yerlerinde 80 bini Alman olmak üzere 400 bin kişiye istihdam sağlıyor” dedi.
-“ALMANYA ANKARA İÇİN DE ÖNEMLİ”-
ATO olarak Almanya ile bağları daha da güçlendirmek arzusunda olduklarını dile getiren
Baran, ticaretin, ülkeler arasındaki en sağlam köprü olduğunu söyledi. Hem ithalatta hem de ihracatta Türkiye’nin en önemli dış ticaret partnerinin Almanya olduğunu da hatırlatan Baran, “Ankara için de Almanya’nın ayrı bir önemi var. 2016 yılında gerçekleştirdiğimiz toplam 10,8 milyar dolarlık ithalatımızın 1,8 milyar dolarlık kısmı yani yüzde 17’si Almanya’dan gerçekleşmiş. İhracatımızda da payı yüzde 8. Toplam 6,4 milyar dolarlık ihracatın 565 milyon doları Almanya’ya yapılmış” diye konuştu.
-TOBB BAŞKANI: “YATIRIMA GELENE AVANTAJ OLACAK”-
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da yaptığı konuşmada, Ankara’dan direkt uçuş bulunmamasının aktarmalı gidişler nedeniyle 4-5 saatlik kayba yol açtığını dile getirdi.“Bugün en kıymetli şey paradan sonra zamandır” diyen Hisarcıklıoğlu, “Ankaralılar olarak biz değil, Çorum’dan, Eskişehir’den gelen vatandaşlarımız için de geçerli. ATO’nun bu girişimi İç Anadolu’nun tamamına bir avantaj sağladı. Biz İstanbul üzerinden giderken, gelen için bu daha büyük bir sorundu. Ama asıl gelen yatırımcının işi kolaylaştı. Çünkü yatırımcı kolay ulaştığı yere yatırım yapıyor. Bu seferlerin artık Ankara üzerinden yapılması karşılıklı olarak sadece bize değil, bizim şehrimize yapılan yatırımdan yararlananlara da faydalı olacak. Büyük bir problem çözüldü, ATO ile birlikte bunu sağladık” diye konuştu.
-“DÜSSELDORF VE AMSTERDAM SIRADA”-
THY Yönetim ve İcra Kurulu Başkanı İlker Aycı’nın ATO Başkanı Gürsel Baran’ın Ankara’dan direkt uçuş konusunu ısrarla takip ettiğini kendisine söylediğini anlatan Hisarcıklıoğlu, Baran’ın vizyon sahibi bir Oda başkanı olarak görevini yaptığını söyledi. Hisarcıklıoğlu, “Yakında Düsseldorf ve Amsterdam gibi başka şehirlere de direkt gidip gelebileceğiz” dedi.
-“FUAR ALANI 1 YILDA BİTECEK”-
Ankara’nın bir fuar alanının olmadığını da belirten Hisarcıklıoğlu, “Bir başkentin fuar alanı olmaz mı? Bu bizim büyük bir ayıbımızdı. Bu kapsamda en büyük sermayedarlardan olan ATO, elini taşını altına koydu, ihalesi 1 ay içerisinde yapılacak ve 1 yıl içinde de tamamlanarak Ankara’nın da bir fuar alanına kavuşması sağlanacak. Bu fuar alanından Ankara ve İç Anadolu tüccarı faydalanacak” diye konuştu.
-“AB İLİŞKİLERİNDE KIŞ HAVASI YAŞIYORUZ”-
Toplantıda Türkiye-AB ilişkileri de ele alındı. Toplantıda konuşan
 TBMM Eski Başkanı ve AK Parti Ankara Milletvekili Cemil Çiçek, Türkiye ile AB ilişkilerinde Verheugen’in katkılarının büyük olduğunu belirterek, bugün de bu ilişkileri sürdürecek bir Verheugen’in olması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin bu ilişkilerden yana olduğunu belirten Çiçek, “Türkiye hiçbir zaman AB üyeliğinden vazgeçmedi. 2000’li yılların başında Türkiye Kopenhag kriterleri sürecini yaşadı ve bunu başardı. AB ile ilgili 58 yasa çıkardık. Hak ve özgürlükleri doğrudan ilgilendiren zor yasaları çıkardık. AB ilişkilerinin geliştirilmesi için müstakil bir bakanlık dahi kuruldu” dedi. Çiçek, Türkiye’nin AB’ye ihtiyacı olduğu gibi AB’nin de Türkiye’ye ihtiyacı olduğunu vurguladı. AB’ye üyelik için Kopenhag kriterleri dışında şart olmadığını ancak Kıbrıs konusunun Türkiye’nin önüne konduğunu hatırlatan Çiçek, terörle mücadele konusunda AB’nin tutumunun güven vermediğini söyledi. Çiçek, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından AB’nin tutumunu da eleştirerek “AB demokrasi değerlerini savunduğunu söylüyor. Söylem olarak bunun doğru olduğuna inanıyoruz. En son 15 Temmuz’da yaşadığımız alçaklık karşısında demokrasi değerlerini savunanların (yanınızdayız) demesi gerekmez miydi? Kurumsal olarak böyle bir söz duymadık. Duymadığımız gibi Türkiye’de hukuku ihlal eden adamlar burada” diye konuştu.
-VERHEUGEN: “EKONOMİDEN DAHA ÖNEMLİ BİR SİMGEDİR”-
AB’nin Gelişmeden Sorumlu Eski Komiseri Günter Verheugen de konuşmasında Türkiye’ye her gelişinde ciddi sıkıntılar yaşadığını belirterek, “Doğrudan bir uçuş bağlantısı gerçekten büyük bir kazanım ve başarıdır. Çok önceden de söylerdim, meşakkatli yollardan geçip Ankara’ya geliyordum. Şimdi Berlin işe yarar bir havalimanına sahip olursa artık daha kolay ulaşım sağlanacak. Ama Berlin yeni havalimanı beklerken, Ankara yepyeni bir havalimanına sahip oluyor. Yeni doğrudan bağlantılar benim açımdan bir simgedir. Ekonomiden önce bir bağlantının oluşturulması açısından önemserim. Bu nedenle benim için sevindiricidir. Bunda güçlü bir siyasi karar vardır. ‘Avrupa ile doğrudan bağlantı kurmak istiyoruz’ demektir” değerlendirmesini yaptı. Verheugen Ankara ile Düsseldorf ve kendi memleketi Köln’e doğrudan uçuş başlatılmasından da memnuniyet duyacağını söyledi.
Türkiye-AB ilişkilerinin geçmişine değinen
 Verheugen, Türkiye’nin tam üyelik müzakerelerine başladığında üyeliğin 1 Ocak 2013 olarak hedeflendiğini anlattı. Bu süreçte 15 fasıl açıldığını, birinin de kapandığını hatırlatan Verheugen, “Müzakereler başarılı olmasa da her iki tarafta da tam üyelikle ilgili halen bir irade bulunuyor. Bu bağ koparılmasın. Türk hükümeti Brüksel’in Türkiye’ye bu kapıyı kapamasını isteyen çevrelere prim vermesin” dedi.
Konuşmasında 15 Temmuz darbe girişimine de yer veren
 Verheugen “Bizde bir darbe girişimi olmuş olsaydı, hayal bile edemiyorum ne gibi sorunlar doğuracağını” dedi. Toplantıda daha sonra Frankfurt Başkonsolosu Burak Karartı bir konuşma yaparak Almanya hakkında bilgi verdi. Frankfurt Ekonomi Kalkınma Kurumu CEO’su Oliver Schwebel’in konuşmasının ardından Messe Frankfurt Yönetim Kurulu Üyesi Stephan Kurzaski bir sunum yaptı. Toplantı Türk Alman Ticaret ve Sanayi Odası Genel Sekreteri Okan Özoğlu’nun konuşmasıyla sona erdi.
Toplantıya, 
İstanbul Ticaret Odası Başkanı İbrahim Çağlar, Nevşehir Ticaret Odası Başkanı Arif Parmaksız, Çorum Ticaret Borsası Başkanı Ali Bektaş, Eskişehir Ticaret Borsası Başkanı Ömer Zeydan, Çubuk Ticaret Borsası Başkanı Veli Demir, Haymana Ticaret Odası Başkanı Ercan Özkan, Şereflikoçhisar Ticaret Odası Başkanı Yasin Tekin, TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve Polatlı Ticaret Borsası Başkanı Yahya Toplu, Türk Alman Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu üyeleri, Orta Anadolu İhracatçılar Birliği Başkanı Ahmet Kahraman, Ankara Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Arif Şayık, Türk Hava Yolları Ankara Satış Müdürü Emrullah Kirişçi, ATO Yönetim Kurulu ve Meclis üyeleri katıldı.

