26 Temmuz 2017 Çarşamba

DİB Başkanı Mehmet Görmez'in istifası netlik kazandı. Şimdi "YERİNE KİMİN GELECEĞİ" konuşuluyor!..

SON DAKİKA: 
İşte MEHMET GÖRMEZ'in Yerine Konuşulan İsim
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarıyla Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in görevinden ayrılmayı talep ettiği netlik kazanırken, gözler nelerin yaşandığına ve ayrılması halinde Görmez’in yerine kimin geleceğine çevrildi.
((HABER//KAYNAK: Önder YILMAZ / ANALİZ))
7 yıl başkan yardımcılığı ve 7 yıl da başkanlık görevini yapan, kurumu uluslararası zemine taşımasıyla Diyanet’in hafızasında önemli bir yeri bulunan Görmez’in görev süresinin dolmasına uzun süre varken neden ayrılmayı istediği merak konusu oldu. Edinilen bilgilere göre; Görmez bir süredir Diyanet’in tartışmaların odağına çekilmesi ve algı operasyonlarına kurban edilmesinden rahatsızlık duyuyordu. Makam aracı tartışması, Kutlu Doğum haftasının FETÖ projesi olduğu iddiaları ve ardından DİB Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Özavşar’ın muhalefetine rağmen görevden alınması rahatsızlığı doruğa çıkardı.
KABİNEDEN SONRA
Ayrılma kararı ise kabine revizyonuyla birlikte netleşti. Kulislerde, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ilişkilendirildiği Başbakan Yardımcılığı’nın Numan Kurtulmuş’tan, BEKİR BOZDAĞ’a geçeceğinin ortaya çıkmasıyla, yeni gelen bakanın elinin rahatlatılması gereğinin doğduğu belirtiliyor. Bozdağ kanadında da kan değişiminin zamanı geldiği görüşünün bulunduğu iddia ediliyor. Bu gerekçelerden hareketle kabinenin değişmesinin ertesi günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşen Görmez’in konuyu gündeme getirdiği ve farklı bir görevlendirme talep ettiği ifade ediliyor.
ÜNAL DA GÜNDEMDE
Diyanet İşleri Başkanlığı koltuğu için en güçlü ismin ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile de bir görüşme yaptığı belirtilen Karadeniz Teknik Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı ve KTÜ Rektör Yardımcısı olan Prof. Dr. Emin Aşıkkutlu olduğu ifade ediliyor. Aşıkkutlu, Kuran hizmetleriyle Karadeniz bölgesinde ün yapan Reis-ul Kurra Mehmet Rüştü Aşıkkutlu’nun torunu. Anne tarafından İsmailağa Cemaati’nin öncüsü Mahmut Ustaosmanoğlu ile akrabalıkları olduğu öne sürülen Aşıkkutlu’nun “Hadiste Rical Tenkidi”, “Sünnetin Dindeki Yeri” isimli kitapları bulunuyor. Aşıkkutlu’nun yanı sıra İstanbul Müftüsü eski Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı HASAN Kamil Yılmaz ile halen Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Prof. Dr. Yavuz Ünal’ın da ismi geçiyor. Diyanet’te, Görmez’in görevden ayrılacağı haberinin bugünkü FETÖ raporunun açıklamasının ardından kamuoyu ile paylaşılacağı beklentisi hakim.
ERDOĞAN SAHİP ÇIKTI
Diyanet’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Görmez’in görevden ayrılacağına ilişkin yapmış olduğu açıklamalar “başkana sahip çıktı” şeklinde algılanmış durumda. Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarıyla görevden ayrılmayı meşrulaştırdığı ve kimseyi incitmeden konunun tartışmaya açıldığı dile getiriliyor. Görmez için ilk akla gelen Uluslararası Müslüman Alimler Birliği gibi uluslararası İslam oluşumlarından birinin başına geçmesi. Ancak Görmez’in Uluslararası İslam Üniversitesi projesini hayata geçirmeyi arzuladığı ve kurucu rektörü olabileceği ifade ediliyor.

20 Temmuz 2017 Perşembe

SU UYUR DÜŞMAN UYUMAZ; "ALMAN BASININDAN ŞOK GİZLİ ÜS' İDDİASI"

ALMAN BASININDAN ŞOK GİZLİ ÜS' İDDİASI
Alman Bild gazetesinin haberine göre ABD, Suriye iç savaşına daha büyük bir müdahale için yoğun hazırlık yapıyor. Gazete uydu görüntülerinde ABD'nin Suriye'nin kuzeyindeki Kobani yakınlarında gizli bir hava üssünü ortaya çıkardı. Askeri havaalanı 235 futbol sahası büyüklüğünde, toplamda ise 1.9 kilometre kare. Terör örgütü PKK'nın Suriye kolu YPG'nin çoğunluğunu oluşturduğu SDG'nin DEAŞ karşıtı koalisyon sözcüsü gazeteye gizli askeri havaalanıyla ilgili açıklamalarda bulundu.
Bu üssün koalisyonu desteklemek amacıyla lojistik merkezi olarak planlandığını belirten sözcü aynı zamanda bu havaalanına C-130 ve C-17 tipi taşıma uçaklarının, C-17 “Globemaster”  jet uçaklarının da iniş yapabileceğini söyledi. Adı açıklanmayan sözcü gazeteye ABD'nin Kürtleri Esad ve Türkiye'ye karşı uzun süre müdafaa etmek için hazırlık yaptığını savundu. Bild Gazetesi bu gizli askeri havaalanının bulunduğu bölgenin çok gizli tutulduğunu, online haritalarda görünmediğini belirtti ve bu fotoğrafları uydu fotoğrafları pazarlayan TerraServer şirketinden satın aldıklarını yazdı. (KAYNAK: BİLD + Celal ÖZCAN / BERLİN, 19 Temmuz 2017 - 12:35)
ORAJ POYRAZ “BU HABERİ” YORUMLADI
Amerika daha da ileri gitmekte kararlı gözüküyor. O halde bizim de daha da güçlü savunma yapmakta kararlı olmamız şart.
Ülkemizin milli!!!! savunmasının Amerikan ve Avrupa bağımlılığının azaltılmasına daha çok gayret edilmesine çalışmamız lazım. Bu anlamda ülkemizin hava savunmasına Rus S400 çeşitlemesinin yapılması faydalı olmuştur.
Şimdi elimizde olan Hisar O ve A füzelerinin menzillerinin, hızlarının, etkinliklerinin artırılmasına çalışmak gerekmektedir. Bir kere füze teknolojisine sahip olduktan sonra bunları menzil, hız, etkinlik açısından geliştirmek çok daha kolay olacaktır. Ve bu güne kadar bu işlere katkı sağlayanlara büyük takdir ve teşekkürler sunuyorum elimizde hassa güdüm imkanı sağlayan teknolojiler, füze gövdesi üretme teknolojileri, füze motoru üretme teknolojileri mevcuttur. Şimdi yapılması gereken deniz, hava, kara ve uzay hedefleri için elimizde olanları geliştirmek, çeşitlendirmek, değişik şekillerde kombin etmekten ibarettir.
Uçak gemisi tartışmalarına bir ara saptama yapmak isterim.
Bizim uçak gemisinden çok uçak gemisi katili füzelere yatırım yapmamızı önerim. Çin, Rusya, Hindistan bunu yapmaktadır. Bunlar stratosferik, süper değil hipersonik, balistik değil güdümlü akıllı füzelerdir. Bu kategorideki füzelerin önlenmesi imkansız derecede zordur. Bunlar stratosferik seyirlidir, bunların uzay dışında önlenmesi için ancak uzayda çalışan uydu silahlara ihtiyaç vardır. Bunlar pasif balistik bir rota takip etmez, değişken rotalar izlerler, bu nedenle önleme rotası hesaplamak imkansızdır.
Bunlar hedef üzerine geldiklerinde hızlı ve kısa bir atmosferik dalış rotası çizerler bu rota içerisinde ulaştıkları hız hipersoniktir bu nedenle bu mesafe içerisinde bunları eldeki geleneksel hava önleme füzeleriyle önlemek imkansızdır. Bu kategori yenidir. Amerikanın da bu kategoride yeni tasarımları vardır. Bunu bizdeki SOM füzesinin hipersonik hızda ve uzayda uçanı gibi düşünmek mümkündür.
Burada söz konusu olan mach 5 ve üstü süratler, aracın çoğu yüzeyinde birkaç yüz, hatta bazı yüzeylerde bin dereceye varan sıcaklıklardan bahsediyoruz elbette.
Özel titanyum, seramik, karbon, kompozit gövde elemanları ve yüzey kaplamaları gerekiyor.
Motor olarak geleneksel roketler dışında ram jetler, screem jetler... Zaman artık böyle bir zaman. Daha hızlı, daha akıllı, daha yoğun, daha keskin, daha eşgüdümlü bir ateş gücünü toplamak. Savaşın endüstrisi, otomasyonu. Tıpkı tam otomasyon fabrikalar, bankalar gibi. Bu sefer daha az maliyetle, daha hızlı, daha entegre, daha az can kaybıyla ölüm üretme endüstrisinden bahsetmek lazım.
Hitleri bitiren büyük oranda rantabl ve fizibl olmayan mega projeler olmuştur.
Sürekli olarak büyüyen en sonunda 1000 tonluk mega tank projesine dayanan tanklar, Büyük Atlantik duvarında olduğu gibi milli kaynakları sömüren anormal hatta mega tahkimat projeleri, sürekli olarak Hitlerin beyinden fırlayıp duran mega silah projeleri. Oysa gerek İngilizler, gerek Amerikalılar savaşın her aşamasında savaşın finansmanı ve ekonomisi üzerine çok fazla kafa yormuştur. Örneğin, Amerikan tankları fabrikasyonken, Alman tankları el işçiliğine dayalıdır.
Bu nedenle Amerikan tankları zayıf ama kolay üretmekteyken, Alman tankları mükemmel ama üretimi zor olmuştur. Ruslar da silah üretimlerinde rantabilite, fizibilite, ekonomi ilkelerin büyük değer vermiştir. Bir savaş milli kaynakların verimli kullanılmasının en önemli olduğu dönemdir. Savaş sırasında milli kaynakların çarçur edilmesi tek başına savaşın kaybının sebebi olabilir.
Elbette Hitlerin generallerini bir kenara iterek kendi beyninden fışkırttığı mega stratejilerinin de askeri kaynakların tüketilmesinde büyük katkısı olmuştur. Bunu da not almak gerekir.
Benzeri megalomanik hataları Stalin de tekrar tekrar yapmıştır. Demek ki, iki cambaz aynı ipte oynayınca Rus ve Alman milleti tarihin gördüğü en ağır kayıplı topyekün savaşı yaşamıştır. Umarım Recep Tayyip ERDOĞAN(RTE) diğer aklı evvel devlet adamlarını bir kenara itterek bizi tıpkı Hitler, Stalin gibi kendi beyninden fışkırttığı böyle mega stratejlerin, mega projelerin ürünü kıyıcı, tüketici, büyük savaşlara sürüklemez.
Doğrusu bundan yana çok ama çok büyük endişem var. Ve Hitlerin her şey bittiği anda onlar bizi seçti, bedelini ödemek zorundalar dediği o acıklı sahneyi hatırlıyorum.
***
Oraj POYRAZ ( 0raj.p0yraz@neomailbox.net / [oraj.poyraz@openmail.cc]oraj.poyraz@openmail.cc / [oraj_poyraz@alpinaasia.com]oraj_poyraz@alpinaasia.com )

18 Temmuz 2017 Salı

Dışişleri Bakanı, Kıbrıs'ta var olan durumun ömür boyu süremeyeceğini belirterek "Artık bundan sonra başka süreçler olacak" dedi.

