24 Mayıs 2017 Çarşamba

KÖTÜ HABER!.. "Fuat Umay’ın Amerikalı Müslüman işçilerden topladığı bağışla kurulan "Atatürk Çocuk Yuvası", bu haziran ayında kapatılacak."

ATATÜRK'ÜN DİREKTİFİYLE ANKARA'DA AÇILAN CUMHURİYET'İN İLK ÇOCUK YURDU KAPATILIYOR
Mehmet Boz
Atatürk’ün emriyle Amerika’ya giden ve araştırmalar yapan Fuat Umay’ın Amerikalı Müslüman işçilerden topladığı bağışla kurulan "Atatürk Çocuk Yuvası", bu haziran ayında kapatılacak. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, korunmaya ve bakıma muhtaç çocukların barındığı yurtları kapatarak "çocuk evleri" modeline geçeceklerini duyurdu. Dönüşüm projesi akıllara, "Korunmaya muhtaç çocuklar AKP yanlısı tarikat ve cemaat evlerine mi yerleştirilecek"  sorusunu getirdi. Türkiye’de 13 binden fazla çocuğun devlet koruması altında olduğu öğrenildi. AKP'li yıllarda, kimi tarikat ve cemaatlerin "dernek" ve "vakıf" adı altında öğrenci evleri açtığı, barınmaya muhtaç çocuk ve öğrencilerin bu ihtiyacını istismar ederek yandaş devşirmeye çalıştığı biliniyor.  - Ensar Vakfı, Türgev, Tügva, AGD ve benzeri gerici oluşumların ülkenin dört bir yanında "öğrenci evleri" açtığı, bu evlerde bilim ve müfredat dışı çeşitli eğitimlerle AKP yandaşı ve militanı yetiştirdiği de biliyor. Konuya ait 2 haber aşağıdadır. Bilginize..
‘ATATÜRK ÇOCUK YUVASI MÜZE OLSUN’ ÖNERİSİ
Cumhuriyet’in ilk çocuk yurdu olan Ankara’daki Atatürk Çocuk Yuvası haziran ayında kapatılacak. Çok sayıda oyuncağın, orijinal beşiklerin ve çeşmelerin bulunduğu tarihi yurdun, müze olarak korunması istendi, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada ise binanın müze olmayacağı belirtildi. (24 Mayıs 2017 Çarşamba)
Atatürk’ün emriyle Amerika’ya giden ve araştırmalar yapan Fuat Umay’ın Amerikalı Müslüman işçilerden topladığı bağışla kurulan Atatürk Çocuk Yuvası, haziran ayında kapatılacak.  Yurdu ziyaret eden yabancı devlet adamlarının armağan ettiği pek çok oyuncağın, orijinal beşiklerin ve çeşmelerin bulunduğu tarihi yurdun, müze olarak korunması istendi. Gazete Habertürk'ten Fatmanur Boylu'nun haberine göre Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği Başkanı Abdullah Oskay, “Keçiören Atatürk Çocuk Yuvası’nın, içindeki tarihi anıtlar nedeniyle müze olarak değerlendirilmesini ve geleceğe aktarılmasını istiyoruz. Tıpkı Ulucanlar Cezaevi gibi buraya da sahip çıkılmasını istiyoruz” diye konuştu.
ATATÜRK ÇOCUK YUVASI “ÇOCUK DESTEK MERKEZİ” OLACAK, MÜZE YAPILMAYACAK
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Atatürk Çocuk Yuvası'nın hizmet modeli değişikliği nedeniyle yuva olarak kullanılmayacağını belirtilerek, çocuk destek merkezi olarak faaliyetlerine devam edeceğini söylendi. Bakanlık yetkilileri, Atatürk Çocuk Yuvası'nın yıkılmayacağını kaydederek, "Müze de yapılmayacak. Çocuk destek merkezi olarak farklı bir modelde hizmetlerini sürdürecek" dedi.
Kurum bahçesindeki iki tarihi çeşme ile yabancı devlet adamlarının ziyaretlerinde hediye ettiği oyuncakların da koruma altında bulunduğu vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi: "1921 yılında milletimizin asil evlatlarının çabalarıyla kurulan Çocuk Esirgeme Kurumu ve bu çabanın ilk meyvesi olan Keçiören Atatürk Çocuk Yuvası, Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve ecdadımızın bizlere emanetidir. Bu emanete maddi ve manevi olarak hakkıyla sahip çıkılacağından kimsenin şüphesi olmamalıdır. Keçiören Atatürk Çocuk Yuvası, bundan önce olduğu gibi bundan sonra da çocuklarımızın yaşadığı ve yaşatıldığı bir yer olmaya devam edecektir."
‘BU ESERLER TOPLUMUN ORTAK HAFIZASIDIR’
Yazar ve şair Sunay Akın, yurtta bulunan eserlerin toplumun ortak hafızası olduğunu belirterek, “Böyle bir yeri yıkmak ya da başka şekilde kullanmak dünyanın pek çok yerinde müzeyi yok etmek demektir. Mekân çeşitli yenileme ve düzenlemelerle yurt olarak kullanılmalıdır. Yoksa nesli tükenen son kuşu öldürüp doldurmak gibi bir şey olur” dedi. Keçiören’deki Atatürk Çocuk Yuvası’ndaki çocuklar, Sevgi Evleri ve Çocuk Evleri’ne nakledilecek.
YURT, TARİHİ ESER NİTELİĞİNDE
Toplam 39 bin metrekarelik arazi üzerine kurulu Atatürk Çocuk Yuvası, 500 çocuğa hizmet verebilecek kapasitede. Yurt binasında ve bahçesinde Abdülhamid Dönemi’nden kalma çeşme, tarihi beşikler, kütüphaneler, demir karyolalar, yemekhane malzemeleri, oyun alanları, eski oyuncaklar gibi birçok malzeme bulunuyor. 2005’te Malatya Çocuk Yuvası’nda ortaya çıkan şiddet olaylarından sonra çocuk yuvalarının kapatılması kararı alındı. Yuvalardaki çocuklar yeni yapılan Sevgi Evleri’ne nakledildi.
 *****
AKP çocuk yurtlarını kapatıyor: Korunmaya muhtaç çocuklar tarikat evlerine mi yerleştirilecek? Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, korunmaya ve bakıma muhtaç çocukların barındığı yurtları kapatarak "çocuk evleri" modeline geçeceklerini duyurdu. Bakan'ın anlattığı dönüşüm projesi akıllara, "Korunmaya muhtaç çocuklar AKP yanlısı tarikat ve cemaat evlerine mi yerleştirilecek" sorusunu getirdi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, devlet koruması altında olup yetiştirme yurtlarında kalan yüzlerce çocuk için yeni bir "dönüşüm" planını hayata geçirmeye hazırlanıyor. Dönüşümün önümüzdeki yıl tamamlanacağını söyleyen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, "Çocuklar yurtlarda 100-200 kişilik koğuşlarda değil, 5-6 kişilik çocuk evlerinde bakılacak" dedi. Bakan Kaya'nın Habertürk gazetesine anlattığı bu proje, akıllara "Çocuklar AKP yanlısı tarikat ve cemaat evlerine mi yerleştirilecek" sorusunu getirdi. 
BAKAN: BÜYÜK DÖNÜŞÜMÜ GERÇEKLEŞTİRİYORUZ!
Koruyucu aile sayısının artmasını, bütün çocukların uygun şartlarda aile yanında yaşamasını istediklerini söyleyen Bakan Kaya, şu bilgileri verdi: “Devlet olarak onlara her türlü maddi-manevi imkânı sunmaya çalışıyoruz. Büyük dönüşümü gerçekleştiriyoruz. Çocuklarımız 100-200 kişilik koğuşlarda değil, 5-6 kişilik 'sevgi' ve 'çocuk' evlerinde bakılacak. Bu dönüşümü yüzde 100 olarak sene sonunda gerçekleştireceğiz. Şu an 650 civarında çocuğun kaldığı yurtlar tamamen kapanıyor. ‘Çocuk Evleri’ ve ‘Çocuk Evleri Sitesi’ modeline geçiyoruz.” Türkiye’de 13 binden fazla çocuğun devlet koruması altında olduğu öğrenildi. 
TARİKAT EVLERİ Mİ GELİYOR?
Türkiye'de AKP'li yıllarda, kimi tarikat ve cemaatlerin "dernek" ve "vakıf" adı altında öğrenci evleri açtığı, barınmaya muhtaç çocuk ve öğrencilerin bu ihtiyacını istismar ederek yandaş devşirmeye çalıştığı biliniyor. Ensar Vakfı, Türgev, Tügva, AGD ve benzeri gerici oluşumların ülkenin dört bir yanında "öğrenci evleri" açtığı, bu evlerde bilim ve müfredat dışı çeşitli eğitimlerle AKP yandaşı ve militanı yetiştirdiği de bilinen bir gerçek. Bakan Kaya'nın "dönüşüm" diyerek anlattığı "Çocuk Evleri" projesinin de, dernek ve vakıf adı altında örgütlenen yandaş tarikat ve cemaatlere yasal zemin hazırlama operasyonu olabileceği tartışılıyor. [Turkish Forum - E Turkiyeyiz Biz]

19 Mayıs 2017 Cuma

Türk Deniz Kuvvetleri’nin Ege ve Akdeniz’de gerçekleştirmekte olduğu Deniz Kurdu Tatbikatı Yunanistan’ı rahatsız etti.

SON DAKİKA: YUNANİSTAN RAHATSIZ OLDU!
TATBİKATA KATILMAYIN ÇAĞRISI YAPTI
Türk Deniz Kuvvetleri’nin geleneksel olrak, her yıl bu vakitlerde Ege ve Akdeniz’de gerçekleştirmekte olduğu "Deniz Kurdu" Tatbikatı komşu Yunanistan’ı rahatsız etti. Yunanistan’ın Ankara Büyükelçisi Kyriakos Loukakis, diplomatik gelenekleri, hukuki hakları ve haddini aşarak; katılımcı ülkelere, Türkler tarafından Ege ve Akdenizde gerçekleştirilen “Tatbikata katılmayın” çağrısı yaptı
TATBİKATA KATILMAYIN
Türk Deniz Kuvvetleri, her yıl olduğu gibi bu yıl da 13-26 Mayıs tarihleri arasında Ege ve Akdeniz’de Deniz Kurdu Tatbikatı gerçekleştiriyor. Türk yetkililer, yine her tatbikatta olduğu gibi NATO’ya bağlı ülkeleri gözlemci olarak Deniz Kurdu Tatbikatı’na davet etti. 22 Mayıs’ta gerçekleştirilmesi planlanan davet öncesi Yunanistan’ın Ankara Büyükelçisi Kyriakos Loukakis, söz konusu ülkelere bir yazı yazarak Türkiye’nin Yunan hava sahasını işgal ettiğini belirterek, ülkelere “Tatbikata katılmayın” dedi. Yunanistan’ın Ankara Büyükelçisi Kyriakos Loukakis mektubunda şu ifadelere yer verildi: “Türk otoritelerine göre tatbikat, Yunan ulusal hava sahası ve Rodos Uluslararası Havaalanı’nın bir bölümünü de kapsayacak şekilde Ege ve Doğu Akdeniz’de gerçekleştirilecek. Bu da uluslararası hukuk ve iyi komşuluk ilişkileri kapsamında Yunan egemenliğini ihlal etmekle birlikte sivil hava trafiğini de ciddi anlamda tehlikeye sokmaktadır.”
YUNANLAR TAKİPTE
Yunanistan’ın Ankara’da temsilcilikleri bulunan yabancı ülke temsilcilerine kara propaganda yaptığı bilgisine ulaşan Türk Dışişleri Bakanlığı da raporlar hazırladı. Deniz Kurdu 2017 tatbikatına Türk Deniz Kuvvetleri’nden 14 fırkateyn, 6 korvet, 17 hücumbot, 9 denizaltı, 6 mayın gemisi, 13 destek gemisi, 4 karakol gemisi, 4 deniz karakol uçağı, 19 deniz helikopteri, 7 SAT görev timi, 2 SAS görev timi katılıyor. Hava Kuvvetleri Komutanlığı ise 7 görev uçuşu ve 2 sorti HİK (Havadan İhbar ve Kontrol) uçağı ile 1 hedef çekme uçağı ile yer alıyor. 