14 Kasım 2017 Salı

Halk İçin Bu Kadar "HAYATİ ÖNEMİ HAİZ" Bir Üretim Unsurunu Özelleştirmek Haksızlıktır. Hak'sızlık ise: "İnsanlık, Medeniyet, HAK ve HALK Düşmanlığıdır. Dolayısıyla ve Elbette: "ALPULLU ŞEKER TRAKYA İNSANI İÇİN ÇOK ÖZELDİR, ÖZELLEŞTİRİLEMEZ"

"ALPULLU ŞEKER FABRİKASI" TRAKYA İNSANI İÇİN ÇOK ÖZELDİR, ÖZELLEŞTİRİLEMEZ!..

Hakan Dedeoğlu
Lüleburgaz
Geçtiğimiz günlerde, bir arkadaşım, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın şeker fabrikalarındaki geçici işçilerle ilgili soru üzerine, “şeker fabrikaları benim gözümün bebeği ama özelleştirilecek” dediğini söyledi. Kendisine “evet, ben de okudum; insan kendi göz bebeğini bir başkasına verecek ya da kiralayacak değil ya” şeklinde karşılık verdim, “Ben yalnızca bir kişiyim, bir kişiyle ne olur demeyen birisiyim. Ben kişisel olarak mücadelenin sınırlarını zorluyorum. Tabii başka çıkarlar peşinde olanlar da sınırları kendileri açısından zorluyor. Ancak asıl olan halktır. Burada belirleyici olacak da yine halkın tavrıdır. Üstelik bu Alpullu Şeker bize Ata’dan emanet…”
ÜSTELİK BU ALPULLU ŞEKER BİZE ATA’DAN EMANET
Diğer taraftan şeker fabrikalarıyla ilgili şaka olmaz. Çünkü bu meşakkatli işi çiftçimiz hala yapmaya çalışıyorsa; geçmiş anılarından başlayarak, toprağının verimliliğini, bereketini, hayvanının ve daha da önemlisi ülkesinin geleceğini düşündüğü içindir. Mesela ülkemizde nişasta bazlı şeker (NBŞ) kotası %15 civarında. Ulus ötesi şirketlere kalsa bu kota daha da artırılır. İktidar ve muhalefet bu konuda uzlaşı içerisinde kotayı artırmadı. Bu önemli bir karar oldu insanımız için. Şimdi gelelim özelleştirme konusuna...
40 KERE“ DÜŞÜNMEK GEREKİR!
Sektörel olarak bakıldığında bazı branşlarda özelleştirmeler konuşulabilir, hatta değerlendirilebilir. Ancak şeker oldukça hassas bir konu, değişik bir içerik ve yapıya sahip. Sayın bakanın daha önceki açıklamasında söylediği gibi “40 kere“ düşünmek gerekir! Yaptım, oldu anlayışı ülke insanımızın geçmişinde olmadığı gibi, mevcut iktidarın geleceğinde de olmamalıdır.
Uzun süredir pancardaki kota sorununu aşmamız sonrası ve de NBŞ’ye dair net bir tavır ortaya çıkmışken tekrar özelleştirmeden bahsetmek doğru olmadı. 4 yıl aradan sonra gerek fabrika olanakları ve gerekse üretici köylümüzün pancar ekimi, sonrasındaki olumsuzlukları çözmüş olması ayrıca bu konuda mücadele vermesi ve kazanması sanıyorum bazı çevreleri rahatsız etti. Ancak NBŞ’nin kesinlikle bir seçenek olamayacağını Pankobirlik Dergi’nin son sayısına bu konuda açıklama yapan uzmanların görüşleri gösteriyor.
TÜRK TARIMINA DA ÇOK BÜYÜK BİR DARBE
ABD’de sağlığa olumsuz etkileri nedeniyle nişasta bazlı şeker (NBŞ) üretimi durma noktasına geldi, birçok AB üyesi ülke tarafından yasaklandı. NBŞ’nin üretim kotası ABD’de yüzde 10’dan yüzde 2’ye düşürülürken Fransa, Hollanda, İngiltere’de tamamen durduruldu. Türkiye’de ise NBŞ’nin üretim kotası yüzde 10’un üzerinde. Uzmanlar ülkemizdeki NBŞ üretim ve tüketiminin toplum sağlığını olumsuz etkilediğini ayrıca Türk tarımına da çok büyük bir darbe vurduğunu söylüyorlar.
ŞEKER PANCARINDAN YAPILAN ŞEKERİ ÖPÜP BAŞIMIZA KOYMALIYIZ
Mesela kalp cerrahı Prof. Dr. Bingür Sönmez nişasta bazlı şekerlerin bir musibet olduğunu belirterek, “şeker pancarından yapılan şekeri öpüp başımıza koymalıyız” diyor.
ALLAH’TAN KORKMALARI LAZIM
(Çünkü: Hak'sızlık doğrudan doğruya Allah'sızlıktır.)
Prof. Dr. İlber Ortaylı da şöyle diyor: “Bence mısır şurubu kullananlar hiç hoş iş yapmıyorlar. Allah’tan korkmaları lazım. Bunu sırf kazanç için yapmaları çok kötü bir şey. Kesinlikle nişasta bazlı şekerlere karşı kampanya açılmalı.”
NİŞASTADAN ELDE EDİLEN ŞEKERİN EN BÜYÜK ZEHİR
Prof. Dr. Canan Karatay ise nişastadan elde edilen şekerin en büyük zehir olduğunu vurgulayarak “bu zehri lütfen ülkemize sokmayalım” diyor ve nişasta bazlı şekerlerin, pancar şekerlerine göre kalp krizi, felç, kanser, Alzheimer ve şeker hastalığının oluşmasında 10 kat daha fazla etkili olduğunu belirtiyor.
AİLELER, ÇOCUKLARINIZIN NBŞ’Lİ ÜRÜNLERİ TÜKETMELERİNE MUTLAKA ENGEL OLMALI.”
Bakın Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yiğit Bulut ne diyor bu konuda: “NBŞ lobileri bütün dünya genelinde çok güçlü. Amerika’da FDA (Amerikan Gıda ve İlaç dairesi) dahil birçok kurumu baskı altına alıyorlar, Ülkelerde daha fazlasına kalkışabiliyorlar! Aileler, çocuklarınızın NBŞ’li ürünleri tüketmelerine mutlaka engel olmalı.”
ÜRÜNLERE ‘SAĞLIĞA ZARARLIDIR’ İBARESİ KONULMALI
Son ve çok önemli olarak, Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı İsa Gök de ciddi bir noktaya dikkat çekiyor: “Ürünlere ‘sağlığa zararlıdır’ ibaresi konulmalı. Bu koşullar sadece ürünün ulaştığı son birim olan tüketiciye satılan gıda ürünleri için değil, restoran, hastane ve büyük yiyecek içecek tedarikçilerine satılan ürünler için de geçerlidir. Bu yönergeye göre ürünün içindeki malzemeler genetik yapısı değiştirilmiş gıda ürünleri, ambalaj gazları, tatlandırıcılar, aspardam, kinin, kafein, meyan kökü, phytosterol, için etikette özel bir ibare gerekmektedir.”
PANCAR ŞEKERİ DOĞRUDUR, ÇİFTÇİMİZ DÜRÜSTTÜR
Tüm bu açıklamalar bir noktaya işaret ediyor. NBŞ’nin karşısında dimdik duran, hem sağlık hem de ekonomik açıdan çok kıymetli pancar şekerimize sahip çıkmaya devam etmeliyiz. 15 Eylül günü tekrar açılan fabrikamızın işçisinden memuruna kısa sürede ve her konuda gösterdiği adaptasyon sonrasındaki başarı sanıyorum birilerini rahatsız etti.
Ancak doğrular karşısında hiçbir güç dayanamaz.
Pancar şekeri doğrudur, çiftçimiz dürüsttür.
Bundan ötesi teferruattır.
Geleceğine Sahip Çık!
Hakan Dedeoğlu - Lüleburgaz