SON DAKİKA: Dışişleri Bakanı İlân Etti: "KIBRIS'TA ARTIK HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK!.."
Dışişleri Bakanı, Kıbrıs'ta var olan durumun ömür boyu süremeyeceğini belirterek "Artık bundan sonra başka süreçler olacak" dedi.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, iki kez başarısız olan Kıbrıs müzakerelerinin ardından başka süreçlerin hayata geçeceğini söyledi. Bakan Çavuşoğlu, Ankara'da ağırladığı Estonyalı mevkidaşı Sven Mikser'le birlikte gazetecilerin karşısına çıktı.
Güney Kıbrıs'ın Doğu Akdeniz’de tek taraflı olarak sürdürdüğü hidrokarbon faaliyetlerine ilişkin bir soruyu Çavuşoğlu, "Kıbrıs Rum yönetiminin tek taraflı olarak burada adım atması doğru değildir. Çünkü Kıbrıs adası etrafındaki rezervlerde Kıbrıs Türk halkının da hakkı vardır" sözleriyle yanıtladı. İsviçre'deki Kıbrıs zirvesinin perde arkasını aktaran Çavuşoğlu, "Onların planı şuydu, bu süreci 12'sine kadar uzatmak ve ertelemek. 12'sinde tek taraflı attıkları adım karşısında Türkiye ve KKTC birlikte tabii ki duyarsız kalmayacak, adım atacaktı.  Bunu bahane göstererek masadan kaçacaklardı. Bu planı biz gördük. Ama istedikleri gibi olmadı ve Crans-Montana'da süreç onların yüzünden tıkandı" diye konuştu.
DIŞİŞLERİ BAKANI ŞÖYLE DEVAM ETTİ:
"Yani burada iyi niyet yok. Şimdi madem Türk tarafının hakkı var, bunu da kendileri söylüyor, o zaman niye çözüme odaklanmıyorsun da tek taraflı faaliyette bulunuyorsun? Ama alıştılar. 2004'te referandumda Annan Planı'nı reddettiler, ağabeyleri onları ödüllendirdi, hemen AB'ye aldılar. Şımarttılar tabii. Ne yapsalar destek buluyorlar. Şimdi orada da küçücük bir taraf üye ve Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği değil birçok süreci de tıkıyorlar. Yani esasen AB de buna çanak tutuyor işin doğrusu. Kimler, AB içinde hangi ülkeler Kıbrıs sorununun arkasına saklanıyordu, onların gerçek yüzünü de görmeyi çok istiyordum işin doğrusu. Ama artık bundan sonra başka süreçler olacak Kıbrıs'ta. Ömür boyu bu şekilde bu süreç gidemez. Bunu da söylemek durumundayım. Biz iktidara geldiğimiz günden bu yana herkesten bir adım önde olduk çözüm için ve hiç tereddüt etmedik, siyasi riskler de aldık. Ama bir tarafta istemiyorsan o zaman çaresine de bakmak lazım. İnşallah bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne gideceğim ve burada da istişareler yapacağız yetkililerle, Sayın Cumhurbaşkanı'yla, Meclis Başkanı'yla ve siyasi partilerle birlikte ve gelecekle ilgili nasıl bir yol haritası belirleyeceğiz, bunları da istişare edip, görüşeceğiz ve kararlaştıracağız.
'AMBARGO KALKMALI'
Kıbrıs sorunu her zaman önümüzde bir  engeldi. Fakat Crans-Montana'da Kıbrıs sorununun çözümünü kimin istediği, kimin  istemediği net bir şekilde ortaya çıktı. BM Genel Sekreteri de AB de bunu net bir  şekilde gördü. AB ülkelerinin de artık Kıbrıs sorununun arkasına sığınmaması gerekiyor. 2004 yılında referandumdan sonra AB sözünü tutmadı. Şimdi KKTC üzerindeki ambargo ve kısıtlamaların bir an önce kalkması lazım. Bu bir kere insani değil. Bu çağda bir tarafı haketmediği şekilde üye yapıyorsunuz, diğer tarafı baskı altında tutuyorsunuz. İnsani olmayan yaptırımlar uyguluyorsunuz. Bu doğru bir şey değil ama önümüzdeki süreçte biz sadece Kıbrıs konusu değil, diğer konularda da AB ile ilişkilerimizi sürdürmek isteriz. Burada da AB'den samimiyet bekliyoruz."

15 Temmuz 2017 Cumartesi

Balıkesir İli, Ayvalık İlçesi "SARIMSAKLI" Plâjı "HABER MAKALE" Zabıta Ordusunun "ŞEZLONG OPERASYONU!..", Gazeteci-Yazar: YURDAGÜL ATUN

Gazeteci,
YURDAGÜL ATUN
ŞEZLONG OPERASYONU!..
Şaka değil, kinaye hiç değil. 
Başlık tam da anladığınız gibi.
İki senedir can çekişen turizm sezonunun en cafcaflı döneminde, Balıkesir Belediyesi’nce görevlendirildiği bilgisine ulaştığımız, jandarma, zabıta vs. görevlilerden oluşan 150’i aşkın görevli Ayvalık Sarımsaklı Plajında Şafak Operasyonu gerçekleştirdi, hem de hava destekli!
Yüzlerce kişi (orada olanlara göre 200) sabahın 5 buçuğunda Sarımsaklı plajını basarak çitleri kaldırdı, şezlongları kenara çekti ama uçan tekmeyle kırıp dökerek!
Sabahın 5 buçuğunda jandarmayı gören uykulu çalışanlar bunu önce darbe zannetti, korkuyla uykusu ağır arkadaşlarını uyandırdı “kalkın darbe oluyor” diyerek.

Kimse ne olduğunu anlayamadı, o saatte sabah yürüyüşüne çıkanlar teröristlere operasyon yapılıyor sandı.

Belli ki önemli biriydi yakalanan. Kimbilir belki de uyuşturucu baronlarından biri!
Haberi alan işletmeciler plaja vardıklarında küçük dillerini yutacaklardı.
Fırlatılan şezlonglar, yerinden sökülen localar, hırsların alındığı lambalar…
Kimseyle bir anlaşmazlıkları yoktu, şimdiye kadar kimsenin malına zarar vermemişler, devleti kutsal görmüşler, polise, jandarmaya, askere ve tüm devlet çalışanlarına dualarında yer açmışlar, devletine milletine ters bakanlara düşman kesilmişlerdi.
Nitekim, kırılan dökülen sadece çitler/şezlonglar değil, hayal ve inançlardı…
***
Çocukluğundan beri her yazı Ayvalık’ta geçiren kızım bu yıl oradan bir plaj kiralamak istediğini söyledi. “Annecim göreceksiniz, Ayvalık’ta tek olacak” diyordu.

Dünyanın ünlü plajlarını inceledi, herkesten fikir edindi, çocuklu ailelere nasıl bir plajda rahat edeceklerini sordu, dedesinden yaşlıların rahat etme tüyolarını aldı. Çocukların rahat oynayacağı bir bölüm yaptı salıncaklı. En çok kitabın deniz kenarında okunduğunu varsayarak kitaplık koydu, günlük gazeteleri dizdi.
Tüm bunları an be an fotoğrafladı, bana gönderdi sevinçleriyle birlikte.
Hayatında olmadığı kadar heyecanlıydı. Çitleri boyadı, eşya taşıdı, eşinin deyimiyle iki ay “surviver” hayatı yaşadı.
Ama değmişti. Işıl ışıl, ailelerin tercih ettiği nezih bir ortam yaratmışlardı.
Müşterilerin “kadın eli değdiği belli” sözlerinin, bölgedeki yetkililerince de söyleneceği, böyle bir yer yarattığı için kendisine teşekkür edileceği, komşularına örnek gösterilip, “bakın ne güzel olmuş, siz de böyle yapın, Ayvalık’ın çehresini değiştirelim” deneceği inancındaydı!
Yanıldığını anlaması için çok zaman geçmedi.
***
İş için İstanbul’a geliyorduk.
Uçaktan indim, telefonu açar açmaz arka arkaya mesajlar.
Kızım göndermiş. “Anne plajı yıkıyorlar” diyerek…

İnanamadım, her zamanki gibi şaka yapıyor sandım.
Fotoğrafta onlarca jandarma, zabıta, polis, sivil polis, sahil güvenlik ve bir de helikopter. Sanki de Kuzey Irak’a operasyon düzenler gibi…
Hemen aradım, korkudan ağlıyordu.
Sakin ol diyemedim zira ben sakin değildim.

Neye üzüleceğimi, kızımın korkusunu nasıl gidereceğimi, umutlarını tekrar nasıl yeşerteceğimi bilemedim.
Biraz araştırınca Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nce alınan bir karar olduğunu öğrendim.
Zaten olay biraz sonra büyük gazetelerin internet sitelerine düşmüştü, “Sarımsaklı Plajına hava destekli operasyon” diye.
Fazla yer işgal eden plajlara ayar vermekmiş niyet lakin, neden fazla şezlongları, çitleri uçan tekmelerle kırdıklarını anlayamadım.
Led lambaları neden yerlerinden söküp fırlattıklarını, havaya neden ateş açtıklarını, yüzlerce kişinin oraya neden konuşlandığını, turizm sezonunda bunun neden yapıldığını, bu işi yapan kişilerin turizme ne denli zarar verdiklerini bilmemelerini, devletin onca parasının niye böyle basit bir amaca harcandığını, daha az kişiyle, nazikçe uyararak çözümlenecek bir sorunun neden büyük operasyon haline dönüştürüldüğünü, jandarmanın daha önemli işleri varken (örneğin insan kaçakçılarına göz açtırmamak gibi) niye orada olduğunu, anaakım medyanın bu olayı veriş biçimindeki amacı, sokaktan geçenlerin bu operasyonun basit bir şemsiye- şezlong operasyonu olarak düşünmeyeceklerinin akıl edilmemesini de…
***
Belediye Başkanını aradık işin aslını sormak için. Telefona sekreteri olduğunu sandığımız bir kişi çıktı. Bizim kim olduğumuzu ıcığımızı cıcığımızı sordu, notlarını, telefonumuzu aldı, Belediye Başkanına ileteceğini söyledi.