13 Mayıs 2017 Cumartesi

HABER & MAKALE, "SES VERİN" - ARZU KÖK, + EYLEM BROŞÜRÜ

SES VERİN!...
Arzu KÖK
Onlar gençtiler. Yarı aç yarı tok, daha güzel bir dünya için taraftılar. Başlarında kavak yelleri esiyordu, insanlara güveniyorlardı. Henüz kimseden kazık yememişlerdi, atmayı da öğrenmemişlerdi. Sözlerini sakınmıyor, kimsenin de önünde eğilmiyorlardı. Gelecek önlerinde uzanan ışıklı ve düz bir yol, ömür dikensiz bir gül, gençlik ise bitmeyecek bir bahardı onlar için. Zamanın çok uzun, yaşamın en büyük öğretmen olduğunu bilmiyorlardı. 
Haksızlık yenilmesi gereken bir kötülüktü.
Hayatlarının baharındaydılar daha. Aşırı demokratik ülkemizin kurbanlarından oldular. Eyleme katıldılar, greve gittiler diye başlarına gelmedik kalmadı. İşlerinden atıldılar, hak arama mücadelesine giriştiler, dayak yediler, tutuklandılar ve 64 gündür açlık grevindeler. Ölüm bir şeker olmuş, bir kuşun kanadında onları bekliyor. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’dan bahsediyorum. İki güzel insan, iki onurlu gençten bahsediyorum.
Nuriye Gülmen 
ve Semih Özakça
OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) ihraç edilen Konya Selçuk Üniversitesi’nde öğretim görevlisi Nuriye Gülmen ve sınıf öğretmeni Semih Özakça oturma eyleminde 183, açlık grevinde ise 64. günü doldurdu. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça'da Wernicke-Korsakoff Sendromu’nun öncü belirtilerinin görülmeye başlanmış. Ancak vicdanlar kör, kulaklar sağır. Seslerini hala kimse duymuyor. KHK’lar ile işten atılan binlerce işçinin onur mücadelesini veriyorlar ama onlar gibi işten atılanlardan da bir ses yok. Sadece eylemi sonlandırma adına ikna çalışmaları yapılıyor bol bol. Haklarını geri almanın yolunu açmaktan kimsenin bahsettiği yok.
BİZİ AÇLIKLA TERBİYE ETMEYE ÇALIŞANLARI AÇLIĞIMIZLA YENECEĞİZ!..
Göz göre göre ölüme gidiyor Nuriye Gülmen ve Semih Özakça. Sivil toplum örgütleri suskun, devlet suskun. İşlerine, öğrencilerine kavuşabilme hayaliyle ölüme gidiyorlar gözlerini kırpmadan. Haksız yere işten atıldıklarını, haklarını istediklerini haykırıyorlar ama onları işten atanlar suskun. Hiç mi vicdan kalmamış diye soruyoruz, ama anlaşılıyor ki yok. Onlar arkadaşlar. Fırtınalara ve tufanlara karşı çatısı uçmayan dirençleriyle, kendilerini adadıkları hak mücadelesini her gün yeniden doğurdular, yoğurdular, yücelttiler. Onlar arkadaşlar. Bıçak sırtında gezinen bir hak arayışının kahramanı onlar. Onurlu mücadelerinin önünde saygıyla eğiliyor ve haykırıyoruz:
SES VERİN…

11 Mayıs 2017 Perşembe

YÖK (Yüksek Öğretim Kurulu) ADİL VE FAZIL (Onurlu, Sorumlu ve Mutlak Dürüst) OLMAYA; Haksızlık Yapmamaya ve Kesinlikle Mağdur Yaratmamaya Mecburdur.

YÖK, Gerçekten YOK Hükmünde mi, yoksa!..
Aşağıdaki dilekçeye bir cevap verilerek “haksızlık, usulsüzlük ve haddini bilmezlik” önlendi mi? İşte o dilekçe ve yürekleri sızlatan, yuvaları söndüren mağduriyetler…
***
YÜKSEKÖĞRETİM KURUMU BAŞKANLIĞI’NA 
ANKARA
Bizler yurtdışından çeşitli ülkelerden tıp fakültesinden mezun T.C. vatandaşı doktorlarız. Yıllardır YÖK’ün bizlere uyguladığı haksız dayatmalar ve çifte standartların mağduru olan hekimleriz. Aynı üniversiteden mezun Diş Hekimleri mezunlarına 15.04.2015 tarihinde çıkarılan mevzuatla direkt denklik verilirken tıp fakültesi mezunu doktorlarına ‘’Seviye Tespit Sınavı’’ adı altında ‘Tıpta Uzmanlık Sınavına’ tabi tutulmaktayız. TUS ülkemizde hekim olan  uzmanlık için alan seçme ve eleme sınavı olmakla beraber dünya zorluk sıralamasında 2. yeri tutmaktadır. Dünyanın hiçbir ülkesinde seviye belirleme sınavlarında yanlış sorular doğru soruları götürmezken yalnızca ülkemizde YÖK’ün çıkarmış olduğu mevzuatla 1/4 ü doğru sorularımızda çıkarılmaktadır. Ayrıca ÖSYM’nin kendi hazırlamış olduğu soruların yanlış olması durumunda da bizler için doğru sayılmazken böyle adaletsiz bir sınav sistemi ile karşı karşıyayız.
Yapılan sınav DENKLİK SINAVI DEĞİL TUS SINAVIDIR.
Uzmanlık yerleştirmesinde sıralama belirleme amaçlı detay bilgi ölçme sınavıdır. Eğitim ölçmeyle hiçbir alakası olmayan TUS sınavında yurtiçi mezunu 45 puan alanlar uzmanlık tercihi yapmaktadır.
TUS SINAV MANTIĞI DENKLİK SINAVININ mantığından tamamen farklıdır.
Denk sınavı konusu ve sınav içeriği çekirdek eğitim müfredatına göre belirlenmeli iken TUS sınavının DENKLİK yerine kullanılmasıyla bu amaç oluşmaktadır ve mağduriyetler yaşanmaktadır.
Bütün bunlarla beraber ülkemizde olan talihsiz bir vaka olan darbe girişiminden sonra ülkemizde oluşan doktor açığının ve OHAL kapsamında KHK ile yetkili mercilerin Bakanlıklar olmasıyla beraber yurtdışından mezun T.C. vatandaşı hekimlerin denkliklerin verilmesini ve ülkemiz için hizmete başlamasını talep etmekteyiz.
Gereğinin yapılmasını saygılarımızla arz ederiz.

10 Mayıs 2017 Çarşamba

Gazeteci, Şair ve Yazar, Halk Filozofu: VEHBİ SINMAZ "KİRALIK KÂTİL" ARIYOR!..

GAZETECİ, ŞAİR VE YAZAR, HALK FİLOZOFU, KANAAT ÖNDERİ "VEHBİ SINMAZ" İLK KİTABINI YAYIMLADI: 
“KİRALIK 
KÂTİL 
ARIYORUM”
Ülkemiz ve Türk Siyaset hayatının en tanınmış simalarından; Gazeteci, Şair-Yazar, Kanaat Önderi ve Halk Filozofu Vehbi SIMAZ, 1934 yılında, Manisa İli’nin Alaşehir ilçesinde doğdu. Eğitimini Alaşehir’de tamamladı. 1959’da “Fena İtiyatlarla Mücadele Cemiyeti’ni” kurdu. Kurucusu ve Kurucu Başkanı olduğu Cemiyette: Özelikle ve başta gençlik olmak üzere, tüm insanların kötü huy ve fena alışkanlıklardan kurtulması uğrunda yoğun bir gayretle, ağılıklı mücadele verdi.
AKTIF POLITIK YAŞAM
Aktif siyaset öncesi (muhtemelen plân, proje, hedef ve düşüncelerini millete iletmek, ilân etmek, tıpkı bir misyoner gibi yaymak, açıklamak, yayımlamak ve bildirmek amacıyla olsa gerek) Düşünce Dergisi’ni çıkarttı.
Bir dönemlerin en cesur, her çıkışında gündem yaratan, güncel hayat ve siyasette belirleyici etkisi olan Mehmet Şevket Eygi’nin (Ulusal) Bugün Gazetesinde uzun bir süre çalıştı,  haber, yorum ve makaleler yazdı.
1969 yılında Manisa’dan Adalet Partisi (AP) 14. dönem Milletvekili seçilerek Parlâmentoya girdi. 1971'de AP içinde başlayan "72'ler hareketinin baş aktörleri, efsane kahramanları içinde yer aldı. Bu destansı süreçte Demokratik Parti'nin kurucuları arasında en ileri saflarda idi. Bahusus 14. Dönem Milletvekilliği sırasında, çok aktif, çileli ve zorlu bir mücadele sürecine imzasını attı. 12 Mart gibi, Tarihte iz bırakan bazı önemli olaylara taraf, icabında muhatap, aksiyoner ve şahit oldu. Yeri geldiğinde meydan okudu. Yürekli ve yiğitçe duruşlar sergiledi.
1972 yılında, profesyonel politikacı kimliğini bıraktı.
Daha çok bir gönül adamı (Yunuslardan bir Yûnus) sıfatıyla: İlim, Fikir ve Düşünür, daha doğrusu Gandi gibi bir “Kanaat Önderi” olarak çalışmalarını güçlü bir irade, azim ve kararlılıkla bıkmadan, yılmadan, usanmadan sürdürdü.,
VEHBİ SINMAZ'IN İLK KİTABI:
"KİRALIK KÂTİL ARIYORUM" 
Bu dönemde: 1990 yılı itibarıyla İnsan ve Kültür Ocağı’nı ve 1994’de de İnsan ve Kültür Vakfı’nı kurdu. Kadim Konya Milletvekili, İçişleri ve Sağlık Bakanlığı’nın yanı sıra Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı da yapan Dr. Faruk Sükan’ın Şeref Başkanı olduğu:, Taner Bilen, Av Hami Müftüoğlu, Mustafa Nevruz Sınacı ve Prof. Dr. Abdurrahman Güzel’in de Genel Başkanlık yaptığı “İnsan ve Kültür Ocağı (derneği) ile İnsan ve Kültür Vakfı”nın uzun süre Genel Başkanlık görevini bizzat sürdürdü.   
İSTANBUL & ÇANAKKALE
Şu anda İstanbul ve Çanakkale arasında mekik dokuyan Vehbi Sınmaz, biri kız diğeri erkek iki çocuk babası. Halen “tarihi ve ilmî” bir günlük tutmakla meşgul olan ve kitap yayın hazırlığı yapan Vehbi Sınmaz, pek çok konferans vermiş, makaleler yazmış, haber ve makalelere konu olmuş; Zaman zaman radyo ve televizyon programlarında konuşmalar, gazete ve dergilerde röportajlar yapmıştır.
VEHBİ SINMAZ'IN "YAZMAYI DÜŞÜNDÜĞÜ" KİTAPLAR:
1- Toprağını Arayan Tohum, 2- Tohum, Toprak ve İklim, 3- İnsan, Kültür ve Ortam, 4- Dünyada İnsan Lâboratuvarı, 5- Kur_an İşaret Eden midir? İşaret Edilen midir? 6- Aman Bana Benzemeyin, 7- Müslümanlar, Dil Bilmiyor., 8- Allahım Dilini, Kâinatın ve Tabiatın Dilini Bilmiyor. 9- Aramak mı, Aranmak mı? (Kaynak: Kiralık Kâtil Arıyorum-Sayfa: 104, AKIL FİKİR YAYINLARI-2017)  

