22 Haziran 2017 Perşembe

Allahın Belâsı kâfir mütecavize "Linç Edilerek İdam ve İnfaz" Kararı Vermeyen Yargı ve Yargıç Kahrolsun

İSLAMCI DERNEĞİN BAŞKANI 'PEYGAMBERİN BİR GÜNÜ' ADLI KİTABI OKUTURKEN 4 ERKEK ÇOCUĞA TECAVÜZ ETTİ
İslamcı “Gençlik İlim ve Hikmet Derneği” (GİHDER) Genel Başkanı Rafet Ermiş’in yerel mahkeme tarafından verilen cezası Yargıtay 14. Ceza Dairesi tarafından onandı.
Sinop’un Gerze ilçesinde 2015 yılında 4 erkek çocuğuna tecavüz ve cinsel tacizde bulunduğu iddiası ile çıkartıldığı Sinop Ağır ceza mahkemesi tarafından 23 yıl 9 ay Hapis cezası alan İslamcı “Gençlik İlim ve Hikmet Derneği” (GİHDER) Genel Başkanı Rafet Ermiş’in yerel mahkeme tarafından verilen cezası Yargıtay 14. Ceza Dairesi tarafından onandı.
"PEYGAMBERİN BİR GÜNÜ" ADLI KİTABI OKUTURKEN TECAVÜZ ETTİ
Halksesi’nden Mete Çağdaş’ın haberine göre; 2015 yılında yaşanan olayda Gerze ilçesinde GİHDER’e bağlı kuran kursuna gelen erkek çocuklarına cinsel tacizde bulunan Ermiş, o zaman 7 yaşında olan  A.B.T. isimli çocuğu kucağına oturtarak ve “Peygamberin bir günü” adlı kitabı okuturken tecavüz etmişti.
Tecavüze uğrayan çocuk yaşadığı o anı şöyle anlatmıştı: “Ben bilgisayar masasında otururken yanıma geldi ve ‘beraber kitap okuyalım’ diyerek kendi odasına götürüp kapıyı arkadan kilitledi. Daha sonra masa üzerine kitap koyarak okumamı söyleyip beni kucağına oturttu ve benim pantolonumu aşağı doğru indirdikten sonra, kemerini açarak beni kucağına oturttu. Benimle birlikte ileri geri sallanarak cinsel organını bana temas ettirdi. Bu sırada canım çok yandı ve korktuğumdan bir şey diyemedim, donup kaldım. Bu olayların olduğu sırada kardeşim kapıyı açmaya çalışınca benim pantolonumu yukarı doğru çekerek, kucağından indirip kapıyı açtı.”
“İNŞALLAH HAPİSTE ÖLÜR”
Yargıtay kararı için konuşan baba C. T. ise “Cezasının onanması sevindirici ama bana göre verilen ceza az oldu. Rabbimden tek dileğim hapisten çıkamamasıdır. İnşallah hapiste ölür” dedi. Öte yandan baba C. T. mahkeme esnasında sinirlerine hakim olamamış ve sanık Rafet Ermiş ve avukatı ile mahkeme esnasında tartışma yaşamıştı. Bu nedenle C. T.’ye  14 ay hapis cezası verilmişti. O ceza için de acılı babanın bir üst mahkemelere olan itirazları sürüyor.
AKP’Lİ AVUKAT DA KURTARAMADI
İslamcı dernek başkanı Rafet Ermiş’i, 7 Haziran 2015 seçiminde İstanbul’dan AKP milletvekili aday adayı olan Avukat Necip Kumandaveren savunuyordu. Tecavüze uğrayan çocuğun “Rafet Ermiş yanıma geldi ve beraber kitap okuyalım diyerek beni kendi odasına götürüp kapıyı arkadan kilitledi. Daha sonra masa üzerine ‘Peygamberin Bir Günü’ isimli kitabı koyarak okumamı söyleyip beni kucağına oturttu…” sözlerini mahkemede yalanlayarak itiraz eden avukat ile tecavüz mağduru baba mahkeme hakimi karşısında sözlü arbede yaşamışlardı.

21 Haziran 2017 Çarşamba

TERÖR VE TEDHİŞ ÖRGÜTLERİ TARAFINDAN ÜRETİLİP PAZARLANAN BONZAİ NEDEN ÖNLENEMİYOR

BU MEMLEKETTE EĞER; HÜKÜMET VE EMNİYET VARSA “TERÖR VE TEDHİŞ ÖRGÜTLERİ TARAFINDAN ÜRETİLİP PAZARLANAN” BONZAİ VE TÜREVİ UYUŞTURUCULARIN OLMAMASI GEREKİR.   
Aziz ve Mübarek Ramazan Ayı'nda; İstanbul, Taksim'de yürek burkan; İnsanlık, Devlet, Hükümet ve Emniyet adına utanç veren çok rezil; Üzücü ve düşündürücü, vahim ve ürkütücü bir manzara!
Taksim'de bonzai denilen sentetik uyuşturucuyu kullanan genç kız kendinden geçti. Üniversite öğrencisi olduğu öğrenilen 24 yaşındaki genç kıza yardım etmesi için sağlık ve polis ekiplerine haber verildi. Sağlık ekiplerinin müdahalesiyle kendine gelen genç kız olay yerinden ayrıldı. Çevredekilerin ifadesine göre genç kız alnında "enayi" yazan dövme bulunan bir kişinin verdiği uyuşturucu maddeyi kullanmış. [Ersan SAN/İSTANBUL, DHA]
Yer Taksim.  Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü'nün hemen yanı başındaki ara sokaktaki merdivenlerde genç bir kız baygın halde yatıyor. Çevredekilerin ifadesine göre, yaklaşık yarım saat önce yanına gelen alnında "enayi" yazan dövme bulunan bir kişinin verdiği uyuşturucu maddeyi kullanmış. Üniversite öğrencisi olduğu öğrenilen 24 yaşındaki genç kıza yardım etmesi için sağlık ve polis ekiplerine haber verildi.  Kısa sürede müdahale eden sağlık ekipleri genç kızı ayılttıktan sonra olay yerinden ayrıldı.
YAZIK BU ÇOCUKLARA
Görgü tanığı otopark görevlisi,  "Buralarda dolaşan bir kişi var. Kıza uyuşturucu madde içirdi. Kız burada bayıldı kaldı. Bonzai denilen bir illet var. Buralarda ve civarda genelde içiliyor.Devlet büyüklerimizden rica ediyorum. Buna bir çare bulun.Yazık bu çocuklara" dedi.
BİZ KADINI BAYGIN HALDE BULDUK
Burada aynı durumda çok kişinin olduğunu belirten mahalle esnafı, "35 yaşlarında alnında 'enayi' yazan dövmeli bir adam kıza uyuşturucu madde içirmiş. Biz kızı baygın halde görünce adamı yakaladık. Ama polis ekipleri gelmeyince adam kaçtı. Biz olay yerine ambulans çağırdık. Ambulans geldi kıza şeker verdi gitti" diye konuştu. Sağlık ekiplerinin müdahalesiyle ayılan genç kız, daha sonra ara sokaklara girerek gözden kayboldu. 

14 Haziran 2017 Çarşamba

SON DAKİKA... CHP MİLLETVEKİLİ ENİS BERBEROĞLU TUTUKLANDI

CHP MİLLETVEKİLİ "ENİS BERBEROĞLU" TUTUKLANDI
CHP milletvekili Enis Berberoğlu hakkında son dakika kararı..."MİT TIR'ları görüntülerinin yayınlanması" davasında CHP İstanbul Milletvekili Kadri Enis Berberoğlu 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve hakkında tutuklama kararı verildi. Tutuklanan Berberoğlu Maltepe Cezaevi'ne götürülecek. Karar sonrası CHP MYK, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında olağanüstü toplandı. 'MİT TIR'ları görüntülerinin yayınlanması" davasının 8. duruşması İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Duruşmaya tutuksuz yargılanan CHP Milletvekili Enis Berberoğlu ile gazeteci Erdem Gül katıldı. Yurtdışında olan Can Dündar ise duruşmaya katılmadı.  Son savunmaları alındıktan sonra mahkeme başkanı ara verdi. Daha sonra ise mahkeme kararını açıkladı.
ÖNCE MÜEBBET, SONRA 25 YIL HAPİS...
Mahkeme CHP İstanbul milletvekili Enis Beberoğlu'nun "Devletin gizli kalması gereken bilgilerini, siyasal ve askeri casusluk maksadiyla açıklamak" suçunu işlediği gerekçesiyle  önce "Müebbet hapis" cezasına çarptırdı. Mahkeme "cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri " gözönüne alarak cezada indirim takdirini kullandı. Cezayı 25 yıla indirdi.  Berberoğlu hakkında  tutuklanma kararı da verdi.
BERBEROĞLU TUTUKLANDI 
Mahkeme heyeti, Berberoğlu'nun HTS kayıtları, Can Dündar'ın kitabında geçen  beyanları dolayısıyla işlediğinin sabit olduğu anlaşılan suç dolayısıyla  hükmolunan cezasının haddi itibarıyla, kaçacağı ve saklanacağı hususunda somut  emarelerin bulunması nedeniyle tutuklanmasına kararlaştırdı.Mahkeme heyeti, sanığın kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis  cezası mahkumiyetinin sonucu olarak seçme, seçilme ve diğer siyasi haklarını  kullanmaktan yoksun bırakılmasına karar verdi. Hüküm açıklanırken çevik kuvvet polisleri de duruşmada hazır bulundu.  Kararın ardından Enis Berberoğlu , polis tarafından tutuklama işlemlerinin yapılması için adliye binasında bulunan polis merkezine götürüldü. Berberoğlu tutuklandı. 
CAN DÜNDAR VE ERDEM GÜL'ÜN DOSYASI AYRILDI
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, MİT tırlarının durdurulması olayına  ilişkin eski Cumhuriyet gazetesi genel yayın yönetmeni Can Dündar, gazetenin  Ankara temsilcisi Erdem Gül ve CHP Milletvekili Enis Berberoğlu'nun "silahlı  terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme" suçundan açılan  dava dosyasının ayrılmasına karar verdi.
BERBEROĞLU'NDAN KARAR SONRASI İLK AÇIKLAMA
Tutuklama kararı sonrası Enis Berberoğlu, adliye koridorunda konuştu. Berberoğlu, "Olmadık bir işten böyle bir mağduriyet yarattılar. Bunu yaratanlar utansın" dedi. Berberoğlu, "Siz beni unutmayacaksınız, ben de sizi unutmayacağım" diye konuştu.
CHP'DEN AÇIKLAMA GELDİ 
CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu'nun tutuklanmasına ilişkin ilk açıklama CHP Grup Başkanvekili Engin Altay'dan geldi. Altay,  "Bu karar muhalefete gözdağı kararıdır. Bu mahkeme kararını milletimizin vicdanına havale ederken, parti genel merkezimizde, CHP Meclis grubumuzda bütün üyelerle birlikte direneceğimizi, demokrasiyi yaşatmak konusundaki  kararlılığımızı da yüce milletimize taahhüt ediyorum" dedi.
CHP YÖNETİMİ VE GRUBU OLAĞANÜSTÜ TOPLANDI
CHP MYK, İstanbul  Milletvekili Enis Berberoğlu'nun tutuklama kararının ardından Genel Başkan Kemal  Kılıçdaroğlu başkanlığında olağanüstü toplandı.  Toplantı, parti genel merkezinde basına kapalı yapılıyor.Kılıçdaroğlu'nun toplantı sonrası açıklama yapması bekleniyor. Öte yandan, kararın ardından CHP TBMM Grubu da olağanüstü toplantıya  çağrılmıştı. Bu toplantı da grup başkanvekilleri başkanlığında Meclis'te  gerçekleştirildi.

