30 Kasım 2016 Çarşamba

HALEP ÖLÜYOR!.. HALEP KÂFİRLERİN; KUDURMUŞ KUDUZ KÖPEKLERİN "KATLİAM VE SOYKIRIM" DOMUZLARININ PENÇESİNDE CAN ÇEKİŞİYOR

İMDAT, EY İNSANLIK İMDAAAT!..
HALEP KÂFİRLERİN; KUDURMUŞ KUDUZ KÖPEKLERİN PENÇESİNDE CAN ÇEKİŞİYOR
HALEP ÖLÜYOR!..
Esed ve Rusya'nın yoğun bombardımanı altında olan Halep'te siviller hedef alınıyor. Binlerce masum "can" katledilirken, kullanıcılar yaşanan katliama sosyal medyadan “HalepÖlüyor” etiketiyle tepki gösterdi. Binlerce sivil, Suriye'nin Halep kentinde Esed ve Rus bombalarının hedefi oluyor. Halep'in doğusunda 275 bin kişi dehşet verici şartlar altında yaşarken, kente gönderilen son yardımlar da tükendi. Uluslararası toplum bu yaşananları 'kınamaktan' öteye geçemezken, tarihin en kanlı saldırılarına sahne olan kentte masum çocuklar ve kadınlar ölümle burun buruna yaşam mücadelesi veriyor.
HALEP'E HAVADAN VE KARADAN KATLİAM
Suriye'de Rusya ve Esed rejiminin yoğun saldırılarına maruz kalan Halep'te katliamın boyutları çok büyük. Sadece havadan vurmakla yetinmeyen Esed rejimi, saldırılardan kaçan sivilleri doçkalarla hedef alıyor. Cub el-Kubbe mahallesine saldıran rejim, aralarında kadın ve çocukların da olduğu 45 kişiyi katletti. Suriye'de rejim güçlerinin ülkenin kuzeyindeki Halep ilinin doğusunda bulunan Cub el-Kubbe mahallesine yönelik düzenlediği saldırıda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 45 kişi hayatını kaybetti. Suriye'de Rusya ve Esed rejiminin yoğun saldırılarına maruz kalan Halep'te katliamın boyutu gün geçtikçe daha derin ve trajik bir hal alıyor. Hava saldırılarıyla yetinmeyen Suriye rejimi, saldırılardan kaçmaya çalışan sivilleri doçkalarla hedef aldı. Halep'in doğusundaki sivil mahallelerindeki yerde yatan cansız bedenlerin görüntüsü, artık savaşa alışan dünya gündeminin de pek ilgisini çekmiyor. Suriye'de rejim güçlerinin ülkenin kuzeyindeki Halep ilinin doğusunda bulunan Cub el-Kubbe mahallesine yönelik düzenlediği saldırıda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 45 kişi hayatını kaybetti. Halep'te son iki haftada yapılan saldırılarda 600 sivil hayatını kaybetti, 2 bin sivil yaralandı. Hastaneler hizmet dışı. Son iki hafta içinde kentin doğusundaki tüm hastaneler ve sağlık merkezleri rejim saldırılarıyla hizmet dışı kaldı. Kentte hizmet veren yalnızca 3 fırın bulunuyor. Bölgede okulların tümü kapalı. Yaklaşık 300 bin sivil, rejimin son ilerlemesiyle 30 kilometrekarelik bölgede sıkıştı.
2 HAFTADA 600 SİVİL KATLEDİLDİ
Halep Sivil Savunma Birliği, iki gün önce yaptığı açıklamada, iki haftadır Halep'in doğusuna 2 bin hava saldırısı, 7 bin top atışı yapıldığını ve 600'den fazla sivilin hayatını kaybettiğini, 2 bin sivilin yaralandığını duyurmuştu. ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü Peter Cook, Suriye'nin Halep kentindeki kuşatmanın derinleşmesi ve insani durumun kötüleşmesinden endişe duyduklarını belirterek, "Halep'te gördüğümüz şey bir trajedidir" ifadelerini kullandı. Halep'te artan çatışmalara ara verilmesi için BM Güvenlik Konseyi'nde 10 günlük "insani ateşkes" tasarısı hazırlandı. İngiltere ve Fransa, BMGK'ya Suriye'de kimyasal silah kullananların cezalandırılması için tasarı sunacak. Suriyeli bir çocuk, Halep'in doğusunda rejimin topçu atışlarıyla katledilen yakınlarının başında bekliyor...
SİVİLLER MUHALİFLERİN KONTROLÜNDEKİ BÖLGELERE KAÇMAYA ÇALIŞIYOR
Suriye'nin kuzeyindeki Halep ilinin doğusuna yönelik Esed rejiminin saldırılarından kaçan binlerce sivil, evlerini terk ederek muhaliflerin kontrolündeki semtlere göç ediyor. Kentin doğusunda bulunan Muyesser semtinde yaşayan binlerce kişi, bölgeye yönelik hava ve kara saldırıları nedeniyle daha güvenli gördükleri muhaliflerin denetimindeki kentlere yöneldi. Halep'te muhalif bölgelerin kent meclis başkan yardımcısı Zekeriye Emino, savaş uçaklarının Halep kent merkezinin doğu kesimlerinde muhaliflerin kontrolündeki bölgeleri yoğun bir şekilde bombaladığını belirtti.
HALEP'E HAVADAN VE KARADAN KATLİAM
Suriye'de Rusya ve Esed rejiminin yoğun saldırılarına maruz kalan Halep'te katliamın boyutları çok büyük. Sadece havadan vurmakla yetinmeyen Esed rejimi, topçu birlikleriyle saldırılardan kaçan sivilleri de hedef alıyor. Cub el-Kubbe mahallesine saldıran rejim, aralarında kadın ve çocukların da olduğu 45 kişiyi katletti.
HALEP CAN ÇEKİŞİYOR
HALEP ÖLÜYOR!...
Suriye Türkmen Meclisi, Beşşar Esed rejimi ve İran destekli Şii milislerin Halep'in doğusunda en fazla Türkmen mahalleleri hedef aldığını, tamamen yıkılan 6 mahalleye de terör örgütü PKK'nın Suriye uzantısı PYD'nin sızdığını bildirdi.Suriye Türkmen Meclisinden yapılan yazılı açıklamada, 15 Kasım'dan bu yana Halep'te "dünya tarihinin en ağır bombardımanı ve sivil katliamlarından birinin" yaşandığına dikkat çekildi.Esed rejimi ve müttefiklerinin, hava saldırılarına, 25 Kasım Cuma gününden itibaren de kara harekatıyla eşlik ettiği belirtilen açıklamada, "Rejim ve müttefiklerinin Halep'e yönelik insanlık dışı harekatında en çok hedef alınan bölgeler yine Türkmen bölgeleri oldu. Kadim Türk yurdu Halep'teki Türkmen mahalleleri Bustan Başa, Hüllük, Haydariye, Şeyh Faris, Şeyh Hıdır ve Baidin tamamen yerle bir oldu. Binlerce sivil Türkmen doğrudan hedef alındı." ifadelerine yer verildi.Açıklamada ayrıca, bölgedeki Türkmen birlikleri Muntasır Billah ve Sultan Mehmet Fatih Tugayları'nın karargahlarının da eş zamanlı olarak vurulduğu çok sayıda şehit verildiği belirtildi.YPG/ PYD Türkmen mahallerine sızıyorRejimin ele geçirdiği Türkmen mahallelerine terör örgütü PYD ve YPG unsurlarının sızdığı vurgulanan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:"Daha vahimi, rejim operasyonunu fırsat bilen, Halep'in Şeyh Maksut mahallesinde konuşlanmış olan YPG/PYD unsurları rejimin ele geçirdiği Halep'in Türkmen mahallelerine sızmaya başladı. Sivillerimizin bir kısmı bombardıman bölgelerinde sıkışıp kaldı. Bir kısmı da Muntasır Billah Tugayı'nın canlı kalkan olmasıyla muhaliflerin kontrolündeki Meşhed, Sükkeri, Salhin, Firdevs ve Şaar mahallelerine geçti. Ayrıca abluka ve bombardıman nedeniyle an itibarıyla