13 Kasım 2017 Pazartesi

SAĞLIKTA TEHLİKE ÇANLARI!.. "AVRUPA’NIN HAVASI EN KİRLİ 10 ŞEHRİNDEN 8’İ TÜRKİYE’DE"

AVRUPA’NIN, "HAVASI EN KİRLİ" VE "YAŞAM İÇİN RİSKLİ" 10 ŞEHRİNDEN 8’İ TÜRKİYE’DE

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre Avrupa’da en kirli havaya sahip 10 şehrin 8’i Türkiye’de yer aldı. Avrupa genelinde büyük şehirler arasında bir sıralama yapıldığında ise İstanbul havası en kötü metropol konumunda yer alırken dünyada her yıl 7 milyondan fazla insanın hava kirliliği nedeniyle yaşamını yitirdiği belirtildi.
Medya takibinin öncü kuruluşu Ajans Press; AB (Avrupa ülkeleri ve Türkiye'yi kapsayacak biçimde bir) hava kirliliği konulu medya araştırması yaptı. 
Medya takibinin öncü kuruluşu Ajans Press hava kirliliği konulu medya araştırması gerçekleştirdi. AjansPress’in medya incelemesine göre yıl içerisinde hava kirliliğini konu alan 9 bin 755 yansıma tespit edildi. Hava kirliliğinin bu denli fazla konuşulması, medyanın da bu konuya önem verdiğinin bir göstergesi sayıldı. Öyle ki televizyonda yer alan spotlarla halkta bu bilinç yaratılırken özellikle İstanbul’un ulaşım araçlarında, çevre dostu olma gibi koşullar ön plana çıkarılmaya başlandı.
Medyada ön plana çıkan başlıklar arasında
Basına yansıyan haberlerde ise dikkat çekici ayrıntıların ortaya çıktığı görüldü. Medyada ön plana çıkan başlıklar arasında, dünyada her yıl 7 milyondan fazla insanın hava kirliliğine bağlı nedenlerden hayatını kaybettiği belirtilirken, Türkiye’nin listeye dahil edilmesiyle beraber, Avrupa’nın havası en kirli 10 şehri arasında ise Batman, Hakkari, Gaziantep, Siirt, Afyon, Karaman, Iğdır, Isparta yer aldı.Avrupa’nın havası en kirli şehri ise Makedonya’nın Tetova kenti oldu.

7 Kasım 2017 Salı

Atatürkçü Tarihçi, Araştırmacı-Yazar Cengiz Önal Tarakçıoğlu; 8 Kasım 2017 Çarşamba Günü “Tema Vakfı Ankara Temsilciliğinde” ve 11 Kasım 2017 Cumartesi Günü de: “Ankara Fatsalılar Yardımlaşma Kültür ve Dayanışma Dermeği'nde” İki Ayrı Konferans Verecek

DOSTLARIM,
TEMA VAKFI ANKARA TEMSİLCİLİĞİ TARAFINDAN DÜZENLENEN VE KONUŞMACI OLARAK KATILACAĞIM "ATATÜRK VE ÇEVRE" KONULU KONFERANS, AFİŞTE BELİRTİLEN TARİH, SAAT VE YERDE YAPILACAKTIR. ANKARA'DAKİ ARKADAŞLARI, ATATÜRK'ÜN DOĞA AŞKI VE ÇEVRE DUYARLILIĞI KONULARINDAKİ GÖRÜŞ, DÜŞÜNCE VE YAKLAŞIMLARIYLA İLGİLİ BİLGİ ALIŞ-VERİŞİNDE BULUNMAK ÜZERE ORADA GÖRMEKTEN MUTLU OLACAĞIMI BELİRTMEK İSTERİM. ESENLİKLE KALIN. SAYGILARIMLA... 
DOSTLARIM,
FATSA'LI HEMŞEHRİLERİM BÖYLESİ BİR ÖNERİYLE GELİNCE, AİLE VE TOPLUM TERBİYEM GEREĞİ GERİ ÇEVİREMEYECEĞİM GİBİ DOĞDUĞUM VE YETİŞTİĞİM TOPRAKLARA DA BÖYLESİ BİR HİZMETİ SUNMAKTAN GERİ DURAMAZDIM. BUNUNLA BİRLİKTE UZUN YILLARDIR CUMHURİYET'İN BAŞKENTİNDE YAŞIYOR OLMAM MÜNASEBETİYLE ANKARA'LI HEMŞEHRİLERİMİ DE ORADA GÖRMEKTEN MUTLU OLACAĞIMI BELİRTMEK İSTERİM. 11 KASIM 2017 CUMARTESİ GÜNÜ GÖRÜŞMEK ÜZERE ŞİMDİLİK SAĞLIK, ESENLİK VE MUTLULUKLA KALIN. SAYGILARIMLA…

30 Ekim 2017 Pazartesi

SON DAKİKA: "İRAN (IRNA) RUHANİ, TRUMP'IN GÖRÜŞME TALEBİNİ REDDETTİ"

İRAN: "RUHANİ, TRUMP'IN GÖRÜŞME TALEBİNİ REDDETTİ"
İran Dışişleri Bakanlığı, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin, ABD Başkanı Donald Trump'ın görüşme talebini reddettiğini açıkladı.
İran devlet haber ajansı IRNA'nın aktardığına göre İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Behram Kasımi, medyada çıkan iddiaları doğrulayarak Ruhani'nin Eylül ayında düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu sırasında Trump'ın görüşme talebini geri çevirdiğini söyledi. BM Genel Kurulu sırasında iki lider de konuşmalarında birbirilerine karşı sert ifadeler kullanmıştı. İran medyasında yer alan haberlerde aynı zamanda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un bu görüşmeyi organize etmek için aracı olduğu öne sürülmüştü. Ancak Kasımi bu iddiayı reddetti.
'FÜZE ÜRETMEYE DEVAM EDECEĞİZ'
Ruhani aynı zamanda dün mecliste yaptığı konuşmada, ülkesinin güvenliği için füze üretmeye devam edeceklerini söyledi. Ruhani'nin bu sözleri, ABD'nin Temsilciler Meclisi'nde İran'a füze programı yüzünden yeni yaptırım kararları alınmasının ardından geldi. Trump, İran ile 2015 yılında yapılan nükleer anlaşmaya karşı çıkarak İran'ı bu anlaşmaya uymamakla suçluyor.

21 Ekim 2017 Cumartesi

VİZE KRİZİ SORUMLUSU METİN TOPUZ OLAYINDA "ABD'NİN NEDEN AYAĞA KALKTIĞI ORTAYA ÇIKTI"