12 Haziran 2017 Pazartesi

Çanakkale, Gelibolu "ÇİMPE KALESİ" RESTORE EDİLMELİ (HABER: Fethi Murat Doğan, E. Öğretim Gör.)

ÇİMPE KALESİ RESTORE EDİLMELİ
Gelibolu sınırları içinde yer alan ve Türklerin Trakya ve Rumeli’deki ilerlemesinde köprübaşı niteliğindeki Çimpe Kalesinin hali, tarihimizle ilgili duyarlılığı olan herkesi derinden üzüyor. Orhan Gazinin oğlu Süleyman Paşanın Rumeli’ye geçtiği yerin yakınındaki kale, çeşitli dönemlerde kısmi bakım görmüş; ancak pey zamandır kaderine terk edilmiş halde bulunan kalede, defineciler rahatlıkla hazine aramışlar!
Tarihimiz bakımından çok önemli olan Çimpe Kalesinin ihmal edilmiş hali, yakındaki Keşan Belediye Başkanı Mehmet Özcan’ı derinden yaralamış; toplum olarak bu konularda çok daha bilinçli olmamız gerektiğini belirtiyor. Tarihimize hepimizin saygı göstermesini ve bunun partilerüstü yaklaşımla ele alınmasını vurgulayan Başkan Özcan, Çimpe Kalesinin restore edilmesine gönül vermiş, bunun için gerçekten didiniyor.
Oyuncu ve sunucu Mimoza Elezi vasıtasıyla bizi de Çimpe Kalesini görmeye davet eden Keşan Belediye Başkanı Mehmet Özcan ve aynı duyarlılıktaki eşi mimar Şengül Özcan’ın bu örnek davranışını görünce yerel yönetimlerin tarihi eserlere ilgi gösterilmesi konusunda ne kadar önemli olduğunu fark ettik. Bu öncü ve duyarlı davranışın diğer belediye başkanlarımızca da örnek alınmasını dileriz.

Kültür Bakanlığı ile diğer yetkililerin ve tarih dergilerinin, üniversiteler ve aydınlarımızın, Çimpe Kalesinin restore edilmesi için gereken ilgiyi göstermeye davet ediyorum. Mutlaka içinde Rumeli Fatihi Gazi Süleyman Paşanın büstü de yer alsın. (HABER: Fethi Murat Doğan, E. Öğretim Gör.)

8 Haziran 2017 Perşembe

FAS’TA300 BİN YILLIK İNSAN İSKELETİ KALINTISI BULUNDU

BİLİM DÜNYASINI DERİNDEN SARSACAK BİR GELİŞME YAŞANDI. 
FAS’TA300 BİN YILLIK İNSAN İSKELETİ KALINTISI BULUNDUĞU BİLDİRİLDİ.
Fas Kültür ve İletişim Bakanlığından yapılan açıklamada, Faslı bilimadamı ve araştırmacı Abdulvahid binNasır ve Alman araştırmacı Jan Jack Yublan’ın öncülüğünde çalışan uluslararası bir arkeoloji ekibinin Fas’ın Yusufiye bölgesi kırsalında yer alan Cebel İhud köyü yakınlarında yaptıkları kazı çalışmalarında Homo sapiense ait iskelet kalıntılarına rastladıkları belirtildi.
200 BİN YIL DAHA ESKİ
Kalıntıların yaklaşık 300 bin yıllık olduğu belirtilen açıklamada, yapılan testler sonucunda kalıntıların şimdiye kadar keşfedilen en eski insan kalıntıları olduğu ifade edildi.
Şimdiye kadar yapılan araştırmalarda en eski 100 bin yıllık kalıntılara ulaşıldığı kaydedilen açıklamada, Fas’ta keşfedilen kalıntılara ilişkin ilmi makalenin 8 Mayıs 2017 tarihinde Almanya’da çıkan "Doğa" dergisinde yayımlandığı kaydedildi. Cebel İhud civarında 2014 yılında yapılan kazı çalışmalarında 16 bin yıl öncesine ait insan kalıntıları bulunmuştu. (08 Haziran 2017)
BİR YORUM: Bilim dünyası derinden sarsılmış.
Bana göre sıkıntı yok. Bilim dünyası silkinir, ıkınır, sıkınır, bir yol bulur. Benim esas merak ettiğim ilahiyatçılar bu işe ne diyorlar. Bakın size bir hizmet yaptım, yanda Kısas-ı Enbiya yani Ahmet Cevdet Paşa tarihi kitaplarının da bağlarını iletmiş oldum. Okuyun ilim irfan edinirsiniz. Peki Kısas-ı Enbiya bu konuda ne diyor? Kur'an ne diyor, hadisler ne diyor? İnsanlığın yaradılışı şu bulunan iskelet karşısında nasıl oluyor da oluyor? Adem nerede, Havva nerede? Yahu bir anlatın, biz de anlayalım. (Oraj POYRAZ) 

7 Haziran 2017 Çarşamba

TRUMP’IN SUUDİLERE 110 MİLYAR DOLARLIK SİLAH SATIŞI YALAN HABER Mİ?

TRUMP’IN SUUDİLERE 110 MİLYAR DOLARLIK SİLAH SATIŞI YALAN HABER Mİ?
ABD Başkanı Donald Trump’ın önceki hafta gerçekleştirdiği Suudi Arabistan ziyaretinin merkezinde 110 milyar dolarlık silah satış sözleşmesi olduğu medyaya yansımıştı. Söz konusu haberlere göre ABD bu silah satışının önümüzdeki 10 yılda ulaşacağı miktar ise 350 milyar dolar olacaktı. Ancak ABD Savunma ve Güvenlik İşbirliği Dairesinin (DSCA) Pazartesi yaptığı resmi açıklama kafaları karıştırdı. DSCA’nın açıklamasına göre ABD Dışişleri Bakanlığının yaptığı anlaşma sadece 1.4 milyar dolarlık ‘olası’ silah satışını içeriyor. Bunun 662 milyon dolarlık kısmı radar sistemleri, cephane, askeri kamyonlar ve teknik destek, 750 milyon dolarlık kısmı ise askeri eğitim programını içeriyor. Düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsünün uzmanlarından eski CIA yetkilisi Bruce Riedel’e göre buradaki anahtar sözcük ‘olası’. Ona göre ‘’ortada bir anlaşma falan yok. Hepsi bir ‘fake news’.’’:
‘’Savunma sanayi sektöründe ve Kongre’deki birçok kaynakla görüştüm. Hepsinin söylediği tek şey şu: Ortada imzası atılmış 110 milyar dolarlık bir anlaşma yok. Sadece bir kaç niyet mektubu var, ama kontrat yok. Birçoğu savunma sanayinin Suudilerin birgün ilgilenebileceğini düşündüğü alımlar tahminlerinden oluşuyor. Pentagon’un silah satışından sorumlu dairesi DSCA da, ‘’Niyet edilmiş satışlar’’ diye yorumluyor. Yeni hiçbir  somut satış yok, mevcut satışlar, Obama döneminde imzası atılmış satışlar. Suudiler ve Amerikan yönetimi, geleceğe dönük olası taleplerinden tasavvur ettikleri olası satışları bir araya getirip bunu bir sözleşmeymiş gibi kamuoyuna sundular. Bu tamamı ile bir ‘fake news’.’’
Riedel, Suudiler 110 milyar dolarlık bir silah alım sözleşmesine imza atsaydılar bile, düşük petrol fiyatlarından dolayı bunu ödeyecek paraları olmadığına dikkat çekiyor. Suudilerin, 2012’de Obama yönetimi ile imzaladıkları büyük silah alım sözleşmesinin bedelini bile ödemekte zorluk yaşadıklarına dikkat çeken Riedel, o dönemde anlaşmanın hayat geçmesinin tek nedeninin Obama yönetiminin İsrail ile de benzeri bir anlaşma imzalaması olduğunu kaydetti.
Riedel’e, göre Suudiler şu anda satın alacakları tek şey, en yoksul Arap ülkesi olan Yemen’e yönelik bombardımanlarımı devam ettirmek için mühimmat olacak. Riedel, eğer İsrail ABD’den ‘niteliksel avantajı koruma’ için yeni bir silah paketi talebi olursa, o zaman söz konusu 110 milyar dolarlık anlaşmanın da yaşama geçme şansı olduğunun düşünülebileceğine vurgu yaptı. ABD dış politikasının temel yaklaşımlarından biri, İsrail’i çevresindeki ülkelerden askeri olarak sürekli daha avantajlı konumda tutmayı öngören ‘niteliksel avantajı koruma (Qualitative Military Edge)’ politikası. AMERİKA BÜLTENİ (6 Haziran 2017)
http://amerikabulteni.com/2017/06/06/trumpin-suudilere-110-milyar-dolarlik-silah-satisi-yalan-haber-mi/?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+amerikabulteni+%28Amerika+Bulteni%29

2 Haziran 2017 Cuma

"TEK DİŞİ KALMIŞ CANAVAR" Zeytinimiz, yağımız, ekmeğimiz, aşımız, aşkımız, milli değerimiz, gelecek kuşaklara aktaracağımız en büyük mirasımız, velinimetimiz, şifa kaynağımız ZEYTİN AĞAÇLARINA amansız saldırılar düzenlemeye başladı

ZEYTİN AĞAÇLARI YİNE TEHDİT ALTINDA!
Zeytin ağacımız, zeytinimiz, zeytinyağımız, ekmeğimiz, aşımız, aşkımız, milli değerimiz, gelecek kuşaklara aktaracağımız en büyük mirasımız,
“Kendi kültürüne,
Tarihine,
Özüne,
Köküne,
İşine, gücüne,
Nefesine,
Aşık olduğu tadına,
Soluduğu havasına,
Duacı olduğu sağlığına,
Evine, ailesine, canına, kasteder mi insan?”
HAYIR, ETMEYECEK! (etmemeli!)