4 Mayıs 2017 Perşembe

ÇOK GARİP BİR DURUM!.. "ANKARA ADLİYESİ PARÇALANIYOR" - HABER & MAKALE: Avukat A. Erdem Akyüz, (Ankara-04 Mayıs 2017)

Kamuoyunda giderek düşen yargıya güvenin yanında, yargı organları da bölünerek parçalara ayrılmaktadır. Bunun en yakın örneği Başkent Ankara Adliye Sarayı’nda yaşanmaktadır.
Yargıtay, Danıştay, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi, Yüksek Seçim Kurulu gibi Ankara merkezinde bulunan yüksek yargı organları, ulaşılması çok güç ve birbirinden uzak bölgelere taşınmış ve bunların bir kısmı çeşitli yerlerde bulunan değişik binalara bölünmüştür.
Ankara merkez ilçelerindeki adliye binalarını bir araya toplamak, vatandaşın yargıya ulaşımını ve yargıda hız ve güveliği sağlamak için özel olarak yapılan Ankara Adliye Sarayı binasındaki mahkemeler de, ayrı yer ve binalara taşınmaktadır. Üstelik taşınılan yeni yerler; ulaşımı güç, mahkeme olarak yapılmadığı için güvenliği olmayan,  verim alınması ve çalışılması mümkün olmayan binalardır.
Bu yeni yapılanma ve yozlaşmaya ilk örnek olarak; Ankara Adliye binası içinde bulunan “Fikri ve Sınaı Haklar Mahkemeleri”, İstanbul yolunda bulunan ve genel olarak bu davalarda taraf olan T.Patent Kurumu binası içine taşınmıştır.
Kısa süre sonra, “32 adet İcra Daireleri ve 16 adet İcra Mahkemeleri”, Yenimahalle yolunda, tek katlı, baraka vari bir yapıya taşınmıştır.
Daha sonra Merkez Adliyede bulunan “45 adet İş Mahkemesi ve 14 adet Asliye Ticaret Mahkemesi”, yüksek kiralar ödenerek, adliye olarak yapılmayan, AK Plaza adıyla otel ve iş merkezi olarak yapılan, 12 katlı ve yangın merdiveni bulunmayan ve her gün adliyeye giren onbinlerce kişi için hayati tehlike arzeden bir binaya taşınmıştır.
Son olarak 26 adet Asliye Hukuk Mahkemesi ve 10 adet Sulh Hukuk Mahkemesi, Dışkapı yolunda bulunan ve bir örgütün yurt olarak yaptırdığı ve el konulduğu söylenen garip bir yapıya taşınmak üzeredir.
Oysa Ankara Adliyesi, özel olarak adliye binası olarak inşa edilen geniş ve güzel bir yapıdır. Binanın arka tarafında, gene devletin mülkiyetinde bulunan, üç tane adliye binası yapılabilecek geniş bir arsa vardır. Yakın çevrede bulunan ve adliye binası olmaya müsait Etibank Merkez Binası, İller Bankası, İmar İskan Bakanlığı, Danıştay Binası, Saraçoğlu evleri yıkılmış ve yıkılmaya terkedilmiş durumdadır.
Ankara Merkez Adliye Sarayının geleceği ise kuşkulu bir karanlığa gömülüdür. Başkent Ankara’nın en merkezi ve ulaşımının en kolay olduğu, büyük rant getirici bölgesinde bulunan Ankara Adliye Sarayı’nın yıkılarak yerine, önceki örneklerinde rastlandığı üzere; büyük bir cami, iş merkezleri, AVM’ler satış yerleri ihale edilerek yapılacağı söylentileri kuvvet kazanmaktadır.
Bu şekilde güven yitirerek parçalanan adalet, bina ve kurumları ile de parçalanmaktadır.
“Ülkenin temeli olan adalet”; parçalanmış, parçalara bölünmüş, güvenirliğini giderek yitirmekte olan bir kurum durumdadır. ((HABER MAKALE: Av. A. Erdem Akyüz, Ankara-04 Mayıs 2017))

26 Nisan 2017 Çarşamba

GÜNCEL HABER & YARBAY ALKAN: "NEREYE KADAR BEDEL ÖDENECEKTİR?"