Halep'te gıda stokları tamamen tükendi, ilaç ve tıbbı malzemeye erişim imkanı kalmadı."Uluslararası toplumun "vicdanı taşlaşmış"Açıklamada, uluslararası toplumun Halep'teki katliama "duyarsız" kalması sert bir şekilde eleştirilerek, şu ifadelere yer verildi:"Suriye Türkmen Meclisi olarak bu gayri insani tablo karşısında, daha önce uluslararası camiaya defalarca yaptığımız çağrıyı artık yinelemiyoruz. Çünkü biliyoruz ki gözler çoktan kapanmış, kulaklar tıkanmış, vicdanlar taşlaşmış. Bugün sadece acımızı haykırıyor, masumların ahını dillendiriyoruz. O vicdanı yoklar bilsinler ki toprağa düşen her mazlumun ahı mahşere kadar peşlerini bırakmayacaktır. Biz Türkmenler olarak bu dünyanın adil olmadığını çok büyük acılarla tecrübe ettik ama her şeye rağmen Yüce Allah'ın sonsuz adaletine ve merhametine sığınıyor ve adaleti aramaktan asla vazgeçmeyeceğimizi tüm dünyaya ilan ediyoruz. Allah şahidimiz olsun ki son nefesimize, son nefesimize kadar direneceğiz. And olsun ki bugün sürüldüğümüz topraklarımıza er ya da geç geri döneceğiz; onurumuz ve özgürlüğümüz için mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz."Halep Sivil Savunma Birliği, dün yaptığı açıklamada 15 Kasım'dan bu yana Halep'in doğusuna 2 bin hava saldırısı, 7 bin top atışı yapıldığını ve 600'den fazla sivilin hayatını kaybettiğini, 2 bin sivilin de yaralandığını duyurmuştu.2011'den bu yana Suriye'de öldürülen çocuk sayısı 23 bin 863'e ulaştı. Yüz binlerin insani kriziSuriye'nin kuzeyinde, Türkiye'ye sınır Halep, başkent Şam'dan sonra ülkenin ikinci büyük kenti konumunda bulunuyor. Kent merkezinin Türkiye sınırına uzaklığı da 40 kilometre. Merkezin batısını rejim, doğusunu muhalifler kontrol ediyor. Rejim kuşatmasında yaklaşık 300 bin sivilin bulunduğu doğu Halep'te İl Sağlık Müdürlüğünün verilerine göre, halk 96 gündür temel insani ihtiyaçlarını gideremiyor.Son iki hafta içinde kentin doğusundaki tüm hastaneler ve sağlık merkezleri rejim saldırılarıyla hizmet dışı kaldı. Kentte hizmet veren yalnızca 3 fırın bulunuyor. Bölgede okulların tümü kapalı. 14 gündür ölen sivil sayısı 650'ye çıkarken, yaklaşık 300 bin sivil, 30 kilometrekarelik bölgede sıkıştı.Halep'in son hastanesinde 'bir adımlık' yer yok Halep'te Esed bayrağı ile YPG paçavrası yan yana Halep'te 300 bin sivil sıkıştı
HALEP'İN SON HASTANESİNDE 'BİR ADIMLIK' YER YOK
Suriye'de Beşşar Esed rejimi ve Rusya'nın yoğun saldırılarına maruz kalan Halep şehrinin doğusunda sadece bir tane hastane kaldı. Halep'in son hastanesi, ekipman yetersizliği, ilaç eksikliği ve imkansızlıklarla mücadele ediyor. Hastanenin kapısından girdiğiniz anda korkunç bir manzara ile karşılaşıyorsunuz. Her yerde yaralı insanlar, hastanenin zeminine damlamış kan izleri ve çevresi tamamen yok edilmiş Halep'in son hastanesi... "Burada hastaların çoğu yerde... Yürümek için yer yok. İlk defa hastaneyi bu şekilde görüyorum..." Hastanede çalışan doktorlardan Hamza el-Hatib, El-Cezire'ye yaptığı açıklamada, "Küçük bir hastane, ama her gün çok sayıda yaralıyı tedavi ediyor. Çünkü Halep'in son hastanesi..." ifadelerini kullandı. Halep'te muhaliflerin kontrolündeki bölgedeki hayatta kalan bir avuç doktordan biri olan El Hatip sözlerini şöyle sürdürdü:"Rusya ve Esed rejiminin saldırılarında çok hastanemiz yıkıldı""Rusya ve Esed rejiminin yoğun bombardımanları neticesinde 5 hastanemiz yıkıldı. Bu hastane, Halep'te ayakta kalan son hastane" El-Hatip kendi hastanelerinin de defalarca bombalandığını söyleyerek, "Allah'a şükürler olsun ki çok büyük bir kaybımız olmadı, hastanemiz daha önce vuruldu ama hala hizmet verebiliyoruz" dedi. Yaralılara çok zor şartlarda hizmet vermeye çalışan hastanenin mücadele ettiği çok fazla alan var; ilaç eksikliği, çalışanların çok az sayıda olması ve defalarca bombalandığı için hasar gören ekipmanları. Hastane çalışanlarından Huzeyfe Dahman, Halep'in son hastanesindeki trajik durumu şöyle anlatıyor:"Hastaların çoğu yerde... Yürümek için yer yok. İlk defa hastaneyi bu şekilde görüyorum..."Halep'e son aylarda devam eden yoğun hava saldırıları, kentte hizmet veren hastanelerin neredeyse tamamını yok etti. Hastanelerin Rusya ve Esed rejiminin bombalarına hedef olduğu şehirde, muhaliflerin kontrolündeki noktalarda yaralanan sivil halkın tedavisini üstlenen sadece bir hastane kaldı. Geçtiğimiz haftalarda, Suriye'de muhaliflerin kurduğu geçici hükümete bağlı Halep Sağlık İl Müdürlüğü, "Son 48 saatte Halep'in doğu mahallelerini hedef alan Esed rejiminin sistematik saldırıları ve Rus bombardımanı nedeniyle tüm hastanelerde hizmet durdu" açıklamasını yapmıştı. Galeri: BM Halep'teki yıkımın uydu fotoğraflarını yayımladıEsed rejimi Halep'te hastane bombaladıHalep'te sağlam hastane kalmadı'Halep'teki hastanelerde hizmet durdu'Halep'te katliam! Video: Halepli hemşirelerin yürek dağlayan ağıdı
ESED REJİMİ HALEP'TE HASTANE BOMBALADI
Halep'te kurtarma faaliyetleri yürüten sivil savunma çalışanlarından İbrahim Ebu Leys, Rus ordusuna ait savaş uçağının, Halep'te muhaliflerin kontrolünde bulunan semtteki Sahur Sahra Hastanesine ''nüfuz edici'' bombayla saldırdığını söyledi.Rusya'nın bu hastaneye bir hafta içinde ikinci kez saldırdığını anlatan Leys, "Rusların daha önce saldırdığı hastane, kullanılmaz hale gelmişti. Hastane birkaç günden bu yana onarılıyordu. Ruslar onarılan hastaneye bugün ikinci defa saldırdı. Olayda tıbbi cihazları tamir eden 2 sağlık çalışanı ile hastaneyi onaran 5 çalışan yaşamını yitirdi.'' dedi.Leys, bombardımandan, hastanenin önünde yaklaşık 5 metre derinliğinde çukur oluştuğunu belirtti.Sahur'daki bu hastane, Halep'te muhaliflerin kontrolündeki en büyük sahra hastanelerinden biri olarak ifade ediliyor.Kent merkezinin doğusunu vuran Rus savaş uçakları, en fazla tahribatı "nüfuz edici" bombalarla yapıyor. Bu tür bombalar, "sığınak avcısı" olarak da biliniyor. Haleplilerin etkisini depreme benzettikleri "sığınak avcıları", zemine isabet etmesi halinde 5 ila 7 metre derinliğinde çukurlar açıyor.Suriye'de rejim uçakları saldırdı: 4 ölü 15 yaralı Hastaneye varil bombası Dünya Halep için ayakta Deprem bombalı katliam…