Başkan aramadı. Ben alttaki e-maili attım, yine cevap gelmedi.
“Sayın Başkanım; Ben öncelikle kendimi tanıtmak isterim; Yurdagül Beyoğlu Atun. Gazeteciyim… Bundan daha da önemlisi, devletin tüm unsurlarına kutsal anlamlar yüklemiş, çocuklarını da bu düşünceyle büyütmüş bir anneyim. Çocuklarımıza verdiğimiz en büyük haslet vatan sevgisi, dürüstlük ve kimsenin malına zarar vermemek olmuştur. Bundan da gurur duyarız.
***
Ne var ki dün yaşadığımız hadise kafalarımızı allak bullak etmiş, bazı kurumların samimiyet ve iyi niyetini sorgulamamıza neden olmuştur. Sebebini siz biliyorsunuz ama ben hatırlatayım; Çocukluğundan beri yazlarını Ayvalık’ta geçiren kızımın hayali Ayvalık’ta bir plaj işletmekti. Bu yıl Allahın nasip etmesiyle o arzusunu hayata geçirme fırsatı buldu. Herşeye o kadar özeniyordu ki “annecim göreceksin Ayvalık’ta tek olacak” diyordu. Eşiyle birlikte yaklaşık 300 bin TL’ye yakın bir yatırım yaptılar. Her gün fotoğraflarını atıp “bunu da yaptık, nasıl olmuş” diye soruyordu. Dün de fotoğrafalar gönderdi. Kalbimin durmasına neden olacak fotoğraflar. 100’e yakın jandarma, zabıta vs’nin fotoğrafı. Vurup kırarken… Şaka yapıyor sandım. Sabah erken baskın yapılmış ki zaten gazete haberinde de “hava destekli operasyon” yazıyor. Yasal olmayan bir parçanın yıkımı değil, terörist baskını gibi.  Şezlongları fırlatmışlar, locaları yıkmışlar, çalışanları darp etmişler. İnanmak güç çünkü bizim gibi vatanına devletine bağlı ve dürüstlüğü şiar edinmiş birinin başına geliyor! Kızımın o korkusunu, paniğini ve sonraki umutsuz halini hayatım boyunca unutamayacağım.
***
Sayın Başkanım; Usulüne aykırı yerler için yıkma kararı almanızı anlayabilirdik. Zaten biz de buna saygı duyardık. Da sabahın 5 buçuğunda, plajda kalan çalışanların ‘darbe oluyor’ diye yataktan fırladığı 100’den fazla jandarma grubuyla baskın yapmak neyin nesi? Siz orada terörist mi aradınız, uyuşturucu baronu ihbarı filan mı aldınız? Turizm mevsiminde yapılan bu korkunç baskının turizme verdiği zararın farkında mısınız? Peki bu baskını görenler o plajın yasadışı bir olay yüzünden basıldığını düşünmeyecekler mi? (Ben görsem, ne vardı ki bastılar diye düşünürüm.) Kırılan, parçalanan, yerlere fırlatılan eşyaların tazminini kim yapacak? Peki işletemedikleri, yeniden düzene sokmak için uğraştıkları günün tazminini? Çitleri yıkmak için, fazla şezlongu kaldırmak için gelen biri iyi niyetliyse tepedeki lambalardan ne ister? Darp edilen çalışanların durumu ne olacak? Terörist miydi bunlar? Şikayet aldığınızı biliyoruz. Şikayet edebilecekleri de az çok tahmin edebiliyoruz ancak devletin, ticari rekabette taraf olabileceğini anlayamıyoruz. Sizin sermaye düşmanı, turizm düşmanı, yabancı düşmanı (Ayvalıklılar kendi memleketlerinde başkalarının iş yapmasından pek hoşlanmazlar!) olduğunuzu düşünmüyorum ancak böyle talanlı, kırmalı, dökmeli, dövmeli, korku salmalı bir baskının amacını sormak istiyorum. Sahile dikilen çitler mi?
***
Konuyu basına ve yargıya taşımadan önce size de yazmak istedim, 
Saygılar.” YURDAGÜL ATUN

12 Temmuz 2017 Çarşamba

(15 TEMMUZ VAKIASI VE!...) DESTAN!... Eğitimci, Araştırmacı, Şair ve Yazar: Arzu KÖK

HABER MAKALE: (15 TEMMUZ) DESTAN!...
Arzu KÖK
Cumhurbaşkanlığı bir hafta sürecek 15 Temmuz etkinlikleri için çeşitli afişler hazırlatmış. Ancak o resimleri gördüğümde kanım dondu adeta. Afişlerde Türk askeri küçük düşürülüyordu. Destan diye nitelenen 15 Temmuz afişlerinde milleti yüceltelim derken askerlerimiz rezil ediliyordu. Oysa destanlar vatan borcunu ödeyen askerlere karşı yazılmaz. Eğer yazılıyorsa da bir yanlışlık var demektir bu işte.
Sormak gerekiyor: 
“O resimlerdeki askerler Türk askeri ise sizler kimsiniz?” 
Onlar emir kulu birer erdi ve 15 Temmuz sonrası onlar Suriye cehennemine yollandılar, şehit oldular oralarda. Doğuda bu vatanın bütünlüğü için mücadele verip bedenlerinin parçalarını, canlarını yitirdiler. Bugün bu yapılan afişler ile orada yiten tüm canların hatırasını çiğnenmiyor mu? Bugüne kadar canını bu topraklar için ortaya koymuş tüm askerlerimiz ayaklar altına alınıyor.
Ne acı…
Eğer amaç bu darbe girişimini halka anımsatmak ise neden darbeci komutanlar değil de masum erler konuldu o afişlere? Bu darbeyi önleyenler de yine askerler değil miydi? Neden unutuluyor bunlar da halk ile asker düşman gibi gösteriliyor?
Neden tüm afişlerde askerlerin dövülme ve çaresiz görüntüleri kullanılıyor?
Neden?
Vatan aşkı ile çarpışan askerlerin moralini bozmayacak mı bu afişler? Ordu içindeki küçük bir cuntanın yaptığı bir hareket neden tüm askerlere mal ediliyor? Emir kulu askerlerimizin boğazının kesildiği, cenaze namazlarının bile kılınmadığı neden hiç söz konusu edilmiyor. Oysa tek suçu üslerinin emirlerine uymaktı. Yazık değil miydi o askere?
Türk halkı yıllardır ‘Peygamber ocağı’ bildi orasını. Evladını oraya gönderirken onurla, şevkle gönderdi. Çünkü biliyordu ki "Askerlik üniforma değil yürek işiydi." Atatürk’ün ordusunun bir parçası olacaklardı, onurla gidiyorlardı, aileler gururla gönderiyordu evlatlarını. Ancak Atatürk'ün ordusu hiç bu kadar çaresiz durumda bırakılmamıştı.
Yazıklar olsun!
Bir asker görevini şöyle tanımlıyor: “ Suyun kıymetini, insanların kıymetini bilmektir askerlik... Öyle her şeye kapılamamaktır... Her yerde konuşamamaktır... Her engeli aşmaktır ve her yerde var olabilmektir... Doğuda terörle boğuşmak, batıda vatandaşla sarmaşmak demektir... Ve kutsal bir gül olan bayrağımıza sarılmaktır... Unutulmaktır ölmek... Bağışlanmaktır şehit tahtında... Gözleri açık gitmek ama yüzü güleç ölmektir... Koşuşturmaca yaşamak ve uyurken bile uyanık kalmaktır... Git gide elleri nasır tutmak, yüreği aydınlanmaktır... Gözleri kararmak alnı parlamaktır... Askerlik bütün sefalardan feragat etmektir… Bütün cefalara abone olmaktır… Ve askerlik ulular gibi yaşatmak ve kahramanlar gibi ölebilmektir...”
Türk halkı her zaman askerine sahip çıkmıştır ve çıkacaktır. Kim ne derse desin bu halk bilir ki o askerler gariban halkın, yani onların evladıdır. Ne olursa olsun askere güveni tamdır ve öyle olmaya devam edecektir. Kimsenin gücü asker ile halkın arasını açmaya yetmez, unutmayın… Ve yine unutmayın ki eğer ortada bir destan varsa o destan yine o askerler tarafından yazıldı… Askerlerimize bunu yapmayın...
Arzu KÖK
ELEŞTİRİ, YORUM, TENKİD VE KATKILAR:
1 yorum:
NURAY SOMER BOZBEY 12 Temmuz 2017 03:57
Gözlerim dolarak okudum, isyan dolu bir yürekle.. Kaleminize, yüreğinize sağlık.
2 yorum
alto <huguzman@gmail.com>
Sayın Arzu hanım, yazınızın arasında paylaştığınız afiş resmi bile çalınarak hazırlanmıştır. En başarılı yaptıkları şeylerden biridir çalmak çünkü... Türk askerini aşağılayan bu posterleri görünce bir kusma geldi içimden.
Sonra birindeki askerin ifadesine gözüm takıldı. 
Bunu bir yerden hatırlıyorum dedim.
Yıllar içinde milyonlarca fotoğraf tarayan gözlerim beni yanıltmadı.
Küçük bir araştırmada hemen buldum.
1991'deki Körfez savaşının ikonlaşmış fotoğrafını kullanmışlar.
David Turnley'in Detroit Free Press'de yayınlanan Black Star fotoğrafı.
Yuh dedim! Milyonlarca yuh! İllüstrasyonları bile çalarak yapıyorlar.
Gözlerime teşekkür ettim, hırsızı yine yakaladığı için.
ek not: Sanırım gözlerime "gördüğü için" teşekkür etmem daha doğru olacak.
Yanıtla

7 Temmuz 2017 Cuma

“BU’DA BİR DÖNME - DEVŞİRME VE KRİPTO OLSA GEREKTİR!..”