Zeytin ağaçlarımızın koruma kalkanı olan 3573 sayılı kanun, değişiklik talebiyle yeniden gündeme getirilmiştir. Zeytincilik kanununda öngörülen değişikliğin yapılması, hem çevremize hem de ülke zeytinciliğine büyük ve geriye dönüşü olmayacak zararlara yol açması anlamına gelmektedir.
Küresel iklim değişikliklerinin yaşandığı dünyamızda daha ne kadar yeşilden vazgeçebiliriz.
Zeytincilik Kanunu yönetmeliğinin değiştirilmesi, tabiatın, canlıların yaşam alanlarının, ekosistemin ve ülkemiz zeytinciliğinin yok edilmesi anlamına gelmektedir.
Herkesi ama herkesi zeytinciliğimizin ölüm fermanı olacak bu yasa tasarısına itiraz etmeye ve "ZEYTİN AĞACIMA DOKUNMA" demeye davet ediyorum.
Sizlerden ricam sosyal medya hesaplarınızda kampanyayı, kişisel mesajınızı da ekleyerek paylaşın. Bu kampanyayı imzalamanın sizin için ne anlama geldiğini yazarsanız listenizdeki pek çok kişinin sizin hislerinizle bağlantı kurmasını sağlayabilirsiniz. (Change.org 02 HAZ 2017)
AYVALIK ZEYTİN ÜRETİCİLERİ DERNEĞİ ADINA
AYDIN ŞENSAL
BAŞIKESİR, Türkiye
YORUM, ELEŞTİRİ VE KATKI YERİNE KAİM OLMAK ÜZERE:
AKP'NİN YENİ PEŞKEŞ PLANI; “ZEYTİNLİK”
Ahmet TAKAN
​Televizyon ve gazete reklamlarını çok önemserim. Gidişatımızı ve eğilimlerimizi görmek açısından önemli bir ölçüdür benim için. Toplumun değişik gelir seviyelerine göre arz-talebi takip ederim. Bir zamanlar özellikle televizyonlarda (çok değerli büyüğüm Burhan Ayeri abimizin alanına haddim olmayarak giriyorum. Affetmesi dileğimle-aht-) çiklet ve kadın çorabı reklamından geçilmezdi. 12 Eylül kuşağıyız. Çocukluğumuz yağ ve tüp kuyruklarında geçti. Sonra, biraz bir şeyler olmaya başladı memlekette.. Yağ reklamlarını görmekten acayip mutlu olmaya başladım. Yörük çocuğu olmamdan mı nedir?.. Zeytin ve zeytinyağı reklamları çok büyük keyif verirdi bana... Reklam demek "daha çok tüket, harca" demektir. Ancak, ülkenizin sanayi, tekstil, tarım ve gıda üretim reklamlarını görmek farklı bir mutluluktur diye düşünenlerdenim.
AKP iktidarı döneminde garip şeyler oldu. Televizyon ve gazetelerde lüks konut ve banka reklamlarından başka bir şey göremez olduk. Türk markalı  reklamlara hasret kaldık. İnanın bana, Hacı Şakir ve Eyüp Sabri reklamlarını arar oldum!.. Kendi payıma zeytinyağı reklamlarına hasret kaldım!.. Televizyon ve gazeteler, Amerikan dili ve edebiyatı (!) ürünü olan konut reklamlarından geçilmiyor. Bir de İngiliz, Yunan, İspanyol vs. vs.. kökenli  bankalarınkinden...
Ülkemizde sanayi yatırımları neredeyse sıfırlandı. Tarım ve hayvancılığımız bitme noktasında. İthal et yiyoruz, ithal buğday tüketiyoruz. Bir zamanların en önemli ülke meselesi, buğday silolarımızın doluluk oranıydı. Fukara yemeği kuru fasulyenin şarkısı vardı. Garibi, yoksulu anlatırken, "sofrasında kuru ekmek, peynir zeytinden başka bir şey yok" denirdi. Ya şimdilerde?.. Fakir fukara, garip gureba pilav üstü kuruya, peynir zeytine de hasret!..
*
Zeytin ve zeytinyağı, ne hikmetse bir zamanlar dünyanın en önemli üretici ülkeleri arasında olduğumuz memleketimizde lüks tüketim kalemleri arasına girdi. Daha da tehlikeli bir gidişat var. Günlerdir, CHP milletvekilleri seslendiriyor ama tınlayan yok!.. CHP Denizli Milletvekili Kazım Arslan avaz avaz bağırıyor, "zeytinin kökü kurutulacak" diye. TBMM, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda bugün  görüşülecek olan "Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi" başlıklı tasarı. Torba!.. Kazım Arslan, "Birçok maddesi üretim reformuna ilişkin olmasına rağmen, üretimle ve sanayileşmeyle ilgisi olmayan, ZEYTİNİ VE ZEYTİNCİLİĞİ, MERALARI VE KIYILARI YOK ETMEYE yönelik maddeler taşıyor" diyor. Ve tehlikeye şu tespitlerle dikkat çekiyor:
"AKP usulü bir taslakla zeytinlikler, kıyılar, meralar daha fazla imara açılmak ve yapılaştırılmak isteniyor. AKP usulü yasa yapma mantığıyla, iki iyi şeyin içine üç kötü şeyi doldurup arada torba yasayla gece yarısı geçirmeye kalkıyorlar. Bu yasa geçerse kıyılardaki dolgu alanlarında, denizcilik faaliyetini, deprem riskini, çevre faktörünü hiçe sayacak, uydurma bir 'kamu yararı kararı' alacak Bakanlar Kurulu, kıyı dolgu alanlarında endüstri bölgesi ya da denize sıfır konumda kamu hastanesi projesini hayata geçirecektir. İktidar, ya yandaşı şirketlere yeni kapılar aralayacak ya da çevreyi ve kent planlarını altüst ederek çevreye rağmen endüstri bölgesi ve hastane kurmaya kalkacaktır.
Denize Sıfır Manzaralı Kanser Tedavisi
Birilerine 'Denize Sıfır Manzaralı Kanser Tedavisi' satmaya kalkacak olanlar, aynı tasarıda meraları yapılaşmaya açıyorlar ve böylece kıyıları yok etmek istiyorlar. Zeytinliklerde koku ve duman çıkaracak sanayi faaliyetlerine göz yumacaklar, zeytinlikleri yok etmeye dönük bir adım atmaya çalışıyorlar. Bu tasarının mera ve zeytinliklerle ilgili maddeleri, tarım ve hayvancılıktaki üretimi düşürecektir. Tasarı sanayi üretimini artırmayı hedeflemişse de çok büyük yanlışın içindeler. Zeytine rağmen, meraya rağmen, kıyı alanlarına rağmen sanayicilik olmaz. Zeytin, stratejik bir tarımsal sanayi ürünüdür. Teşvik edilmesi, daha çok geliştirilmesi gerekirken olmadık bir sebebe dayandırılarak yok edilemez. Ayrıca sanayi, tarıma ve hayvancılığa, çevreye ve kent planlamasına alternatif şekilde büyüyemez.
Zeytinlik saha tanımını maksatlı biçimde daraltan yeni tasarı, zeytini korumayı değil, yandaşı korumayı ve kurtarmayı hedefliyor. Zeytin kesene hapis cezası öngören kanun artık para cezasıyla işi kurtarıyor. Yeni 'zeytinlik saha' tanımı ve devamındaki maddeler, zeytinliklerde hayvan otlatmanın cezai yaptırımını düşürmüştür.
Partili cumhurbaşkanının talimatı, partiye güdümlü valinin izniyle partili şirketlerin zeytinliklere dalmasına zemin yaratılıyor. Yandaş için çıkarılacak Bakanlar Kurulu'nun 'kamu yararı kararı', kanuna eklediği bu istisna hükmüyle dünyada görülmemiş bir çarpık sanayileşme uğruna tarımı gözden çıkarmaktadır.
Meclis, farklı sanayi kolları ile tarımdaki üretimin, altyapı ve ulaştırma ile tarımdaki istihdamın birbirinin alternatifi değil tamamlayıcısı olduğunu bilerek hareket etmelidir. Zeytinliklerin ve meralara yok edilmesine, kıyıların peşkeş çekilmesine ilişkin bu düzenleme, tarımda ciddi ölçüde gelir ve istihdam kaybı yaratacak, bu üç alanda telafisi imkansız zararları ortaya çıkaracaktır."
Şimdi gel de şu soruyu sorma!.. Zeytinliklerimizi de, Ege'de Yunan'a peşkeş çektiğiniz adalarımıza mı benzeteceksiniz?..

30 Mayıs 2017 Salı

ESRARENGİZ BİR CİNAYET VE KORKUNÇ BİR AİLE FACİASI!.. "YENİ AKİT'İN GENEL YAYIN YÖNETMENİ KADİR DEMİREL HAYATINI KAYBETTİ"

YENİ AKİT'İN GENEL YAYIN YÖNETMENİ "CİNAYETLE SONUÇLANAN CİNNET KURBANI" KADİR DEMİREL HAYATINI KAYBETTİ
Yeni Akit gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Kadir  Demirel, damadı tarafından bıçaklanarak öldürüldü. 
Damadı tarafından bıçaklanarak öldürülen gazeteci Kadir  Demirel'in cenazesi otopsi için Adli Tıp Kurumu Morguna kaldırıldı.  Kayınpederini öldüren, eşini de yaralayarak kaçan Cemil Yavuz Karanfil'in  yakalanması için çalışmalar sürüyor. (AA)
Başakşehir'de, tartıştığı damadı tarafından  bıçaklanarak öldürülen Yeni Akit gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kadir Demirel'in  cenazesi savcılık incelemesinin ardından otopsi yapılmak üzere Adli Tıp Kurumu  Morgu'na kaldırıldı. 
Alınan bilgiye göre, dün akşam saatlerinde Başakşehir Yunus Emre  Caddesi'ndeki kızı Esma Karanfil'in evine giden gazeteci Kadir Demirel, damadı  Cemil Yavuz Karanfil ile tartıştı. Kavgaya dönen tartışmanın ardından Karanfil,  yanında bulundurduğu bıçakla kayınpederine saldırdı. Araya giren eşi Esma  Karanfil'i de bıçaklayan damat, daha sonra olay yerinden kaçtı. Aldığı bıçak darbeleriyle ağır yaralanan Demirel olay yerinde hayatını  kaybederken, Esma Karanfil ise kaldırıldığı Medipol Hastanesi'nde ameliyata  alındı. Kadir Demirel'in cenazesi, savcılık incelemesinin ardından otopsi  yapılmak üzere ambulansla Adli Tıp Kurumu Morgu'na kaldırıldı. Bu arada haberin duyulmasının ardından Kadir Demirel'in eşi Gülseren,  oğlu Fatih Demirel, diğer kızı Sümeyye Urhan ile yakınları ve Akit Medya Grubu  İcra Kurulu Başkanı Mustafa Karahasanoğlu'nun da aralarında bulunduğu çok sayıda  kişi olay yerine geldi. Olayın gerçekleştiği evin bulunduğu siteye gazetecilerin girişine izin  verilmedi. Öte yandan olay yerine gelen polis ekipleri yaptıkları incelemenin  ardından kaçan şüpheliyi yakalamak için çalışma başlattı.