28 Kasım 2016 Pazartesi

ULUSLARARASI HİCRİ TAKVİM BİRLİĞİ KONGRESİ İSTANBUL’DA TOPLANDI & Yaz saatinin kalkmasının çağlar ötesi BİLİMSEL, OBJEKTİF ve Gerçek nedeni...

ULUSLARARASI HİCRİ TAKVİM BİRLİĞİ KONGRESİ İSTANBUL’DA TOPLANDI
Diyanet İşleri Başkanlığı, İslam ülkeleri ve bütün dünya Müslümanları için büyük önem arz eden Uluslararası Hicri Takvim Birliği Kongresini İstanbul’da topladı.
Diyanet İşleri Başkanlığı, Avrupa Fetva ve Araştırma Meclisi, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve İslam Hilal Gözlem Projesi (ICOP) ile işbirliği içerisinde üç gün boyunca devam eden kongrenin açılışına Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, 50’ye yakın ülkeden alimler, bilim adamları, astronomlar, karar merciinde bulunan yetkililer, alanında uzman akademisyenler, Diyanet İşleri Başkan Yardımcıları, Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri ve Dr. Ekrem Keleş, İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Rahmi Yaran, Prof. Dr. Ali Muhyiddîn el-Karadâğî, Muhammed Şevket Avde, Prof. Dr. Ahmed Yaman, Prof. Dr. Şeref el-Kudât, Prof. Dr. Sâcid Özdemir, Prof. Dr. Celâleddîn Hâncı, Dr. Zülfikar Şâh, Dr. Ahmed Câballâh, Dr. Heymen Mütevellî, Dr. Muhammed Garîb, İlhami Aşıkkaya, Prof. Dr. Said el-Haslan, Prof. Dr. Nidâl Kassum, Prof. Dr. Muhammed İlyas, M. Cemâleddin Abdurrazık, Hâlid Şevket, Salih es-Sa’b isimlerinden oluşan bilim komisyonu katıldı.
Kongrenin açılışında konuşan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, takvim birliğinin sağlanmasının gerekliliğine dikkat çekerek, Müslümanların birçok açıdan sarsıldığı bir dönemde Müslümanların takvim birliğine kavuşarak vahdetin sağlanmasının önemine işaret etti.
“Ayı ve güneşi şaşmaz bir hesapla yaratan, yılların sayısını ve hesabı bilebilmemiz için aya menziller tayin eden Yüce Allah’a hamd olsun” diye sözlerine başlayan Diyanet İşleri Başkanı Görmez, kongreden çıkacak kararın, ümmetin birliğine katkı sağlayacağını, hicri takvim ve kamerî aybaşları konusunda olduğu gibi ümmetin duygu, düşünce ve davranış birliğine de vesile olacağını kaydetti.
İslam ülkeleri ve dünya Müslümanlarının çıkacak kararı beklediği kongrenin açılışında konuşan Başkan Görmez, şu hususların altını çizdi;
“TEVHİD DİNİ OLAN İSLAM, MÜSLÜMANLARI DUYGU, DÜŞÜNCE, TAVIR VE DAVRANIŞTA DA BİRLİĞE DAVET ETMEKTEDİR…”
Tevhid dini olan İslam, Müslümanları duygu, düşünce, tavır ve davranışta da birliğe davet etmektedir.  İslam’da ibadetler Allah’ı birlemenin ve yalnızca ona kul olduğumuzu ifade etmenin yanında inananların birliğine de katkı sağlayacak şekilde düzenlenmiştir. Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Nebeviyye’nin hayatın ibadetlere göre şekillendirdiği, bunlar için belli vakitler öngördüğü ve bu vakitlerin tespiti için ilke ve kurallar koyduğu yüksek malumlarıdır. Müslüman âlimler baştan itibaren söz konusu ilke ve kuralları anlamaya çalışırken, Müslüman astronomlar da uzayı ve gök cisimlerinin hareketini incelemiş, kâinata hâkim olan şaşmaz düzen ve dengeyi yaptıkları gözlem ve hesaplamalarla somut, bilimsel gerçekler olarak ortaya koymaya çalışmışlardır. Fakat fakih ile astronomun senkronize çalışması ve birbirlerini beslemeleri hususunda zaman içinde taksirler de olmuştur. Uzayın keşfi ile hassas gözlem ve dakik hesaplama imkânlarının artmasına bağlı olarak, ilmin ortaya koyduğu gerçekler karşısında fıkhın güncellenememesi sebebiyle fıkhi bilgilerimizin bir kısmı eskide kalmıştır.
“SADECE KENDİ GALAKSİMİZDEN DEĞİL BAŞKA GALAKSİLERDEN BİLE HABERİMİZİN OLDUĞU GÜNÜMÜZDE İSLAM DÜNYASINDA TAKVİM BİRLİĞİNİN OLMAMASI ÜZÜNTÜ VERİCİDİR…”
Ümmetin bir kesimi gerek nasların gerek literatürün mana, mefhum, makul ve maksadına değil sadece lafızlarına bağlı kalarak eski bilgilerle amel etmeye devam edegelmiştir. Eskiyen, daha açık bir ifadeyle bilimin yanlışladığı fıkhi hükümlerle amele devam edilmesi, Müslümanları şüpheye ve bir adım sonra da nizaya sevk etmiştir. Aynı şüphe ve tartışmalar sadece kendi güneş sistemi ve galaksimizden değil başka galaksilerden bile haberimizin olduğu şu günümüzde de ne yazık ki sürmektedir. Uzay çağında hala aynı boylamlarda ve yeryüzünün birbirine yakın coğrafi bölgelerinde bulunan İslam ülkeleri dahi üç farklı günde bayram yapmaktan kurtulamamıştır. Arafat bütün dünya Müslümanlarını bir araya getiren İslam’ın en önemli birlik, beraberlik ve kardeşlik günü iken, ülkelerinde hacca giden Müslümanlar Arafat’ta vakfe yaparken kendi ülkelerinde bayram yapan veya hacılar bayram yaparken ülkelerinde arafe gününde bulunan Müslümanların oluşturduğu bir tablo, İslam’ın vahdet anlayışına uymamaktadır. Zorlama metin yorumlarıyla okuma yazma ve hesap bilmemeyi fazilet gibi gösteren ve hesabı reddeden aşırı yorumlar astronomiyi ve astronomik hesapların değerini bilen herkesin zihinlerini teşviş etmektedir.
“ORUÇ VE BAYRAMDAKİ ZAMAN BİRLİKTELİĞİ, HACDAKİ MEKAN VE NAMAZDAKİ YÖN BİRLİKTELİĞİNDEN DAHA ÖNEMSİZ DEĞİLDİR…”
Yerkürenin tamamında 24 saat içinde her an “Allah’ın tekliğini ve Hz. Muhammed’in onun elçisi olduğunu ilan eden ezanların okunması ve namaz kılınmayan tek bir anın bile kalmamasını sağlamak için namaz vakitlerinin Güneşin hareketlerine bağlanması ne kadar tabi ve makul ise Müslümanlardan kesret içinde vahdeti temin etmelerinin istendiği oruç, hac, kurban gibi ibadetler ve sevinç günleri olan bayramların onların birliğini sağlayacak şekilde ayın hareketine bağlanması da o kadar tabii ve makuldür. Bundan dolayı Rasul-i Ekrem “Oruç, (hep beraber) tuttuğunuz gündür. İftar (bayram), birlikte bayram ettiğiniz gündür. Kurban hep beraber kurban kestiğiniz gündür” buyurmuştur. Vakit açısından yerelliğin söz konusu olduğu namazda aynı cihete dönmek suretiyle duygu birliği temin edilirken kameri aylar çerçevesinde düzenlenmiş diğer ibadetlerde zaman ve mekan birliği dikkatlerimizi çekmektedir. İnananlar namazda aynı yöne dönerek, hacda aynı mekânlarda bulunarak, oruç ve bayramda ise aynı anda bu hazzı tadarak birlik ve beraberliği hissetmekte ve yaşamaktadırlar. Oruç ve bayramdaki zaman birlikteliği hacdaki mekan ve namazdaki yön birlikteliğinden daha önemsiz değildir.
“AYNI İBADETİ AYNI GÜN EDA EDEMEYEN MÜSLÜMANLARIN BİRLİK ŞUURUNU YAŞAMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR…”
Aynı ibadeti aynı gün eda etmeyen Müslümanların birlik şuurunu yaşaması mümkün değildir. Bugün burada yapmış olduğumuz toplantı, ümmetin duygu ve sevinçlerini birleştirebileceği günlerde dahi ihtilaf içinde olmalarından duyduğumuz üzüntünün dışa vurumu ve bu rahatsızlığımızı iç huzura dönüştürmenin çabasıdır. Kitap ve Sünnet’in hayatı ibadet vakitlerine göre şekillendirmeye başladığı andan itibaren ümmetin gerek fıkıh gerekse astronomi alanında yetişmiş olan âlimleri ibadet vakitlerini belirlemeyi dini bir vecibe olarak üstlenmiş, yüce Allah’ın kevnî ayetleriyle tenzîlî ayetleri arasındaki uyumu gösteren bir mesai içerisine girmişlerdir. Astronomi ilminin gelişmesi neticesinde önce namaz vakitlerinin, akabinde ramazan ayı ve hac mevsiminin belirlenmesi hususunda fıkıh hükümleri de mevcut gelişmeler ışığında şekillenmiştir ve bu süreç günümüzde de devam etmektedir.
“MÜSLÜMANLARIN, BİRLİK OLMALARI GEREKEN BİR KONUDA İHTİLAF ETMELERİ, TEVHİT EKSENLİ BİR DİNİN VE GELENEĞİN RUHUNA AYKIRI DÜŞMEKTEDİR…”
Müslümanların, birlik olmaları gereken bir konuda ihtilaf etmeleri, tevhit eksenli bir dinin ve geleneğin ruhuna aykırı düşmektedir. Bu durumu, dünyanın şekli, ay ve güneşin hareketinin doğal bir sonucu olarak izah etmek, yaşanan probleme gözümüzü ve kulağımızı kapatıp yok kabul etmekten öte bir anlam ifade etmez. Nitekim dünyanın farklı coğrafyalarında yaklaşık 60 yıldır icra edilen bunca toplantı aslında ortada Müslümanları rahatsız eden bir problemin olduğunu göstermektedir. Ayrıca ramazan, şevval ve zilhicce ayı başlarında tüm İslam coğrafyasında “kameri ay başladı mı başlamadı mı” şeklinde yaşanan tartışmalar problemin ne derece ciddi olduğunun açık bir delilidir. Küreselleşmenin yaşandığı günümüzde, göçler ve seyahatler neticesinde Müslümanların artık dünyanın her yerinde Ramazan ayını idrak ettiği de dikkate alınırsa, meselenin yalnızca İslam âleminde değil dünya çapında gündemi teşkil ettiği ifade edilebilir. Bu bağlamda Ramazan ve diğer ayları farklı günlerde idrak etmenin dünyanın kürevi oluşunun tabi bir sonucu olduğu ileri sürülürse, bunca toplantının neden icra edildiğini ve bu tartışmaların hala neden devam ettiğini açıklamak gerekmektedir.