HUZURLARINIZDA TÜRKİYE CUMHURİYETİ ÖĞRETMENİ; 
“CUMHURİYETİN KURUCUSU BAŞKUMANDAN BAHSEDERKEN ATATÜRK DEMEYECEKSİNİZ”
Huzurlarınızda Türkiye Cumhuriyeti öğretmeni; “Cumhuriyetin kurucusu Başkumandan bahsederken Atatürk demeyeceksiniz” 
“Cumhuriyetin kurucusu Başkumandan Atatürk demeyeceksiniz”
Bursa Anadolu Kız Lisesi’nde okuyan bir öğrencinin, şehrin yerel yayınlarından Lodos Haber’e gönderdiği mektup tartışma yarattı..
Mektupta, okul müdürü Zehra Özbek’in Atatürk düşmanı öğretmenlere ayrıcalık gösterdiği ve 10 Kasım etkinliklerinde de “Cumhuriyetimizin kurucusu, başkumandan M. K. Atatürk cümlesini kullanacaksanız programı yapamazsınız.” dediği öne sürüldü.
İşte o mektup:
“Bursa Anadolu Kız Lisesinde okuyan aynı zamanda Bursa Anadolu Kız lisesi Pansiyonunda kalan öğrenciyim. Okulumu severek ve büyük mutlulukla başladım. İki yıldır da çok mutluydum. Fakat bu yıl yeni okul müdürümüzün gelmesiyle huzuru, gülmeyi unuttuk. Bize ülkemizin geleceği olduğumuzu söylüyorlar, fakat düşünmeyin, sorgulamadan itaat edin diyorlar. Bir yanlışa itiraz ettiğimizde vatan haini oluyoruz. Son çare olarak yaşadıklarımızın bir özetini size anlatmayı istedik. Sizi, haberlerinizi yakından takip ediyor ve cesaretle bizi anlayabileceğinizi düşündük.
DIŞLAMAYA, AYRIMCILIK YAPMAYA ÇALIŞIYORLAR
Sorunlarımız okul müdüremiz Zehra Özbek’in gelişi ile başladı.İlk gün okul kürsü konuşmasında ”kesin sesinizi, terbiyesizler” dediğinde yeni müdür kendi otoritesini bir şekilde kurmaya çalışıyor diye düşünmüş çok dert etmemiştik. Fakat bu tür konuşmalar hız kesmeden devam etti.Her gün birimiz okul bahçesinde ”terbiyesiz” olarak sınıfa yollanıyorduk. Kıyafette kısmı serbestliğe son verildiği söylenir, birimiz düz renk siyah tişört giysek dahi çekilir ,olur olmadık sözler işitiriz. Fakat okulda siyah çarşafla, baş örtüsünün rengine göre tunik giyen bir çok arkadaşımız var. Bu ayrımcılık bizi rahatsız ediyor. Yanlış anlamayın kimsenin ne giydiği bizi rahatsız etmiyor, bizi dışlamaya ayrımcılık yapma çalışmaları bizi rahatsız ediyor.
BU YAŞIMIZDA BİLE ANLAYABİLİYORUZ
Biz bu yaşımızda bile bir idarecinin böyle ikide bir yanına üç erkek müdür yardımcısını alarak okulda değil de askeriye de dolaşır gibi dolaşmaları, üzerimizde baskı kurmaya çalışmaları bizi rahatsız ediyor. Dersin ortasında bir bakıyorsunuz pat diye müdüremiz geliyor. Tamam gelsin hakkıdır diyebilirsiniz, bizi de gelmesi rahatsız etmiyor. Ama geliş var geliş var. Pat diye geliyor, dersi bölüyor, öğretmen dersi anlatırken beyenmeyip müdahale ediyor, gözümüzün önünde öğretmeni rencide ediyor. Dersin ortasında “bu böyle olmaz” ”bunu böyle mi yapıyorsunuz ? ”Artık bundan sonra şu şekilde olacak ” gibi cümlelerle derse her zaman müdahele ediyor. Sonra o öğretmen öğrenci karşısında nasıl saygı kuracak hiç düşünmüyor. Sonra zannedersiniz ki, müdüre hanım tüm branşların uzmanı. Gerçi öğretmenleri de seçerek yapıyor bu uygulamasını. Bu yaşımızda bile bunu anlayabiliyoruz.
ATATÜRK PANOSU KALDIRAN ÖĞRETMENLERİ KAYIRIYORLARDI
Örneğin Atatürk köşesini kaldırtan, ya da her dersin yarısını Ak partiye ayıran öğretmenlerimizle hiç sorunu yok. Müdüremizin sayesinde siyasetten anlamasak da kim hangi partili kim güçlü bunu anlamış öğrenmiş oluyoruz. Okul öğretmenlerimizin bir çoğu uzun yıllardır öğretmenlik yapan saygıdeğer insanlar. Onlara gözümüzün önünde bu şekilde muamele edilmesi bizleri oldukça üzüyor. Bir çok değerli öğretmenimize ”sen bu okulda yetersizsin ” diyerek psikolojik baskı uyguluyor. Nöbetci öğretmenimiz sınav öncesi dersine girmeden önce yan sınıfta boş dersi olan bir sınıftan dersle ilgili bir soru sormuş, öğretmenimiz gelip yan sınıftayım beş dakikaya geliyorum dedi. Kameradan öğretmenimizin sınıftan çıktığını gördü sanırız hemen denetleme adı altında sınıfa gelip birkaç arkadaşı alıp çıktı. Sonra öğrendik ki, öğretmenimizin haklarında ”derste yoktur” diye tutanak tutup arkadaşlarımıza baskıyla imzalatmış. Biz öğrenciyiz, küçüğüz diye hiçbir şeyi anlamadığımız görüp duymadığımızı zannediyorlar. Halbuki öğrenciliklerini hatırlayan herkes bilir ki, okulda olan biten herşeyi öğrenciler duyar görür, anlar. Birçok öğretmenize bu şekilde sesiz çekingen arkadaşlarımızı korkutarak yalanlarla tutanaklar tutturduğunu biliyoruz. Bu gidişle seneye bir çok öğretmenimizi göremeyeceğiz diye üzülüyoruz.
“‘CUMHURİYETİMİZİN KURUCUSU’ DİYECEKSENİZ PROGRAMI YAPAMAZSINIZ”
Okulumuz sosyal faaliyetler açısından oldukça başarılı bir okul. Bursa’nın köklü en eski en tanınmış okullarından. Yıl içerisinde çeşitli programlar hazırlar bunu öğretmenlerimize, velilerimize ve arkadaşlarımıza sunarız. Keyifle yaptığımız bu faaliyetler bu yıl müdüremizin önümüze çıkartılan engeller yüzünden kısıtlandı ve yapılanlarda da tedirgin ve mutsuzduk. Kıyafetlerimizden, sahnede sergileyeceğimiz program metnin içeriğine kadar herşeyi denetliyor ve müdüre hanımın istediği gibi olmak şartıyla yapılıyordu.10 Kasım programında ”‘Cumhuriyetimizin kurucusu, başkumandan M.K.Atatürk’ cümlesini kullanacaksanız programı yapamazsınız” diye uyarıda bulunmuştu.
8 Martta kadın skeçlerimizi yapamadık. Yılsonu mezunlar gösterisi gösteri olmaktan ziyade birşeyler yapabilmenin onur kavgasına döndü. Bursa kız lisesinde kendi içimizde yapacağımız bir etkinlikte bale gösterici yapacak arkadaşlarımız bale kıyafetlerini giymelerine izin verilmediği için gösterisini yapamazken, bir arkadaşımız inatla ağlayarak taytla bale gösterisi yaptı.
15 TEMMUZ PANOLARI ASILDI
Okulumuzun fotokopi ihtiyacı karşılanamazken, neredeyse tüm duvarlar ”15 Temmuz” başlıklı panolarla donatıldı. Sorduğumuzda ise okullara kırtasiye ödeneği geliyor denildi. Sanırız fotokopi kırtasiye ihtiyacı değil (!) Pansiyondaki sorunlar ise yemeklerin kısıtlanması ile başladı. Kahvaltı çeşitlerinin fazla olduğu,(zeytin,peynir,reçel,salatalık bal veya tahin,gününe göre salam veya yumurta) ”israf ” edildiği söylenerek azaltıldı. Öğlenki yemekleri akşamda görünce nedenini yemekhane görevlilerine sorduk ”müdüre hanım israf edilmesin dedi ” yanıtını aldık. Yemekhane görevlileri bize bunu söylediği için azarlandılar. Temizlik personelini kenara çekerek ”eğilip kalkıyorsun biraz daha düzgün şeyler giyisen iyi olur biz bayanız” gibi sözler sarfettiğini bizzat duyduk. Artık yemeklerin, çorbaların tekrar tencerelere dökülüp akşam önümüze geldiğini görünce isyan ettik. Şikayetler üzerine biraz daha düzelir gibi oldu. Aslında pansiyonun müdürü, okul müdür yardımcımız vardı eski yıllarda herşey yolundaydı fakat anlaşıldı ki müdüre hanım pansiyon müdürümüzü sevmiyor. Okulda neyden şikayetçi olsak, hemen pansiyon müdürümüze topu atmasından, “O sizi kışkırtıyor, zaten o okul müdürü olmak istiyor” diyerek bizleri susturmasından yorulduk. Sanki bizim aklımız yok. Pansiyon müdürümüzün de yakında sürüldüğünü duyarsak hiç şaşırmayız. Çünkü müdüremizin anladık ki arkası çok kuvvetli. Bazı veliler milli eğitime şikayetlerde bulundular ama nafile. Müdürümüzün yaptıkları hız kesmeden üstelik eskisinden daha da beter devam ediyor.