ABD'NİN NEDEN AYAĞA KALKTIĞI ORTAYA ÇIKTI
Türkiye Cumhuriyeti ile ABD arasında vize krizinin sorumlusu olan, başkonsolosluk görevlisi Metin Topuz’un tutuklanmasından sonra Türkiye’ye nota verdiği ve Topuz’un el konulan cep telefonunun iadesini istediği ortaya çıktı. Notada ayrıca telefonun ve SIM kartın içindeki verilerin de Viyana Sözleşmesi gereği dokunulmazlık kapsamı içinde olduğu ifade edildi.
ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu’nda irtibat görevlisi olarak çalışan Metin Topuz, 25 Eylül’de gözaltına alındı, 4 Ekim’de ‘casusluk’ iddiasıyla tutuklandı. ABD ile Türkiye arasında vize krizine neden olan süreç, bu tutuklamayla başladı. Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Genel Müdürlüğü tarafından Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü ve Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne gönderilen 10 Ekim 2017 tarihli bir yazıyla ABD’nin Türkiye’ye ‘cep telefonu’ için nota verdiği ortaya çıktı.
‘BELGELER DOKUNULMAZ’
Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Genel Müdürü Mehmet Samsar imzası taşıyan yazıya göre, ABD’nin verdiği notada Metin Topuz’un kullandığı cep telefonunun ABD devletine ait olduğu, ABD’nin Topuz’un tutuklanmasının ardından savcılık kararı ile el konulan cep telefonunun en kısa sürede iadesini istediği ifade edildi. Yazıda, notada yer alan şu sözlere de dikkat çekildi: “Notada devamla Metin Topuz’a ait ... ... .. .. numaralı cep telefonu veya ........... seri numaralı SIM kart ile bağlantılı her türlü bilgi ve verinin Konsolosluk İlişkileri hakkında Viyana Sözleşmesi’nin 33’üncü maddesi uyarınca, Konsolosluk arşiv ve belgelerinin dokunulmazlığı kapsamında olduğu kaydedilmektedir.”
İDDİA: 17 ARALIK RAPORUNU ABD'YE GÖTÜRDÜ
ABD ile vize krizine neden olan ABD Başkonsolosluğu irtibat görevlisi Metin Topuz’un firari FETÖ şüphelisi Bankalar Yeminli Murakıbı Osman Zeki Canıtez tarafından 17 Aralık 2013’teki operasyonlarından sonra savcılığın talebi üzerine hazırlanan raporu ABD’ye götürdüğü iddia edildi. Savcılığın iddiasına göre, 17 Aralık soruşturmasının FETÖ şüphelisi eski savcısı Celal Kara, 25 Aralık’ta Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’ndan (BDDK) bilirkişi ataması yaptırdı. Bu atamadan diğer soruşturma savcılarını haberdar etmedi. BDDK Denetim 1. Daire Başkanlığı’ndan soruşturma dosyası için bilirkişi olarak atanan Bankalar Yeminli Murakıbı Osman Zeki Canıtez, 28 Ocak 2014’te 95 sayfalık rapor düzenledi. Rapor aynı gün dosyaya girdi. Raporun tesliminden 1 gün sonra 29 Ocak 2014’te Celal Kara soruşturmadan alındı, infaz savcılığında görevlendirildi.
İKİSİ DE FETÖ ŞÜPHELİSİ
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Metin Topuz ile ilgili yürüttüğü soruşturma dosyasında, FETÖ şüphelisi Celal Kara’nın görevden alınacağını öğrendiği ve önceden soruşturmaya atanan diğer savcıların bilgisi dışında atanmasını sağladığı Bankalar Yeminli Murakıbı Osman Zeki Canıtez’e rapor hazırlattığı belirtildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddiasına göre, eski savcı Kara tarafından Canıtez’e hazırlatılan o rapor, FETÖ’cü polis müdürleri aracılığı ile ABD irtibat görevlisi Metin Topuz’a teslim edildi. Bu rapor, Topuz tarafından da ABD’ye ulaştırıldı. Söz konusu rapor, görevden alınan New York Savcısı Preet Bharara tarafından Rıza Sarraf’a, sonrasında ise Bharara’nın yerine gelen Joon H.Kim tarafından Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’ya yöneltilen suçlamaların da dayanağını oluşturuyor. Ağustos 2016’da FETÖ’nün BDDK içindeki elemanlarına yönelik olarak yapılan operasyonda Canıtez’in yurtdışına kaçtığı anlaşılmıştı. (REF: Toygun ATİLLA/İstanbul)

18 Ekim 2017 Çarşamba

Dost ve Kardeş AZERBAYCAN Türklerinin "BAĞIMSIZLIK GÜNÜ" Hayırlı ve Kutlu Olsun.

Dileriz ki; Dost ve Kardeş Azerbaycan gerçek anlamda Özgür, Hakim, Hükümran; Laik ve Demokrat bir Hukuk Devleti olsun. Adalet Ahlâkı, Eşitlik ve Hukuk çerçevesinde Ebed-Müddet yaşasın.  

14 Ekim 2017 Cumartesi

ÇOK ÖNEMLİ İKİ MESELE: 1. SOYKIRIMCI SIRPLARDAN "HELÂL ET ALMAK" GAFLET, DALALET VE İNSANLIĞA İHANETTİR.. 2. SURİYELİ SIĞINMACILAR NEDEN KENDİ VATANLARINI SAVUNMAKTAN ACİZ, KORKAK VE ZAVALLI?.. 3. VE MÜTHİŞ BİR İRONİ "ÖC ALAN VE BÜLENT ARINÇ"

SURİYELİ SIĞINMACILAR ASLINDA NE İŞE YARAR?..
Türkiye'de 3.5 milyon Suriyeli sığınmacı arasında en az 500 bin savaşacak yaşta genç erkek var. Bunlarla pek alâ düzenli bir ordu kurulabilir ve kendi anavatanlarında cepheye sürülebilir. Zira “Onlar Türkiye'de yan gelip yatarken Türk askeri Suriye'de neden savaşıyor?” diye soranlara hak vermemek mümkün değil.
Ben, kendi ülkelerine faydası olmayan bu insanların Türkiye'ye hiçbir yararı olmayacağını, hatta büyük zararları olacağını düşünenlerdenim. Bu durum işin bir yanı… 
TÜRK ORDUSU ASTANA ANLAŞMASI GEREĞİ KORUMA, ADALET VE BARIŞ İÇİN SURİYE'DE
Diğer yanı ise Türk askerinin önceki gün zırhlı araçlarla Suriye'nin İdlib kentine girmesi…
Mehmetçik, İdlib'e işgalci olarak girmedi. Türkiye, Rusya ve İran arasında Astana'da varılan üçlü anlaşmanın öngördüğü “Bölgedeki çatışmasızlık” durumunu kontrol göreviyle girdi. İdlib'de, Esad'ın ordusu ile başta El Nusra olmak üzere çeşitli gruplar ve terör örgütleri var. Türkiye'nin hedefi, Kürt YPG/PKK güçlerini kontrol altına alıp bölgede “Kürt koridoru” kurulmasına engel olmak!
Bu durum Amerika'nın hiç hoşuna gitmiyor ama Türkiye bir Kürt koridoru kurulmasını önlemeye mecbur. Türk askerinin İdlib'de tehlikeli bir görev üslendiği kesin. Dualarımız onlarla. Posted by: Tamer Olgun <htamerolgun@gmail.com>
BU HABERE (HATIRLATMAYA) DİKKAT!..
NİSYAN İLE MALÛL OLMAMALI “HAFIZA-İ BEŞER”
BÜLENT ARINÇ: YENİ SÜREÇTE ÖCALAN OLACAKTIR, OLMALIDIR
BAŞBAKAN eski Yardımcısı Bülent Arınç, kamu güvenliği tesis edildikten sonra yeni şartlar ile isminden başlayarak belki pek çok şeyi de değiştirmek suretiyle yeni bir çözüm sürecine ihtiyaç olduğunu söyledi. Arınç, “Şimdi şüphesiz yeni süreçte Öcalan ve İmralı olacaktır ve olmalıdır” dedi.
Kuzey Irak’ın Erbil kentinden yayın yapan Kürdistan 24 TV’nin dün akşamki yayınında Bülent Arınç’la yapılan röportaj yer aldı. Çözüm sürecinin 2009’dan bu yana seyrini anlatan Arınç, yeni bir çözüm süreci gerektiğini söyledi. Yeni bir çözüm sürecinde Abdullah Öcalan’ın önemli olacağını belirten Arınç, şunları söyledi: “Yani hem örgüt, hem Kürt halkı üzerinde Öcalan’ın olumlu bir etkisi olacağını ben şahsen düşünüyorum. Ancak siyasi temsil konusunda HDP olmalı mıdır, buna bir karar vermek lazım. Benim kanaatim HDP bir siyasi aktör olarak kalabilir de ama bugünü kadar yaptığı işlerden hiç bir fayda olmadığına göre onun yerine Öcalan’ın da onay vereceği başka siyasetçiler de olabilir. Çünkü bir temsil ve bir araya gelme söz konusu olduğunda bunu Öcalan’ın itibar ettiği siyasetçileri koymak lazım.” (DHA, 20 Ocak 2016 16:26)

13 Ekim 2017 Cuma

SON DAKİKA "MTV'de yüzde 40 olarak öngörülen zam oranı yüzde 25'e çekildi. Yeni oranlar 1300 CC altı için yüzde 15, üstü için yüzde 25 oldu."