YARBAY ALKAN: 
"NEREYE KADAR BEDEL ÖDENECEKTİR?"
[[15.04.2017// yenicaggazetesi]]
PKK'nın Şırnak'ta jandarma karakoluna yaptığı saldırıda şehit olan Yüzbaşı Ali Alkan'ın ağabeyi Jandarma Yarbay Alkan, "“Ey Musa sen haklısın ancak rızkımızı firavun veriyor” diyenlerden olmayacağım" dedi. Kendisine albay rütbesinin verilmediğini ve sonrasında emekliliğini beklerken KHK ile TSK’dan ihraç edildiğini ifade eden şehit ağabeyi Jandarma Yarbay Mehmet Alkan, “Tabi bu olaydan önce, planlı ve maksatlı olarak yapıldığını düşündüğüm, basınımızın sözde Müslüman ve yandaş kanadının 21 Temmuz 2016 tarihinde hakkımda tamamen gerçeğe aykırı ‘Telekom’u basan Yarbay bakın kim çıktı’ şeklinde sözde Ankara’da telekomu basan ekibin başında olduğum, yakalandığım şeklinde maksatlı bir haber yaptığını da hatırlatmak isterim.” ifadelerini kullandı.
Alkan açıklamasında "Bunları görüp de haksızlık karşısında susanlar her kimse dilsiz şeytandır. Yüzyıllar önce dendiği gibi 'Ey Musa sen haklısın ancak rızkımızı firavun veriyor' diyenlerden olmayacağım." dedi. Odatv'nin haberine göre, Mehmet Alkan’ın açıklaması şöyle:
"KAMUOYUNA DUYURU
Ben, 22 Ağustos 2015 tarihinde Beytüşşebap’ta şehit olan Yüzbaşı Ali Alkan’ın ağabeyi Yarbay Mehmet Alkan…
Bir soruyla başlamak istiyorum: Siz hiç kardeşinizi kaybettiniz mi? Ben en küçük erkek kardeşimi kaybettim bu duyguyu yaşamayanların beni anlaması çok zor, beni tam olarak anlayacak olanlar ancak şehit yakınlarıdır.
Her şeyden önce bir ağabey olarak katıldığım cenaze törenindeki sonuna kadar arkasında olduğum haklı söylemime değinmek istiyorum. Tamamen durumsal olarak gelişen tepkim, alışılmadık olsa da, yönetenlerin açık çelişkisi hakkında milyonların gönlünde olanı dile getirmekten ibarettir. Beni anlamanız için o anı yaşamanız ve benim yerimde olmanız gerekir. Oradaki tepkime kurgu, tiyatro, şov diyenlere ancak şunu diyebiliyorum: “Dilerim daha büyük acıları yaşarsınız da belki o zaman anlarsınız beni.” 
NEREYE KADAR BEDEL ÖDENECEKTİR?
Her dönem bir bahane bulunup cehenneme döndürülen bu güzel ülkede, dile kolay, 33 yıldır bitmeyen bir terör varsa bunun öncelikli sorumlusu gelmiş geçmiş hükümetlerdir, ülkeyi yönetenlerdir. Ülkeyi yönetenler bu süreçte giden canlardan, kaybolan hayatlardan, anaların, eşlerin, evlatların, bacıların, kardeşlerin gözyaşından sorumludurlar ve bunun en azından siyasi olarak bedelini ödemelidirler. Askerin görevi bellidir ancak siyasilerin beceriksizliğinin sonucunu canıyla kanıyla sonsuza kadar ödemek gibi bir yükümlülüğü yoktur. Unutulmasın ki o canlar her şeyden önce bu ülkenin vatandaşıdır, yaşamaya, mutlu olmaya onların da hakkı vardır, vatan için ölmek de vardır ama asıl olan yaşamaktır, yaşatmaktır.
Demek istediğimi daha iyi anlatmak için iki örnek vermek istiyorum;
- Çözüm sürecinde şehirlerin bombalarla doldurulduğu, askere operasyon yaptırılmadığı, barikatların kurulduğu, çukurların açıldığı şüphe götürmeyecek şekilde herkesin malumudur. Buna sebep olanlar, bunları seyredenler kimdir? Asker mi? Polis mi? Tabi ki hayır! Peki bu hatanın ya da yanlış icraatın bedelini kimler ödedi? Yüzlerce asker, polis, korucu. Peki bu hatayı yapanlara ne oldu? Taviz vermeden ve kararlı olarak terörle mücadele ettikleri için alkış aldılar!
- Tarafsız cumhurbaşkanı geçenlerde dedi ki; "Eğer bugün Mardin’e yılda 10 milyon turist gelmiyorsa bunun sebebi terör örgütüdür, teröristlerdir.” Bu cümle üzerinden gidelim; tamamen katılıyorum çok doğru bir söylem çünkü terör varsa güvenlik yoksa elbette Mardin gibi güzel bir şehre bırakın yabancıyı yerli turist bile gelmez. Sorulara devam edelim peki yıllardır devam eden bu sorunun çözülmemesinden kim sorumludur? Hatta şunu soralım 2002 yılında örgütün eylemleri neredeyse sıfırlanmışken terörün mevcut hale gelmesine sebep olanlar kimlerdir? Yönetim hatası varsa bedeli neden sadece güvenlik güçleri ödemektedir?
Geçen yıl Mayıs ayında Osmaniye Şehit Yakınları ve Gaziler Derneğindeki bir sohbet sırasında yukarıdaki benzer düşünceleri dile getirdikten sonra TSK’dan ihraç talebiyle hakkımda soruşturma başlatıldı ama bir karar verilmedi. Bu gelişmelerden sonra emeklilik planımı 2018 yılından, Albay rütbesine terfi edeceğim 30 Ağustos 2016 tarihine aldım ve bu kararımı ilgili yerlere bildirdim.
“HAKKIM OLAN RÜTBE VERİLMEMİŞTİR”
Ancak hakka, hukuka, vicdana, akla sığmayacak bir işlemle 01 Eylül 2016 tarihli 672 sayılı KHK ile memuriyetten ihraç edildim. Bir memura uyarı cezası vermek için bile soruşturma yapılması gerekirken, bu cezaya karşı bile Danıştay’a kadar yargı yolu açıkken sorgusuz sualsiz 48 bin kişinin ihraç edildiği listede bir satır olarak yer almamın sebebi konusunda hiçbir bilgim yoktur.
Tabi bu olaydan önce, planlı ve maksatlı olarak yapıldığını düşündüğüm, basınımızın sözde Müslüman ve yandaş kanadının 21 Temmuz 2016 tarihinde hakkımda tamamen gerçeğe aykırı “Telekom’u basan Yarbay bakın kim çıktı” şeklinde sözde Ankara’da telekomu basan ekibin başında olduğum, yakalandığım şeklinde maksatlı bir haber yaptığını da hatırlatmak isterim.
Terör kurşunu yiyenler gazilik unvanı için mahkemelerde hak ararken hiçbir yaralanma derecesine bakılmaksızın kanunla gazi ilan edilenler için Kaymakamlar görevden alınırken, tüm kurumlar seferberlik ilan ederken, onlara terör mağdurlarından daha çok haklar verilirken, birileri için Allahın bir lütfu olan darbe girişimi sonrasında, binlerce masum memur ve öğrenci gibi hakka, hukuka, vicdana sığmayacak bir şekilde fetö torbasına atılan şehit ağabeyi Mehmet Alkan’a yapılanlar bununla da sınırlı kalmamıştır. Hakkımda hiçbir idari ve adli soruşturma olmadığı halde karşılaştığım ve uygulanan yaptırımlar şunlarıdır.
-   30 Ağustos 2016 tarihinde “Albay” rütbesine yükselmem gerekmesine rağmen hakkım olan rütbe verilmemiştir. 
-   Sahip olduğum yeşil pasaport KHK ile iptal edilmiş, normal pasaport almak için yaptığım başvuru ise KHK ile ihraç edilmiş olmam gerekçesiyle reddedilmiştir.
-   OYAK nezdindeki birikimim sırf KHK ile ihraç edilmiş olmam nedeniyle verilmemiş, icra yoluyla talep etmem üzerine de hukuka aykırı olarak tedbir konulmuştur,
-   Bilirkişilik başvurum KHK ile ihraç edilmem gerekçe gösterilerek reddedilmiştir,
-   Emeklilik için 28 Eylül 2016 tarihinde başvurmama rağmen sırf KHK ile ihraç edilmiş olmam nedeniyle bugüne kadar maaş bağlanmamış ve emekli ikramiyem verilmemiştir.
-   Hukuk Fakültesi mezunu olmam nedeniyle başladığım avukatlık stajının 6’ncı ayının sonunda Adalet Komisyonu tarafından KHK ile ihraç edilmem gerekçe gösterilerek avukatlık stajı ve avukatlık yapamayacağım bildirilmiştir.
-   Türk Ticaret Kanununa göre bir ticaret şirketi olan konut yapı kooperatif yöneticisi olamayacağım belirtildiğinden kooperatif yöneticiliğinden ayrılmak zorunda kaldım. KHK’ya göre apartman yöneticisi bile olunması mümkün değildir.
-   Sahip olduğum askeri kimlik kartı geri alınmış ve er rütbesiyle terhis belgesi düzenlenmiştir.
-   Silah taşıma ruhsatım iptal edilmiş ve beylik tabancam geri alınmıştır.
-   Arkadaşlarım! dostlarım! tanıdıklarım ne olur ne olmaz diyerek beni aramaktan, ziyaret etmekten, benimle görünmekten imtina etmekte olup, toplum içinde bir nevi cüzamlı gibi yaşamaktayım. 22 yıllık çalışmamın, alın terimin sonucu ve anamın ak sütü gibi helal ve hakkım olan maaş, ikramiye ve OYAK emeklilik yardımı 8 aydır verilmediğinden eşimin memur maaşıyla yaşamımı idame etmeye çalışmaktayım. Sayılan işlemlere ait belgeler mevcuttur ve bazı bakanlara gönderilmiştir. Devlet kurumları olarak sistemli bir şekilde yapılan bu işlemlerin talimatla yapıldığını düşünüyorum.
Oysa ben diyorum ki; varsa suçum gereğini yapın ama suçum ama olmadığı halde bana bunların yapılması hakka, hukuka, adalete vicdana sığmaz, yazıktır, günahtır. Allahtan korkmaz mısınız yoksa sizin Allahınız yok mudur?
“RIZKIMIZI FİRAVUN VERİYOR” 
DİYENLERDEN OLMAYACAĞIM
Masumiyet karinesi, suç ve cezaların kanuniliği, adil yargılanma, mahkemeye erişim, etkili başvuru gibi uluslararası hukuk kuralları ihlal edilerek ben ve KHK ile ihraç edilen diğer masumlar bir nevi “medeni ölüme” terk edilmiştir. Bir devlet vatandaşına zulüm yapmaz yapamaz, en azılı suçlulara bile insani şartları sağlamak ve onların insan onurunu korumak zorundadır. Oysa bu konuda çok acı örnekler yaşanmaktadır.
Terör örgütü üyeliğinden yıllarca hapis yatanlar, yalancılar, soyguncular, hırsızlar milletvekilliği, belediye başkanlığı vb. görevler yaparken ben olmadığım bir şey sebebiyle toplumdan soyutlanmakta, mülkiyet gibi seyahat gibi çalışma gibi anayasal haklarım ihlal edilmektedir. En acısı da bu işlemlerin hedef örgütün, aynı hedefe paralel yollardan yürüyen siyasi şeriklerince ve fütursuzca yapılmasıdır.
Bu noktada diyorum ki; bana yapılan haksızlığa tahammül edemiyorum, bana yapılanı sindiremiyorum, eziyet ve zulüm had safhaya ulaşmıştır. Ama ben hiçbir zaman susmayacağım, çünkü haklıyım güçlüyüm ve kimseden korkmuyorum. Bu aşamadan sonra bana yapılacak tek şey susturmak için özgürlüğümü engellemektir, buyursunlar onu da yapsınlar ama düşüncelere, vicdana kelepçe vuramazlar. Nasıl olsa zalimlerle er ya da geç hesabımız görülür, dünya ahret iki elim onların yakasında olacaktır.
Bunları görüp de haksızlık karşısında susanlar her kimse dilsiz şeytandır. Yüzyıllar önce dendiği gibi “Ey Musa sen haklısın ancak rızkımızı firavun veriyor” diyenlerden olmayacağım.
Son olarak diyorum ki; Bu yazıyı kaleme almamın temel sebebi bana yapılan haksızlık ve hukuksuzlukların bilinmesidir. Şehit Yüzbaşı Ali Alkan’ın ağabeyi Yarbay Mehmet Alkan hakkında işlem yapanlar kendilerinin yüzde biri kadar fetöcü olduğumu ispat edin ben hiçbir talepte bulunmayacağım."
(ALINTI & KAYNAK: http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yarbay-alkan-nereye-kadar-bedel-odenecektir-161434h.htm)

24 Nisan 2017 Pazartesi

ENTERESAN!!!... "YSK BAŞKANI'NIN EŞİ MELİH GÖKÇEK'İN DANIŞMANI ÇIKTI!"

GAZETEKRİTİK: "YSK BAŞKANI'NIN EŞİ MELİH GÖKÇEK'İN DANIŞMANI ÇIKTI!.."
Mühürsüz oyları geçerli sayarak kendi kanununu çiğneyen ve bunu normal kabul eden YSK (Yüksek Seçim Kurulu) Başkanı Sadi Güven'in eşi Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in danışmanı çıktı.
Türkiye'nin kaderinin oylandığı Başkanlık Sistemi Referandumun'da Evet ve Hayırların kafa kafaya çıkması ve kıl payı Evet'in önde bulunması tartışmaları da arkasından getirdi. 
Seçim güvenliğinden ve eşitliğinden sorumlu olan Yüksek Seçim Kurulu'nun Referandumun oylandığı günün akşamında Kanun'da açıkça yer almasına rağmen "mühürsüz" oyların geçerliği olduğunu ilan etmesi şok etki yarattı. 
YSK Başkanı Sadi Güven yaptığı ilk açıklamada Kanunun açıkça yasaklamasına rağmen yapılan işin "doğru" olduğunu savunmasının hiç bir yasal dayanağı yok. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Referandumun güvenliğine gölge düşürdüğünü söylemesine rağmen YSK Başkanı'nın Referandum gecesi sonuçlar ve itirazlar kesinleşmeden Eveti galip ilan etmesi de tartışmalara neden oldu.
(REF: 17-04-2017 & HTTP://WWW.GAZETEKRITIK.COM)
http://mobil.gazetekritik.com/haber/ysk-baskani-nin-esi-melih-gokcek-in-danismani-cikti/10880/

22 Nisan 2017 Cumartesi

23 NİSAN "EGEMENLİK (!) VE ÇOCUK BAYRAMI" KUTLU OLSUN!

23 NİSAN KUTLU OLSUN!
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının ve bugünün Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından "23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" olarak çocuklara armağan edilişinin 97. yılını kutluyoruz.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, çocuklara  hediye ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile onların geleceğimizin teminatı olarak gördüğünü tüm dünyaya göstermiştir.
Bugün için, bizlerin de en büyük dileği çocuklarımızın Cumhuriyet’imizin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde ve ilkeleri doğrultusunda, toplumumuzun her alanındaki ileri atılımlarına öncülük yapacak, kalpleri vatan ve millet sevgisiyle dolu, görev ve sorumluluklarına yürekten bağlı, çağdaş düşünceli insanlar olarak yetişmesidir.
Bu vesile ile ülkemize bağımsızlığı, milli egemenliği getiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, şehitlerimizi ve gazilerimizi saygı, minnet anıyoruz..
TETA Teknik Tarım & ULUSAL HABER

18 Nisan 2017 Salı

SON DAKİKA!.. Tunceli'nin Pülümür İlçesinde feci kaza. Helikopter düştü, 12 şehit