İZMİR MARŞI OKUYUNCA VATAN HAİNLERİ DİYE BAĞIRDI
Ramazan da iftar yemeği verilecek denilerek 20 şer lira istediler. Pansiyonda kalan öğrenciler yatılı öğrenciler ve hepsi için devlet ödeneklerini ödüyor. Fakat iftarda bağış adı altında para toplandı bu yemek için. Halbuki öğrendik ki yemek belediye tarafından gönderilmiş. Bir çoğumuz için o yirmi liralar haftalık harçlığımız bizim. Bu da yetmezmiş gibi yine de aç kaldık. Çünkü müdüremiz çok bilet satmış birçoğumuza yemek yetmedi. Buna itiraz edince de vatan haini olduk. Özlem abla itiraz ettik aç kaldık çünkü. Şerefsizler diye bağırmasına da izmir marşıyla cevap verdik saygısızca kavga mı etseydik. Bu CHP marşı vatan hainleri diye bas bas bağırdı. Aslında eski mezunlar derneğinin de yöneticileri vardı yemekte. Onlarla da tartıştılar biz yurda kilitlendik. Seneye siz buraya zor gelirsiniz diyerek. Her gün her ders zilinde domrayı evrensel müzik o diye dinliyoruz ama aç kalmaya izmir marşı söyleyince vatan haini oluyoruz. Şuan tam olarak okulda kaç öğretmen soruşturmalık bilmiyoruz. Çünkü iki de bir öğrencileri korkutarak tutanaklar tutturulduğunu duyuyoruz.
Dönem sonunun gelmesi ile beraber gece nöbetindeki öğretmenlerimiz, hizmet personelleri işten atıldı. Ödeneğin olmadığı söylenerek pansiyonumuz kapatılmaya çalışılıyor. Ve bu pansiyonda kalmadığı sürece başka şehirde, Kız Lisesinde okuma şansı olmayan 184 öğrenci var.
Müdüre hanım bir şikayetiniz varsa buyrun gelin dediği için çeşitli zamanlarda çeşitli konularla kendisine gittik.Fakat kendisi dinlemek yerine siz beni suçluyorsunuz, bana iftira atıyorsunuz,öğretmenlerinizin dolduruşuna geliyorsunuz deyip bizleri dinlemedi.Bir sorundan bahsedince ”bu okulu ben adam ettim” diyor. Yani bizim sorun olarak gördüğümüz şey müdüre hanım için ”adam ettiği” konu oluyor. Bir çok arkadaşımız, velilerimiz kendisiyle tartışmak zorunda kaldı. Bunlar ne bir kız lisesi müdürüne ne de kız lisesi adına yakışacak davranışlar değil. Eğitim huzurumuz kalmamış durumda. Özlem abla, burası okul burda siyaset yasak diyorlar ama müdürümüz neyin siyasetini yapıyor. Bize dayatılan bu siyasete biz boyun eğmek zorunda mıyız. Biliyoruz, okul müdürümüz, valiliğe, milli eğitime cimere bir çok yere yazıldı. Bu yaşta anladık özlem abla, arkasını hükümete dayayan istediğini yapabiliyormuş. Peki bu ne kadar doğru. Onlardan farklı düşünüp hissedemez miyiz? Haberlerde hergün dinliyoruz. Fetöcü öğretmenler alınıyor falan diye. Yarın işlerine gelinmediğinde yarın eğer devran değişirse değiştiğinde şimdi bu kişilere de kötü mi diyecekler? Bu adaletsizlik bizim gençliğimizi elimizden alıyor.
Bizim sesimizi duyacak birileri var mı bilmiyoruz. Son bir çare size sığındık.
Biz bu ülkenin geleceğiyiz! Bu okullar bizim! Boyumuzdan yaşımızdan büyük konuşuyor olabiliriz. Ama yine de söylemek istiyoruz ki, Bu okullar, bu ülke bizim. Kimsenin kendi çiftliğiymiş gibi davranmaya hakkı yok! Tarihi Kız Lisesi önemini yitirmeden birilerinin harekete geçmesini sesimizi duymalarını diliyorum. Diyebilirsiniz ki siz sadece bir okulda bir avuçsunuz. Ama biz inanıyoruz ki bu adaletsizlik birileri sesimizi duymazsa her yere adım adım yayılıyor. Veliler çocuklarına sahip çıkmalı korkmadan. Biz şımarıklık yapmıyoruz. Biz mızmıklık yapmıyoruz. Biz boşuna ağlanmıyoruz.  Geleceğimiz çalınıyor. Veliler çocuklarına aman kızım sen sorun yaratma sus diyor. Yetkililer duymuyor. Bugün belki bir avuç küçük kızlarız. Ama çalınan hepimizin geleceği.
Not. Size bu mektubu isimlerimizle yazabilmeyi çok isterdik. ama isimlerimiz yayınlandığında öğretmenlirimiz disiplinlik oluyorsa biz kesin atılırız. Gerçi sizin için illa gerekiyorsa ben yanınıza bile gelebilirim. Lütfen bizi duyun.”
İDDİALAR SORULDU
Gönderilen mektubun ardından söz konusu iddialar yerel gazete tarafından yayımlanarak Özbek ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü Yönetimi’ne şu iddiaları sordu; – Okulun geleneksel Mantı Günü’nün bu yıl Ramazan ayına denk gelmesi sebebiyle iftar yemeğine çevrildiği ve bu iftar yemeğinde yaşanılan olayların öğrenciler üzerinde hiç bir eğitim sistemine yakışmayacak baskı ve hakarete dönüştüğü doğru mu?
– Osmangazi Belediyesi’nin sponsorluğunda düzenlendiği belirtilen iftar organizasyonunda, iftar yemeği biletlerinin okulun yatılı öğrencilerine, yani beslenme ve barınma dahil tüm giderleri devlet tarafından karşılanması gereken bu öğrencilere 20 lira karşılığında satıldığı doğru mu?
– Ve bu yemeğin biletlerini para ödeyerek satın almak zorunda kalan yatılı öğrencilerin, “fazla katılımdan ötürü yemeğin yetişmediği” gerekçesiyle aç kaldığı doğru mu?
– Üzerine para ödedikleri halde iftar yemeği yiyemeyen öğrencilerin bu durumu protesto etmek amacıyla İzmir Marşı’nı söyledikleri için, o öğrencilerin cezalandırılarak yatakhaneye kilitlendiği doğru mu?
İZMİR MARŞI SÖYLEYENE “VATAN HAİNİ” SUÇLAMASI
– O geceyi aç ve kilit altında geçiren öğrencilerin, ertesi gün “Vatan haini” ve “edepsiz” ilan edildikleri ve ağır hakaretlere maruz kaldıkları doğru mu?
– Yine aynı öğrencilerin, önümüzdeki eğitim öğretim yılında “okula alınmamakla” tehdit edildiği doğru mu?
– Yine bu öğrencilerin almaya hak kazandığı onur belgelerine okulda düzenlenen karne töreninde, “siz bu belgeyi hak etmiyorsunuz” diyerek el konulduğu doğru mu?
DERS SAATİNDE KURAN YAYINI
– Kutlu Doğum Haftası’nda ve ders saatinde okul bahçesinde lokma döktürüldüğü! Ve çağırılan imamın okuduğu Kuran’ın yine ders saatinde okulun hoparlörlerinden tüm sınıflara yayın yapıldığı doğru mu?
– İftar organizasyonuna dönüştürülen Mantı Günü’nde, Mantı Günü’nün geleneksel olduğunu ve bu nedenle bir başka tarihte yapılmasını isteyen Bursa Kız Lisesi Mezunlar Derneği yöneticilerinin okul idarecileri tarafından, “Haddinizi bilin! Yol boyu mantıcılar var! Kapı orada! Beğenmiyorsanız gidin!” denilerek kovuldukları doğru mu?
– Kılık kıyafet noktasında büyük baskı altında olduklarını ve sürekli hakaret işittiklerini öne süren öğrencilerin anlattıkları doğru mu?
– Bu baskı ve hakaret ortamında psikolojileri ciddi oranda bozulan öğrencilerin yaşadığı travmadan İl Milli Eğitim yöneticilerinin bilgisi var mı?
– Ve son olarak, Bursa’nın en köklü eğitim kurumlarından biri olan Bursa Anadolu Kız Lisesi’nde yaşandığı öne sürülen tüm bu iddialar doğru mu?
İDDİALAR MİLLİ EĞİTİM BAKANI’NIN GÜNDEMİNDE
Öte yandan, CHP Bursa Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Lale Karabıyık, konuyu Milli Eğitim Bakanlığı’na ilettiğini vurguladı. Haberde yer alan iddiaları büyük bir üzüntüyle öğrendiğini belirten Lale Karabıyık, Lodos Haber‘e yaptığı açıklamada “Az önce Sayın Bakan İsmet Yılmaz ile görüştüm. İlgili haberi kendisine ilettim. Sayın Bakan da konuyu gündemine aldığını söyledi” diye konuştu.
KAYNAK: https://resistancehonorable.blogspot.com.tr/2017/06/huzurlarnzda-turkiye-cumhuriyeti.html