MTV'DE ZAM ORANI YENİDEN BELİRLENDİ
MTV'de yüzde 40 olarak öngörülen zam oranı yüzde 25'e çekildi. Yeni oranlar 1300 CC altı için yüzde 15, üstü için yüzde 25 oldu.Gelir vergisinde üçüncü dilime girenlerin vergi kesintisi oranını yüzde 27'den yüzde 30'a yükselten madde torba tasarıdan çıkarıldı.
(Ankara, 13 Ekim 2017-17.45//AA)
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, bazı vergi kanunlarında değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısının görüşmeleri devam ederken verilen bir önerge ile MTV'deki artış oranı düşürüldü. Tasarı, yeni yıldan itibaren tüm araçların MTV oranlarında yüzde 40'lık bir artış öngörüyordu. Ancak tasarıya gelen itirazlar, oranının düşürüleceği beklentisini de beraberinde getirmişti. Verilen önerge ile MTV artışı 1300 cc altındaki araçlarda yüzde 15, daha yüksek motor hacimli araçlarda ise yüzde 25 olarak uygulanacak. Tasarıdan önce motor hacmi 1300 cc ve altındaki 1-3 yaş araçlardan 646 TL, 1300 cc-1600 cc arası araçlardan 1035 TL, 1601 cc-1800 cc arası araçlardan 1827 TL, 1801-2000 cc arası araçlardan da 2878 TL yıllık MTV alınıyordu. Yüzde 40 oranının yüzde 15 ve 25 olarak güncellendiği yeni torba yasaya göre ise 1300 cc ve altındaki 1-3 yaş araçların vergisi 743 liraya, 1300 cc-1600 cc arası 1293.75 liraya, 1601 cc-1800 cc arası 2283.75 liraya, 1801-2000 cc arası 3 bin 597 liraya çıkacak.
GELİR VERGİSİ DÜZENLEMESİNDEN VAZGEÇİLDİ
Gelir Vergisi Kanunu'nun üçüncü dilimindeki ücretler için yapılacak vergi kesintisi oranının yüzde 27 yerine yüzde 30 olarak uygulanmasına" ilişkin madde, Ak Parti'nin verdiği önergeyle, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülen "torba tasarı"dan çıkarıldı. Üçüncü dilimdeki vergi kesintisi oranı, mevcut durumdaki gibi yüzde 27 olarak uygulanmaya devam edilecek. Gelir vergisi tarifesinin üçüncü dilimindeki oranın yüzde 27’den yüzde 30’a çıkartılması, ücretlilerin büyük kısmını etkileyecek, işverenle net ücret üzerinden anlaşmayanların ücreti azalacaktı. Eğer tasarı yasalaşsaydı aylık brüt 2 bin 875 TL ve üzerinde ücret alanlar, gelecek yıl 39 ile 2 bin 500 TL arasında ilave vergi ödeyeceklerdi. Bu arada torba tasarının görüşmeleri sırasında Maliye Bakanı Ağbal, 2018 Bütçesinin 16 Ekim Pazartesi günü Bakanlar Kurulu'na sunulacağını belirterek 24 Ekim'de de Meclis Plan Bütçe Komisyonu'nda sunum gerçekleştireceklerini söyledi.

7 Ekim 2017 Cumartesi

SON DAKİKA: “ÜMİT YALIM SONUNDA ÇİLEDEN ÇIKTI...” İŞGAL VAR İŞGAL!..

HABER MAKALE: AHMET TAKAN: "YUNAN'IN HEDEFİNDE İZMİR VAR”
Yeniçağ Gazetesi yazarı Ahmet Takan, bugünkü köşesinde kamuoyuna çok çarpıcı bir duyuruda bulundu. Ümit Yalım'ın ortaya koyduğu belgeleri yayımlayan Takan 'Yunan hedefinde İzmir var" dedi.
İŞTE O AÇIKLAMA:
"18 TÜRK ADASI VE 1 KAYALIK İŞGALDE"
"Bu kadarı da pes doğrusu" diye hayıflanmayın!.. Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan belliydi. Yunan'ın küstahlıklarını yıllardır belgeleriyle yazıp çiziyoruz, AKP iktidarının vurdumduymazlıkları ile birlikte. Ege'de 18 ada ve 1 kayalığımızı göz göre göre işgal etmekle yetinmediler... "
"KAÇ KERE UYARDIK"
"Kaç kere belgelerini ortaya koyduk Türk topraklarında nasıl askeri üsler kurduklarını, gerçek mermilerle tatbikatlar yaptıklarını, deniz sularımızı ve hava sahamızı nasıl delik deşik ettiklerini, Türkiye'ye en yetkili ağızlardan savurdukları tehdit ve hakaretleri..."
"FENER RUM PATRİKHANESİ İŞİN İÇİNDE"
"İşgal ettikleri Türk topraklarına, kiliseler açtılar. İstanbul Fener Rum Patrikhanesi Papazlar tayin etti. Bizans bayrakları çektikleri Türk topraklarından biri olan Aydın Eşek Adası'na modern bir ilkokul ve lise yapıp  bu yıl eğitim öğretim yılını papaz efendinin ayini ile başlattılar. Türkiye'de sahnelenen kayıkçı kavgalarından istifade ederek bugünlerde çizmeyi iyice aştılar. Düşmanlıklarını had safhada sergilediler. "
"BUNLARIN HEDEFİ İZMİR"
"İşgal ettikleri Türk topraklarında bu sefer Aydın'ın Hurşit Adası'nda bir yenisini açarak lise sayısını 2'ye çıkardılar. Bitmedi!.. Bu lisede öyle bir tiyatro oyunu sahneye koydular ki İzmir'i hedef gösterdiler. "
"OYUNUN ADI: İZMİR RÜYALARI"
"Yunan Savunma Bakan Yardımcısı Dimitris Vitsas ve beraberindeki heyetin Türk topraklarında ayakta alkışladığı tiyatro oyunun adı neydi?.."Yanmış ve yanmamış Smyrni (İzmir) rüyaları. İşimiz burada" Evet aynen böyle!.. Her zaman olduğu gibi bu küstahlıklarını da fotoğraflarıyla birlikte Yunan Savunma Bakanlığı resmi internet sitesinden tüm dünyaya ilan ettiler...Yunan'ın bu düşmanlık hamlesini de belgeleriyle ortaya çıkaran eski Millî Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, YENİÇAĞ'a şu açıklamalarda bulundu;
"YUNANIN İZMİR HAYALİ DURMAK BİLMİYOR"
"Yunan'ın İzmir rüyası durmak bilmiyor. 9 Eylül 1922'de denize dökülen Yunan'ın gözü halâ İzmir'de. İzmir Koyun Adası'nı tek kurşun atmadan işgal eden Yunanistan, şimdi de gözünü İzmir'e dikti. Selanik'in güneybatısında Veria bölgesinde konuşlu olan Piyade Tümeni'ne Smyrni (İzmir) adını veren Yunanistan açık bir şekilde İzmir'i hedef olarak göstermiş. 
"İZMİR'İN GÖBEĞİNDE YUNANA OFİS VERDİLER"
Yunanistan, Erdoğan ve AKP Hükümetleri sayesinde İzmir'e parsel parsel yerleşiyor. İzmir Koyun Adası'na yerleşen Yunanistan, İzmir Konak Meydanı'na kadar geldi. Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu döneminde Yunan Başbakanı Çipras'a İzmir'de ofis tahsis edildi. Yunan Başbakanlık Ofisi, İzmir Konak Meydanı'ndaki T.C. Başbakanlık Binasında bulunuyor. "Ümit Yalım, Yunanistan'ın 6-13 Eylül  tarihlerinde düzenlediği "2'nci Ege Kültür Turu"nda "İzmir" mesajını nasıl verdiğini anlattı; 
"İŞGAL ETTİKLERİ YERLERE YERLEŞİYORLAR"
"Sisam, Hurşit, Ahikerya, Herke ve Kerpe adalarında icra edilen kültür turu sırasında tiyatro oyunları sergilendi, bando konserleri verildi ve halk oyunları gösterileri yapıldı. Kültür turunun ikinci durağı 2004'ten beri Yunan işgali altında olan Aydın Hurşit Adası idi. Hurşit Adası'nda, 7 Eylül'de tiyatro oyunu sergilendi, 9 Eylül'de de bando konserleri verildi ve halk oyunları gösterileri yapıldı. 
"İŞGAL EDİLEN ADALARA RESMİ HEYET"
Aydın Hurşit Adası'ndaki etkinliklere Yunan Savunma Bakanı Yardımcısı Dimitris Vitsas ve beraberindeki heyet katıldı. Vitsas, Sisam Milletvekili Dimitris Sevastakis, Tuğgeneral Antonios Kostakis ve Hurşit Adası Belediye Başkanı Yardımcısı Antonis Voulgaris ile birlikte 7 Eylül 'de adada konuşlu Yunan askeri üslerindeki askerleri denetledi ve adada icra edilen 'Ege Kültür Turu'na katıldı.
"BOY BOY RESİM ÇEKTİRİP YAYINLIYORLAR"
"Yunan Savunma Bakanı Yardımcısı Dimitris Vitsas, Yunan askeri üssünde görevli işgalci Yunan askerleri ile birlikte hatıra fotoğrafı da çektirdi. Yunan kara üssündeki denetlemelerini tamamlayan Vitsas, tiyatro oyununu izlemek üzere adada inşa edilen Yunan Lisesi'ne geçti.Tayyip Erdoğan, Binali Yıldırım ve İsmet Yılmaz'ın himayelerinde inşa edilen Yunan Lisesi'ne bir de tiyatro salonu yapılmış."
"İŞGAL OYUNLARI SAHNELİYORLAR"
"Yunan Tiyatro Sanatçıları Anna Vagena ve Katerina Theohari, Lambros Liavas'ın müziği eşliğinde 'Yanmış ve yanmamış Smyrni (İzmir) rüyaları. İşimiz burada' adlı oyunu sergilediler. Yunan Savunma Bakanı Yardımcısı Dimitris Vitsas ve beraberindeki heyet, oyunun bitiminde tiyatro sanatçılarını ayakta alkışladı.
"KARASULARIMIZI İHLAL EDİYORLAR"
"Tiyatro oyununu izleyen Vitsas daha sonra Aydın Hurşit Adası'nda konuşlu Yunan deniz üssünü ziyaret etti.Türk karasularını 6 mil ihlal eden P-267 Borda numaralı NİKOFOROS Deniz Karakol Gemisi'nde denetleme yapan Vitsas gemideki Yunan askerlerine plaket verdi.
"BİR MÜZİK NOTASI DAHİ VERİLMİYOR"
"Sisam, Ahikerya, Herke ve Kerpe adaları ile işgal altındaki Aydın Hurşit Adası'nda İzmir'i hedef gösteren tiyatro oyunu sergilenirken, AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümeti Yunanistan'a müzik notası bile vermedi. "
"TOPRAKLARIMIZI KİM KORUYACAK"
"Savunma Bakanı Nurettin Canikli ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Adnan Özbal, Ege'deki Türk deniz yetki alanlarını korumaktan sorumlu. Canikli ve Özbal, Türk deniz yetki alanları ile birlikte Türk karasularını 6 mil ihlal eden ve Aydın Hurşit Adası'na demirleyen Yunan Savaş gemisini nasıl izah edecekler?" Kaynak: Ahmet TAKAN/yeniçağ