“HİLALİN GÖRÜLMESİYLE AYA BAŞLANABİLECEĞİNİ İFADE EDEN HADİS, ASTRONOMİ İLMİNİN DİNİN ESASLARI İLE ÇATIŞTIĞINA VE HESAPLA MUAMELE ETMENİN YASAKLANDIĞINA DELİL OLMAZ…”
Yeni ayın girdiğinin bir alameti olan hilalin, hicrî ayların başlangıcı için ölçü olarak tayin edildiği malumdur. “Hilali gördüğünüzde oruca başlayın, hilali gördüğünüzde bayram edin” hadisi bu ölçüyü ifade etmektedir. Ancak hadis-i şerifte ifade edilen hilalin görülmesinin bizzat maksat değil, ayın tespiti için bir vesile olduğunu söylemek de pekâlâ mümkündür. Bu hükmün aynı hadiste “Biz ümmî bir ümmetiz; yazma ve hesaplama bilmeyiz” şeklindeki ifadesi, hilalin görülmesiyle hicri ayın başlatılmasının gerekçesini ortaya koymaktadır. Günümüzde astronomik hesaplara ilaveten hilalin görülmesinin de şart olduğunun söylenmesi, muhtemelen hesaba duyulan şüpheden değil hadisin lafzına bağlı kalma gayretindendir. Hâlbuki hadis, ayın başlangıcı için ru’yetin gerekliliğini değişmez bir ilke olarak ortaya koymamaktadır. Çünkü ru’yeti emreden hadis, ölçü olarak neden ru’yetin esas alındığının gerekçesini de zikretmektedir. Bugün astronomi ilminin kesin ve güvenilir verileri karşısında, hadiste zikredilen illetin varlığını hala koruduğunu iddia etmek, Ahmed Muhammed Şâkir’in 80 yıl öncesinden haykırdığı gibi makul değildir. İllet değiştiği halde hükmü değiştirmemek “hükümler varlık ve yokluk açısından illete tabidir” genel kuralına da aykırı bir durum olsa gerektir. Hz. Peygamber’in, hilalin görülmesiyle oruca başlamayı “hesap ve yazıyı bilmemek” şeklinde gerekçelendirmesi, o gün için ümmetin genel durumu hakkında yapılan bir tespit olup, hesap ve okuma yazma bilmemenin ümmet için kıyamete kadar mukadder olduğuna dair bir kanaat değildir. Hilalin görülmesiyle aya başlanabileceğini ifade eden bu hadis, astronomi ilminin dinin esasları ile çatıştığına ve hesapla muamele etmenin yasaklandığına da delil olmaz.
“KURAN’DA AYETLERLE İLİM ÖĞRENMENİN ÖNEMİ ORTAYA KOYDUĞU HALDE, İBADET VAKİTLERİNİN TESPİTİ KONUSUNDA İLMÎ VERİLERE DUYARSIZ KALMAYI TEKLİF ETMENİN İZAHI ZORDUR…”
Ayet ve hadislerde, hilalin görülmesiyle aya başlanacağı zikredilmiş, ancak büyük Şâfiî alimi Takiyyuddîn es-Subkî’nin de dediği gibi astronomik hesaplarla amel etmek yasaklanmamıştır. Aksine, hadisin ifadesi yazıyı, hesabı öğrenmeyi teşvik etmekte ve sadece çıplak gözle hilali gözlemeyi, asgari bir çözüm olarak sunmaktadır. Dolayısıyla hadisi şerifte yazının öğrenilmesi yasaklanmadığı gibi hesabı öğrenmek de yasaklanmamıştır. Hesabı öğrenmek onunla amel etmeyi gerektirdiğine göre bu alanda ona başvurmak icap etmektedir. Yüce Dinimiz ‘Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun’ gibi ayetlerle ilmin ve ilim öğrenmenin önemini ortaya koyduğu halde, ibadet vakitlerinin tespiti konusunda ilmî verilere duyarsız kalmayı teklif etmenin izahı zordur.
“DİNÎ HÜKÜMLERİN ZAMAN VE MEKÂNLA OLAN İRTİBATI VE İRTİBATIN TESPİT ŞEKLİ, İBADETLERLE HEDEFLENEN TEMEL GAYEYİ GÖLGELEMEMELİDİR…”
Vakitler, ibadetler için belirlenmiş sebeplerdir. Sebepler ve bunların tespit şekli, ibadetin bir parçası olmayıp asıl gaye, Allah’ın emrine boyun eğmek ve ibadeti eda etmek suretiyle kulluğu pratikte göstermektir. Nitekim bazı vakitlerin oluşmadığı yerlerde namazın düşmediğine yönelik hâkim kanaat, tutarlılık açısından aynı hususun Ramazanın başlangıcı ve hilal arasındaki ilişkide de geçerli olmasını iktiza eder. Dinî hükümlerin zaman ve mekânla olan irtibatı ve irtibatın tespit şekli, ibadetlerle hedeflenen temel gayeyi gölgelememelidir. İbadet vakitlerinin bağlanmış olduğu sebeplerin tespitinin, astronomi ilminin alanına girdiği malumdur. Geçmişte bu tespitin ilmin verilerine bırakılmayarak, hilalin görülmesi şeklinde yapılması,  sonuçları kesinlik arz eden bir astronomi ilminin mevcut olmaması, “ilm-i felek” ile “el-ahbâr bi’t-tencîm”in aynı telakki edilmesi; dolayısıyla da verilerinin kesin sonuçlardan ziyade bir takım tahminlere dayanmasındandır. O günün şartlarında zannî olması sebebiyle kriter kabul edilmeyeceği hükmü, illetin değişmesiyle beraber, bu gün geçerli olmamalıdır. Bu şartlar çerçevesinde verilmiş bir hükmün varlığını günümüzde de sürdüreceğini iddia etmek ve Hz. Peygamber’in açıkladığı gerekçe ile amel etmemek, bu hükmün hikmetini dikkate almamak olacaktır. Sonuçları kesinlik arz eden bir ilmin verileri ile amel etmek, “ehl-i ilme sorma” emrinin de bir gereğidir. Bugün yapılması gereken, astronomi ilmini dine ve ümmetin birliğine hizmet eder hale getirmektir.
“KAMERÎ AYBAŞLARI KONUSUNDA ÜMMETİN BİRLİK SAĞLAYAMAMIŞ OLMASI, HEM İSLAM’I HEM DE MÜSLÜMANLARI BİR TAKIM SIKINTILARLA KARŞI KARŞIYA BIRAKMAKTADIR…”
Kamerî aybaşları konusunda ümmetin birlik sağlayamamış olması hem İslam’ı hem de Müslümanları bir takım sıkıntılarla karşı karşıya bırakmaktadır. Söz konusu sıkıntılar topluca ümmeti ilgilendirdiği için çözümü de ancak ümmetin önde gelen siz kıymetli ilim adamlarının eliyle olacaktır. İlim adamlarına düşen, ümmetin genel maslahatını gözeten, içinde bulunduğumuz çağın şartlarına uyan ve insanlığın ulaştığı ilmi seviyeyi göz ardı etmeyen içtihatlar üretebilmektir. Yıllar, hatta yüzyıllar sonrasının bile hesabının yapıldığı günümüzde, hesap bilenlerin nadiren bulunduğu bu sebeple de ibadet vakitlerini belirlemede müşahedeyi vesile kılan 1400 yıl önceki şartlar çerçevesinde oluşturulmuş çözüm önerileri ile hareket etmeyi tavsiye etmek, problemi çözümsüzlüğe terk etmektir. 24 saat içinde oluşması gereken günün 48, hatta 72 saatte oluşacağı yönündeki görüşler, huzur kaynağı olması gereken ibadeti şüphe içerir hale getirmekte ve inananlar gönül huzuru içinde ibadetlerini yapamamaktadırlar. Bu huzursuzluklar da hem ibadetten beklenen gayeyi gerçekleştirmemekte hem de Müslümanlar arasında olması gereken tevhid anlayışı ile bağdaşmamaktadır.
“İSLAM ÂLEMİNİN İBADET VAKİTLERİ KONUSUNDA YAŞADIĞI İHTİLAF,  BÜTÜN MÜSLÜMANLARI RAHATSIZ ETMEKTEDİR…”
İslam âleminin ibadet vakitleri konusunda yaşadığı ihtilaf,  bütün Müslümanları rahatsız etmektedir.  Bu konuda yaşanan sıkıntıdan en çok etkilenenler hiç şüphesiz ki bulundukları coğrafyalarda azınlık halde yaşayan Müslümanlardır. Aynı medeniyetin bir üyesi olarak artık dünyanın her yerinde bulunan Müslümanlar arasında bu konunun bir fitne ve fesad sebebi olması meseleyi daha sıkıntılı bir hale getirmektedir. Ne yazık ki bu fitne bazen aynı evde yaşayan kardeşleri karşı karşıya getirecek boyutlara varabilmektedir.
“AVRUPA’DA VE DÜNYANIN ÇEŞİTLİ BÖLGELERİNDE AZINLIK OLARAK YAŞAYAN MÜSLÜMANLAR DA BU SORUN SEBEBİYLE ZOR DURUMDA KALMAKTADIRLAR…”
Avrupa’da ve dünyanın çeşitli bölgelerinde azınlık olarak yaşayan Müslümanlar da bu sorun sebebiyle zor durumda kalmaktadırlar. Yıllardır bayram günlerini tatil günü olarak kabul ettirmek için mücadele eden bu Müslümanlar kendi içlerinde bayram günleri konusunda ihtilafa düşünce bin bir zorlukla elde ettikleri haklarını kaybetmekle karşı karşıya kalmışlardır. Üstelik aynı mescidde yan yana namaza duran müminlerin farklı günlerde bayram yapmasını ne dinen ne ilmen ne de fıkhen açıklamak mümkündür. Diğer taraftan bazılarının algısında bu mesele ilmi ve içtihadi bir konu olmaktan çıkmış, politik bir tartışmaya dönüşmüştür. Birliğimizin sembolü, şeâir-i İslamiyyeden olan bayramlarımız bir ihtilaf konusu haline gelmiş, Müslümanlar ağyarın gözünde küçük düşmüştür.
“MÜSLÜMANLARIN BİRLİK SAĞLAYAMAMALARI VE AYRILIK ŞEKLİNDE YORUMLANMAKTA VE İSLAM’IN İLME VERDİĞİ ÖNEMİN TARTIŞILMASINA NEDEN OLMAKTADIR…”
Bütün bu sıkıntıları görmezden gelerek, “meseleyi problem haline getirmeye gerek yok” yaklaşımı, vatan topraklarından uzaklarda kalan Müslümanların parçalanmışlıklarını görmezden gelmek ve üstünü örtmeye çalışmaktan başka bir sonuç doğurmaz. Yaşanan bu soruna ortak bir çözüm bulmadan, bütün Müslümanları tek söz üzerinde birleştirmeden “herkes yaşadığı ülkenin kararına uysun” demek de, problemin bizzat içinde olanların vicdanlarını rahatlatmadığı gibi nihai bir çözüm de üretmemektedir. Ayrıca, kameri aybaşlarındaki farklı yorum ve uygulamalar, Müslümanların kendi içlerinde birlik sağlayamadıkları ve ayrık bir görüntü çizdikleri şeklinde yorumlanmakta ve İslam’ın ilme verdiği önemin tartışmaya açılmasına neden olmaktadır.  Bu olumsuzluk üzerinden İslam’ın tartışma konusu yapılması, meselenin çözümünü zorunlu kılan diğer bir sebeptir.
Fotoğraflar