TUCELİ, PÜLÜMÜR’DEN
ACI HABER: 
“Pülümür İlçesinde feci kaza. Helikopter düştü, 12 şehit”
Tunceli'nin Pülümür ilçesinde düşen polis helikopterinden acı haber. Güvenlik kaynaklarından alınan bilgiye göre, bugün saat 11.40 sularında Pülümür ilçesinden havalandıktan 10 dakika sonra sinyal alımı kesilen "Skorsky" tipi polis helikopterinin enkazına yürütülen çalışmalar sonucu ulaşıldı. Helikopterdeki 12 kişinin şehit olduğu belirtildi. Helikopterde, 7 polis memuru, 1 hakim, 1 astsubay ve 3 mürettebat olduğu ifade edilmişti. Tunceli'nin Pülümür ilçesinden içinde bulunan 1 hakim, 7 polis, 1 astsubay, 3 de mürettebat ile havalandıktan 10 dakika sonra irtibat kesilen  ve düştüğü belirlenen Emniyet Genel Müdürlüğü'ne ait Sikorsky S-70 Blackhawk tipi polis helikopterden acı haber geldi. Helikopterde bulunan 12 kişinin tamamı şehit oldu.  
Pülümür'den havalanan helikopterden 10 dakika sonra telsiz bağlantısı kesildi. Helikopterin bulunması için bölgeye  Diyarbakır, Elazığ ve Erzurum'dan AFAD ekipleri sevk edildi. Diyarbakır'da bulunan 8'inci Ana Jet Üssü'nden de arama uçaklarının bölgeye gönderildi. Sağlık Bakanlığı'nca, Tunceli'de polis helikopteriyle irtibatın  kesildiği bölgeye 6 ambulans ve 5 Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi'nin sevk edildi.Yoğun sis ve kar nedeniyle kara ekiplerinin enkaza ulaşmakta zorluk yaşadığı duyuruldu.
EKİPLER ENKAZA ULAŞTI:ACI HABER GELDİ 
Olumsuz hava koşulları nedeniyle düştüğü belirtilen helikopterin enkazına ilk olarak Kocatepe Jandarma Karakolundan olay yerine giden 2 askeri timin, ulaştı. Kara saplanmış halde helikopter enkazına ulaşan timler 12 kişinin şehit olduğu bilgisini Tunceli Valiliğine bildirdi.
TUNCELİ İL SAĞLIK MÜDÜRÜ'NDEN FLAŞ AÇIKLAMA: 
112'YE OLAY YERİNDEN DÜŞEN BİR ÇAĞRI YOK
Tunceli İl Sağlık Müdürü Sercan Özaydın, Tunceli'de  irtibat kesilen helikoptere ilişkin "Bölge itibarıyla 112 çağrısının komşu  illerimize de düşmüş olma ihtimali var. Bingöl, Erzincan ve Erzurum ile müşterek  değerlendirdik, 112 komuta merkezine olay yerinden düşen bir çağrı yok. Olay  yerine dair hiçbir çağrı almadık." dedi. Özaydın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Tunceli'de polis  helikopteriyle irtibatın kesilmesinin ardından 112 komuta merkezine herhangi bir  çağrı gelmediğini belirtti.Basında çıkan haberlerin gerçeği yansıtmadığını ifade eden Özaydın,  "Bölge itibarıyla 112 çağrısının komşu illerimize de düşmüş olma ihtimali var.  Bingöl, Erzincan ve Erzurum ile müşterek değerlendirdik, 112 komuta merkezine  olay yerinden düşen bir çağrı yok. Olay yerine dair hiçbir çağrı almadık." diye  konuştu. Özaydın, bölgeye sağlık ekiplerinin de sevk edildiğini dile getirerek  "Biz olay duyulduktan 1 dakika sonra 1 Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE), 7  tane cip ve ambulans ile 30'u aşkın personelimizle olay yerine ulaşmaya  çalışıyoruz." dedi.
YOLDA HEYELAN OLDU
Arama kurtarma ekipleri karadan helikoptere ulaşmak için çalışmalarını sürdürüyor. Ancak Sarıgül Köyü'ne giden yolda yine yoğun yağmur nedeniyle heyelan meydana geldi. Buraya da iş makineleri sevk edildi. Ekiplerin bölgeye ulaşma çalışmaları sürüyor. Tunceli'de 12 personeli taşıyan ve radardan kaybolan helikopterde bulunanların isimleri belli oldu.  Tunceli’de 1 hakim, 1 astsubay, 7 polis ve 3 personeli taşıyan Sikorsky S-70 Blackhawk tipi helikopter kalkıytan 10 dakika sonra radardan kayboldu. Helikopterde, Hakim Onur Alan, Polis memurları Ekrem Dereli, Sadettin Demir, Candaş Kaplan, Mesut Özdemir, Ahmet Cihan Kilci, Hasan Yıldırım, Azam Gündede, Komiser Pilot Abdullah Ortanca, Polis memuru teknisyen Murat Ködük, sözleşmeli pilot Dilaver Karsavuranoğlu'nun  olduğu öğrenildi.
HELİKOPTERİN DÜŞTÜĞÜ BÖLGE TESPİT EDİLDİ
Pülümür ilçesinin Çambulak ve Kocatepe köylerinin 2 bin 500 metre  yüksekliğindeki kırsalına düştüğü öngörülen ve koordinatlarının belirlendiği  belirtilen helikopteri arama çalışmalarının sürdüğü belirtildi. Arama kurtarma çalışmalarına askeri helikopterler tarafından da  havadan devam edildiği ve bölgede kar yağışının çalışmaları güçleştirdiği  öğrenildi. Tunceli Valiliği, radardan kaybolan helikopterle ilgili açıklama yaptı. Açıklamada, helikopterin olumsuz hava şartlarından dolayı düştüğünün değerlendirildiği belirtildi.  Yapılan açıklamada şunlar kaydedildi: "18 Nisan 2017 günü saat 11.40 sıralarında Pülümür ilçemizden havalanan Skorsky tipi Polis Helikopterinden kalkışından yaklaşık (10) dakika sonra sinyal alımı kesilmiştir. Söz konusu Helikopterde (7) Polis Memuru (1) hakim, (1) Astsubay ve (3) mürettebat olduğu değerlendirilmektedir. Helikopterin olumsuz hava şartlarından dolayı düştüğü değerlendirilmekte olup, bölgeye çok sayıda arama kurtarma ekibi sevk edilmiş olup gelişmelerden kamuoyuna bilgi verilecektir".
ERZİNCAN'DAN TUNCELİ'YE AFAD VE UMKE EKİBİ SEVK EDİLDİ
Tunceli'de radardan kaybolan helikopter için Erzincan'dan AFAD ve UMKE ekibi sevk edildi.
Tunceli'de radardan kaybolan helikopter için 2 araç ile birlikte 11 kişilik AFAD ekibi, 5 adet ambulans ve 8 kişiden oluşan UMKE ekibi bölgeye hareket etti. Bölgede yoğun sisle birlikte görüşün kısıtlı olduğu öğrenildi. Uzmanlar, muhtemel düşük görüş şartları nedeniyle kazanın gerçekleşmiş olabileceğine dikkat çekti. Habertürk'e konuşan emekli hava pilotu Erdoğan Karakuş, "O bölgenin doğal şartları oldukça zorlu. Yağışlı ve sisli havalarda helikopterin alçak irtifada uçuşu oldukça zorlu. Helikopterin düşmesine bazen yıldırım, şimşek bile sebep olabilir. İncelenmeden bir şey söylemek zor. İncelenmesi lazım. Yani normal olarak her türlü işlemi yaptıklarını değerlendiriyorum. Bahar aylarında yıldırım şimşek düşmesi de söz konusu olabilir. Onları göz önüne almak lazım. Hava şartlarının kötü olduğu açıkça görülmektedir" dedi. Hava Kuvvetleri, bölgede arama kurtarma çalışmaları için Diyarbakır'dan CN235 tipi uçağı yönlendirdi. Havadan İhbar Kontrol (HİK) olarak adlandırılan E-7T Barış Kartalı uçağı da Tuncelide helikopterden gelecek sinyali tespit etmek için uçuyor. Özel donanıma sahip bu uçaklar, çarpma ile devreye giren özel sinyali tespit edebiliyor. Bölgede ayrıca Malatyadan kalkan 2 Sikorsky S-70 arama kurtarma helikopteri de arama-kurtarma çalışmalarına destek veriyor. (18.04.2017, 15.00-Ajanslar)

14 Nisan 2017 Cuma

Konya Mitingi Yapıldı. CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'dan FLAŞ AÇIKLAMALAR