3 Ekim 2017 Salı

Uzun süredir tedavi gören Irak'ın eski cumhurbaşkanı Celal Talabani, 84 yaşında vefat etti.

SON DAKİKA... 
ESKİ IRAK CUMHURBAŞKANI "CELAL TALABANİ" HAYATINI KAYBETTİ!
Uzun süredir tedavi gören Irak'ın eski cumhurbaşkanı Celal Talabani, 84 yaşında vefat etti. Bölgenin önemli figürlerinden 'Amca' lakaplı Talabani'nin siyasi kariyeri, ABD'nin Irak'ı işgali sonrası zirveye ulaşmıştı.
Irak Devlet Televizyonu, Irak'ın eski cumhurbaşkanı ve KYB Genel Sekreteri Celal Talabani’nin yaşamını yitirdiğini duyurdu.
Celal Talabani 2012 sonunda geçirdiği beyin kanaması nedeniyle kısmen felç olmuştu. Bir buçuk yıl Almanya’da tedavi gördükten sonra, 2014 Temmuz’unda IKBY'ye dönmüştü. Talabani, geçtiğimiz ay tedavi olmak üzere tekrar Almanya'ya gitmişti. Kürt siyasi hareketinin önemli figürlerinden 'Amca' lakaplı Talabani'nin ABD'nın Irak'ı işgali sonrası zirveye ulaşan siyasi kariyeri, rahatsızlığı nedeniyle sona ermişti.
CELAL TALABANİ KİMDİR?
Irak siyasi tarihinin ve bölgede yaşayan Kürtlerin en önemli siyasi figürlerinden biri olan Celal Talabani 1933 yılında Kuzey Irak’ın Kelkan şehrinde doğdu. Lise eğitimini Erbil ve Kerkük’te tamamlayan Talabani’nin siyasete katılışı 1950’li yılların başlarında gerçekleşti. Talabani bu dönemde, Kürdistan Demokrasi Partisi’ne (KDP) bağlı Öğrenci Birliği’nin kurucusu üyesi ve başkanı oldu. 1950’li yılların sonlarına doğru, Kürt hareketinin önemli isimlerinden Mustafa Barzani tarafından hukuk öğrenimi görmesi için Suriye’ye gönderildi. 1961 yılında Irak’ta Abdülkerim Kasım hükümetine karşı gerçekleşen Kürt isyanına katılan Talabani, Şubat 1963'te Kasım’ın darbeyle devrilmesinin ardından ülkenin yeni lideri olan Abdüsselam Arif’le müzakereleri yönetecek Kürt delegasyonunun başına getirildi.
KDP İLE FİKİR AYRILIKLARI
Talabani ile KDP’nin başkanı olan Mustafa Barzani arasındaki fikir ayrılıkları 1975 yılına gelindiğinde en üst seviyeye ulaştı. Bunun üzerine Talabani, ilerleyen dönemde kayınpederi olacak İbrahim Ahmed’in önderliğinde kurulan bir gruba katıldı. Aynı yıl kendisi gibi düşünenlerle birlikte Kürdistan Yurtseverler Birliği’ni (KYB) kurdu. Talabani, KYB’nin sosyalist bir parti olacağını, KDP’nin yürüdüğü aşiret çizgisinden uzak olacağını söyledi. KYB, 1976 yılında Bağdat hükümetine karşı silahlı mücadeleye başladı. 1988 yılında Irak hükümetinin Kürtlere karşı kimyasal silah kullanmasıyla KYB ağır bir yenilgi aldı. Barzani ve KDP’ye Türkiye sahip çıkarken, Talabani İran’a sığınmak durumunda kaldı. Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi ve bunun üzerine Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak’a müdahelesi ile başlayan Körfez Savaşı’nın 1991 yılında patlak vermesiyle, Talabani’nin siyasi kariyeri farklı bir boyuta taşındı. Irak’a müdahale eden Batılı kuvvetlerin kuzeyde güvenli bölgeler kurmasıyla KDP ve KYB arasındaki buzlar kısmen eridi ve 1992 yılında Irak Kürt Özerk Bölgesi kuruldu. Ancak taraflar arasındaki uzlaşma ortamı fazla uzun sürmedi ve 1994 yılında iki ayrı güç arasında çatışmalar başladı. ABD’nin yoğun girişimleriyle Talabani ve Mesut Barzani 1998 yılında Washington’da bir barış anlaşması imzaladı. Talabani, ABD ve İngiltere önderliğinde oluşturulmuş Çokuluslu Koalisyon Kuvvetlerinin bir askeri harekâtla Irak'a girmesiyle başlayan süreçte ABD’ye en yoğun desteği veren Kürt politikacılardan biri oldu.
ABD İŞGALİNE DESTEK
ABD’nin, 2003 yılında bir kez daha Irak'a müdahalesinde ve idam edilen eski Irak lideri Saddam Hüseyin’i devirmesinde Talabani ve diğer tüm Kürt unsurların büyük katkısı oldu. Talabani, 2003 yılında yakalanan Saddam’ın yargılandığı süreçte, Irak’ın yeni anayasası ve yapılanma sürecini hazırlayan Irak Yönetim Konseyi’nin üyelerinden biri oldu. Söz konusu konsey yeni anayasa çalışmalarını 2004 yılına kadar yürüttü. Talabani, 6 Nisan 2005 tarihinde Irak Ulusal Meclisi tarafından cumhurbaşkanı seçildi. 22 Nisan 2006 tarihinde ise, yeni anayasa altında oluşturulan Irak meclisinin seçtiği ilk cumhurbaşkanı oldu ve görevinin ikinci dönemi başladı. 11 Kasım 2010’da Irak meclisi tarafından yeniden cumhurbaşkanı seçilen Talabani, bu görevini halen sürdürüyor.
BEYİN KANAMASI VE ALMANYA'DA TEDAVİ
Mart 2012’de Amerika’dayken beyin kanaması teşhisiyle hastaneye kaldırılan Talabani, oradan Almanya’daki bir hastaneye sevk edilmiş, iyileşmesinin ardından Süleymaniye’ye geri dönmüştü. Irak’ta 2012 yılı sonlarında Kürt Özerk Bölgesi ve Bağdat’taki merkezi yönetim arasında çıkan sorunları çözmek için yoğun çaba gösteren Cumhurbaşkanı Talabani, 18 Aralık 2012’de IKBY Lideri Mesud Barzani ile görüşmek üzere Bağdat’tayken bir beyin kanaması daha geçirdi. Talabani’nin, Irak Kürt Özel Bölgesi Washington’daki temsilcisi olan oğlu Kubat Talabani, beyin kanamasının ardından babasının hasta yatağından kalkarak Bağdat’a gittiğini, son gelişmelerin kendisini çok yorduğunu söyledi. 20 Aralık 2012’de Almanya’nın başkenti Berlin’de bir hastaneye sevkedilen Talabani, yoğun bir vizyoterapi tedavisinden geçti. 