25 Kasım 2016 Cuma

KAMPANYA: "TRAKYA’NIN TALANINA DUR DE! TRAKYA’DA YAŞAMI SAVUN Hakan DEDEOĞLU, Kırklareli-Türkiye"

TRAKYA’NIN TALANINA DUR DE!..
TRAKYA’DA "DOĞAL YAŞAMI" SAVUN
Hakan DEDEOĞLU, Kırklareli-Türkiye
1999 yılında Trakya Üniversitesi ile o zamanki adıyla Çevre ve Orman Bakanlığı arasında başlayan Ergene Eşgüdüm Protokolü sürecinin sonucunda ortaya çıkan ve Türkiye’nin ilk çevre düzeni planı olan 1/100.000’lik “Ergene Havzası Çevre Düzeni Planı” 13 Temmuz 2004 tarihinde Osman Pepe’nin bakanlığı döneminde imzalanmıştır. Söz konusu plan, o tarihten bu yana, Trakya’yı talan etmek isteyenlerin hedef tahtası haline gelmiş ve çeşitli revizyon planlarıyla delinmek istenmiştir.
En son, 24.08.2009 günü onaylanan 1/100.000 ölçekli Trakya Alt Bölgesi Ergene Havzası Revizyon Çevre Düzeni Planı’nına ilişkin, Danıştay 6. Dairesi’nde açılan dava neticesinde bölgeye gönderilen bilirkişi heyetinin elinden çıkan 215 sayfalık rapor neticesinde revizyon planın yürütmesi durdurulmuştur.
Şimdiyse bazılarının iştahı, Trakya’ya “kömürlü termik santral” yapılması için kabarmış durumda! Bunun için yeni plan değişiklikleri de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü tarafından ilan edildi. 
Buna göre;
Trakya Alt Bölgesi Ergene Havzası 1/100.000 Ölçekli Revizyon Çevre Düzeni Planı Değişikliği çerçevesinde;
1) İstanbul İli 1/100 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği ile Silivri’de toplamda 485 hektarlık alan, “Enerji Üretim Alanı“ olarak düzenlenmiştir.
2) Tekirdağ İli 1/25.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği ile Çerkezköy İlçesinde yaklaşık 60 hektarlık alan “Enerji Üretim Alanı” olarak düzenlenmiştir.
3) Kırklareli İli 1/25.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği ile TKİ Vize Termik Santrali yapılması planlanan Kırklareli İli, Vize İlçesindeki yaklaşık 135 hektarlık alan, ”Enerji Üretim Alanı “ olarak düzenlenmiştir.
Görüldüğü gibi bugün, Trakya yeni bir saldırıyla karşı karşıyadır. Söz konusu saldırı, daha önce gerek bilimsel planlama çalışmalarında gerekse hukuki kararlarda ifade edildiği şekliyle “tarım arazisi,” “orman alanı,” “yer altı suları besleme alanı” gibi ifadelerle üstün kamu yararı çerçevesinde korunması gereken müştereklere yönelmektedir. Hatta 1/25.000’lik plan çerçevesinde “Tarımsal Niteliği Birincil Öncelikli Korunacak Alan”lar da bugün tehdit altındadır.
Trakya’da kömür demek, İstanbul’un ve Türkiye’nin kararması demektir. Türkiye’nin ve Avrupa’nın en önemli ekosistemlerinin zarar görmesi, en verimli tarım topraklarının kirlenmesi demektir. Gelin, bilim ve hukuk kisvesi altında Trakya’yı kömürle kirletmeye çalışanlara “dur” diyelim; Trakya’da doğacak çocuklar için, tüm canlı yaşamı için geleceğimize sahip çıkalım.
Bu kampanyaya destek vererek Trakya’da “kömürlü termik santral” istemediğimizi Başbakan Binali Yıldırım ile Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’ye hep birlikte iletelim.
Saygılarımla,
Bu kampanyanın teslim edileceği kurum: Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına:
1. Binali Yıldırım, Başbakan
2. Mehmet Özhaseki, Çevre Bakanı
KAMPANYA LİNK-İ:

24 Kasım 2016 Perşembe

YENİ BİR SKANDAL!.. ÇİN’E ŞANGHAY BEŞLİSİ ‘JESTİ’ Mİ?

SOYKIRIMCI, İŞGALCİ, TÜRK DÜŞMANI ÇİN MEZALİMİNE; ŞANGHAY BEŞLİSİ ‘JESTİ’ Mİ?
Türkiye'de 15 yıldır "mülteci" statüsünde yaşayan Uygur Türkleri'nin önemli önderlerinden Abdülkadir Yapçan önce tutuklandı, ardından da Çin'e iade edilmek üzere göç idaresi tarafından Kırklareli Geri İade Merkezi'ne konuldu. (Haber: "iktibas" Zeynep GÜRCANLI, 24 Kasım 2016]
Türkiye'de 15 yıldır "mülteci" statüsünde yaşayan Uygur Türkleri'nin önemli önderlerinden Abdülkadir Yapçan önce tutuklandı, ardından da Çin'e iade edilmek üzere göç idaresi tarafından Kırklareli Geri İade Merkezi'ne konuldu.
CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin, Doğu Türkistan’da yaşayan Uygur Türkleri’nin önemli kanaat önderlerinden olan Yapçan’ın durumunu hükümete sordu. Tekin, Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş’in yanıtlaması istemiyle yazılı soru önergesi verdi.
YAPÇAN HALEN İADE MERKEZİNDE TUTULUYOR
2001 yılından bu yana Türkiye’de bulunan Yapçan, ekim ayında, Çin hükümetinin hakkında "kırmızı bülten çıkarması" gerekçesiyle gözaltına alınmış, 40 gün Maltepe cezaevinde tutulmuştu. Yapçan, cezaevinden salıverildiğinde, bu kez Göç İdaresi tarafından alınarak, vatandaşı olduğu Çin’e iade edilmek üzere Kırklareli iade merkezine konuldu. Yapçan, halen iade merkezinde tutuluyor.
TÜRKİYE’DEKİ UYGUR TÜRKLERİ AYAKTA
Yapçan’ın, 15 yıl Türkiye’de yaşadıktan sonra, tam da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin "Şanghay Beşlisi" olarak da bilinen Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üyeliği konusunda sıcak mesajlar verdiği dönemde önce gözaltına alınıp, ardından iade merkezine koyulması, Türkiye’de yaşayan Uygur Türkleri’ni de harekete geçirdi.
Hür Doğu Türkistan Platformu yayınladığı bildiri ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Yapçan’ın Çin’e iade edilmemesi yönünde çağrıda bulundu. Erdoğan’a hitaben yazılan Hür Doğu Türkistan Platformu mektubunda, "2002’den beri İstanbul'da yaşayan Çin uyruklu Abdulkadir Yapcan’a iftira atıldığı, kırmızı bültenle iadesinin istenmesinin ise bir tuzak olduğu" vurgulandı.
Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti de, Yapçan’ın iade edilmesi kararının ardından yaptığı açıklamada, kararın Uygur Türklerinde derin üzüntü ve endişe doğurduğunu vurguladı. Açıklamada, "Pekin yönetiminin 15 yıl sonra güncelleyerek hazırladığı ‘kırmızı bülten’ ile iadesini talep ettiği Doğu Türkistanlı dini âlim ve kanaat önderlerinden Abdulkadir Yapçan hakkındaki ‘bölücü ve terörist’ suçlaması tamamen iftiradan ibarettir, hakikati yansıtmıyor" ifadeleri kullanıldı.
GÜRSEL TEKİN SORDU: 
UYGUR TÜRKLERİ FEDA MI EDİLİYOR
Konuyu soru önergesi ile Türkiye gündemine taşıyan Tekin, Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş’in yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde konuyu şöyle özetledi;
"Türkiye’de 15 yıldır mülteci statüsünde yaşamasına rağmen vatandaşlık hakkı verilmeyen Uygur Türklerinin kanaat önderlerinden Abdulkadir Yapçan, Çin hükümetinin kırmızı bülten kararını güncellemesinin ardından Türkiye'de gözaltına alınmış ve 40 gün Maltepe Cezaevi’nde tutuklu kalmıştır. Yapılan itiraz sonrası mahkeme kararıyla serbest kalan Yapçan'ın serbest kaldığı gün, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü gözetim kararı çıkarmıştır. Soydaşımız Yapcan, Kırklareli’nde Çin’e iade edilmek üzere bekletilmektedir. Son yıllarda Türkiye’de, Doğu Türkistan'dan gelip Türkiye üzerinden IŞİD’e katılmak için Irak ve Suriye’ye geçmek isteyen Uygur gençlerine engel olan, Doğu Türkistanlılar tarafından bilge adam olarak nitelendirilen Yapçan'ın kırmızı bülten kararının Çin tarafından yenilenmesini ise yine Doğu Türkistanlılarca, olmayan bir örgütün ismiyle bir iftiraya dayandığı ileri sürülmektedir. Özellikle ekonomi, güvenlik ve siyasi anlamda altyapısız bir söylem olan Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) üyeliğine üye olma sözlerinin üzerine böyle bir hamlenin yapılması, kamuoyunca "ŞİÖ'ye yaranmak için soydaşımız bir iftira uğruna teslim ediliyor" yorumlarına neden olmuştur. AKP Hükümetleri, aynı tutumu Uygur Ana olarak bilinen Rabia Kadir'e de uygulamış, soydaşlarımızın haklarını dünya çapında savunan Kadir'i Türkiye'ye sokmamıştır.
İŞTE O SORULAR: 
YAPÇAN’IN  İADESİ, ŞANGAY BEŞLİSİ İÇİN Mİ?
Tekin, önergesinde hükümete şu soruları sordu;
1. Yapçan'ın Çin'e iade edilmesinin nedenleri nelerdir? Hükümetiniz, Doğu Türkistan’daki zulüm ve katliamlara maruz kalan soydaşlarımıza sahip çıkmaktan vaz mı geçiyor?
2. Yapçan'ın iade edilmesi için Çin tarafından Hükümetinize herhangi bir talep gelmiş midir?
3. ŞİÖ üyeliğinin kamuoyunda tartıştırılmasıyla Yapçan'ın iade edilmesi arasında siyasi bir ilişki var mıdır?
4. Rabia Kadir'i Türkiye'ye sokmayan Hükümetinizin, Yapçan'ı da iade etmesi, dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan soydaşlarımız arasında nasıl bir etki doğuracaktır?
5. Yapçan'ın iadesi sonrası yaşamsal tehlikesi ya da işkence görme riski olduğu Hükümetiniz tarafından bilinmekte midir?
6. Ülkemizde, kendi ülkesi tarafından terörist ilan edilen ve IŞİD ile işbirliği açık biçimde bilinen Tarık Haşimi gibi kişiler polis korumasıyla rahatça yaşamaktayken, Yapçan neden iade edilmektedir?
7. Son 10 yılda kaç kişi, Yapçan'a benzer gerekçelerle ülkelerine iade edilmiştir? Bu iadeler hangi ülkeleredir?"