24 Mayıs 2017 Çarşamba

KÖTÜ HABER!.. "Fuat Umay’ın Amerikalı Müslüman işçilerden topladığı bağışla kurulan "Atatürk Çocuk Yuvası", bu haziran ayında kapatılacak."

ATATÜRK'ÜN DİREKTİFİYLE ANKARA'DA AÇILAN CUMHURİYET'İN İLK ÇOCUK YURDU KAPATILIYOR
Mehmet Boz
Atatürk’ün emriyle Amerika’ya giden ve araştırmalar yapan Fuat Umay’ın Amerikalı Müslüman işçilerden topladığı bağışla kurulan "Atatürk Çocuk Yuvası", bu haziran ayında kapatılacak. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, korunmaya ve bakıma muhtaç çocukların barındığı yurtları kapatarak "çocuk evleri" modeline geçeceklerini duyurdu. Dönüşüm projesi akıllara, "Korunmaya muhtaç çocuklar AKP yanlısı tarikat ve cemaat evlerine mi yerleştirilecek"  sorusunu getirdi. Türkiye’de 13 binden fazla çocuğun devlet koruması altında olduğu öğrenildi. AKP'li yıllarda, kimi tarikat ve cemaatlerin "dernek" ve "vakıf" adı altında öğrenci evleri açtığı, barınmaya muhtaç çocuk ve öğrencilerin bu ihtiyacını istismar ederek yandaş devşirmeye çalıştığı biliniyor.  - Ensar Vakfı, Türgev, Tügva, AGD ve benzeri gerici oluşumların ülkenin dört bir yanında "öğrenci evleri" açtığı, bu evlerde bilim ve müfredat dışı çeşitli eğitimlerle AKP yandaşı ve militanı yetiştirdiği de biliyor. Konuya ait 2 haber aşağıdadır. Bilginize..
‘ATATÜRK ÇOCUK YUVASI MÜZE OLSUN’ ÖNERİSİ
Cumhuriyet’in ilk çocuk yurdu olan Ankara’daki Atatürk Çocuk Yuvası haziran ayında kapatılacak. Çok sayıda oyuncağın, orijinal beşiklerin ve çeşmelerin bulunduğu tarihi yurdun, müze olarak korunması istendi, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada ise binanın müze olmayacağı belirtildi. (24 Mayıs 2017 Çarşamba)
Atatürk’ün emriyle Amerika’ya giden ve araştırmalar yapan Fuat Umay’ın Amerikalı Müslüman işçilerden topladığı bağışla kurulan Atatürk Çocuk Yuvası, haziran ayında kapatılacak.  Yurdu ziyaret eden yabancı devlet adamlarının armağan ettiği pek çok oyuncağın, orijinal beşiklerin ve çeşmelerin bulunduğu tarihi yurdun, müze olarak korunması istendi. Gazete Habertürk'ten Fatmanur Boylu'nun haberine göre Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği Başkanı Abdullah Oskay, “Keçiören Atatürk Çocuk Yuvası’nın, içindeki tarihi anıtlar nedeniyle müze olarak değerlendirilmesini ve geleceğe aktarılmasını istiyoruz. Tıpkı Ulucanlar Cezaevi gibi buraya da sahip çıkılmasını istiyoruz” diye konuştu.
ATATÜRK ÇOCUK YUVASI “ÇOCUK DESTEK MERKEZİ” OLACAK, MÜZE YAPILMAYACAK
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Atatürk Çocuk Yuvası'nın hizmet modeli değişikliği nedeniyle yuva olarak kullanılmayacağını belirtilerek, çocuk destek merkezi olarak faaliyetlerine devam edeceğini söylendi. Bakanlık yetkilileri, Atatürk Çocuk Yuvası'nın yıkılmayacağını kaydederek, "Müze de yapılmayacak. Çocuk destek merkezi olarak farklı bir modelde hizmetlerini sürdürecek" dedi.
Kurum bahçesindeki iki tarihi çeşme ile yabancı devlet adamlarının ziyaretlerinde hediye ettiği oyuncakların da koruma altında bulunduğu vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi: "1921 yılında milletimizin asil evlatlarının çabalarıyla kurulan Çocuk Esirgeme Kurumu ve bu çabanın ilk meyvesi olan Keçiören Atatürk Çocuk Yuvası, Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve ecdadımızın bizlere emanetidir. Bu emanete maddi ve manevi olarak hakkıyla sahip çıkılacağından kimsenin şüphesi olmamalıdır. Keçiören Atatürk Çocuk Yuvası, bundan önce olduğu gibi bundan sonra da çocuklarımızın yaşadığı ve yaşatıldığı bir yer olmaya devam edecektir."
‘BU ESERLER TOPLUMUN ORTAK HAFIZASIDIR’
Yazar ve şair Sunay Akın, yurtta bulunan eserlerin toplumun ortak hafızası olduğunu belirterek, “Böyle bir yeri yıkmak ya da başka şekilde kullanmak dünyanın pek çok yerinde müzeyi yok etmek demektir. Mekân çeşitli yenileme ve düzenlemelerle yurt olarak kullanılmalıdır. Yoksa nesli tükenen son kuşu öldürüp doldurmak gibi bir şey olur” dedi. Keçiören’deki Atatürk Çocuk Yuvası’ndaki çocuklar, Sevgi Evleri ve Çocuk Evleri’ne nakledilecek.
YURT, TARİHİ ESER NİTELİĞİNDE
Toplam 39 bin metrekarelik arazi üzerine kurulu Atatürk Çocuk Yuvası, 500 çocuğa hizmet verebilecek kapasitede. Yurt binasında ve bahçesinde Abdülhamid Dönemi’nden kalma çeşme, tarihi beşikler, kütüphaneler, demir karyolalar, yemekhane malzemeleri, oyun alanları, eski oyuncaklar gibi birçok malzeme bulunuyor. 2005’te Malatya Çocuk Yuvası’nda ortaya çıkan şiddet olaylarından sonra çocuk yuvalarının kapatılması kararı alındı. Yuvalardaki çocuklar yeni yapılan Sevgi Evleri’ne nakledildi.
 *****
AKP çocuk yurtlarını kapatıyor: Korunmaya muhtaç çocuklar tarikat evlerine mi yerleştirilecek? Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, korunmaya ve bakıma muhtaç çocukların barındığı yurtları kapatarak "çocuk evleri" modeline geçeceklerini duyurdu. Bakan'ın anlattığı dönüşüm projesi akıllara, "Korunmaya muhtaç çocuklar AKP yanlısı tarikat ve cemaat evlerine mi yerleştirilecek" sorusunu getirdi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, devlet koruması altında olup yetiştirme yurtlarında kalan yüzlerce çocuk için yeni bir "dönüşüm" planını hayata geçirmeye hazırlanıyor. Dönüşümün önümüzdeki yıl tamamlanacağını söyleyen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, "Çocuklar yurtlarda 100-200 kişilik koğuşlarda değil, 5-6 kişilik çocuk evlerinde bakılacak" dedi. Bakan Kaya'nın Habertürk gazetesine anlattığı bu proje, akıllara "Çocuklar AKP yanlısı tarikat ve cemaat evlerine mi yerleştirilecek" sorusunu getirdi. 
BAKAN: BÜYÜK DÖNÜŞÜMÜ GERÇEKLEŞTİRİYORUZ!
Koruyucu aile sayısının artmasını, bütün çocukların uygun şartlarda aile yanında yaşamasını istediklerini söyleyen Bakan Kaya, şu bilgileri verdi: “Devlet olarak onlara her türlü maddi-manevi imkânı sunmaya çalışıyoruz. Büyük dönüşümü gerçekleştiriyoruz. Çocuklarımız 100-200 kişilik koğuşlarda değil, 5-6 kişilik 'sevgi' ve 'çocuk' evlerinde bakılacak. Bu dönüşümü yüzde 100 olarak sene sonunda gerçekleştireceğiz. Şu an 650 civarında çocuğun kaldığı yurtlar tamamen kapanıyor. ‘Çocuk Evleri’ ve ‘Çocuk Evleri Sitesi’ modeline geçiyoruz.” Türkiye’de 13 binden fazla çocuğun devlet koruması altında olduğu öğrenildi. 
TARİKAT EVLERİ Mİ GELİYOR?
Türkiye'de AKP'li yıllarda, kimi tarikat ve cemaatlerin "dernek" ve "vakıf" adı altında öğrenci evleri açtığı, barınmaya muhtaç çocuk ve öğrencilerin bu ihtiyacını istismar ederek yandaş devşirmeye çalıştığı biliniyor. Ensar Vakfı, Türgev, Tügva, AGD ve benzeri gerici oluşumların ülkenin dört bir yanında "öğrenci evleri" açtığı, bu evlerde bilim ve müfredat dışı çeşitli eğitimlerle AKP yandaşı ve militanı yetiştirdiği de bilinen bir gerçek. Bakan Kaya'nın "dönüşüm" diyerek anlattığı "Çocuk Evleri" projesinin de, dernek ve vakıf adı altında örgütlenen yandaş tarikat ve cemaatlere yasal zemin hazırlama operasyonu olabileceği tartışılıyor. [Turkish Forum - E Turkiyeyiz Biz]

19 Mayıs 2017 Cuma

Türk Deniz Kuvvetleri’nin Ege ve Akdeniz’de gerçekleştirmekte olduğu Deniz Kurdu Tatbikatı Yunanistan’ı rahatsız etti.