ERDOĞAN'DAN KONYA'DA FLAŞ AÇIKLAMALAR
CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, referandumda sonra Türkiye'nin eyaletlere bölüneceği iddialarıyla ilgili, ''Türkiyenin üniter yapısının en büyük savunucu, en başta gelen müdafi daima şahsım başta olmak üzere biz olduk, biz olacağız. Eyaletmiş, federasyonmuş, şuymuş, buymuş hiç biri bizim gündemimizde yoktur, olmayacaktır. Bunların birçoğu tarih olmuştur. Artık siyaset güncelleniyor. Yönetim sistemleri güncelleniyor. Cumhuriyetimizi üniter yapısı içinde ilelebet payidar kılma konusundaki kararlılığımızı buradan, bir kez daha tekrar ediyorum'' dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan, özel uçakla İstanbul'dan Konya'ya geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı, havalimanında eski Başbakan ve Ak Parti Konya Milletvekili Ahmet Davutoğlu, Vali Yakup Canbolat ve diğer protokol üyeleri karşıladı. Erdoğan, Davutoğlu ve beraberindeki heyetle birlikte havalimanı yakınındaki Tahir Büyükkörükçü camiine geçerek cuma namazını kıldı. Erdoğan, camiye giriş ve çıkışında yoğun ilgiyle karşılandı. Cami çıkışında kendisini bekleyen halkı selamlayan Erdoğan, kalabalığın yanına gidip bir süre sohbet etti. Bir kişi de Erdoğan'a, fotoğrafının olduğunu bir tablo hediye etti. Erdoğan daha sonra Kılıçarslan Şehir Meydanı'ndaki mitinge geçti. Burada ilk olarak Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, Vali Yakup Canbolat, Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, eski Başbakan Ahmet Davutolu, kürsiye çıkıp konuşma yaptı.
''BİLMEZSEN HADDİNİ, PATLATIRLAR ENSENİ''
Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan, CHP Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt'un bir televizyon kanalında 'evet' oyu kullanacaklara yönelik sözlere tepki gösterdi. Erdoğan, şunları söyledi: 'CHPnin Konya milletvekilinin neler söylediğini duydunuz değil mi? Neymiş, evet verenleri İzmirden denize dökeceklermiş. Samsundan gireceklermiş, Sivas Amasya, Sakarya, ey gafil, seni Samsuna sokmazlar. Haddini bil haddini, bilmezsen haddini, patlatırlar enseni. Sen bu ülkeyi ne zannettin, bu milleti ne zannettin. Bunca yıl Konyanın suyunu içmiş, ekmeğini yemiş birisi, nasıl olur da böyle zırvalar, bilemiyorum. Eminim Konyalı bu densize haddini pazar günü verecek. Tabi onun şahsında aynı izde gidenlere de bildirecektir."
ÖZÜ ÇÜRÜK OLAN BİZE YARAMAZ
Eleştirilerini sürdüren Erdoğan, ''Bu zihniyete ilk dersi pazar günü sandıkta vereceğinize inanıyorum. Bu parti eski ve yeni genel başkanlarıyla, milletvekilleriyle tamamen pusulayı şaşırmış durumda. Ne diyor Konyalı aşıklar biliyor musunuz? Hakkı bilmeyen can, hakka varamaz. Özü çürük olan bize yaramaz. Bunca cehaleti gözün göremez, ilim irfanla dolup taşmadıkça. Milletimizin, özü çürük olanlarla işi olmaz. Konyalının ise hiç olamaz. Bunların derdi büyük. Türkiyedeki yönetim sistemi değişince artık milletin önüne çıkamayacaklarını çok iyi biliyorlar. Hem göbeğini kaşıyan adam diyerek bidon kafalı diyerek, makarnacı diyerek bu millete hareket edip, hem de bu ülkenin yönetiminde söz sahibi olma devri bitiyor. Bunlar ondan çıldırıyor. Bundan sonra hükümetler otel lobilerinde, güneş otelde şurada burada, medya patronlarının yanlarındaki pazarlıkla değil, sandıkta doğrudan kurulacak. Kararı siz vereceksiniz'' diye konuştu.
"EYALET GÜNDEMİMİZDE YOKTUR"
Erdoğan, referandumdan sonra Türkiye'nin eyaletlere bölüneceği iddialarını da açıklık getirdi. Erdoğan, şöyle konuştu: ''Birkaç gündür bir dedikodu aldı başını gidiyor. Üniter yapı meselesi. Türkiyenin üniter yapısının en büyük savunucu, en başta gelen müdafi daime şahsım başta olmak üzere biz olduk, biz olacağız. Eyaletmiş, federasyonmuş, şuymuş, buymuş, hiç biri bizim gündemimizde yoktur, olmayacaktır. Bunların birçoğu tarih olmuştur. Artık siyaset güncelleniyor. Yönetim sistemleri güncelleniyor. Cumhuriyetimizi üniter yapısı içinde ilelebet payidar kılma konusundaki kararlılığımızı buradan bir kez daha tekrar ediyorum. Cumhurbaşkanlığı forsunda temsil edilen tüm devletlerimizle gurur duyuyoruz. Özellikle Anadoludaki ilk devletimiz Selçuklu ile cihan devleti Osmanlı ile ve şartların en zor döneminde kurduğumuz cumhuriyetimizle gurur duyuyoruz ve iftihar ediyoruz. Bizi sen, sevgisiz, susuz, havsız ve vatansız bırakma Allahım. Böyle dua ediyoruz.''
ERDOĞAN, AGİT'E, ''SEN KİMSİN YAV''
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Konya'daki mitingde Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'nı (AGİT) eleştirdi. AGİT'in, referandumda 'evet' çıkmasından kaygı duyduğunu ifade eden Erdoğan, ''Biliyorsunuz Avrupa'nın AGİT örgütü var. Bu daha çok seçimlerin yapıldığı ülkelere, temsilcilerden gönderiler heyetler. Şimdi bunlar kalkmışlar Türkiye'de 'evet' çıkarsa, burada bir çok sıkıntıların olduğu anlamına gelirmiş. Sen kimsin yav. Önce haddini bil haddini. Senin böyle bir görevin yok. 'Evet' çıkarsa ne olur, 'hayır' çıkarsa ne olur? Sen bunu konuşamazsın. Her yerde 'evet' varmış, 'hayır' yokmuş. Onu sen bu noktada çalışmayan partinin yetkilileriyle konuş. Böyle bir rapor veremezsin. Versen de vermesen de pazar akşamı bu millet 'evetiyle' görevini yapacaktır. Eskiler ne diyor? Aşk adamı ağlatır, dert adamı söyletir. Biz dertliyiz, hem de aşığız. Onun için biz pazar akşamı itibariyle bu işi milletçe bitireceğiz. Davamız bir, aşkımız sonsuz. Aşkımız millet, derdimiz millet. Onun için gece, gündüz çalışıyoruz.'' diye konuştu. Erdoğan,14 yıl boyunca hizmet yapmak istedikleri sırada CHP'nin sürekli engel olmaya çalıştığını ve mahkeme mahkeme dolaştıklarını, sabah ve akşam gensoru vererek, hükümeti iş yapamaz hale getirdiklerini söyledi. Erdoğan, 16 Nisan'ın Türkiye için yeni bir fırsat olduğunu belirterek,''Artık kifayetsiz genel başkanlara mecbur değilsiniz'' dedi.
LOKANTALARLA CUMHURBAŞKANI'NIN İŞİ YOK
Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun yeni anayasayla Cumhurbaşkanı'nın muhtarlıkları ve lokantaları kapatabileceği yönündeki açıklamasına tepki göstererek, Cumhurbaşkanı'nın lokantalarla işinin olmadığını, o işin belediyelerin işi olduğunu söyledi.
''BÜTÜN SİLAHLARINI YA GÖMECEKLER, YA YOK OLACAKLAR''
Cumhurbaşkanı Erdoğan, terör olaylarına değinerek, terörün sıfırlanacağını belirtti. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''20 ayda yaklaşık 11 bin teröristi etkisiz hale getirdik. Girdik inlerine. Daha da gideceğiz. Allah'ın izniyle bunları sıfırlayacağız. Bütün silahlarını ya gömecekler ya yok olacaklar başka çaresi yok. Bu ten bu canda oldukça, arkadaşlarımla bu mücadeleyi sürdüreceğim. Ülkemiz üzerinde hesabı olan güçlerin, maşalığını soyunan tüm terör örgütlerin başlarını ezmek üzerimize vaciptir. PKK, PYD, DEAŞ. Bunlar adeta parasını verenin istedikleri gibi kullandıkları birer kiralık katiller sürüsüne dönüşmüş durumdadır. DEAŞ'ın İslamdan uzaktan yakından alakası olabilir mi? Bu bölgemizde yıllardır neredeyse sadece Müslümanları öldüren, diğer yerlerde ise sadece masumları katletmek dışında bir vasfı olmayan örgüttür. FETÖ derseniz, Pensilvanya, şarlatanın emriyle, kendi ülkesine, kendi milletine silah çeken her türlü kötülü eden bir ihanet çetesidir.''
İDAM KONUSU
Alandakilerin 'İdam' diye bağırması üzerine Erdoğan, ''Kardeşlerim, şimdi bak bu talebiniz var ya, pazar günü aynı zamanda bu idam kararının verileceği gündür. Asıl kararı siz vereceksiniz siz. Pazardan sonra bu parlamentoya gelecek. Parlamento da, Kılıçdaroğlu diyor ki, ben evet derim. Sayın Bahçeli 'evet' diyeceğini açıkladı, sayın Yıldırım da aynı kanaatte. Parlamentodan geçti geçti. Bana gelecek. Ben bunu onaylarım. Şehidimizin katillerini affetme yetkisi bize ait değildir. Ha geçmedi, bu defa ben inanıyorum ki AK Parti ve MHP aynen burada olduğu gibi yine bir gensoru, bu gensoruyla da yine millete geliriz. Kararı da millet verir'' dedi.
''CAMİLERİMİZİ KAPATAMIYACAK SINIZ''
Erdoğan, ''Biz 80 milyon tek milletiz. Bizi bölemiyecekler. Ezanımızı susturamayacaklar. Camilerimizi kapatamıyacaklar. Ey CHP, o tarih oldu tarih. Onları siz burada bile yaptınız. Konya'da bile mescidlerimizi ahıra çevirdiniz. Biz sizin geçmişini iyi biliriz'' dedi.
''KANDİL'DE 'HAYIR' DİYENLERİN PAÇAVRALARINA BİZDEN PRİM YOK''
Erdoğan, "Bizim şu bayrağımızdan başka bayrağımız yok. Öyle o Kandil'deki 'hayır' diyenlerin paçavralarına bizden pirim yok. 780 milyon kilometrekare ile tek vatan, tek devlet. Türkiye Cumhuriyeti devleti''dedi. Erdoğan, mitingin ardından Konya Valiliğini ziyaret etti.

ATO "ANKARA TİCARET ODASI BAŞKANLIĞI" Bosna-Hersek Büyükelçisi ATO Başkanı Gürsel Baran'ı Makamında Ziyaret Etti.


Lütfen Resimleri Görüntüleyiniz

Lütfen Resimleri Görüntüleyiniz

Lütfen Resimleri Görüntüleyiniz
BOSNA-HERSEK BÜYÜKELÇİSİ

ATO BAŞKANI BARAN’I ZİYARET ETTİ
-BOSNA-HERSEK BÜYÜKELÇİSİ SADOVİC, ANKARA TİCARET VE EKONOMİSİ HAKKINDA BİLGİ ALMAK İÇİN ATO BAŞKANI GÜRSEL BARAN’I ZİYARET ETTİ.  
-ATO BAŞKANI BARAN: “BOSNA-HERSEK İLE TİCARETİMİZİ DAHA YUKARI TAŞIMAK İÇİN ELİMİZDEN GELEN HER NE VARSA YAPMAYA HAZIRIZ”
Bosna-Hersek Büyükelçisi Bakir Sadovic, Başkent Ankara’nın ekonomisi ve ticareti hakkında bilgi almak için Ankara Ticaret Odası (ATO) Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran’ı ziyaret etti.
ATO Başkanı Baran, ziyaret sırasında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin Bosna-Hersek’e ihracatının 309 milyon dolar, ithalatının ise 288 milyon dolar olduğunu belirtti. Türkiye’nin Bosna-Hersek’e yaptığı ihracat içinde Ankara’nın payının yüzde 1,5 olduğuna dikkati çekenBaran“Bu rakamlar bizim için yeterli değil. Bosna-Hersek ile ticaretimizi kısa zamanda 1 milyar avro civarına çıkarmamız lazım” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hem bölgeye hem de Bosna-Hersek’e özel bir ilgisinin bulunduğunu hatırlatan Baran, 2008 yılında Altındağ ilçesinde 50 dönüm büyüklüğündeki bir parka, Türk halkının büyük değer verdiği Bosnalı lider Aliya İzzetbegoviç’in isminin verildiğini bildirdi. Baran, şunları kaydetti:
“Bosna-Hersek bizim için o bölgede çok büyük önem arz ediyor. Boşnak halkına karşı sevgi ve muhabbetle bakıyoruz. Karşılıklı ticaretimizi nasıl artırabiliriz, beraberce çalışmalar yapalım. Ankara Ticaret Odası olarak Bosna-Hersek ile ticaretimizi daha yukarı taşımak için elimizden gelen her ne varsa yapmaya hazırız.”  
Baran, Büyükelçi Sadovic’e Ankara Ticaret Odası hakkında da bilgiler verdi. 157 bine yakın üyesi bulunan ATO’nun Türkiye’nin ikinci büyük odası olduğunu söyleyen Baran, Oda bünyesinde, Ankara’daki bütün ticareti kapsayan 68 meslek komitesi bulunduğunu söyledi. Ankara’nın eskiden “memur şehri” olarak anıldığını hatırlatan Baran, “Ankara bugün eğitim, sağlık, savunma sanayi alanlarında Türkiye’nin önemli merkezlerinden biri haline geldi” dedi. Baran, Ankara için sağlık ve kongre turizminin öneminden de söz etti.Büyükelçi Sadovic ise iki ülke arasındaki ticari ilişkileri geliştirmek istediklerini belirterek, kabulünden dolayı ATO Başkanı Baran’a teşekkür etti.
Ziyaret sırasında Bosna-Hersek Büyükelçiliği 1.Katibi Zeljko Vasiljevic,  ATO Yönetim Kurulu Üyesi Musa Beşparmak ile ATO Dış Ticaret ve Uluslararası İşbirliği Özel İhtisas Komisyonu Başkanı Ali Rıza Koç, komisyon üyeleri Kader Sezer veTurgay Araz da hazır bulundu.
Ziyaretin ardından ATO Dış İlişkiler ve Dış Ticaret Müdürlüğü tarafından Büyükelçi Sadovic’e Ankara’nın ticareti ve ekonomisi hakkında sunum yapıldı. 