8 Eylül 2017 Cuma

SON DAKİKA: İNGİLİZ JOSEPH ROBİNSON “ÖĞRENİNCE YPG’DEN AYRILDIM”

İNGİLİZ JOSEPH ROBİNSON: “ÖĞRENİNCE YPG’DEN AYRILDIM”
Aydın'da terör örgütü PKK/PYD soruşturması kapsamında tutuklanan İngiliz Joseph Robinson hakkında "Silahlı terör örgütüne üye olmak", adli kontrol şartıyla serbest bırakılan kız arkadaşı Mira hakkında ise "Silahlı terör örgütü propagandası yapmak" suçlarından dava açıldı. [Aydın (AA) - Ferdi Uzun]
Aydın'ın Didim ilçesinde terör örgütü PKK/PYD'ye yönelik 27 Temmuz'da  düzenlenen operasyon kapsamında tutuklanan İngiliz Robinson ile kız arkadaşlı  Mira hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı.
Cumhuriyet savcısı, hazırladığı iddianamede, İngiliz vatandaşı Joseph  Robinson hakkında "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan 5 yıldan 10 yıla,  Mira A. hakkında da "terör örgütü propagandası yapmak" suçlamasıyla 3 yıldan 5  yıla kadar hapis cezası talep etti.
Aydın 3. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen 7 sayfalık iddianamede,  sanıkların, sosyal medya hesaplarından KCK/PKK/PYD/YPG silahlı terör örgütünün  propagandasını yaptıklarının tespit edildiği belirtildi. İddianamede, tutuklu sanık Robinson'un, cep telefonundaki tespitler,  sosyal medya paylaşımları ile savunmasında YPG terör örgütüne katıldığına,  silahlı eğitim aldığına yönelik beyanları değerlendirildiğinde PKK'nın parçası  olan YPG adlı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinin anlaşıldığı  aktarıldı.
Mira A'nın sosyal medya hesaplarında da terör örgütü PKK/KCK'nın  parçası YPG'nin propagandasını içerir fotoğraf ve paylaşımlarda bulunduğu  belirtilen iddianamede, sanığın, terör örgütü propagandasını yapma suçunu  işlediği kaydedildi. İddianamede, tutuklu sanık Robinson ve kız arkadaşı Mira A'nın  polisteki savunmasına da yer verildi.
YÜZÜK GÖSTERİP OTELE GİRMİŞ
Polisteki ifadesinde, Türkiye'ye kız arkadaşının ailesini görmek ve  tatil amacıyla geldiğini belirten sanık Robinson, şunları kaydetti: "İngiliz ordusundan 2014'te ayrıldım. Sosyal medya üzerinden YPG üyesi  Hozan K. adlı şahısla tanıştım. 7 Temmuz 2015'te yalnız başıma uçakla  Süleymaniye'ye gittim. Hozan K'nin tarifi üzerine taksiye bindim ve bir yüzük  göstererek otele girtim. Burada Hozan K. ile buluştum. Yaklaşık 3 hafta kadar YPG  saflarında Sarin, Ayn el Arap bölgelerinde bulundum.
KALAŞNİKOF, BİKSİ SİLAHLARININ EĞİTİMİNİ ALDIM.
YPG'nin de tıpkı PKK gibi aynı amaca hizmet ettiğini öğrenince YPG'den  ayrıldım. YPG'nin de PKK gibi terör örgütü olduğunu Suriye'de bulunduğum süre  zarfında anladım. Daha sonra YPG'den ayrılıp Irak bölgesine geçerek peşmergeye  katıldım." Robinson, sosyal medya hesabından paylaştığı fotoğrafların ise Batılı  ülkelerden YPG içerisinde faaliyet gösterirken ölen ya da kaybolan örgüt  mensuplarına ait olduğunu öne sürdü. Robinson'un kız arkadaşı Mira ise Robinson ile 20 ay önce sosyal  medya üzerinden tanıştığını, terör örgütü propagandası yaptığı yönündeki suçlamaları kabul etmediğini söyledi.

29 Ağustos 2017 Salı

GÜNÜN HABERİ "ARAKAN’DA KATLİAM NASIL BAŞLADI?" (Araştırma, Haber.Makale)