SON DAKİKA: YUNANİSTAN RAHATSIZ OLDU!
TATBİKATA KATILMAYIN ÇAĞRISI YAPTI
Türk Deniz Kuvvetleri’nin geleneksel olrak, her yıl bu vakitlerde Ege ve Akdeniz’de gerçekleştirmekte olduğu "Deniz Kurdu" Tatbikatı komşu Yunanistan’ı rahatsız etti. Yunanistan’ın Ankara Büyükelçisi Kyriakos Loukakis, diplomatik gelenekleri, hukuki hakları ve haddini aşarak; katılımcı ülkelere, Türkler tarafından Ege ve Akdenizde gerçekleştirilen “Tatbikata katılmayın” çağrısı yaptı
TATBİKATA KATILMAYIN
Türk Deniz Kuvvetleri, her yıl olduğu gibi bu yıl da 13-26 Mayıs tarihleri arasında Ege ve Akdeniz’de Deniz Kurdu Tatbikatı gerçekleştiriyor. Türk yetkililer, yine her tatbikatta olduğu gibi NATO’ya bağlı ülkeleri gözlemci olarak Deniz Kurdu Tatbikatı’na davet etti. 22 Mayıs’ta gerçekleştirilmesi planlanan davet öncesi Yunanistan’ın Ankara Büyükelçisi Kyriakos Loukakis, söz konusu ülkelere bir yazı yazarak Türkiye’nin Yunan hava sahasını işgal ettiğini belirterek, ülkelere “Tatbikata katılmayın” dedi. Yunanistan’ın Ankara Büyükelçisi Kyriakos Loukakis mektubunda şu ifadelere yer verildi: “Türk otoritelerine göre tatbikat, Yunan ulusal hava sahası ve Rodos Uluslararası Havaalanı’nın bir bölümünü de kapsayacak şekilde Ege ve Doğu Akdeniz’de gerçekleştirilecek. Bu da uluslararası hukuk ve iyi komşuluk ilişkileri kapsamında Yunan egemenliğini ihlal etmekle birlikte sivil hava trafiğini de ciddi anlamda tehlikeye sokmaktadır.”
YUNANLAR TAKİPTE
Yunanistan’ın Ankara’da temsilcilikleri bulunan yabancı ülke temsilcilerine kara propaganda yaptığı bilgisine ulaşan Türk Dışişleri Bakanlığı da raporlar hazırladı. Deniz Kurdu 2017 tatbikatına Türk Deniz Kuvvetleri’nden 14 fırkateyn, 6 korvet, 17 hücumbot, 9 denizaltı, 6 mayın gemisi, 13 destek gemisi, 4 karakol gemisi, 4 deniz karakol uçağı, 19 deniz helikopteri, 7 SAT görev timi, 2 SAS görev timi katılıyor. Hava Kuvvetleri Komutanlığı ise 7 görev uçuşu ve 2 sorti HİK (Havadan İhbar ve Kontrol) uçağı ile 1 hedef çekme uçağı ile yer alıyor. 

13 Mayıs 2017 Cumartesi

HABER & MAKALE, "SES VERİN" - ARZU KÖK, + EYLEM BROŞÜRÜ

SES VERİN!...
Arzu KÖK
Onlar gençtiler. Yarı aç yarı tok, daha güzel bir dünya için taraftılar. Başlarında kavak yelleri esiyordu, insanlara güveniyorlardı. Henüz kimseden kazık yememişlerdi, atmayı da öğrenmemişlerdi. Sözlerini sakınmıyor, kimsenin de önünde eğilmiyorlardı. Gelecek önlerinde uzanan ışıklı ve düz bir yol, ömür dikensiz bir gül, gençlik ise bitmeyecek bir bahardı onlar için. Zamanın çok uzun, yaşamın en büyük öğretmen olduğunu bilmiyorlardı. 
Haksızlık yenilmesi gereken bir kötülüktü.
Hayatlarının baharındaydılar daha. Aşırı demokratik ülkemizin kurbanlarından oldular. Eyleme katıldılar, greve gittiler diye başlarına gelmedik kalmadı. İşlerinden atıldılar, hak arama mücadelesine giriştiler, dayak yediler, tutuklandılar ve 64 gündür açlık grevindeler. Ölüm bir şeker olmuş, bir kuşun kanadında onları bekliyor. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’dan bahsediyorum. İki güzel insan, iki onurlu gençten bahsediyorum.
Nuriye Gülmen 
ve Semih Özakça
OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) ihraç edilen Konya Selçuk Üniversitesi’nde öğretim görevlisi Nuriye Gülmen ve sınıf öğretmeni Semih Özakça oturma eyleminde 183, açlık grevinde ise 64. günü doldurdu. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça'da Wernicke-Korsakoff Sendromu’nun öncü belirtilerinin görülmeye başlanmış. Ancak vicdanlar kör, kulaklar sağır. Seslerini hala kimse duymuyor. KHK’lar ile işten atılan binlerce işçinin onur mücadelesini veriyorlar ama onlar gibi işten atılanlardan da bir ses yok. Sadece eylemi sonlandırma adına ikna çalışmaları yapılıyor bol bol. Haklarını geri almanın yolunu açmaktan kimsenin bahsettiği yok.
BİZİ AÇLIKLA TERBİYE ETMEYE ÇALIŞANLARI AÇLIĞIMIZLA YENECEĞİZ!..
Göz göre göre ölüme gidiyor Nuriye Gülmen ve Semih Özakça. Sivil toplum örgütleri suskun, devlet suskun. İşlerine, öğrencilerine kavuşabilme hayaliyle ölüme gidiyorlar gözlerini kırpmadan. Haksız yere işten atıldıklarını, haklarını istediklerini haykırıyorlar ama onları işten atanlar suskun. Hiç mi vicdan kalmamış diye soruyoruz, ama anlaşılıyor ki yok. Onlar arkadaşlar. Fırtınalara ve tufanlara karşı çatısı uçmayan dirençleriyle, kendilerini adadıkları hak mücadelesini her gün yeniden doğurdular, yoğurdular, yücelttiler. Onlar arkadaşlar. Bıçak sırtında gezinen bir hak arayışının kahramanı onlar. Onurlu mücadelerinin önünde saygıyla eğiliyor ve haykırıyoruz:
SES VERİN…

11 Mayıs 2017 Perşembe

YÖK (Yüksek Öğretim Kurulu) ADİL VE FAZIL (Onurlu, Sorumlu ve Mutlak Dürüst) OLMAYA; Haksızlık Yapmamaya ve Kesinlikle Mağdur Yaratmamaya Mecburdur.

YÖK, Gerçekten YOK Hükmünde mi, yoksa!..
Aşağıdaki dilekçeye bir cevap verilerek “haksızlık, usulsüzlük ve haddini bilmezlik” önlendi mi? İşte o dilekçe ve yürekleri sızlatan, yuvaları söndüren mağduriyetler…
***
YÜKSEKÖĞRETİM KURUMU BAŞKANLIĞI’NA 
ANKARA
Bizler yurtdışından çeşitli ülkelerden tıp fakültesinden mezun T.C. vatandaşı doktorlarız. Yıllardır YÖK’ün bizlere uyguladığı haksız dayatmalar ve çifte standartların mağduru olan hekimleriz. Aynı üniversiteden mezun Diş Hekimleri mezunlarına 15.04.2015 tarihinde çıkarılan mevzuatla direkt denklik verilirken tıp fakültesi mezunu doktorlarına ‘’Seviye Tespit Sınavı’’ adı altında ‘Tıpta Uzmanlık Sınavına’ tabi tutulmaktayız. TUS ülkemizde hekim olan  uzmanlık için alan seçme ve eleme sınavı olmakla beraber dünya zorluk sıralamasında 2. yeri tutmaktadır. Dünyanın hiçbir ülkesinde seviye belirleme sınavlarında yanlış sorular doğru soruları götürmezken yalnızca ülkemizde YÖK’ün çıkarmış olduğu mevzuatla 1/4 ü doğru sorularımızda çıkarılmaktadır. Ayrıca ÖSYM’nin kendi hazırlamış olduğu soruların yanlış olması durumunda da bizler için doğru sayılmazken böyle adaletsiz bir sınav sistemi ile karşı karşıyayız.
Yapılan sınav DENKLİK SINAVI DEĞİL TUS SINAVIDIR.
Uzmanlık yerleştirmesinde sıralama belirleme amaçlı detay bilgi ölçme sınavıdır. Eğitim ölçmeyle hiçbir alakası olmayan TUS sınavında yurtiçi mezunu 45 puan alanlar uzmanlık tercihi yapmaktadır.
TUS SINAV MANTIĞI DENKLİK SINAVININ mantığından tamamen farklıdır.
Denk sınavı konusu ve sınav içeriği çekirdek eğitim müfredatına göre belirlenmeli iken TUS sınavının DENKLİK yerine kullanılmasıyla bu amaç oluşmaktadır ve mağduriyetler yaşanmaktadır.
Bütün bunlarla beraber ülkemizde olan talihsiz bir vaka olan darbe girişiminden sonra ülkemizde oluşan doktor açığının ve OHAL kapsamında KHK ile yetkili mercilerin Bakanlıklar olmasıyla beraber yurtdışından mezun T.C. vatandaşı hekimlerin denkliklerin verilmesini ve ülkemiz için hizmete başlamasını talep etmekteyiz.
Gereğinin yapılmasını saygılarımızla arz ederiz.

10 Mayıs 2017 Çarşamba

Gazeteci, Şair ve Yazar, Halk Filozofu: VEHBİ SINMAZ "KİRALIK KÂTİL" ARIYOR!..