11 Nisan 2017 Salı

ANKARA TİCARET ODASI (ATO) BAŞKANI GÜRSEL BARAN AÇIKLADI


Lütfen Resimleri Görüntüleyiniz

Lütfen Resimleri Görüntüleyiniz

Lütfen Resimleri Görüntüleyiniz
ANKARA’DA İSTİHDAM ARTTI 
 
-ATO BAŞKANI BARAN, YILIN İLK ÜÇ AYINDA ANKARA’DA 29 BİN 346 KİŞİYE ARTI İSTİHDAM SAĞLANDIĞINI AÇIKLADI.

-BARAN: “ATO OLARAK İSTİHDAMIN ARTMASI İÇİN YAPTIĞIMIZ ÇALIŞMALARIN MEYVELERİNİ ALMAYA BAŞLADIK.”


Ankara Ticaret Odası (ATO) Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, yılın ilk üç ayında Ankara’da 29 bin 346 kişiye ilave istihdam sağlandığını açıkladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başlattığı istihdam seferberliğine katkıda bulunmaya devam edeceklerini belirten Baran, “ATO olarak istihdamın artması için yaptığımız çalışmaların meyvelerini almaya başladık. Bundan son derece memnunuz. Cumhurbaşkanımıza verdiğimiz söz ve koyduğumuz hedef için canla başla çalışıyoruz” dedi.

-“ANKARA ARTI İSTİHDAMDA 3. SIRADA”- 

Baran, yaptığı yazılı açıklamada, SGK verilerine göre 1 Ocak 2017-4 Nisan 2017 tarihleri arasında Ankara’nın ilave istihdam sayısının 29 bin 346 olduğunu kaydederek, ”Bu rakamla Türkiye genelinde İstanbul ve Antalya'nın ardından üçüncü sırada yer alıyoruz. Ancak biz üçüncülüğü yeterli bulmuyoruz. Önümüzdeki aylarda birinci sıraya çıkmak için devletimizin istihdam teşviklerini üyelerimize anlatmaya devam edeceğiz” diye konuştu. Baran, oransal olarak Ankara’nın sağladığı artı istihdamın, Türkiye genelinin yüzde 6’sını oluşturduğunu ifade etti.

Devletin istihdam teşviklerini üyelerine duyurmak için ATO bünyesinde açtıkları İŞKUR Hizmet Noktası’nın çalışmalarına devam ettiğini söyleyen Baran“Üyelerimiz bizzat gelerek ya da 444 0 286’yı arayarak istihdam teşvikleri hakkında ayrıntılı bilgi alabilirler” dedi.

-İŞ VE AŞ İÇİN İSTİKRAR ŞART-

ATO Başkanı Baran, istihdamın artması ve ekonominin büyümesi için istikrar ve güven ortamının çok önemli olduğunu vurgulayarak, “İş dünyası olarak istikrarın önemini geçmişte ağır bedeller ödeyerek öğrendik. Bu yüzden kıymetini iyi biliyoruz. 15 Temmuz’da istikrara ve demokrasimize sahip çıktık, sahip çıkmaya da devam etmeliyiz. İstikrar ve güven ortamında iş de olur aş da… Bunun sonuçlarını, meyvelerini alıyoruz. Ülkemizin güçlenmesi, insanımızın zenginleşmesi için istikrar ve güven ortamını tahkim etmeli, bunun için gereken iradeyi ortaya koymalıyız” diye konuştu.

-ATO ÜYELERİNE ÇAĞRI-

ATO üyelerine çağrısını yineleyen Baran, şunları kaydetti:

“İşverenler olarak bu ülkeye yapacağımız en güzel hizmet, istihdamı artırmaktır. İstihdam artarsa üretim ve refah da artar. Devletimiz ilave istihdam teşvikleri veriyor. Üyelerimiz, işe alacakları her bir sigortalı için 1.404 TL ödeyecekler, geriye kalan 773 TL tutarındaki prim ve vergi yükümlülükleri devlet tarafından karşılanacak. İşlerimizi büyütmek, ekonomimizi büyütmek için bu fırsatı iyi değerlendirelim. Büyük ve güçlü Türkiye için el ele vererek, işsizlerimize iş ve aş temin edelim.”  

7 Nisan 2017 Cuma

İYİ’Kİ VARSIN AMERİKA!.. İDLİB'DE MASUM VE MAĞDURLARIN SOYKIRIMINA SESSİZ VE SEYİRCİ KALAN LANETLİ "KORKAK KÂFİRLER" KAHROLSUN.

İYİ’Kİ VARSIN AMERİKA
SON DAKİKA... 
ABD SURİYE'YE FÜZE FIRLATTI, KİMYASAL SALDIRI ÜSSÜ İMHA EDİLDİ
Suriye’de yaklaşık beş yıldır masum, müsemma ve korumasız insanlara kan kusturan, vahşet unsuru ihanet şebekelerine nihayet okkalı bir Osmanlı tokadı vuruldu. Amma tokadı vuran; Osmanlı’nın devamı olduklarını iddia eden saray soylularından (!) değil; Osmanlı’nın ebedi muarızı, can düşmanı ve neredeyse Cumhuriyet kuruluncaya kadar kendisinden haraç aldığımız AMERİKA!..
VAHŞETE SEYİRCİ KALAN 
"ACİZ VE ZAVALLI" BM
Bu vahşet, Vandallık ve şeamet karşısında Suriye'ye ilk kez saldırı düzenleyen ABD, Akdeniz'deki savaş gemilerinden 59 Tomahawk Cruise füzesini Şinsar ve El Şayrat hava üslerine fırlattı. İdlib'e kimyasal saldırı düzenleyen uçakların kullandığı Şayrat hava üssünün imha edildiği bildiriliyor.
BBC muhabiri, bir askerin anlattıklarını Twitter mesajında paylaştı: "Gizlenecek zaman yoktu. Uyuyorduk, ilk füzenin dehşetiyle uyandık. Gizlenecek zaman yoktu..." Bölgedeki kaynaklar ayrıca, füzelerin düşmesiyle hava üssünde büyük bir yangın çıktığını belirtiyor.
Saldırıya uğrayan Şayrat hava üssünün içinden ilk görüntüler, sosyal medya üstünden paylaşıldı. Görüntüde, üssün hasar aldığı dikkat çekiyor. Rus resmi televizyonu ise, hava üssünde açılan çukurları ve enkaz görüntülerini ekrana getirdi. Resmi televizyona göre, pistlerde neredeyse hiçbir hasar yok.
Rusya lideri Putin, suskunluğunu bozdu ve füze saldırısının uluslararası hukuku çiğnediğini savundu. İdlib'deki katliamdan sonra Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) getirilen tasarıyı önceki gün veto eden ve sivillerin ölümlerini 'yalan haber' olarak niteleyen Rusya, Şam rejimine saldırı düzenlenince bu kez kendisi BMGK'yı acil toplantıya çağırdı.

31 Mart 2017 Cuma

KERKÜK KAN AĞLIYOR. "ANKARA MÜTEREDDİT VE KARARSIZ" ATI ALAN ÜSKÜDARI GEÇERKEN TÜRKMENELİ DRAMI… Haber.Makale: Dr. Noyan UMRUK