3 Temmuz 2017 Pazartesi

MUSUL'DA KADIN KILIĞINA GİREN CANLI BOMBALAR KENDİNİ HAVAYA UÇURDU!

SON DAKİKA...
MUSUL'DA KADIN KILIĞINA GİREN "IŞİD TERÖRİSTİ" HAŞHAŞİ CANLI BOMBALAR KENDİLERİNİ HAVAYA UÇURDU!..
Çatışma alanından kaçanların arasına kadın kıyafetleriyle karışan iki IŞİD teröristi, Irak askerlerine saldırı düzenledi. Associated Press (AP) haber ajansı, sivillerin barındığı kampta en az 14 can kaybının olduğunu bildiriyor. 
Musul'da yakalanan IŞİD liderlerinin gözleri bezle bağlanıyor ve araçlara bindirilerek götürülüyor.
Kanlı terör örgütünün yitirmek üzere olduğu Musul'da yaşlıları kapattığı bir binanın bodrum katına, askerler girdi. Günlerdir aç susuz halde tutulan 75 yaşlının birçoğu baygın bulundu. IŞİD'in iğrenç yüzünü gösteren bir başka belgede ise, seks kölesi olarak tutulan kadınların satışı var. Belgeye göre, 20 yaşında, fit, kahverengi gözlü bir kadın 1500 dolara satılmış. Irak'ta elinde tuttuğu en büyük kent Musul'dan saatler içinde temizlenmesi beklenen terör örgütü IŞİD, son saldırılarını gerçekleştiriyor. Amerikan Associated Press (AP) haber ajansı, Suriye sınırındaki Kaim ilçesindeki evlerini terk etmek zorunda kalan kadınların arasına kılık değiştirerek gizlenen bir teröristin kendini havaya uçurduğunu bildiriyor. Sivillerin barındığı kamptaki Irak askerlerinin yanına ulaşan canlı bomba, burada üstündeki patlayıcıları infilak ettirdi. Saldırıda en az 14 kişi can verdi, 20'den fazla yaralı var. Musul'da ise El Nuri Camii çevresindeki bir binanın bodrum katında, iki kadın canlı bomba kendini patlattı. Kadınların askerlerin bodruma girmesiyle saldırıyı gerçekleştirdiği aktarılıyor. Saldırıda bir asker öldü, çok sayıda asker de yaralandı. 
AP'ye bilgi veren kaynaklara göre, elinde yalnızca 1 kilometrekarelik bir alan kalan örgüt karşı taarruza geçmeyi deneyerek son çırpınışlarını sergiliyor.
KOMUTANLARIN GÖZLERİ BAĞLI
Son resmi açıklamaya göre, Eski Şehir bölgesinde yalnızca bir mahalle kontrol eden terör örgütünün 200 militanı kaldığı bildiriliyor. Ordu komutanları, 48 saat içinde kentin tamamen kurtarılmasını bekliyor.
Yakalanan IŞİD liderlerinin görüntüleri de yine sosyal medyada paylaşıldı. Gözleri bezle bağlanan terör komutanları, araçlara bindirilerek götürülüyor.
Yaşlıları bodruma hapsetmişler!IŞİD'in yaşlı insanları hapsettiği bodrum katı ise Eski Şehir bölgesinde bulundu. Ordu birlikleri tarafından sosyal medyada yayınlanan görüntülerde, hapishanede sayıları 75'i bulan yaşlıların çoğu ölmek üzere.
Günlerdir aç susuz kalan Musulluların bazıları yarı baygın halde yerde yatarken görülüyor.
20 yaşındaki kız 1500 dolar!, Kanlı örgüt IŞİD'den geriye kalan iğrençlikler, belgelerle ortaya dökülüyor. Bu belgelerden biri, örgütün seks kölesi olarak tuttuğu kadınların satışını gösteriyor. Buna göre, 20 yaşında, fit, kahverengi gözlü bir kadın 1500 dolara satılmış.
Zaferi kutluyorlar; Sekiz ayı aşkın bir süredir cephede savaşan Irak askerleri ise, çoktan zafer kutlamalarına başladı bile. Uluslararası haber ajansları, ellerinde Irak bayraklarıyla sevinç çığlıkları atan çok sayıda askerin fotoğrafını dünyaya servis etti.17 Ekim'de başlayan büyük Musul operasyonunda, IŞİD lideri Ebubekir El Bağdadi'nin hilafet ettiği tarihi El Nuri Camii geri alındı ve bir dönüm noktası gerçekleşti.
Eski Şehir'in dar sokakları; Musul'daki operasyona ordu birliklerinin yanı sıra Peşmerge, Şii milisler Haşdi Şabi ve Sünni aşiret güçlerinin de dahil olduğu 100 bin silahlı unsur katıldı.  ABD ise hava saldırılarıyla operasyona destek verdi. Bugüne kadar Irak güçleri 800'den fazla kayıp verdi, 4 bin 600 asker ise yaralandı. Öldürülen teröristlerin sayısı 16 bin 400'ü geçti. Bu rakam, başlangıçtaki tahminleri aşıyor. Zira, operasyondan önce Musul'da 6 bin kadar IŞİD'linin bulunduğu tahmin ediliyordu.
GÜN GÜN OPERASYON
- Büyük operasyon, ABD'nin başını çektiği uluslararası koalisyonun desteğiyle 17 Ekim'de başladı.
- 1 Kasım'da IŞİD mevzilerinde ilk gedik açıldı, ordu birlikleri Musul'un doğusuna girdi. Terör örgütü lideri Ebubekir El Bağdadi, "Ölene kadar savaşın" çağrısını yaptı.
- Musul'un batısından ilerleyen güçler kuzeydeki Peşmergelerle 23 Kasım'da birleşti, tamamen kuşatılan kentin Rakka ile bağlantısı kesildi.
- 8 Ocak'ta ordu birlikleri kenti ikiye bölen Dicle Nehri'ne kadar ilerledi.
- Dicle Nehri'nin doğusunda kalan tüm mahalleler 18 Ocak'ta IŞİD'den temizlendi, terör örgütüne büyük bir darbe vuruldu.
- 19 Şubat'ta kentin batı yakasını IŞİD'den kurtarmak için ikinci operasyon başladı.
- Terör elebaşı Ebubekir el Bağdadi'nin hilafet ilan ettiği tarihi El Nuri Camii, 21 Haziran'da militanlar tarafından havaya uçuruldu.
- 29 Haziran'da Irak ordu birlikleri artık enkaza dönen El Nuri Camii külliyesini teröristlerden temizledi. 
Kenti ikiye bölen Dicle Nehri'nin doğusundaki mahalleler Ocak 2017'de tamamen kurtarıldı. 19 Şubat'ta başlayan batı yakası operasyonunun ilk günlerinde hızlı bir şekilde güney ve güneybatı cephelerinden ilerleyen ordu birlikleri, hayati önemdeki Musul Uluslararası Havalimanı ve El Gizlani Askeri Üssü'nü IŞİD'den geri aldı. Peşinden Musul-Telafer yolu kesildi, Mart'ın ikinci haftasında hükümet binalarının bulunduğu bölge kurtarıldı. Bu bölgede, artık tamamen enkaza dönmüş Türkiye'nin Musul Başkonsolosluğu binası da yer alıyordu. Eski Şehir'in kapısına dayanıldığında ise, dar sokaklar nedeniyle ilerleme neredeyse durdu. Bunun üzerine Mayıs ayının ilk haftasında kuzeybatı cephesi açıldı. Haziran ayına gelindiğinde ise IŞİD'lilerin kontrolünde yalnızca birkaç mahalle kalmış oldu.
Topraklarının dörtte birini yitirdi. IŞİD, geçen yıl elindeki toprakların dörtte birini kaybetti. 2014'ten bu yana Irak'ta kaybettiği alan ise yüzde 65'in üstünde. Kanlı örgüt, geçen yıl Irak Felluce ve Libya Sirte gibi çok önemli kalelerini yitirdi. Örgütün Ortadoğu'nun batısındaki en büyük merkezi El Bab ise, Fırat Kalkanı Harekâtı'yla 23 Şubat tarihinde geri alındı.
5 Kıta, 30'u Aşkın Ülke: IŞİD, Mayıs ayından bu yana İngiltere Manchester ve Londra, Filipinler Mindanao, Endonezya Cakarta, Fransa Paris ve İran Tahran'da saldırı düzenledi. Bugüne kadar 30'dan fazla ülkeyi hedef alan ve sayıları 200'e yaklaşan saldırıların bazıları doğrudan örgüte üye teröristler tarafından yapıldı, bazılarında ise yerel militanlar kullanıldı. Amerikan CNN International'ın Şubat ayında yaptığı derlemeye göre, beş kıtayı kana bulayan saldırılarda 2 binden fazla insan öldü. Irak ve Suriye'deki savaşta ölenlerin sayısı ise tam bilinmiyor. Örgütün katlettiği sivil veya askerlerin on binlerce olduğu tahmin ediliyor.

1 Temmuz 2017 Cumartesi

Hamit Rıza Mukaddemfer, ABD’nin DEAŞ'a destek verdiğine yönelik delilleri sunacaklarını açıkladı.

İRAN: DEAŞ'İ ABD KURDU! BELGE GÖSTERECEĞİZ...
(AA+Ajanslar: 01.07.2017-14:00)
İran Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutan Danışmanı Mukaddemfer,  ABD’nin  DEAŞ'a destek verdiğine yönelik delilleri sunacaklarını açıkladı. Rus Televizyon kanalı RT'ye konuşan İran Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutan Danışmanı Hamit Rıza Mukaddemfer: “Söz konusu delillerin yazılı olarak yayınlanabilecek metin veya sözleşme şeklinde olmadığını, sahada olup bitenlerle ilgili olduğunu belirterek” şunları söyledi: "Söz ettiğim deliller ABD'nin hangi alanlarda DEAŞ'a yardım sağladığı konusuna ışık tutuyor. Söz konusu alanlar silah desteği, lojistik ve tıbbi yardımı içeriyor."
'DEAŞ'IN KURULMASININ ARKASINDA ABD VAR'
DEAŞ'ın kurulmasının arkasında ABD'nin olduğunu savunan Mukaddemfer, "Onlar (ABD) bu gerçeği saklayamazlar. 'Bu örgütü kurmakla hata ettik ve şimdi onu bertaraf etmek istiyoruz'  yönündeki açıklamalar yaptıklarında yine de yalan söylüyorlar ve bunu kanıtlayabilecek bir sürü belge var." ifadelerini kullandı. Daha önce İran Genelkurmay Başkan Vekili Orgeneral Mustafa İzadi, Tahran yönetiminin elinde ABD'nin DEAŞ'I doğrudan desteklediğini ortaya koyan delil ve belgelerin olduğunu açıklamıştı.
HAMANEY DE ABD'Yİ İŞARET ETMİŞTİ
Öte yandan; İran'ın ruhani lideri Ayetullah Ali Hamaney, 2 hafta kadar önce İngilizce Twitter sayfasından paylaştığı mesajında, Ortadoğu'daki terörün kökeninin ABD'de olduğunu savunmuştu.

30 Haziran 2017 Cuma

İsyancı Şeyh Said'in asılmasının 92. yıl dönümünde, Şeyh Said için anma toplantıları tertip ve Şeyh Said ve arkadaşlarının mezarlarının ailelerine teslim edilmesi ve Türkiye'nin özür dilemesini talep edildi!..

ŞEYH SAİD KİMDİR? NEDEN İSYAN ETMİŞTİR?..