23 Kasım 2016 Çarşamba

MÜTHİŞ BİR KEŞİF!.. Bilim insanları Dünya'da yaşamın en eski kanıtını 220 milyon yıldan 3.7 milyar yıla çıkaran bir fosil buldular...

DÜNYA’DA CANLI YAŞAM NE ZAMAN BAŞLADI?..
Bilim insanları Dünya'da yaşamın en eski kanıtını 220 milyon yıldan 3.7 milyar yıla çıkaran bir fosil buldular...
Dünya’da yaşam ne zaman başladı? Yıllardır bu soruyu cevaplamak için birçok kazı yapıyoruz ve jeolojik kanıtlar arıyoruz. Küresel ısınmaya teşekkür edelim, çünkü en eski yaşam kanıtını barından fosil bulundu.
WebTekno'nun Futurism'den aktardığı habere göre 220 milyon yıl olduğu kanıtlanabilen Dünya üzerindeki yaşam, bu fosil ile 3.7 milyar yıla çıktı.
Grönland’ın Isua kayalıklarında, araştırmacılar küçük, koni şeklinde, yassı ve katmanlı 4 cm’lik yapılar buldular. Bunlar kayanın yüzeyine yayılmışlardı.
İncelemelerden sonra bilim insanları bunların “stromatolitler” denilen mikroorganizmalar tarafından yapıldığını ileri sürdü. Bu bakteriler genellikle eski kayalarda bulunuyor ve yaşamın doğduğu zamanı, gökyüzünün hala turuncu ve okyanusların yeşil olduğu zamana dek geri götürüyor. Aslında bu keşif 4 yıl önce yapılmış ama şimdi açıklanmasının nedeni, bilim insanlarının bu konuda emin olana dek testlere devam etmesi. New South Wales Üniversitesi’nden Martin Van Kranendonk “Kesinlikle ikna oldum, yaşam bu kadar geri gidiyor” dedi.
Dünya, 3.7 milyar yıl önce cehennemsi bir görüntüye sahipti. Okyanuslar donuk durumdaydı. Dönüş hızı hala çok fazla ve yüzeyi erimiş lavlarla kaplı, çamurumsu bir yapıdaydı. Bu durum bile yaşamı sonlandırabilirdi. Fakat bulunan kanıtlar yaşamın bu ortamda bile var olduğunu bize kanıtlıyor. [Kaynak: WebTekno>Futurism>23 Kasım 2016]

16 Kasım 2016 Çarşamba

Azerbaycan Milletvekili Paşayeva: Darülaceze büyük tarihimizden bize emanettir

Azerbaycan Milletvekili Paşayeva: 
"Darülaceze büyük tarihimizden bize emanettir"
Azerbaycan Milletvekili Paşayeva kurumumuzu ziyaretinde, Darülaceze'nin tüm faaliyetlerinde kalpleriyle, dualarıyla ve ellerinden gelen her türlü destekle yanında olacaklarını söyledi. 
Azerbaycan Millî Meclisi'nin 3. Dönem Milletvekili Ganire Paşayeva Darülaceze Başkanlığı'na ziyaret gerçekleştirdi. Başkanımız Hamza Cebeci ile birlikte kurumumuzu gezerek sakinlerimizle sohbet etti. 
Azerbaycan Milletvekili Paşayeva, Darülaceze'nin büyük tarihimizden bize emanet kalan güzel ve önemli bir kurum olduğuna değinerek, "Memleketimizin hayırlı müesseselerini gezmekten, burada çalışan fedakâr insanlarımızla güzel sohbetler etmekten, burada yaşayan insanlarımızla buluşmaktan çok memnun oldum." diyerek duygularını ifade etti. "İnşallah inanıyoruz ki, böyle güzel ve önemli bir merkezi Azerbaycan'da da kurabileceğiz. Bu güzel merkezin daha da büyümesini diliyoruz ve daha büyük başarılar diliyoruz. Darülaceze'nin tüm faaliyetlerinde her zaman kalbimizle, dualarımızla ve elimizden gelen her türlü destekle yanındayız. Allah her zaman bu kurumumuzu korusun."dedi.
Azerbaycan Millî Meclisi'nin 3. Dönem Milletvekili Ganire Paşayeva'yı makamında ağırlayan Başkanımız Hamza Cebeci, misafirimize Darülaceze'nin tarihi ve yapılan çalışmalarla ilgili bilgi aktardı. İdare Meclis Üyelerimiz Fuat Kulaçoğlu, Derya Yanık ve Şerif Esendemir de görüşmeye iştirak etti. Başkanımız Cebeci, Darülaceze'nin kuruluş yıllarına ait resimlerinden oluşan Darülaceze Albümü'nü ziyaretleri anısına Paşayeva'ya takdim etti.

15 Kasım 2016 Salı

KAYSERİ ŞEHİR PLANCILARI ODASI ÖNCÜLÜĞÜNDE "HATIRA ORMANI"

KAYSERİ ŞEHİR PLANCILARI ODASI ÖNCÜLÜĞÜNDE “ERCİYES ÜNİVERSİTESİ, ŞEHİR VE BÖLGE PLANLAMA BÖLÜMÜ ÖĞRENCİLERİ”, ODA ÜYELERİ VE AİLELERİ HATIRA ORMANI OLUŞTURDU
Çevreye Saygı, Geleceğe Miras...
Şubemiz tarafından organize edilen ve başta, “Erciyes Üniversitesi Şehir ve Bölge Plânlama Bölümü Öğrencileri ile değerli Hocaları” olmak üzere üyelerimiz ve ailelerinin katıldığı etkinlikte Kayseri Şehir Plancıları Odası Hatıra Ormanı oluşturduk.
13 Kasım 2016 Pazar günü Yeşilhisar/Gülbayır Mahalle‘sinde 500 ağacı toprağa verdik.
Ormanımızın her yıl bakımlarını yapıp büyüteceğiz.
Gelecek yıllardaki hedefimiz ise başlattığımız bu hareketi toplumun diğer kesimlerine yayarak ağaçlandırma alanı için uygun olan alanların tamamını orman haline getirmektir. Ormanımızı ise doğal yaşama, bir çok canlıya ve dünyamızın geleceğine hediye edeceğiz.
Katılan herkese duyarlılıkları için teşekkür ederiz. 
KAYSERİ ŞEHİR VE BÖLGE PLÂNCILARI ODASI BAŞKANLIĞI

5 Kasım 2016 Cumartesi

ADALET VE HUKUKUN BANİSİ DP, NE OLDU DA "EŞKIYA İÇİN" BARIŞÇIL ÇÖZÜM İSTEMEYE BAŞLADI? BU NE AYMAZLIK, REZİLLİK VE KEPAZELİKTİR BÖYLE!..

Demokrat Parti Genel Başkanı Uysal: Barışçıl siyasetin hakim olmasını istiyoruz
Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, HDP milletvekillerinin gözaltına alınmasına ilişkin, "Hangi siyasi görüşe sahip olursa olsun barışçıl siyasetin hakim olmasını istiyoruz." dedi.

Demokrat Parti Genel Başkanı Uysal: Barışçıl siyasetin hakim olmasını istiyoruz




KONYA
Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, parti çalışmaları ve bazı ziyaretler için geldiği Konya'da, bir otelde partililerle bir araya geldi.
Burada açıklamalarda bulunan Uysal, Diyarbakır'daki patlamaya ilişkin Türkiye'nin uzun süredir şiddet sarmalının içine sürüklenmek istendiğini söyledi.
Türkiye'nin 15 Temmuz'da kara bir gün yaşadığına dikkati çeken Uysal, "O geceden itibaren devlet ve beka meselesi olarak gördüğümüz, seçilmiş hükümetin ve TBMM'nin şahsında bu yaşanan hadiselerden Türkiye'nin süratle çıkabilmesi için ısrarla iktidarın atacağı her sorumlu adımda onlara destek olacağımızı ifade ettik." diye konuştu.
Uysal, Türkiye'nin çatışmaların ve şiddetin yaşandığı coğrafyada, iki asırdır demokrasisini, hukukunu derinleştirdiğini belirterek, şöyle devam etti:
"Herkes için adalet, eşitlik ve zenginlik diyen anlayış içinde bütün zorluklara rağmen bugünlere kadar getirdi. Bugün de Türkiye'nin pek çok meydan okumaya muhatap olduğu zeminde kendi adımıza Türkiye'ye yeni bir boyut ve derinlik katma mecburiyeti ile karşı karşıyayız."