KERKÜK KAN AĞLIYOR. 
ATI ALAN ÜSKÜDARI GEÇERKEN TÜRKMENELİ DRAMI…
Haber.Makale: Dr. Noyan UMRUK
Önce yakın geçmişten bazı başlıklar: “Şeriatçı vahşi katiller Suriye'de Türkmenlere de saldırıyor. AKP Hükümetinin ise katilleri besleyip, bakıp silahlandırmaya devam ettiği söyleniyor. Türk halkından toplanan vergiler Türkmenleri öldürenlere gidiyor. Irak'ta da aynısı oluyor. Barzani peşmergeleri ABD ordusu eşliğinde Türkmen yerleşim bölgelerine saldırırken Abdullah Gül "Onlar Şii" diyor. Türkmenler öldürülüyor, çöllere sürülüyor. Kerkük'te nüfus kayıtları yakılmış, Kürtlerin çoğunlukta olduğunu göstermek için dışarıdan Kürt nüfus yığılmış. Halen de saldırılar devam etmekte. Bu katliamların sorumlularından Barzani, Ankara'da AKP Kongresi'ne şeref konuğu ve konuşmacı olarak çağırılıyor, beyinsiz yandaşlar "Türkiye seninle gurur duyuyor" diye tezahürat yapıyor.” “Benzer olay 2013'te Diyarbakır'da tekrarlanıyor.Dönemin başbakanı, Barzani ve Şivan Perver eller havada, alkışlanıyor, Emine Hanımefendi ağlıyor. “
Dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala: "Hatay'daki TIR’lar Türkmenlere gidiyordu." Diyor…
Buna karşılık; Suriye Türkmen Meclisi Başkan Yardımcısı Hüseyin el-Abdullah: "Ankara'dan (AKP Hükümeti'ni kastediyor) ne başka bir yardım, ne de silah yardımı alabiliyoruz. " diyor.
 Diğer bir Suriye Türkmen Meclisi Başkan Yardımcısı Abdurrahman Mustafa: "Bakan Ala'nın demecini gazetelerden gördüm. Benim böyle bir yardımla ilgili bilgim yok."diyor.
Suriye Türkmen Hareketi Sekreteri Rami Karaali: "Böyle bir yardımla ilgili bilgim yok."diyor. Bir başka Türkmen lideri Ali Mehdi “Biz artık alıştık sıkıntıya, göçe, ölüme.. Biz ölüp gidek, ama bunları Türkiye görmesin, Azerbaycan görmesin inşallah, Türkiye galmalı, Azerbaycan galmalı..." diyor. Gelelim yaşadığımız günlere… Barzani alayişle Ankara’ya geliyor… Damat Bey dahil malum zevatla görüşüyor…  Kuzey Irak bölgesel yönetimi flaması hava alanında bağımsız devlet bayrağı gibi göndere çekiliyor… Aynı flama T.C. cumhurbaşkanı ve başbakanı ile tarafların büyük memnuniyetini ifade eden görüşme fotoğraflarında yer alıyor…
Binali Bey de "Ne var bunda, ben Irak anayasasına da baktım, kendi parlamentoları falan var, devlet gibi" mealinde bir şeyler söylüyor… Barzani  Erbil’e dönüyor… Kerkük valisi, Irak anayasasına aykırı olarak, 'Kürdistan bayrağı” asılması talimatı veriyor; yetmiyor " Ankara'da, İstanbul'da asılan bayrak, Kerkük'te niçin asılmasın ki?" deyiveriyor … Sözde Kürdistan bayrağı sözde Kerkük Meclisi kararıyla tüm kamu binalarına asılıyor. Kerkük’te her taraf  aynı flamalar ile donatılıyor…
Bu sırada T.C. Dış İşleri Bakanı saf saf  “Nezircan Barzani  bize böyle dememişti…” diyebiliyor… Yoksa yine mi kandırıldınız be birader…
Barzani, düşük maliyetli, kar marjı yüksek Irak Petrolünün üçte birini oluşturan Kerkük petrol yataklarının tamamen üzerine oturma çabasında bir hayli mesafe almış oluyor…
Türkiye’yi yönetenlerin, bu gelişmelere göz yummakla ne gibi beklentiler içinde olduğunun düşünülmesi gerekiyor… Öte yandan Rojava'yı ilan eden PYD/YPG de ABD desteği ile Münbiç'ten sonra Rakka'ya girmek üzere..PKK uzunca bir süredir, Musul'dan Rakka'ya giden yol üzerindeki Sincar'da hakimiyetini pekiştirdi. Fırat Kalkanı operasyonu, ABD Dışişleri Bakanının Türkiye ziyaretinin ariefesinde  aniden bitiriliveriyor…  ABD yetkilileri    "Merak etmeyin biz söyleriz, sonra hem Kerkük'ten, hem Rakka'dan, hem Musul'dan çıkar giderler, şimdi IŞİD'e odaklanalım" falan diyor… Ve de ABD Dışişleri bakanı bu kadar hassas bir dönemde, muhalefetle görüşme gerği görmüyor!.. Atı alan Üsküdar'ı geçerken, Türkiye, muhteremi abad edecek ucube rejimle yatıp kalkıyor… Manzara bu… Şimdi gelelim ibret-âlem bir mektuba: Türkmenler o bölgenin en aydın, en aklı başında, en onurlu topluluğudur…  İşte onlardan bir aydının, pırıl  pırıl bir aydının, sayın Mahir NAKİP’in bir mektubu ulaştı bana, aynen aktarıyorum:
“IMPR tarafından Ankara’da düzenlenen ‘’Kürtler, Barış, Demokrasi ve Çözüm Modellerini Tartışıyor’’ toplantısına katıldım. Burada Irak’tan KDP, KYB, Goran ve İslami Kürt Partisi’nin temsilcilerinin yanında, Suriye’den ve İran’dan Kürt siyasetçiler bulundu. Türkiye’den BDP’den de katılım oldu. Bu masum başlık altında her ne hikmetse bütün katılımcılar Türkiye’deki Kürt açılımına hararetle temas etti. KDP adına konuşan Hemin Havramani, Türkiye’nin Kürtler konusunda daha güçlü ve sürdürülebilir adımlar atmasını, demokratikleşme paketi çerçevesinde yasal ve anayasal değişikliklere daha emin ve hızlı adımlarla ilerlemesi icap ettiğini ve Öcalan’ın basınla daha rahat ilişki kurmasının sağlanması gerektiğini vurguladı. İbretle dinledim. Doğrusu aklımdan, ‘Türkiye’den AKP, CHP ve MHP’nin temsilcileri Erbil’e gidip orada Irak Türkmenlerinin sorunları konusunda bir toplantı düzenleyerek Kürtlere bazı tavsiyelerde bulunsalar, Erbil Yönetimi acaba bunu nasıl karşılar’ sorusu aklımdan geçmedi değil. Neyse geçelim... 
Derken gündemimize tarihi! Diyarbakır buluşması düştü. Diyarbakır’da büyük  buluşma... Gün boyu süren töreni adım adım televizyondan izledim. Yetmedi, günlerdir medyada tartışılan bu konuyu takip ettim. Durumdan vazife çıkaranların, kelime ve ifadelerden mana bulanların ve dillerinin altından baklayı çıkaranların haddi hesabı yoktu. Erdoğan’ın Kuzey Irak Kürdistan Yönetimi demesi, var olan bir realiteyi ifade etmektedir. TBMM’nin ilk tutanaklarında da bu kelime var. Bunda bir beis görmeyebiliriz. Ama Diyarbakır Belediye Başkanı’na göre bu ifade Türkiye Kürdistan’ını da gündeme getirmiştir, yıllardır Kuzey Irak’ta yaşayan! Arzu Yılmaz’a göre de bu, Rojava’nın da batı Kürdistan olduğunun kabulü demektir. Nitekim PYD iki gün sonra Türkiye sınır kapısına yakın bir binanın üstüne yine kendi bayraklarını astılar. Daha neler ve neler...
Tabi ki bu gelişmeler Irak Türkmenlerini doğrudan ilgilendiren bir konu olmayabilir. Türkmenler elbette her şeyden önce Anavatanları Türkiye’nin huzur ve sükûnete kavuşmasını can-u gönülden arzular. Ama herkes emin olsun ki bu gelişmeler Irak ve Suriye Türkmenlerini ciddi şekilde endişe ve kaygıya sürüklemektedir. Sanki bir yağma var; bölge, kapanın elinde kalacak gibi görünüyor. Sanki bir dağılma olacak, Türkiye’nin gözü önünde ve biraz da hoşgörüsü ile Irak, Türkiye ve Suriye topraklarından doğacak büyük Kürdistan kurulacak ve bölgede yaşayan Türkmenler bu hengame içinde unutulup ya da eriyip gidecektir. Diyarbakır buluşmasından  bu anlamın çıkarılmasına izin verilmemelidir… 
Gelelim madalyonun diğer yüzüne… Erdoğan’ın konuşmasını dinlerken, satır aralarında Irak ve Suriye Türkmenlerini aradım; bulamadım. Kerkük, öyle bir şekilde telaffuz edildi ki Türkmen unsuru sanki yokmuş intibaını verdi. Herkes barıştan bol bol dem vuruyor. Her yere barışın gelmesi için herkes uğraşırken niye kimse aylardır patlamalarla sarsılan Tuzhurmatu’ya, Kerkük’e ve Telafer’e barışın gelmesini istemiyor? Habur’un yanında beş sınır kapısı daha açılacaksa, acaba bir tanesi bile olsa Telafer’e açılacak mı, yoksa hepsi ‘‘Kürdistan’a’’ mı bağlanacak? Bir zamanlar Türkmen temsilcisi Rahmetli Özal’ın sağında, Barzani ve Talabani ise solunda otururken, bugün Irak Türkmenlerini temsil eden ITC Başkanının esamisi bile zikredilmiyor. Yıllarca Başbakanımız tarafından kabul edilen Iraklı Kürt yetkililerin sayısını bilmiyorum ama neden 2006 yılından beri Türkmen lideri Sayın Başbakanımızın huzuruna kabul edilmemiştir?
UNPO’nun Genel Sekreteri Marino Busdachin Avrupa Parlamentosu’na gönderdiği şikayet mektubunda Türkmenlerin genel olarak Irak’ta ve özel olarak da Kerkük’te kaçırılmaktan korunmadıklarını, Tuzhurmatu’nun hedef olduğunu, arazilerinin Kerkük (Kürt) Valiliği tarafından gasp edildiğini ve bilumum Türkmenlerin asimile olmakla karşı karşıya kaldıklarını vurgulamaktadır. UNPO için önemli olan Türkmenler, Türkiye için önemli değil midir? Bu sorular, daha doğrusu buruk kaygılar sanırım bütün Türkmen aydınlarının içinden geçiyor. Bugün Tuzhurmatu iki yıldır süren patlamalar neticesinde bir hayalet şehre dönüşmüş; böylece Kerkük etrafındaki son Türkmen kalesi de düşmüştür. Bütün bu sitemleri dile getirirken Türkiye’nin güçlü bir ülke olduğundan da emin olduğumuzu unutmamaktayız. Eğer Başbakanımız, ağırladığı Barzani’den Türkmenlerin Kerkük ve Tuzhurmatu’da korunmalarını istese, ya da açılacak beş sınır kapısından birisinin Telafer’den geçmesini talep etse, Barzani’nin hayır demesi mümkün değildir.
Türkiye önemli bir sorununu çözmeye çalışırken bir başka sorunun doğmasına sebep olmamalıdır. ‘’Dimyat’ın pirincine giderken, evdeki bulgurdan olmamalıyız’’. Her ne kadar nüfusları ve nüfuzları azsa da Irak’ta ve Suriye’de Türkiye’ye gönülden ve samimiyetle bağlı tek topluluk Türkmenlerdir. Diğerleri hep geçici çıkarları için bugün Türkiye’den yana görünüyorlar. Türkiye Demokratikleşme Paketini açarken ve açmaya devam ederken; Kuzey Irak Kürt Yönetimi ile her türlü siyasi ve iktisadi ilişkiyi kurarken, Türkiye içinde yaşayan Kürtlere barışı sağlayacak bazı haklar verebilir. Ama bu haklar ne Türkmenlerin Türkiye tarafından unutulması pahasına, ne de Barzani’nin de içinde parmağının olduğu, yok olmalarına sebep olmalıdır. Türkiye, ister Bağdat yönetimiyle ister Kürt yönetimi ile ilişkilerini düzenlerken Türkmenleri kaale almak zorundadır.
Türkmenlerin vebali 
Türkiye’nin boynundadır... 
Türkiye, Irak ve Suriye’de yaşayan Türkmenlere önem ve rol verdiği ölçüde, merkez ve yerel yönetimler tarafından önemseneceklerdir. Türkiye’de kim iktidarda olursa olsun bu tarihi realite akılda tutulmalıdır… Mahir NAKİP"
Sonuç: Gelin de Yüce önderin Sadabat Paktı ve Balkan Antantı gibi bölgesel politikalarını hatırlamayın… Adalar, Süleyman Şah ve nihayet Kerkük… Dileriz bu dalga Kıbrıs’a da vurmaz…Türkiye tek tek nüfus alanlarını kaybediyor… Görülüyor ki; ısrarla izlenen yanlış politikaların tam tersine, bölgede Türkmeneli dramı dahil her alanda daha etkin olabilmek için Irak ve Suriye yönetimleri ile yeniden sağlıklı ve tutarlı ilişkiler kurmak gerekiyor. 
İşte böyle… Takdir sizin sevgili okurlarım…
Dr. Noyan UMRUK noyanumruk@hotmail.com