29 Haziran 1925 tarihinde Şark İstiklal Mahkemesi tarafından yargılanarak suçlu bulunmasının ardından 92 yıl önce "Cumhuriyet İdaresi tarafından" idam edilen vatan haini hakkında akıl almaz talepler. 
İsyancı Şeyh Said'in asılmasının 92. yıl dönümünde, Şeyh Said için anma toplantıları tertip edildi.
(Ankara: 30.6.2017-18:16)
ÇOK ALÇAKÇA, HAİNCE VE KÜSTAHÇA BİR CÜRET! BU CESARETİ ACABA KİM'DEN, KİMLERDEN, NEREDEN ALIYORLAR?
Bununla da kalınmayarak, Diyarbakır'da HDP, DBP, Şeyh Sait Derneği ile çok sayıda sivil toplum kuruluşu temsilcisi, Şeyh Said ve arkadaşlarının idam edilişinin 92'inci yıl dönümü nedeniyle düzenledikleri ortak toplantıda, Şeyh Said ve arkadaşlarının mezarlarının ailelerine teslim edilmesi ve Türkiye'nin özür dilemesini talep etti.
Peki, kimdir bu Şeyh Said? Neden ve niçin isyan etti?
Şeyh Said 1865 yılında Erzurum’un ilçesi Hınıs’a bağlı Kolhisar Köyü’nde dünyaya geldi. Babasının adı Şeyh Mahmut Fevzi’dir. Şeyh Said, 29 Haziran 1925 tarihinde Şark İstiklal Mahkemesi tarafından yargılanmasının ardından idam edilmiştir. “Cumhuriyet’in ilk yıllarında Doğu Anadolu’da çıkan ayaklanma (1 Şubat-15 Nisan 1925). Doğu Anadolu Bölgesi’nde Cumhuriyet yönetiminin uygulamalarına karşı çeşitli muhalefet  hareketleri gelişmişti. Bu muhalefetin en önemli merkezlerinden biri, Kürt İstiklal Komitesi’ydi. Bu örgütün çalışmaları açığa çıkarılmış, ama daha önce yaptığı çalışmaların bir sonucu olarak çeşitli yerlerde ayaklanmalar başlamıştı. Ayaklanmanın önderi Nakşibendi şeyhi Şeyh Said’in adamları jandarma birlikleriyle Elazığ’ın Piran köyünde girdiği çatışma, kısa sürede birçok yere yayıldı. Ayaklanmacılar, Genç, Maden, Siverek, Varto, Elazığ gibi yerleri ele geçirdi. Bu arada, ayaklanmanın başlamasından birkaç gün sonra Fethi Bey (Okyar) istifa etti ve yerine İsmet Paşa (İnönü) yeni bir hükümet kurdu. Meclis, hükümete olağanüstü yetkiler tanıyan Takriri Sükûn Kanunu’nu çıkardı. Ankara ve Diyarbakır’da İstiklâl Mahkemeleri kuruldu. Şeyh Said kuvvetleri 7 martta Diyarbakır’ı kuşattıysa da şehre giremedi. Bölgeye yeni askeri birliklerin sevk edilmesinden sonra, 26 martta saldırıya geçen hükümet kuvvetleri, kısa sürede bölgede denetimi sağladı. Ayaklanmanın lideri Şeyh Said ve 28 ayaklanma önderi hakkında idam kararı verildi ve ertesi gün infaz edildi (29 haziran).”
NEDEN VE NİÇİN İSYAN ETTİ?
“Bizler ve Türkleri bağlayan sadece din kalmıştı, Türk Hükümeti dini de kaldırdı ve artık bizi birbirimize bağlayan hiçbir şey kalmadı.” Bu cümleler Şeyh Said'e ait. Sözde İslamcılar (Her nedense tamamı Türk ve Cumhuriyet karşıtlarıdır.) Said'in bu sözlerini öne sürerek "Din" adına isyan ettiğini ileri sürseler de işin aslı hiç de öyle değil. Atatürk'ün kurduğu Laik-Demokratik cumhuriyette din baronlarına, sahte şeyh ve şıh'lara artık yer yoktu. Ayrıca yeni kurulan Cumhuriyete karşı dış baskılar devam etmekteydi. Aşağıda ki belge isyanın gerçek nedenlerini daha iyi anlatıyor.
Orhan Duru’nun “Amerikan Gizli Belgeleriyle Türkiye’nin Kurtuluş Yılları” (İş Bankası Kültür Yayınları; 26 Ocak 1922 tarihli belge): “Yunanlar önemli bir zafer kazanırsa, Kürt isyanı Türkiye’nin arkasını ciddi bir biçimde tehdit edebilir, ancak Batı’daki savaş Türklerin lehine gelişirse, Türkler ellerindeki yarım düzine yetenekli liderlerden biriyle Kürt sorunlarına son verebilir. İngilizler kuşkusuz bu durumu bilmektedirler, gene de Kürt durumuyla meşgul olduğu sürece Mustafa Kemal’in Musul’a el koyamayacağını düşünmektedirler. Dolayısıyla Kürt akımına yardımcı olmaktadırlar.” 
Ayaklanmaların olduğu 1923-1930 arası ilginç bir zaman dilimidir.
Zira onca yıkım, kayıp  ve savaştan sonra genç bir devlettir. Bir taraftan ülkeyi baştan inşa etmeye çalışırken, Bir taraftan Hatay sorunu ile uğraşırken, Seyit Rıza ve çetesinin isyanı, diğer taraftan Musul-Kerkük meselesi ile uğraşırken Şeyh Said isyanlarının çıkması ve büyümesi ve her iki unsurda da İngilizlerin parmağının olması tesadüf değildir. Şeyh Said’in İngizlerin adamı bir vatan haini olduğu belgeleriyle kanıtlanmıştır. Kanıtlar ortadayken, bugün anma toplantıları yaparak Türkiyen'in özür dilemesi istenmektedir. Bunun neticesinde gelecek olan da Türkiye Cumhuriyetinin yargılanmasını talep etmek olacaktır.
Netice olarak O Şeyh Said: " Bir Türk öldürmek, yetmiş gavur öldürmekten daha üstündür" diyen bir kişiliktir. Buna benzer söylemleri PKK'nın da söylemesi tesadüf değildir. (Kaynak: siyasetcafe.com)

29 Haziran 2017 Perşembe

TARİHE DÜŞÜLEN "ÇELİŞKİLİ" BİR NOT VE GARİP BİR "İRONİ": "BUGÜNKÜ (28 HAZİRAN 2017) YÜRÜYÜŞE MENDERES'İN PARTİSİ DEMOKRAT PARTİ GENEL BAŞKANI VE 1000 DP'Lİ DE KATILDI"

BUGÜNKÜ (28 HAZİRAN 2017) YÜRÜYÜŞE MENDERES'İN PARTİSİ DEMOKRAT PARTİ GENEL BAŞKANI VE 1000 DP'Lİ DE KATILDI.
(HABER: YURT Gazetesi-Barış CAN-Düzce)
Cumhuriyet Halk Partici (CHP) Genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından asgari katılımla başlatılan "Adalet Yürüyüşü" bugün 14'üncü gününde. Bugünkü yürüyüş Düzce ili çıkışını takip ederek yolun sonundan itibaren devam etti. Bugünkü yürüyüşe Adnan Menderes'in partisi Demokrat Parti Genel Başkanı ve 1000 DP'li de katıldı. Demokrat Partisi Genel Başkanı Gültekin Uysal Adalet Yürüyüşü izlenimlerini YURT Gazetesi ile paylaştı. Başkan Gültekin Uysal '15 Temmuz'da nasıl meydanlardaysak bugün de adalet için meydanlardayız' derken 'düne kadar terör örgütleriyle müzakere edenler, bugün ana muhaleti terör örgütleriyle beraber olmakla suçluyor' diye konuştu.
YÜKSEK YARGI BAŞKANLARI DA 'ADALETE' GÜVENİLMEDİĞİNİ İTİRAF EDİYOR
Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal yüksek yargı başkanlarının bile adalete güvenilmediğini itiraf ettiklerini söyledi. 2015 yılındaki seçimlerde partilerinin sloganının da 'herkes için adalet, herkes için demokrasi, herkes için zenginlik' olduğunu hatırlatan Uysal, CHP liderinin başlattığı yürüyüşe destek verme kararı aldıklarını ifade etti.
'ADALET DEVLET GELENEĞİMİZİN TEMEL DİREĞİDİR'
Adaletin devlet geleneğimizin temel direği olduğununun altını özellikle çizen Uysal "CHP Genel Başkanı sayın Kılıçdaroğlu önemli bir insiyatif alarak Adalet Yürüyüşü'nü başlattı. Türkiye'de yaşanan son hadiselerin ötesinde adalet bu ülkede devlet geleneğimizin temel direğidir. Devletin şekli hususunda bir şart yoktur yalnız onun en temel direği adalettir. Geçmiş devlet geleneğimiz açısından önemlidir. Öne çıkardığımız noktadır. İşte bu açıdan Türkiye'nin derinden nefes almaya ihtiyacı olduğu noktada yüksek yargının başkanları bile Türkiye'de yargıya, adalete güvenilmediği noktasında fikirlerini beyan ederken ana muhalefet liderinin Türkiye'de demokrasinin, demokratik meselelerin demokratik kanallara aktarılmasının yetersiz kaldığını, temsili demokraside problemlere çözüm üretmekte  zorlanıldığını kast ederek toplumsal muhalefetle beraber geniş kitlelere bu talebini mal etmek noktasında bir beklentisi, iktisası, fikri var. Bizler de özellikle 15 Temmuz Darbe Teşebbüsü sonrası gönlümüz iktidarıyla, muhalefetiyle bir ortak paydada, Anayasal çerçevede, Meclis deneyiminde Türkiye'nin can alıcı meselelerine çözüm üretmek, başta adalet olmak üzere 'herkes eşit ama birileri daha eşit' mantığına  savrulmuş bir Türkiye portresinde, fırsat eşitliğinin olmadığı, fiili düzen var. O nedenle bir parti devletine dönüşme noktasında hem adliyede hem onun dışında mali politikaları ile fırsat eşitliği noktasındaki politikalarıyla dar bir alanda belirli bir vatandaş profilini kapsadığını görüyoruz. Bizim itirazımız Türkiye'de herkes için adalet, herkes için demokrasi, herkes için zenginlik parolası ve sloganıyla 2015 seçimlerinde propaganda yapmış bir parti olarak Türkiye'nin bu talebi, iktidarı - muhalefetiyle yeniden bir idrak tazelemesine vesile olmasıdır. Bugün birilerinin müsaade ettiği kadar hakka, hukuka rıza göstermeyeceğimizi burada katılarak biz de Demokrat Parti olarak prensiplerimiz çerçevesinde bir dayanışma ortaya koyarak gösterdik. Bu çerçevede değerlendiriyoruz." ifadelerini kullandı.
DP GENEL MERKEZİ WEB SİTESİ
Adalet Yürüyüşü’nün 14.gününde Genel Başkanımız Gültekin Uysal ve teşkilat mensuplarımız da yürüyüşe destek verdi. 28 Haziran 2017 Çarşamba
“Bu yürüyüşü; demokratik tavır alanlarının genişletilmesine önemli bir fırsat olarak değerlendiriyoruz. Birilerinin müsaade ettiği kadar adalete, hukuka rıza göstermeyeceğimizi beyan etmek için buradayız” “Adalet sadece adliyelerde ortaya çıkmaz. Vergi kanunlarıyla, fırsat eşitliğiyle, ülkede keyfilikten uzak bir yönetim anlayışıyla da adalet kendini gösterir” “Bunu kriminalize etmek, dar bir alana hapsederek birtakım sorumsuz beyanlarla çok marjinal unsurlarla bu süreci provoke etmek yanlıştır” 
(DP Basın Merkezi – 28 Haziran 2017) 
Adalet Yürüyüşü’nün 14.gününde Genel Başkanımız Gültekin Uysal ve teşkilat mensuplarımız da yürüyüşe destek verdi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun partisinin İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanması sonrasında Ankara’dan başlattığı Adalet Yürüyüşü, 14. gününde, Genel Başkanımız Gültekin Uysal, eski Devlet Bakanımız Gürcan Dağdaş ve Demokrat Partili il ve ilçe başkanları ile teşkilat mensuplarının katılımıyla devam etti.
Düzce çıkışında kalabalık bir grupla beraber Kılıçdaroğlu’yla buluşarak yürüyüşe katılan Genel Başkanımız Gültekin Uysal,  yürüyüşe 1000 partili ile destek verdiklerini söyleyerek 2015 yılındaki seçimlerde partimizin sloganının “Herkes için adalet, herkes için demokrasi, herkes için zenginlik” olduğunu hatırlattı ve yürüyüşe destek verme kararı aldıklarını ifade etti. Genel Başkanımız Gültekin Uysal, şu açıklamalarda bulundu:
“Prensip olarak adalet prensibine her daim sahip çıktık”
“Son 15 yıldır adaletle, hukukla ilgili yaşananlardan endişelerimiz oldu. Her geçen gün koyulaşan bir fiili rejim var ülkede.  Ülkeye yapılacak en büyük kötülük; koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bir zümrenin, bir parti devleti, bir zümrenin devleti haline getirmektir. Bu süreç her geçen gün ilerliyor. Buna karşılık burada yaptığımız; demokratik bir tavır örneği olarak demokrasiye inanmış tüm siyasi, sivil, iktisadi unsurlarla beraber meşruiyet içerisinde bir irade ortaya koymaktır. Referandum süreciyle beraber adaletsizliğin bir kısmına resmiyet giydirilmeye çalışıldı. Türk Milleti olarak adalet geleneğimiz pek çok şekil değiştirmiştir ama prensip olarak adalet prensibine her daim sahip çıkmışızdır. O açıdan baktığınızda adalet kavramının zaten siyasal aidiyetleri aşan bir manası, önemi var. “Bugün yargıya, adalete güvenin zedelendiğini görüyoruz”
Yusuf Has Hacip’in bir sözü vardır; “Adalet göğün direğidir. Direk çöktü mü, adalet çöktü mü gök çöker” demektedir. Bugün yüksek yargının başı başta olmak üzere yargıya, adalete güvenin çok zedelendiğini kendileri de ikrar eder haldedir.
“Maalesef bugün Türkiye, keyfiliğe teslim olmuş, popülizm kıskacı içerisindedir”
Adalet sadece adliyelerde ortaya çıkmaz. Vergi kanunlarıyla, fırsat eşitliğiyle, ülkede keyfilikten uzak bir yönetim anlayışıyla da adalet kendini gösterir. Maalesef bugün Türkiye, keyfiliğe teslim olmuş, popülizm kıskacı içerisindedir.
“Geçmişten bugüne taşıdığımız temel değerler değişmedi”
Bütün bunlar ışığında bu tavrı, bu yürüyüşü; demokratik tavır alanlarının genişletilmesine önemli bir fırsat olarak değerlendiriyoruz. Birilerinin müsaade ettiği kadar adalete, hukuka rıza göstermeyeceğimizi beyan etmek için buradayız. Geçmişten bugüne taşıdığımız temel değerler değişmedi. Demokrat Parti olarak bütün arkadaşlarımızla bu süreç içersinde böyle bir tavır almak ihtiyacı hissettik.
“Bugün siyaseti yeniden değerler üzerinden kutuplaştırarak gerilim siyaseti sürdürmekteler”
Ortada çok haksız ithamlar var. Demokratik düzlem içerisinde potansiyel suçlar icat ederek Türkiye’de bu ortak paydalar yeteri kadar tahrip edildi. Siyasi alan içerisinde ortak değerimiz haline getirmemiz gereken her mesele, bir siyasi rekabet unsuru haline getirildi.  15 Temmuz FETÖ Darbe Teşebbüsü sonrası ortaya çıkmış iklimden, iktidarıyla - muhalefetiyle bir ortak paydada, Türkiye’nin birikmiş meselelerini çözebilme imkanı varken iktidar; yine kendi siyasal tasavvurunu kuvvetlendirmek adına referandum başta olmak üzere başka bir yol tercih etti. Bugün siyaseti yeniden değerler üzerinden kutuplaştırarak gerilim siyaseti sürdürmekteler.
Referandum sürecinde bloklaşmalardan ziyade prensipler etrafında her siyasi partinin kendi öncelik ve saikleriyle bir tavır geliştirdiğini düşünüyorum. Türkiye’nin kutuplaşma zemininde sert bloklar üzerinden değil, ölçüler üzerinden demokratik ölçüler, Cumhuriyetin kurucu değerleri üzerinden ölçüler geliştirme mecburiyetinde olduğumuzu düşünüyorum.
“Aradığımız; yeniden bu ülkede adaleti milli güvenlik şemsiyemiz haline getirmektir”
Türkiye’ye olumlu katkıyı yapabilmek adına, yeniden bu ülkede adaleti, milli güvenliğimizin teminatı, milli güvenlik şemsiyemiz haline getirmektir aradığımız.  Eşit fırsatlara sahip herkesin hukukundan emin olduğu bir Türkiye’yi arıyoruz. Bu manada bu yürüyüşe çok farklı kesimlerden insanlar bireysel olarak destek vermektedir. Bunu kriminalize etmek, dar bir alana hapsederek birtakım sorumsuz beyanlarla çok marjinal unsurlarla bu süreci provoke etmek yanlıştır. Daha geniş bir ortak paydada buluşabilmek lazımdır.” Kaynak ( DP )