GAZETECİ, ŞAİR VE YAZAR, HALK FİLOZOFU, KANAAT ÖNDERİ "VEHBİ SINMAZ" İLK KİTABINI YAYIMLADI: 
“KİRALIK 
KÂTİL 
ARIYORUM”
Ülkemiz ve Türk Siyaset hayatının en tanınmış simalarından; Gazeteci, Şair-Yazar, Kanaat Önderi ve Halk Filozofu Vehbi SIMAZ, 1934 yılında, Manisa İli’nin Alaşehir ilçesinde doğdu. Eğitimini Alaşehir’de tamamladı. 1959’da “Fena İtiyatlarla Mücadele Cemiyeti’ni” kurdu. Kurucusu ve Kurucu Başkanı olduğu Cemiyette: Özelikle ve başta gençlik olmak üzere, tüm insanların kötü huy ve fena alışkanlıklardan kurtulması uğrunda yoğun bir gayretle, ağılıklı mücadele verdi.
AKTIF POLITIK YAŞAM
Aktif siyaset öncesi (muhtemelen plân, proje, hedef ve düşüncelerini millete iletmek, ilân etmek, tıpkı bir misyoner gibi yaymak, açıklamak, yayımlamak ve bildirmek amacıyla olsa gerek) Düşünce Dergisi’ni çıkarttı.
Bir dönemlerin en cesur, her çıkışında gündem yaratan, güncel hayat ve siyasette belirleyici etkisi olan Mehmet Şevket Eygi’nin (Ulusal) Bugün Gazetesinde uzun bir süre çalıştı,  haber, yorum ve makaleler yazdı.
1969 yılında Manisa’dan Adalet Partisi (AP) 14. dönem Milletvekili seçilerek Parlâmentoya girdi. 1971'de AP içinde başlayan "72'ler hareketinin baş aktörleri, efsane kahramanları içinde yer aldı. Bu destansı süreçte Demokratik Parti'nin kurucuları arasında en ileri saflarda idi. Bahusus 14. Dönem Milletvekilliği sırasında, çok aktif, çileli ve zorlu bir mücadele sürecine imzasını attı. 12 Mart gibi, Tarihte iz bırakan bazı önemli olaylara taraf, icabında muhatap, aksiyoner ve şahit oldu. Yeri geldiğinde meydan okudu. Yürekli ve yiğitçe duruşlar sergiledi.
1972 yılında, profesyonel politikacı kimliğini bıraktı.
Daha çok bir gönül adamı (Yunuslardan bir Yûnus) sıfatıyla: İlim, Fikir ve Düşünür, daha doğrusu Gandi gibi bir “Kanaat Önderi” olarak çalışmalarını güçlü bir irade, azim ve kararlılıkla bıkmadan, yılmadan, usanmadan sürdürdü.,
VEHBİ SINMAZ'IN İLK KİTABI:
"KİRALIK KÂTİL ARIYORUM" 
Bu dönemde: 1990 yılı itibarıyla İnsan ve Kültür Ocağı’nı ve 1994’de de İnsan ve Kültür Vakfı’nı kurdu. Kadim Konya Milletvekili, İçişleri ve Sağlık Bakanlığı’nın yanı sıra Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı da yapan Dr. Faruk Sükan’ın Şeref Başkanı olduğu:, Taner Bilen, Av Hami Müftüoğlu, Mustafa Nevruz Sınacı ve Prof. Dr. Abdurrahman Güzel’in de Genel Başkanlık yaptığı “İnsan ve Kültür Ocağı (derneği) ile İnsan ve Kültür Vakfı”nın uzun süre Genel Başkanlık görevini bizzat sürdürdü.   
İSTANBUL & ÇANAKKALE
Şu anda İstanbul ve Çanakkale arasında mekik dokuyan Vehbi Sınmaz, biri kız diğeri erkek iki çocuk babası. Halen “tarihi ve ilmî” bir günlük tutmakla meşgul olan ve kitap yayın hazırlığı yapan Vehbi Sınmaz, pek çok konferans vermiş, makaleler yazmış, haber ve makalelere konu olmuş; Zaman zaman radyo ve televizyon programlarında konuşmalar, gazete ve dergilerde röportajlar yapmıştır.
VEHBİ SINMAZ'IN "YAZMAYI DÜŞÜNDÜĞÜ" KİTAPLAR:
1- Toprağını Arayan Tohum, 2- Tohum, Toprak ve İklim, 3- İnsan, Kültür ve Ortam, 4- Dünyada İnsan Lâboratuvarı, 5- Kur_an İşaret Eden midir? İşaret Edilen midir? 6- Aman Bana Benzemeyin, 7- Müslümanlar, Dil Bilmiyor., 8- Allahım Dilini, Kâinatın ve Tabiatın Dilini Bilmiyor. 9- Aramak mı, Aranmak mı? (Kaynak: Kiralık Kâtil Arıyorum-Sayfa: 104, AKIL FİKİR YAYINLARI-2017)  

4 Mayıs 2017 Perşembe

ÇOK GARİP BİR DURUM!.. "ANKARA ADLİYESİ PARÇALANIYOR" - HABER & MAKALE: Avukat A. Erdem Akyüz, (Ankara-04 Mayıs 2017)

Kamuoyunda giderek düşen yargıya güvenin yanında, yargı organları da bölünerek parçalara ayrılmaktadır. Bunun en yakın örneği Başkent Ankara Adliye Sarayı’nda yaşanmaktadır.
Yargıtay, Danıştay, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi, Yüksek Seçim Kurulu gibi Ankara merkezinde bulunan yüksek yargı organları, ulaşılması çok güç ve birbirinden uzak bölgelere taşınmış ve bunların bir kısmı çeşitli yerlerde bulunan değişik binalara bölünmüştür.
Ankara merkez ilçelerindeki adliye binalarını bir araya toplamak, vatandaşın yargıya ulaşımını ve yargıda hız ve güveliği sağlamak için özel olarak yapılan Ankara Adliye Sarayı binasındaki mahkemeler de, ayrı yer ve binalara taşınmaktadır. Üstelik taşınılan yeni yerler; ulaşımı güç, mahkeme olarak yapılmadığı için güvenliği olmayan,  verim alınması ve çalışılması mümkün olmayan binalardır.
Bu yeni yapılanma ve yozlaşmaya ilk örnek olarak; Ankara Adliye binası içinde bulunan “Fikri ve Sınaı Haklar Mahkemeleri”, İstanbul yolunda bulunan ve genel olarak bu davalarda taraf olan T.Patent Kurumu binası içine taşınmıştır.
Kısa süre sonra, “32 adet İcra Daireleri ve 16 adet İcra Mahkemeleri”, Yenimahalle yolunda, tek katlı, baraka vari bir yapıya taşınmıştır.
Daha sonra Merkez Adliyede bulunan “45 adet İş Mahkemesi ve 14 adet Asliye Ticaret Mahkemesi”, yüksek kiralar ödenerek, adliye olarak yapılmayan, AK Plaza adıyla otel ve iş merkezi olarak yapılan, 12 katlı ve yangın merdiveni bulunmayan ve her gün adliyeye giren onbinlerce kişi için hayati tehlike arzeden bir binaya taşınmıştır.
Son olarak 26 adet Asliye Hukuk Mahkemesi ve 10 adet Sulh Hukuk Mahkemesi, Dışkapı yolunda bulunan ve bir örgütün yurt olarak yaptırdığı ve el konulduğu söylenen garip bir yapıya taşınmak üzeredir.
Oysa Ankara Adliyesi, özel olarak adliye binası olarak inşa edilen geniş ve güzel bir yapıdır. Binanın arka tarafında, gene devletin mülkiyetinde bulunan, üç tane adliye binası yapılabilecek geniş bir arsa vardır. Yakın çevrede bulunan ve adliye binası olmaya müsait Etibank Merkez Binası, İller Bankası, İmar İskan Bakanlığı, Danıştay Binası, Saraçoğlu evleri yıkılmış ve yıkılmaya terkedilmiş durumdadır.
Ankara Merkez Adliye Sarayının geleceği ise kuşkulu bir karanlığa gömülüdür. Başkent Ankara’nın en merkezi ve ulaşımının en kolay olduğu, büyük rant getirici bölgesinde bulunan Ankara Adliye Sarayı’nın yıkılarak yerine, önceki örneklerinde rastlandığı üzere; büyük bir cami, iş merkezleri, AVM’ler satış yerleri ihale edilerek yapılacağı söylentileri kuvvet kazanmaktadır.
Bu şekilde güven yitirerek parçalanan adalet, bina ve kurumları ile de parçalanmaktadır.
“Ülkenin temeli olan adalet”; parçalanmış, parçalara bölünmüş, güvenirliğini giderek yitirmekte olan bir kurum durumdadır. ((HABER MAKALE: Av. A. Erdem Akyüz, Ankara-04 Mayıs 2017))

26 Nisan 2017 Çarşamba

GÜNCEL HABER & YARBAY ALKAN: "NEREYE KADAR BEDEL ÖDENECEKTİR?"