HDP milletvekillerinin gözaltına alınması

İfade vermeye gitmeyen HDP milletvekillerinin gözaltına alınmasına ilişkin ise Uysal, şunları kaydetti:
"Hangi siyasi görüşe sahip olursa olsun barışçıl siyasetin hakim olmasını istiyoruz. Terörle bağını kesmemiş, terörist cenazesinde bulunan, öven birtakım sorumsuz beyanlarla HDP'nin maalesef siyasi parti olmaktan daha ötede bir takım tavırlarının olduğunu biliyoruz. Bölgemizde, Musul'da, Kerkük ve Telafer'de pek çok iç içe geçmiş farklı şiddet teşebbüslerinin olduğu noktada bunu da fırsat bilerek, özellikle Doğu ve Güneydoğu'da yeniden bir şiddet sarmalına umarım birileri çevirmez. Bu anlamda adalet mekanizmasının çok hızlı, yurt dışından birtakım manipülatif unsurlar haline dönüştürülmeden, sarih açıklamalar yapmasını da bekliyoruz."
Muhabir: Abdullah Doğan
Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.witter Google Linked

4 Kasım 2016 Cuma

Belçika Mahkemesine Göre Pkk'nın Faaliyetleri Terör Eylemi Değil!.. Keferenin Kararı Doğal Olarak İnsanlık Dışı, Alçakça, Kalleşçe, Düşmanca ve Kancıkça…

BELÇİKA MAHKEMESİNE GÖRE PKK'NIN ANARŞİ, TERÖR VE TEDHİŞ FAALİYETLERİ TERÖR EYLEMİ DEĞİL!..
KEFERENİN KARARI DOĞAL OLARAK KANCIKÇA!..
Mahkeme, terör faaliyetlerinde yer almanın yanı sıra çocuk yaştakilerin kaçırılması, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve ölüm tehdidinde bulunmakla yargılanan PKK üye ve yöneticilerinin yaptıklarının "terör eylemi" olmadığına hükmetti. Gerekçede, "silahlı mücadele, terör suçlaması kapsamında değerlendirilemez" denildi
Belçika Mahkemesi, Avrupa Birliği'nin (AB) terör örgütleri listesinde olan PKK'nın faaliyetlerinin "silahlı mücadele kapsamında olduğu için terör suçu oluşturamayacağına" hükmetti. Brüksel Mahkemesi, terör örgütünün Avrupa'daki üst düzey yöneticilerinden Remzi Kartal ve Zübeyir Aydar'ın da aralarında bulunduğu 36 kişinin yargılandığı davada karar açıkladı. Mahkeme, terör faaliyetlerinde yer almanın yanı sıra çocuk yaştakilerin kaçırılması, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve ölüm tehdidinde bulunmakla yargılanan PKK üye ve yöneticilerinin yaptıklarının "terör eylemi" olmadığına hükmetti. Kararın gerekçesinde, "silahlı mücadele, terör suçlaması  kapsamında değerlendirilemez" denildi. Federal Savcılığın karara itiraz etme hakkı bulunuyor.
2006'da başlayan soruşturmanın ardından Ekim 2015'te dava açılmıştı. Davada PKK üyeleri, Belçika ve diğer Batı Avrupa ülkelerinden genç ve çocuk yaştakileri ailelerinden koparttıktan sonra Belçika'nın yanı sıra Yunanistan ve Irak'taki kamplarda eğitim vermekle suçlanıyordu. Sanıklara yönelik suçlamalar arasında sahte evrak düzenlemek ve haraç toplamak da yer alıyordu. PKK, AB'nin terör örgütleri listesinde yer alıyor. Liste Belçika'yı da bağlıyor. [status publish] [geotag on] [publicize off|twitter|facebook] [category terör] [tags PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI, Belçika, mahkeme, PKK, faaliyet, terör eylemi]

3 Kasım 2016 Perşembe

KÜZECİ’ye Ödülünü Merhum SÜLEYMAN BRİNA’nın Kızı FİDAN JILTA BRİNA Sundu

KERKÜKLÜ ŞAİR-YAZAR VE GAZETECİ DR. ŞEMSETTİN KÜZECİ’YE KOSOVA CUMHURİYETİ’NDEN “ULUSLARARASI BALKANLAR TÜRK KÜLTÜRÜ HİZMET ÖDÜLÜ” VERİLDİ.
[ECE AJANS & ULUSAL AJANS; Kerkük Özel, 03 Kasım 2016]
Yaklaşık 20 yıldan beri, başta Türkiye olmak üzere tüm Türk dünyasında Irak Türkmenlerinin kültür, sanat, edebiyat ve diğer alanlarda adeta bir “KÜLTÜR ELÇİSİ” gibi faaliyet gösteren, Dr. Şemsettin Küzeci; Şimdi de Kosova Cumhuriyeti’nden önemli bir ödül aldı.
ULUSLARARASI SÜLEYMAN BRİNA BALKANLAR TÜRK KÜLTÜRÜ HİZMET ÖDÜLÜ
Balkan Türkleri arasında bilinen, tanınan ve sevilen Dr. Şemsettin Küzeci, 2016 faaliyet döneminde “20. Uluslararası Süleyman Brina Balkanlar Türk Kültürü Hizmet Ödülü”ne layık görüldü. Takdir edilen ödüller, sahiplerine 28 Ekim 2016 tarihinde Kosova’nın Prizren şehrinde Prizren Doğru Yol Derneği Merkezi’nde düzenlenen özel bir törenle sahiplerine verildi. Geniş katılımlı ve oldukça anlamlı Ödül Töreninde Kosova Kamu Yönetimi Bakanı Mahir Yağcılar, Türkiye Cumhuriyeti Prizren Başkonsolosu Selen Evcit, merhum Süleyman Brina’nın ailesi, Yunus Emre Enstitüsü temsilcisi, Türk Taburu temsilcisi, dernek başkanları ve çok sayıda katılımcı törende hazır bulundu.
KÜZECİ’YE ÖDÜLÜNÜ MERHUM SÜLEYMAN BRİNA’NIN KIZI FİDAN JILTA BRİNA SUNDU
Kerküklü ünlü araştırmacı, eğitimci, gazeteci, şair, yazar Dr. Şemsettin Küzeci’ye ödülünü; Merhum ve müteveffa Süleyman Brina’nın kızı Fidan Jılta Brina sundu.  Küzeci; ödül aldıktan sonra şunları söyledi: “Bu ödül benim için çok anlam verici bir ödüldür. Yıllardır Kosovalı kardeşlerimizle özveriyle Türk kültürüne hizmet ederken karşılığında böylesine güzel ödüllerle karşılık bulmamızı hiç düşünememiştik. Beni bu ödüle layık göre seçici kurul Başkanı Sayın Zeynel Beksaç ve kurul üyelerine teşekkür etmeyi bir borç bilirim. Bugün ödül alanlar arasında aranızda Irak Türkmenlerini, Türkiye’yi ve Türk dünyası temsilen bulunmam beni gayet mutlu ediyor. Bu ödül bana yeni bir misyon ve yeni bir görev daha yükledi diye düşünüyorum” diyerek sözünü noktaladı.
Ayrıca Dr. Şemsettin Küzeci, toplantıda hazır olanlara hitaben yaptığı konuşmasının sonunda: Başkanı olduğu “Dünya İletişimciler Derneği” ile “Türk Dünyası Kültür Sanat Platformumu” adına “Onur Belgesi” ve Nevruz Çiçekleri (Türk Dünyası Kadın Şairleri) antolojisi kitabını, Kosova’da faaliyet gösteren ve törende hazır olan kurum, kuruluş temsilcileri ile bazı önemli ve değerli şahsiyetlere takdim etti.