ARAKAN’DA KATLİAM NASIL BAŞLADI?
Araştırma, Haber Makale
Bütün dünya ve özellikle Müslümanlık iddiasında olan (sözde) İslâm ülkelerinin ve Müslüman halkın gözü önünde; Uzun yıllardır devam eden Arakan’daki Müslüman soykırım ve katliamı ile ilgili bilinmeyen bir çok yönü aydınlatacak olan bir makaleyi siz okuyucularımızla paylaşıyoruz.  Echo Of Jihad dergisi kaynaklı makalede Budist rahiplerin ve Burma hükümetinin zulmünü bir kez daha gözler önüne seriliyor. İşte o makale; 
Arakan’da Katliam Nasıl Başladı?
Rohingya’da müslüman azınlığa karşı başlatılan soykırım, Budist Rahiplerin 3 müslüman gencin üzerine attıkları iftiranın alevlenmesi ile başladı. 
Öncelikle 3 kişilik bir Budist Rahip grubu, 26 yaşındaki Burmalı bir kadına tecavüz edip ardından onu öldürdüler. Kadına tecavüz eden 3 kişiden birisi, kendisinin erkek arkadaşıydı ve kısa süre önce kadın tarafından terkedilmişti. Fakat aynı kadına tekrar geri dönmek istemesine rağmen, kadın tarafından reddedildi. Bunun ardından aynı kadın kendisine farklı bir erkek arkadaşı buldu. Bu durumu kaldıramayan eski erkek arkadaşı, yanına 2 kişiyi de alarak önce kadına tecavüz etti ve daha sonra da onu öldürdüler.
Katil Budist Rahipler, öldürdükleri kadının cesedini, bölgede bulunan bir müslüman köyünün yakınlarına bırakıp kaçtılar. Cesedin bulunmasının ardından yetkili Budist Rahipleri ve Burma Hükümet yetkilileri kadının başına gelen hadiselerden ötürü müslümanları sorumlu tuttular. Neticede 3 tane masum müslüman genç tutuklandılar. Tutuklanan gençlerden bir tanesi dövülerek öldürüldü. Diğer ikisi de mahkeme tarafından ölüm cezasına çarptırıldı. Böylece hükümet, bir iftira vasıtası ile tüm dünyanın gözü önünde müslümanlara karşı bir soykırımın ilk tohumlarını atmış oldu...
Bu hadiseyi takip eden aylarda, bir çok radikal rahip, Burma içerisinde ve dışarısında Rohingyalılara karşı bir anti-propoganda başlattılar. Burmalılara karşı kullandı slogan şöyleydi ; “Rohingya Burmanın bir vilayeti değildir. Onlar Bangladeşten gelen illegal göçmenlerdir”...
Anti-Rohingya Propogandalarından bir kare...
Daha sonra bu gösteriler, bir takım hükümet yetkililerinin katılımı ve desteği ile amacından saptırılarak çizgiden çıkmıştır. 
Soykırım nasıl başladı ?
3 Haziran 2012 – Arakan şehri güneyinde bulunan Toungup şehir merkezinde, 8 Müslüman hacı ve yanlarında bulunan 2 otobüs muavini ve bir kadın, Budist Rahipler tarafından alçakça, hunharca ve öldürüldüler. 5 kişi ise tesadüfen kaçarak, zorlukla canlarını kurtarabildi. Hadise olduğu sırada öldürülen hacılar Thandwe’deki Thetsa mescidindeki bir dini merasimden ( islami/ilmi bir toplantı ya da münazara ) dönüyorlardı. 
Öldürülen müslüman hacıların cesetleri...
Hacıları taşıyan otobüs, dönüş yolundayken terörist Budist rahipler tarafından durduruldu. Durdurulan otobüsün plakası 7(Ga)7868’dir. Rahiplerden birisi kapıya gelerek “Hepiniz inin aşağıya” diye seslendi. Otobüs şöförü ve muavin müdahale etmek istediler, otobüste herhangi yabancı birisinin olmadığını söylediler. Buna rağmen budist rahipler ilk olarak onları dövmeye başladılar. Daha sonra otobüsün içine dalan Budistler müslüman hacıları hunharca döverek zorla, cebir ve şiddetle otobüsten dışarı çıkardılar. Sayıları 300’ü bulan cinnet getirmiş cani Budistler, Müslüman hacıları yolun ortasına alarak ölünceye kadar vahşice, kancıkça ve kalleşçe dövdüler. Buna rağmen ne bir polis, ne bir asker, ne de bir hükümet yetkilisi olaya müdahale etmedi. Ne olay sırasında ne de olay bittikten sonra...
Otobüs baskını sonrasında hunharca dövülerek alçakça öldürülen,  canice katledilen Müslüman hacılar...
Dövülerek hayatlarını kaybeden 8 hacının kimlikleri şu şekildedir;
Muhammed Sharif - Taung Twin Gyi şehrinden
Muhammed Hanif - Taung Twin Gyi şehrinden
Shafield Bai - Taung Twin Gyi şehrinden
Aslam Bai - Taung Twin Gyi şehrinden
Balai Bai - Taung Twin Gyi şehrinden
Shuaib - Taung Twin Gyi şehrinden
Salim Bai – Myaung Mya şehrinden
Lukman Bai – Myaung Mya şehrinden
Ve bunlarla birlikte otobüste görevli olan bir karı-koca çift dövülerek öldürüldüler.
Diğer 5 müslüman hacı bu katliamdan kaçarak kurtulmayı başardılar. Rahipler kazandıkları bu zaferi ( ?) yola attıkları cesetlerin üzerlerine tuvaletlerini yaparak ve içtikleri şaraplarından dökerek kutladılar. Buna rağmen hiçkimse tutuklanmadı ve bu katillere karşı herhangi resmi bir soruşturma dahi açılmadı. Cesetler aynı günün akşamında Thandwe de toprağa verildiler.
Hacıların cesetleri cenaze için götürülürken...
Bu elim hadisenin ardından ise, Burma hükümetinin verdiği destekle ve iç güvenliği tehdit ettikleri gerekçesi ile rahipler tarafından müslümanların köyleri baskına uğramaya ve yakılmaya başlandı...
Budist rahipler Burma güvenlik güçleri ile beraber gece vakti bir müslüman köyü yakıyorlar...
Rahipler müslümanların evlerini yakarken, güvenlik güçleri rahiplerin emniyetini sağlamakla görevlendirilmişlerdi.
Bir Burmalı güvenlik görevlisi gündüz vakti müslüman köyü yaktıktan sonra böyle resmedildi.
Bir güvenlik görevlisi alevlerden kaçan müslümanlara ateş ederken...
Çıkan bu hadiselerde güvenlik güçleri ve Rahipler güruhu, Razak, Lalu ve Syed Ahmet köylerindeki evleri yaktılar. Müslümanların ticarethaneleri ve 150,000,000 Kyatlık ticari malları yakıldı. Sawmawna köyündeki bir cami ateşe verildi. 200 Rohingyalı evsiz kaldı.
Tarihler 9 haziranı gösterdiğinde 100’ün üzerinde Rohingyalı müslüman hayatını kaybetmiş, 500ün üzerinde müslüman ise evsiz kalmışlardı.
Bunca zulümün ardından Müslüman halk, Bangladeş devletinin kendilerine bu zor zamanda yardım edeceğini düşünerek onların kapısını çalmak istediler. Zira halk, polis, güvenlik güçleri ve rahipler tarafından her gün katliama uğratılıyordu.
Müslümanlar kaçarak geldikleri Bangladeş ülkesinden barınak talep ederken...
Bangladeşte karaya çıkmak isteyen müslümanların kayıkları tekrar zorla denize itiliyor...
Lakin bunca beklentiye rağmen Tağut Bangladeş hükümeti Arakanlı müslümanların ülkelerine girmelerine izin vermediler. Şayet halk içinden herhangi bir kişi Arakanlılara ensarlık yapıp ev verirse, derhal tutuklamaya ve muhacirleri de sınır dışı etmeye başladılar.
Bangladeş askerleri ülkeye girmek için Burmadan kaçan müslümanların kayıklarını ararken...
Bangladeş askerleri karaya çıkmak isteyen müslümanların kayıklarını tekrar denize itiyor...
Arakanda tutuklanan bir müslümanın akibetinden, herhangi bir akrabasının haber alması mümkün değildir. 
Yukarıda anlattığımız hadiselerin yaşandığı 8 haziran ve 19 haziran tarihleri arasında 60 müslüman kadın Hükümet güvenlik güçleri, polisler ve Budist rahipler tarafından tecavüze uğradılar. Paungzarr köyünden bir kişinin anlattıkları şu şekilde: “Köylere giren güvenlik yetkilileri, köyün erkekleri tek bir meydana toplayarak onlarla gelecekteki durumları hakkında bir toplantı yapacaklarını söylediler. Evlerden çıkıp köyün dışında bir meydanda toplanan erkekler, orada bir grup tarafından oyalanırken diğer bir grup polis ve rahip köye girerek onlarca kadına tecavüz ettiler."
Günümüzde Arakanlı müslümanları koruyan hiç bir kuvvet yoktur. Maruz kaldıkları onca zulüm, tecavüz ve evlerinden çıkarılmaya karşı hiç bir koruyucuları bulunmamaktadır. Buna rağmen Burma hükümeti tarafından, Rahiplerin ölcülük ettiği bu katliamı meşrulaştıran bir çok kanun tasarısı devamlı olarak kabul edilip yürütmeye konmaktadır. Hükümet destekli bu sistematik soykırım faaliyeti günden güne hıncını ve hırsını arttırarak devam etmektedir. 
***
(Murad Gündoğan/@mur_gundogan tarafından 2016 yılında ISLAH HABER için tercüme edilmiştir. Kaynak : Echo of Jihad Magazine & ISLAHHABER  HABER MERKEZİ)