YARBAY ALKAN: 
"NEREYE KADAR BEDEL ÖDENECEKTİR?"
[[15.04.2017// yenicaggazetesi]]
PKK'nın Şırnak'ta jandarma karakoluna yaptığı saldırıda şehit olan Yüzbaşı Ali Alkan'ın ağabeyi Jandarma Yarbay Alkan, "“Ey Musa sen haklısın ancak rızkımızı firavun veriyor” diyenlerden olmayacağım" dedi. Kendisine albay rütbesinin verilmediğini ve sonrasında emekliliğini beklerken KHK ile TSK’dan ihraç edildiğini ifade eden şehit ağabeyi Jandarma Yarbay Mehmet Alkan, “Tabi bu olaydan önce, planlı ve maksatlı olarak yapıldığını düşündüğüm, basınımızın sözde Müslüman ve yandaş kanadının 21 Temmuz 2016 tarihinde hakkımda tamamen gerçeğe aykırı ‘Telekom’u basan Yarbay bakın kim çıktı’ şeklinde sözde Ankara’da telekomu basan ekibin başında olduğum, yakalandığım şeklinde maksatlı bir haber yaptığını da hatırlatmak isterim.” ifadelerini kullandı.
Alkan açıklamasında "Bunları görüp de haksızlık karşısında susanlar her kimse dilsiz şeytandır. Yüzyıllar önce dendiği gibi 'Ey Musa sen haklısın ancak rızkımızı firavun veriyor' diyenlerden olmayacağım." dedi. Odatv'nin haberine göre, Mehmet Alkan’ın açıklaması şöyle:
"KAMUOYUNA DUYURU
Ben, 22 Ağustos 2015 tarihinde Beytüşşebap’ta şehit olan Yüzbaşı Ali Alkan’ın ağabeyi Yarbay Mehmet Alkan…
Bir soruyla başlamak istiyorum: Siz hiç kardeşinizi kaybettiniz mi? Ben en küçük erkek kardeşimi kaybettim bu duyguyu yaşamayanların beni anlaması çok zor, beni tam olarak anlayacak olanlar ancak şehit yakınlarıdır.
Her şeyden önce bir ağabey olarak katıldığım cenaze törenindeki sonuna kadar arkasında olduğum haklı söylemime değinmek istiyorum. Tamamen durumsal olarak gelişen tepkim, alışılmadık olsa da, yönetenlerin açık çelişkisi hakkında milyonların gönlünde olanı dile getirmekten ibarettir. Beni anlamanız için o anı yaşamanız ve benim yerimde olmanız gerekir. Oradaki tepkime kurgu, tiyatro, şov diyenlere ancak şunu diyebiliyorum: “Dilerim daha büyük acıları yaşarsınız da belki o zaman anlarsınız beni.” 
NEREYE KADAR BEDEL ÖDENECEKTİR?
Her dönem bir bahane bulunup cehenneme döndürülen bu güzel ülkede, dile kolay, 33 yıldır bitmeyen bir terör varsa bunun öncelikli sorumlusu gelmiş geçmiş hükümetlerdir, ülkeyi yönetenlerdir. Ülkeyi yönetenler bu süreçte giden canlardan, kaybolan hayatlardan, anaların, eşlerin, evlatların, bacıların, kardeşlerin gözyaşından sorumludurlar ve bunun en azından siyasi olarak bedelini ödemelidirler. Askerin görevi bellidir ancak siyasilerin beceriksizliğinin sonucunu canıyla kanıyla sonsuza kadar ödemek gibi bir yükümlülüğü yoktur. Unutulmasın ki o canlar her şeyden önce bu ülkenin vatandaşıdır, yaşamaya, mutlu olmaya onların da hakkı vardır, vatan için ölmek de vardır ama asıl olan yaşamaktır, yaşatmaktır.
Demek istediğimi daha iyi anlatmak için iki örnek vermek istiyorum;
- Çözüm sürecinde şehirlerin bombalarla doldurulduğu, askere operasyon yaptırılmadığı, barikatların kurulduğu, çukurların açıldığı şüphe götürmeyecek şekilde herkesin malumudur. Buna sebep olanlar, bunları seyredenler kimdir? Asker mi? Polis mi? Tabi ki hayır! Peki bu hatanın ya da yanlış icraatın bedelini kimler ödedi? Yüzlerce asker, polis, korucu. Peki bu hatayı yapanlara ne oldu? Taviz vermeden ve kararlı olarak terörle mücadele ettikleri için alkış aldılar!
- Tarafsız cumhurbaşkanı geçenlerde dedi ki; "Eğer bugün Mardin’e yılda 10 milyon turist gelmiyorsa bunun sebebi terör örgütüdür, teröristlerdir.” Bu cümle üzerinden gidelim; tamamen katılıyorum çok doğru bir söylem çünkü terör varsa güvenlik yoksa elbette Mardin gibi güzel bir şehre bırakın yabancıyı yerli turist bile gelmez. Sorulara devam edelim peki yıllardır devam eden bu sorunun çözülmemesinden kim sorumludur? Hatta şunu soralım 2002 yılında örgütün eylemleri neredeyse sıfırlanmışken terörün mevcut hale gelmesine sebep olanlar kimlerdir? Yönetim hatası varsa bedeli neden sadece güvenlik güçleri ödemektedir?
Geçen yıl Mayıs ayında Osmaniye Şehit Yakınları ve Gaziler Derneğindeki bir sohbet sırasında yukarıdaki benzer düşünceleri dile getirdikten sonra TSK’dan ihraç talebiyle hakkımda soruşturma başlatıldı ama bir karar verilmedi. Bu gelişmelerden sonra emeklilik planımı 2018 yılından, Albay rütbesine terfi edeceğim 30 Ağustos 2016 tarihine aldım ve bu kararımı ilgili yerlere bildirdim.
“HAKKIM OLAN RÜTBE VERİLMEMİŞTİR”
Ancak hakka, hukuka, vicdana, akla sığmayacak bir işlemle 01 Eylül 2016 tarihli 672 sayılı KHK ile memuriyetten ihraç edildim. Bir memura uyarı cezası vermek için bile soruşturma yapılması gerekirken, bu cezaya karşı bile Danıştay’a kadar yargı yolu açıkken sorgusuz sualsiz 48 bin kişinin ihraç edildiği listede bir satır olarak yer almamın sebebi konusunda hiçbir bilgim yoktur.
Tabi bu olaydan önce, planlı ve maksatlı olarak yapıldığını düşündüğüm, basınımızın sözde Müslüman ve yandaş kanadının 21 Temmuz 2016 tarihinde hakkımda tamamen gerçeğe aykırı “Telekom’u basan Yarbay bakın kim çıktı” şeklinde sözde Ankara’da telekomu basan ekibin başında olduğum, yakalandığım şeklinde maksatlı bir haber yaptığını da hatırlatmak isterim.
Terör kurşunu yiyenler gazilik unvanı için mahkemelerde hak ararken hiçbir yaralanma derecesine bakılmaksızın kanunla gazi ilan edilenler için Kaymakamlar görevden alınırken, tüm kurumlar seferberlik ilan ederken, onlara terör mağdurlarından daha çok haklar verilirken, birileri için Allahın bir lütfu olan darbe girişimi sonrasında, binlerce masum memur ve öğrenci gibi hakka, hukuka, vicdana sığmayacak bir şekilde fetö torbasına atılan şehit ağabeyi Mehmet Alkan’a yapılanlar bununla da sınırlı kalmamıştır. Hakkımda hiçbir idari ve adli soruşturma olmadığı halde karşılaştığım ve uygulanan yaptırımlar şunlarıdır.
-   30 Ağustos 2016 tarihinde “Albay” rütbesine yükselmem gerekmesine rağmen hakkım olan rütbe verilmemiştir. 
-   Sahip olduğum yeşil pasaport KHK ile iptal edilmiş, normal pasaport almak için yaptığım başvuru ise KHK ile ihraç edilmiş olmam gerekçesiyle reddedilmiştir.
-   OYAK nezdindeki birikimim sırf KHK ile ihraç edilmiş olmam nedeniyle verilmemiş, icra yoluyla talep etmem üzerine de hukuka aykırı olarak tedbir konulmuştur,
-   Bilirkişilik başvurum KHK ile ihraç edilmem gerekçe gösterilerek reddedilmiştir,
-   Emeklilik için 28 Eylül 2016 tarihinde başvurmama rağmen sırf KHK ile ihraç edilmiş olmam nedeniyle bugüne kadar maaş bağlanmamış ve emekli ikramiyem verilmemiştir.
-   Hukuk Fakültesi mezunu olmam nedeniyle başladığım avukatlık stajının 6’ncı ayının sonunda Adalet Komisyonu tarafından KHK ile ihraç edilmem gerekçe gösterilerek avukatlık stajı ve avukatlık yapamayacağım bildirilmiştir.
-   Türk Ticaret Kanununa göre bir ticaret şirketi olan konut yapı kooperatif yöneticisi olamayacağım belirtildiğinden kooperatif yöneticiliğinden ayrılmak zorunda kaldım. KHK’ya göre apartman yöneticisi bile olunması mümkün değildir.
-   Sahip olduğum askeri kimlik kartı geri alınmış ve er rütbesiyle terhis belgesi düzenlenmiştir.
-   Silah taşıma ruhsatım iptal edilmiş ve beylik tabancam geri alınmıştır.
-   Arkadaşlarım! dostlarım! tanıdıklarım ne olur ne olmaz diyerek beni aramaktan, ziyaret etmekten, benimle görünmekten imtina etmekte olup, toplum içinde bir nevi cüzamlı gibi yaşamaktayım. 22 yıllık çalışmamın, alın terimin sonucu ve anamın ak sütü gibi helal ve hakkım olan maaş, ikramiye ve OYAK emeklilik yardımı 8 aydır verilmediğinden eşimin memur maaşıyla yaşamımı idame etmeye çalışmaktayım. Sayılan işlemlere ait belgeler mevcuttur ve bazı bakanlara gönderilmiştir. Devlet kurumları olarak sistemli bir şekilde yapılan bu işlemlerin talimatla yapıldığını düşünüyorum.
Oysa ben diyorum ki; varsa suçum gereğini yapın ama suçum ama olmadığı halde bana bunların yapılması hakka, hukuka, adalete vicdana sığmaz, yazıktır, günahtır. Allahtan korkmaz mısınız yoksa sizin Allahınız yok mudur?
“RIZKIMIZI FİRAVUN VERİYOR” 
DİYENLERDEN OLMAYACAĞIM
Masumiyet karinesi, suç ve cezaların kanuniliği, adil yargılanma, mahkemeye erişim, etkili başvuru gibi uluslararası hukuk kuralları ihlal edilerek ben ve KHK ile ihraç edilen diğer masumlar bir nevi “medeni ölüme” terk edilmiştir. Bir devlet vatandaşına zulüm yapmaz yapamaz, en azılı suçlulara bile insani şartları sağlamak ve onların insan onurunu korumak zorundadır. Oysa bu konuda çok acı örnekler yaşanmaktadır.
Terör örgütü üyeliğinden yıllarca hapis yatanlar, yalancılar, soyguncular, hırsızlar milletvekilliği, belediye başkanlığı vb. görevler yaparken ben olmadığım bir şey sebebiyle toplumdan soyutlanmakta, mülkiyet gibi seyahat gibi çalışma gibi anayasal haklarım ihlal edilmektedir. En acısı da bu işlemlerin hedef örgütün, aynı hedefe paralel yollardan yürüyen siyasi şeriklerince ve fütursuzca yapılmasıdır.
Bu noktada diyorum ki; bana yapılan haksızlığa tahammül edemiyorum, bana yapılanı sindiremiyorum, eziyet ve zulüm had safhaya ulaşmıştır. Ama ben hiçbir zaman susmayacağım, çünkü haklıyım güçlüyüm ve kimseden korkmuyorum. Bu aşamadan sonra bana yapılacak tek şey susturmak için özgürlüğümü engellemektir, buyursunlar onu da yapsınlar ama düşüncelere, vicdana kelepçe vuramazlar. Nasıl olsa zalimlerle er ya da geç hesabımız görülür, dünya ahret iki elim onların yakasında olacaktır.
Bunları görüp de haksızlık karşısında susanlar her kimse dilsiz şeytandır. Yüzyıllar önce dendiği gibi “Ey Musa sen haklısın ancak rızkımızı firavun veriyor” diyenlerden olmayacağım.
Son olarak diyorum ki; Bu yazıyı kaleme almamın temel sebebi bana yapılan haksızlık ve hukuksuzlukların bilinmesidir. Şehit Yüzbaşı Ali Alkan’ın ağabeyi Yarbay Mehmet Alkan hakkında işlem yapanlar kendilerinin yüzde biri kadar fetöcü olduğumu ispat edin ben hiçbir talepte bulunmayacağım."
(ALINTI & KAYNAK: http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yarbay-alkan-nereye-kadar-bedel-odenecektir-161434h.htm)

24 Nisan 2017 Pazartesi

ENTERESAN!!!... "YSK BAŞKANI'NIN EŞİ MELİH GÖKÇEK'İN DANIŞMANI ÇIKTI!"