28 Haziran 2017 Çarşamba

SON DAKİKA: "Tehlike Kapıda. Körfez ülkelerinin Katar'a Türkiye'nin askeri üssünün kapatılması talebinin de yer aldığı 13 maddelik bir liste yollamasının ardından Bahreyn'den Katar'a ‘müdahale' tehdidi geldi."

KATAR'DA ‘TÜRKİYE VE ABD CEPHE SAVAŞINDA KARŞI KARŞIYA GELEBİLİR'
[[© REUTERS/ Rodi Said 13:04 28.06.2017 Elif Sudagezer]] 
Körfez ülkelerinin Katar'a Türkiye'nin askeri üssünün kapatılması talebinin de yer aldığı 13 maddelik bir liste yollamasının ardından Bahreyn'den Katar'a ‘müdahale' tehdidi geldi. Uzman Bulut'a göre ABD'nin çıkarlarına paralel olası bir çatışmanın Türkiye'ye faturası çok ağır olur. Olası savaş ayrıca NATO'da da kamplaşmaya yol açar.
TÜRK ASKERİ ABD'NİN SİLAHLANDIRDIĞI KÖRFEZ'DE SAVAŞA MI SÜRÜKLENİYOR?
Bahreyn Dışişleri Bakanı Şeyh Halid bin Ahmed bin Muhammed Al Halife, Doha'nın bölge ülkeleriyle anlaşmalara uymaması halinde Katar'a ‘acil bölgesel müdahale' tehdidinde bulundu. Bahreyn'den gelen açıklama, Basra Körfezi'nde askeri çatışma ihtimalini ve Türkiye'nin tam ortasında kalması olası bir krizi gündeme getirdi. Zira, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Mısır ve Kuveyt gibi ülkelerin, Katar'a gönderdiği 13 maddelik liste içerisinde Türkiye'nin askeri üssünün kapatılması talebi var. Sputnik'e konuşan Ortadoğu uzmanı Faik Bulut'a göre, Ankara'nın ‘İslami romantizmin' etkisiyle dış politikada attığı ‘bilinçsizce adımlar' sebebiyle Türk askeri Körfez'de olası bir çatışmanın ortasında kalmış durumda. Ortadoğu meselesine dış politikayı çok iyi incelemeden müdahalede bulunulmasının başarısızlıkla sonuçlandığını söyleyen Bulut "Türkiye, maalesef bir çok kez duygusal bir şekilde, deyim yerindeyse İslami romantizmin etkisiyle, gerekli incelemeleri yapmadan bölgeye müdahale ediyor ve bu müdahalesinde başarısız oluyor. Burada esas, Arap ülkeleri arasındaki sorunlar konusunda tarafsız kalmak olmalıydı Ancak olan oldu ve Türkiye Katar'ın tarafını tuttu. Burada problem şu; Türkiye tarafsızlığını kaybettiği için sıcak çatışmayı önleyecek durumda değil. Amerika'nın bölgedeki planlarıyla ve İran'ı sıkıştırma politikasıyla ilintili olası bir çatışmanın eşiğindeyiz. Ve çatışma çıkarsa Türkiye'nin yapabileceği çok bir şey yok" dedi. Katar'a yönelik tehditlerin şu an için ‘baskı aracı' olmaktan ibaret olduğuna işaret eden Bulut"Katar henüz bir geri atakta bulunmuyor. Çok yakın bir gelecekte bir savaş görmüyorum. Ancak böyle bir savaş çıkarsa bu hem Türkiye hem bölge ciddi olumsuz sonuçlarla karşılaşır" dedi.
'TÜRKİYE, KATAR KRİZİNE KARIŞMAMALIYDI'
‘TÜRKİYE KÖRFEZ VE ABD'YLE KARŞI KARŞIYA GELİRSE ZAYİAT AĞIR OLUR'
Türkiye'nin Katar'da konuşlandıracağı asker sayısının 3 ila 5 bin arasında olduğunu hatırlatan Bulut "Bu en fazla 5 bin asker, Amerika'nın yanında yer alacaksa —ki öyle görünmüyor- belki bir anlamda kendisini kurtarır. Ama Körfez ülkeleri müdahalesi karşısında yer alırsa Türkiye, ABD ile karşı karşıya gelmiş olacak. Eğer çatışma çıkarsa, Türkiye ilk defa sıcak bir cephe savaşına girmiş olacak. Karşısında ise bir tarafta Amerikan bir tarafta Körfez askerleri… Ağır silahların da kullanıldığı düşünüldüğünde zayiat büyük olacaktır. Türkiye çok iyi planlanmamış maceracı politikalar izliyor. Bu politikaların içeriye de yansımaları olur" ifadelerini kullandı.
‘KATAR'IN YANINDA SAF TUTAN TÜRKİYE KÖŞEYE SIKIŞTI'
‘İHTİLAF NATO'YU DA İKİYE BÖLER'
Türk askerlerinin Katar'da konuşlandırılmasının meşruiyet tartışmalarını beraberinde getirdiğinin hatırlatılması üzerine Bulut "Afganistan'da El Kaide'ye karşı Somali'de barış gücüne destek olarak uluslararası mutabakat sonucu asker gönderilmişti. Ama Körfez'deki durum, uluslararası alanda böyle bir kabul yok. Bu aynı zamanda Türkiye'nin o bölgede iddia ettiği popülaritenin ne kadar daraldığını gösteriyor. İlk defa Türkiye dışarıda bir cephede taraf olarak yer oluyor. Bu ihtimal uzak olsun ancak böyle bir cephede sayısı giderek artabilecek asker ölümleri söz konusu olabilir. Bu da ‘Enver Paşacılık mı oynuyorsunuz' şeklinde tepkilerin önünü açar" dedi. Askeri ve siyasi alanın dışında Türkiye'nin ekonomik anlamda da zarar göreceğini ifade eden Bulut "Katar'dan 8-9 milyar gelmiş olsa da Türkiye'nin pazar alanı buradaki tutumu sebebiyle daraldı. Türkiye bu süreçten sadece askeri ve siyasi değil ayrıca ekonomik olarak da olumsuz etkilenir" ifadelerini kullandı. Olası bir çatışmanın sadece bölgede değil NATO üyeleri arasında da kutuplaşmalara yol açabileceğinin altını çizen Bulut "Böyle bir çatışmada, İran Türkiye'nin yanında yer alacak. Belki çok dolaylı olarak Rusya da bu cepheye destek olacak. Ancak süreç Türkiye'nin NATO ilişkilerini de yakından etkileyecek. Almanya ve İngiltere, bu Katar müdahalesine nispeten sıcak bakmayan iki ülke. İngiltere şu an için sessiz kalsa da; bu iki ülke hangi tarafı tutar ve nasıl bir tutum sergiler, bu belirsizliğini koruyor" diye konuştu.