GAZETEKRİTİK: "YSK BAŞKANI'NIN EŞİ MELİH GÖKÇEK'İN DANIŞMANI ÇIKTI!.."
Mühürsüz oyları geçerli sayarak kendi kanununu çiğneyen ve bunu normal kabul eden YSK (Yüksek Seçim Kurulu) Başkanı Sadi Güven'in eşi Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in danışmanı çıktı.
Türkiye'nin kaderinin oylandığı Başkanlık Sistemi Referandumun'da Evet ve Hayırların kafa kafaya çıkması ve kıl payı Evet'in önde bulunması tartışmaları da arkasından getirdi. 
Seçim güvenliğinden ve eşitliğinden sorumlu olan Yüksek Seçim Kurulu'nun Referandumun oylandığı günün akşamında Kanun'da açıkça yer almasına rağmen "mühürsüz" oyların geçerliği olduğunu ilan etmesi şok etki yarattı. 
YSK Başkanı Sadi Güven yaptığı ilk açıklamada Kanunun açıkça yasaklamasına rağmen yapılan işin "doğru" olduğunu savunmasının hiç bir yasal dayanağı yok. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Referandumun güvenliğine gölge düşürdüğünü söylemesine rağmen YSK Başkanı'nın Referandum gecesi sonuçlar ve itirazlar kesinleşmeden Eveti galip ilan etmesi de tartışmalara neden oldu.
(REF: 17-04-2017 & HTTP://WWW.GAZETEKRITIK.COM)
http://mobil.gazetekritik.com/haber/ysk-baskani-nin-esi-melih-gokcek-in-danismani-cikti/10880/

22 Nisan 2017 Cumartesi

23 NİSAN "EGEMENLİK (!) VE ÇOCUK BAYRAMI" KUTLU OLSUN!

23 NİSAN KUTLU OLSUN!
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının ve bugünün Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından "23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" olarak çocuklara armağan edilişinin 97. yılını kutluyoruz.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, çocuklara  hediye ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile onların geleceğimizin teminatı olarak gördüğünü tüm dünyaya göstermiştir.
Bugün için, bizlerin de en büyük dileği çocuklarımızın Cumhuriyet’imizin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde ve ilkeleri doğrultusunda, toplumumuzun her alanındaki ileri atılımlarına öncülük yapacak, kalpleri vatan ve millet sevgisiyle dolu, görev ve sorumluluklarına yürekten bağlı, çağdaş düşünceli insanlar olarak yetişmesidir.
Bu vesile ile ülkemize bağımsızlığı, milli egemenliği getiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, şehitlerimizi ve gazilerimizi saygı, minnet anıyoruz..
TETA Teknik Tarım & ULUSAL HABER

18 Nisan 2017 Salı

SON DAKİKA!.. Tunceli'nin Pülümür İlçesinde feci kaza. Helikopter düştü, 12 şehit

TUCELİ, PÜLÜMÜR’DEN
ACI HABER: 
“Pülümür İlçesinde feci kaza. Helikopter düştü, 12 şehit”
Tunceli'nin Pülümür ilçesinde düşen polis helikopterinden acı haber. Güvenlik kaynaklarından alınan bilgiye göre, bugün saat 11.40 sularında Pülümür ilçesinden havalandıktan 10 dakika sonra sinyal alımı kesilen "Skorsky" tipi polis helikopterinin enkazına yürütülen çalışmalar sonucu ulaşıldı. Helikopterdeki 12 kişinin şehit olduğu belirtildi. Helikopterde, 7 polis memuru, 1 hakim, 1 astsubay ve 3 mürettebat olduğu ifade edilmişti. Tunceli'nin Pülümür ilçesinden içinde bulunan 1 hakim, 7 polis, 1 astsubay, 3 de mürettebat ile havalandıktan 10 dakika sonra irtibat kesilen  ve düştüğü belirlenen Emniyet Genel Müdürlüğü'ne ait Sikorsky S-70 Blackhawk tipi polis helikopterden acı haber geldi. Helikopterde bulunan 12 kişinin tamamı şehit oldu.  
Pülümür'den havalanan helikopterden 10 dakika sonra telsiz bağlantısı kesildi. Helikopterin bulunması için bölgeye  Diyarbakır, Elazığ ve Erzurum'dan AFAD ekipleri sevk edildi. Diyarbakır'da bulunan 8'inci Ana Jet Üssü'nden de arama uçaklarının bölgeye gönderildi. Sağlık Bakanlığı'nca, Tunceli'de polis helikopteriyle irtibatın  kesildiği bölgeye 6 ambulans ve 5 Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi'nin sevk edildi.Yoğun sis ve kar nedeniyle kara ekiplerinin enkaza ulaşmakta zorluk yaşadığı duyuruldu.
EKİPLER ENKAZA ULAŞTI:ACI HABER GELDİ 
Olumsuz hava koşulları nedeniyle düştüğü belirtilen helikopterin enkazına ilk olarak Kocatepe Jandarma Karakolundan olay yerine giden 2 askeri timin, ulaştı. Kara saplanmış halde helikopter enkazına ulaşan timler 12 kişinin şehit olduğu bilgisini Tunceli Valiliğine bildirdi.
TUNCELİ İL SAĞLIK MÜDÜRÜ'NDEN FLAŞ AÇIKLAMA: 
112'YE OLAY YERİNDEN DÜŞEN BİR ÇAĞRI YOK
Tunceli İl Sağlık Müdürü Sercan Özaydın, Tunceli'de  irtibat kesilen helikoptere ilişkin "Bölge itibarıyla 112 çağrısının komşu  illerimize de düşmüş olma ihtimali var. Bingöl, Erzincan ve Erzurum ile müşterek  değerlendirdik, 112 komuta merkezine olay yerinden düşen bir çağrı yok. Olay  yerine dair hiçbir çağrı almadık." dedi. Özaydın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Tunceli'de polis  helikopteriyle irtibatın kesilmesinin ardından 112 komuta merkezine herhangi bir  çağrı gelmediğini belirtti.Basında çıkan haberlerin gerçeği yansıtmadığını ifade eden Özaydın,  "Bölge itibarıyla 112 çağrısının komşu illerimize de düşmüş olma ihtimali var.  Bingöl, Erzincan ve Erzurum ile müşterek değerlendirdik, 112 komuta merkezine  olay yerinden düşen bir çağrı yok. Olay yerine dair hiçbir çağrı almadık." diye  konuştu. Özaydın, bölgeye sağlık ekiplerinin de sevk edildiğini dile getirerek  "Biz olay duyulduktan 1 dakika sonra 1 Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE), 7  tane cip ve ambulans ile 30'u aşkın personelimizle olay yerine ulaşmaya  çalışıyoruz." dedi.
YOLDA HEYELAN OLDU
Arama kurtarma ekipleri karadan helikoptere ulaşmak için çalışmalarını sürdürüyor. Ancak Sarıgül Köyü'ne giden yolda yine yoğun yağmur nedeniyle heyelan meydana geldi. Buraya da iş makineleri sevk edildi. Ekiplerin bölgeye ulaşma çalışmaları sürüyor. Tunceli'de 12 personeli taşıyan ve radardan kaybolan helikopterde bulunanların isimleri belli oldu.  Tunceli’de 1 hakim, 1 astsubay, 7 polis ve 3 personeli taşıyan Sikorsky S-70 Blackhawk tipi helikopter kalkıytan 10 dakika sonra radardan kayboldu. Helikopterde, Hakim Onur Alan, Polis memurları Ekrem Dereli, Sadettin Demir, Candaş Kaplan, Mesut Özdemir, Ahmet Cihan Kilci, Hasan Yıldırım, Azam Gündede, Komiser Pilot Abdullah Ortanca, Polis memuru teknisyen Murat Ködük, sözleşmeli pilot Dilaver Karsavuranoğlu'nun  olduğu öğrenildi.
HELİKOPTERİN DÜŞTÜĞÜ BÖLGE TESPİT EDİLDİ
Pülümür ilçesinin Çambulak ve Kocatepe köylerinin 2 bin 500 metre  yüksekliğindeki kırsalına düştüğü öngörülen ve koordinatlarının belirlendiği  belirtilen helikopteri arama çalışmalarının sürdüğü belirtildi. Arama kurtarma çalışmalarına askeri helikopterler tarafından da  havadan devam edildiği ve bölgede kar yağışının çalışmaları güçleştirdiği  öğrenildi. Tunceli Valiliği, radardan kaybolan helikopterle ilgili açıklama yaptı. Açıklamada, helikopterin olumsuz hava şartlarından dolayı düştüğünün değerlendirildiği belirtildi.  Yapılan açıklamada şunlar kaydedildi: "18 Nisan 2017 günü saat 11.40 sıralarında Pülümür ilçemizden havalanan Skorsky tipi Polis Helikopterinden kalkışından yaklaşık (10) dakika sonra sinyal alımı kesilmiştir. Söz konusu Helikopterde (7) Polis Memuru (1) hakim, (1) Astsubay ve (3) mürettebat olduğu değerlendirilmektedir. Helikopterin olumsuz hava şartlarından dolayı düştüğü değerlendirilmekte olup, bölgeye çok sayıda arama kurtarma ekibi sevk edilmiş olup gelişmelerden kamuoyuna bilgi verilecektir".
ERZİNCAN'DAN TUNCELİ'YE AFAD VE UMKE EKİBİ SEVK EDİLDİ
Tunceli'de radardan kaybolan helikopter için Erzincan'dan AFAD ve UMKE ekibi sevk edildi.
Tunceli'de radardan kaybolan helikopter için 2 araç ile birlikte 11 kişilik AFAD ekibi, 5 adet ambulans ve 8 kişiden oluşan UMKE ekibi bölgeye hareket etti. Bölgede yoğun sisle birlikte görüşün kısıtlı olduğu öğrenildi. Uzmanlar, muhtemel düşük görüş şartları nedeniyle kazanın gerçekleşmiş olabileceğine dikkat çekti. Habertürk'e konuşan emekli hava pilotu Erdoğan Karakuş, "O bölgenin doğal şartları oldukça zorlu. Yağışlı ve sisli havalarda helikopterin alçak irtifada uçuşu oldukça zorlu. Helikopterin düşmesine bazen yıldırım, şimşek bile sebep olabilir. İncelenmeden bir şey söylemek zor. İncelenmesi lazım. Yani normal olarak her türlü işlemi yaptıklarını değerlendiriyorum. Bahar aylarında yıldırım şimşek düşmesi de söz konusu olabilir. Onları göz önüne almak lazım. Hava şartlarının kötü olduğu açıkça görülmektedir" dedi. Hava Kuvvetleri, bölgede arama kurtarma çalışmaları için Diyarbakır'dan CN235 tipi uçağı yönlendirdi. Havadan İhbar Kontrol (HİK) olarak adlandırılan E-7T Barış Kartalı uçağı da Tuncelide helikopterden gelecek sinyali tespit etmek için uçuyor. Özel donanıma sahip bu uçaklar, çarpma ile devreye giren özel sinyali tespit edebiliyor. Bölgede ayrıca Malatyadan kalkan 2 Sikorsky S-70 arama kurtarma helikopteri de arama-kurtarma çalışmalarına destek veriyor. (18.04.2017, 15.00-Ajanslar)